Sayfalar

15 Ekim 2021 Cuma

Belirsiz Bir Anın Kıyısında

 

Tek katlı, bahçeli evlerin olduğu otoban kenarındaki gizemli mahalleden oyuncu belleğin dehlizlerine, kuyuya fısıldanan sırlardan mezarından kalkıp gelen ölülere, insan gibi makinelerin tuhaf dünyasından uykuyla uyanıklık arasındaki belirsiz anlara uzanan tekinsiz bir yolculuk; acımasız bir yazarın kaleminden çıkan uçuş korkusu ve nihai sonsuzluk. (Arka Kapak)

    Murat Gülsoy hikayelerinde tasarladığı kurgu ile beni her zaman şaşırtan, kendisine hayran bırakan bir yazar. Yazarı Sevgilinin Geciken Ölümü ile tanımıştım, yıllar önce okuduğum kitabı net bir şekilde aklımda ve  en etkileyici kitabı bence. Tanrı Beni Görüyor mu? ve Bu Filmin Kötü Adamı Benim okuduğum diğer kitaplar, yazarı tanıdıkça okurken aldığınız tat da artacaktır.

    Yazarıyla Konuşanlarda Ekim ayı yazarlarımızdan ikincisi Murat Gülsoy, üzerine konuşmak için seçtiğimiz kitabı da Belirsiz Bir Anın Kıyısında. Gülsoy ile gerçekleştireceğimiz sohbet beni fazlasıyla heyecanlandırıyor. Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan yazar mühendislik ve yaratıcı yazarlık dersleri veriyor. Sayısal bellek ile yazarlığın iki farklı uç olarak nitelendirildiği günümüzde bu kesişimden harika kurgulanmış öyküler okuyabilirsiniz. Yazarla tanışmak isteyenler için uygun bir kitap Belirsiz Bir Anın Kıyısında.

    Kitap yedi öyküden oluşuyor, arasında seçim yapmakta zorlansam da en etkileyici bulduğum öykü Trapped oldu. Sadece okumakla kalmayıp kitabı göğüs hizanızda hissedeceğinizi garanti edebilirim. Kitabın tam ortasında yer alan Babanız Geldi ise misafir odasındaki kanepeye bakış açınızı değiştirebilir, bu öyküde çok eğlenen arkadaşlar oldu.

    Kitap üzerine farklı düşünce ve görüşler için pazartesiyi bekliyorum.



 

30 Eylül 2021 Perşembe

Bugünlerde...

 

Selam, mesainin başlamasına yarım saat kala ofisten bildiriyorum. Kahveyi hazırladım, müziğin sesini yalnızlığımdan aldığım güçle yükselttim, klavyeyi kendime yaklaştırdım.
Ve başlıyoruz...

( Imagine Dragons-Natural açalım lütfen, senkronize olalım)


Yaklaşık 2 senelik ara, söylerken ne kadar kısaymış gibi geliyor kulağa. Ama neler neler sığdı bu zamana, başı hala devam eden pandemi çekiyor tabi. Evin pencerelerini bile açmaya korktuğumuz günlerden 'maskesiz de olur' denilen günlere geldik, ikişer üçer doz aşılandık, herkesin her şeyi bildiği memleketimde genetik olarak zaten hastalığa yakalanmayacağımızı temin eden doktorlardan burnuna tereyağı sürerek iyileştiğini öne süren gazeteci (!)lere kadar neler neler gördük. Şu anda ise Biontech olanların bugünden itibaren ölmeye başlayacağı yönünde, repeat after me; Eşhedü enla......


Bu süre zarfında biyolojik olarak epey büyüdük, bendeki etkiler pek sevimli görünmese de kızlar epey yol aldı :) Eylül'ün boyu yakında benimle aynı olacak, Duru'nun da dili benimki kadar ;)

Antalya'da yaşamak hala güzel...


Doğada olmak, insanlardan uzaklaşabilmek hala çok kıymetli hatta daha da kıymetli...



Yazı bitirdik, kışa doğru yol alıyoruz. Bizim için keyifli bir mevsim geride kaldı. Tatil ve kafa dinlemeye dair alışkanlıklarımız değişmedi tabi. Antalya'da sakin yer bulabilmek hayal olsa da, pandemiyle birlikte ayağına terliğini geçirip eline tabure alan herkes kampçılığa heves etse de biz  kendimize göre kamp alanları bulabildik.


Durucuk artık 2. sınıf öğrencisi. Uzaktan, yakından, ekran başından derken 1. sınıf nasıl geçti anlayamadık. Bu sene normale yakın bir eğitim öğretim yılı olsun diye umuyoruz. 

Bazı kamp alanları artık evimiz gibi oldu, her türlü kalabalığın ortasında huzurlu alanlar bulabildik.




Denizine bayılsak da mevcut popülasyondan yaka silkip arkamıza bakmadan kaçtığımız yerler de oldu tabi.

Şahane günbatımları kaydettik hafızamıza...





Kamp sakinliğinde ağaçların altında en keyifli aktivite kitap okumak. Eylül sıkı bir okur olma yolunda ilerliyor. 



Bu kadar fotoğrafın üzerine yazı özlemeye başlayabiliriz, malum yolumuz uzun :) Bir bardak demli çayla bu yazıya son verirken bir sonraki 'kitap' ağırlıklı yazıda buluşabilmek dileğiyle.
Hoşgelmişim :)

20 Mart 2019 Çarşamba

Antalya'da Bahar...

Ve Antalya'ya beklenen bahar gelir...


ZeytinPark'ın bize sürprizi papatyalardı. Bir tür kar imitasyonu gibiydi, her yer bembeyaz...


Denize taş atma keyfimiz dört mevsim devam etse de baharda daha keyifli olduğu aşikar. Dönüşte bir poşet taşla dönme kısmı ise zaruri :)



Enginar azmanı bahçeden. Olsa da yesek :)



Bitmeyen bitemeyen kitabım, piknik kahvem ve Duru'nun benim için topladığı çiçekler.



Balkonu bu hızla çiçeklendirmeye devam edersem korkarım bize oturacak yer kalmayacak. Ama hevesim bahardan biliyorum, geçer zamanla. Ölenler ölür, kalan sağlarla balkona sığarız artık.


Zeytin ağacı 1200 yaşındaymış. Bir yol inşası sırasında buraya nakledilmiş. Değişik bir haşmeti var, karşısına oturup saatlerce izleyebilirsin.


Piknik sezonunu açtığımızı söylemiş miydim :))

18 Mart 2019 Pazartesi

Okunanlar

Son dönemde okuduğum kitapları buraya not etmeye geldim :)

Bu aralar çiçek böcekle uğraşmaktan, taş boyayıp amigurumiye dadanmaktan kitapları es geçtim.


          Doksanlarda bir coğrafyada yaşananları gözlerden pervasızca saklayan pus, orada sürüp giden yaşantıların üzerine telafisi imkansız bir biçimde çökerken, gerçeklerin önüne bir ışık huzmesi dahi sızdırmayacak kadar sağlam bir inkar duvarı örüyordu. MevsimYas, bu pusun içinden geçip sağ kalabilen ve bitimsiz tedirginliklerin gölgesinde kesişen yaşamların öyküsüne tanıklık ediyor. 
Çok etkileyici bir kitaptı Mevsim Yas, aklınızın bir köşesinde kalsın okunacağı güne kadar.


 Füruzan okumak biraz meşakkat gerektiriyor bence. Anlatılan hikaye etkileyici, dopdolu ama cümleler ilk okuyuşta anlatmıyor her şeyi. Sakin bir kafa gerektiriyor, kendini kitaba vermen gerekiyor. O yüzden kitap elimde akıp gidemedi, biraz zamana yaydım haliyle...

 Annelerinin ölümü üzerine bir araya gelen üç kız kardeş, yedi gün süren dua süreci. Bu sırada anneye dair hesaplaşmalar, yanlış bilinen gerçekler, üstü küllenen alevler. Kolay okunan, kardeş ilişkilerini gözden geçirten, belki biraz da 'kadın'lara dair bir roman.

 Gölgenin Rüyası kapak olarak daha farklı beklentilere sevk etmişti beni ama pek aradığımı bulamadım. Çok aklımda kalamayacak maalesef.

 Nobel Ödüllü yazar epeydir sırasını bekliyordu kitaplığımda. Aklımda ödülü Murakami değil de Ishiguo'nun almış olması düşüncesi dolaştığından sanırım, yeni bir akıma kapılmayı, devamında tüm kitaplarını merak edeceğimi düşünerek başladım kitaba. Konu oldukça etkileyici, kurgu farklı ama ben kitaba bir türlü ısınamadım. Karakterleri de sevemedim, hikayenin gidişatını da. Filmi daha etkileyici bilgisiyle,sıcağı sıcağına filmini de izledim. Iı-ııgh olmadı, olamadı...
Kitabın ismi bence okur kitabı yarım bırakmasın diye böyle seçilmiş :)

 Vee Çöl Çiçeği, gönlümün sultanı, güncel deyimle 'iki gözümün çiçeği'.
İlk cümlesinden son ana kadar etkileyici bir hikayeydi. Gerçek bir hayat öyküsü olması, dilinin akıcılığı bu durumu destekliyor tabi. Tek hayal kırıklığım gelen kitabın kapağıydı, ben eski kapağı beklemiş ve sevmiştim. 

Boşanmanın eşiğinde olan bir ailenin kısa bir romanı Aile Fotoğrafı. Olaylara anne-baba ve iki çocuğun gözünden bakıyorsunuz. Beğenerek okudum kitabı, akşam çayına eşliğinde fotoğrafa göz atabilirsiniz. Aklınızda bulunsun.

 Ve devam ettiğim seri Grange'in Lontano Serisi. İlk kitap kısmen sürükleyici olsa da ikinci kitapta tıkandım resmen. Afrika-Fransa arasında mekik dokuyan kitapta konu bazen anlaşılabilirlikten uzaklaşabiliyor. Bakalım seri bitince genel bir değerlendirme yaparım...


6 Kasım 2018 Salı

Yörünge


Ve Tess Ablamız farklı bir tarz ile karşımızda; Yörünge. Benim aşina olduğum ve beğenilerimin temeli ürkütücü/gizemli katiller, gıcırdayan kapılar, neşterler yok bu kitapta. Tam kaçarken bir şekilde katilin kucağına düşen kahramanlar yok. Zaten ayaklarınız da yere basmıyor...
Onun yerine uzay boşluğu ve gizemli canlılar var. Bir hayatta kalma mücadelesi ve biyolojik savaş var. Tarzı farklı olmakla birlikte soluksuz okunabilecek bir kitap. Tamam bir Marslı değil ama onun kadar da mekanik detay yok en azından :)
Kütüphanede karşıma çıkan kitabı okumak isteyenler için elektronik ortamda da epeyce alternatif bulunmakta. Aklınızda bulunsun...

1 Kasım 2018 Perşembe

İmkansızın Şarkısı


Yeni Murakami kitabıyla tanıştım; İmkansızın Şarkısı. Gençliğine dönüp bize hikayesini anlatan Vatanabe, belki yaşadıkları belki de taşıdığı kanın etkisinde kalan Naoko, insana yaşam enerjisi veren Midori, kendi için yaşayan Nagasawa, iyi bir dost Reiko ile tanıştım.
Murakami'nin garip bir büyüsü var, kitaba başlar başlamaz kitabı sevme şansın olmuyor. Hatta ilk çeyrek ne olduğunu anlamaya çalışırken, ikinci çeyrek 'sanki' sıkılarak geçerken üçüncü çeyrekte garip bir tat almaya başlıyorsun. Son kısımlar seni konunun içine çekiyor, adı geçen şarkıları-kitapları bir kenara not almaya başlıyorsun. İşin garip yanı ise kitap bitince hikayeyi çok sevdiğini fark ediyorsun, not ettiğin şarkıları dinlemeye, kitaplara göz atmaya başlıyorsun.

İmkansızın şarkısı şimdiye kadar okuduğum diğer Murakami kitaplarında da olduğu gibi hikaye esas karakterin kendini sorguladığı bir eksende ilerliyor. Japonların geleneksel yaşamları, bize garip gelen beslenme alışkanlıkları yine ön planda.

İmkansızın Şarkısı bir 'gönülbağı' kitabı bence. Yaşanan bir ölüm ve devam eden hayatlar oldukça etkileyici bir şekilde anlatılmış. Kitap pek çok kişiye Salinger'i anımsatmış olsa da 20li yaşlarındaki Toru'ya ergen muamelesi yapmak haksızlık olurdu. Kitabı okurken benim aklımda daha çok John Fante'nin Bandini'si vardı.

Kitabın orjinal ismi Norwegian Wood, hikayenin başında kulağımıza çalınan bir Beatles şarkısı

Spoiler içerir.

Benim için etkileyici bir kitaptı, en sevdiğim kısımlar Vatanabe, Naoko ve Reiko'nun birlikte zaman geçirdiği klinik günleriydi. Anlatılan tablo kulağa ütopik gelse de çok huzur verici bir tablo belirdi zihnimde. Reiko'nun hikayesi 'zor', Naoko'nun sonu ise 'akla gelen'di. Eksen Japon kültürü olunca intihar sık sık karşımıza çıkıyor, özellikle genç erkeklerde bu oranın çok yüksek olduğunu okumuştum.

Kitap etkilendiğim Murakami kitapları arasında yerini aldı. Sahilde Kafka ise hala zirvede. Kitabı yazarla tanışmış olanlara tavsiye ederim, başlangıç için başka alternatifler denenebilir.

26 Ekim 2018 Cuma

Bugünlerde

Blogda geriye dönüp seçmece okuduğum yazılar arasında kendi favorim 'Bugünlerde' yazıları oluyor. Bi nevi sevgili günlük :)

Bir yakın zaman yazısının vaktidir. Kızlarla birlikte hızla akan günlerimizi şuraya bir yere not etmeli.
Antalya'nın en sevilen dönemlerini yaşıyoruz, hoş ben hemen hemen her mevsimini seviyorum ya...


Kızların ikisi de okullu artık, Duru da babanne himayesinden anaokuluna geçiş yaptı. Ailede sabahları 'uyanma vakti' dendiğinde dikey pozisyona geçebilen yegane eleman, Allahtan :) Şimdilerde hevesle gidiyor okula, şarkılar şiirler ezberliyor. Bugün ilk gösterisini izledik, çok heyecanlıydı...4 yaşın sonlarına doğru artık ablasına kök söktüren bir çocuk oldu. İki kız, bir ikizler anne ile evde cümleler uçuşuyor, susan eleman bulabilmek zor.



Eylül ilkokulda son senenin keyfini çıkarıyor, 'Anne biliyor musun okulda en büyük sınıf biziz' sevincinde. 

Geçtiğimiz haftasonu bir organizasyon için AKM'de bulunmamız gerekiyordu, devamında da uzun zamandır uğrayamadığımız Doğan Hızlan Kütüphanesi'ne yollandık. Ufak tefek değişiklikler yapılmış kütüphanede. Duru ile sessiz kalabilmek biraz zor oldu o yüzden kütüphane bahçesine çıkmak zorunda kaldık.



 Bahçe kısmı çok huzurluydu, yerler de park geneline göre temizdi. Çocuklar gönüllerine göre okuyup, oynadılar, meyvelerini yediler.


Kitap seçimini rastgele yaptım, listem yanımda değildi. Murakami, Hakan Günday, Oya Baydar, Gerritsen derken ortaya bu beşli çıktı.



Son fotoğraflar da yazdan kalma Marmaris Kampı görüntüleri. İki çocuklu uzun süreli kampı sonunda hayata geçirebildik ve çok sevdik. Kış gelmeden bir de sonbahar kampı planlıyorduk ama okul açıldıktan sonra süreç çok hızlı ilerledi. Belki Antalya'nın sonbaharı bize sürpriz yapıp geri döner, kim bilir?