Sayfalar

26 Ağustos 2016 Cuma

Taşınma Hazırlıkları

Atama yazım nihayet geldi. Biz de tarih içeren planlar yapmaya ve ardından uygulamaya geçtik.
Ev konusunda internetten epeyce araştırma yapmıştık zaten. Elimizde pek somut alternatif kalmasa da evlere ve semtlere göre az çok fikir sahibi olduk. Bu hafta sonu eve karar verip kiralayacağız inşallah.
Evde ise hazırlıklar tam gaz, aslında daha çok tepe taklak. Oda oda ilerlemeye ve tasnif yaparak toplanmaya dikkat etsem de işler pek düşündüğüm kadar kolay olmuyor. Haftasonu Duru'nun hastalığı ve devam eden mızmızlığı oldukça zamanımı alıyor.

 Kolileri yerleştirip arkamı döndüğüm anda oyun kurucular ortaya çıkıp her yeri evcilik alanına çeviriyor...

Kitapları sıralayıp kolilemeye çalışırken bir kısmının tekrar kitaplığa dizilmiş olduğunu fark ediyoruz :)


Etrafta gördüğüm her şeyi zihnimde kolileyip bantlıyorum artık :)

Birkaç da iç açıcı fotoğraf ekler kaçarım...




CKK çantamı yedekledim :))

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Tatil, Bekleyiş vs

Tam da tatil hazırlığı yaparken izinler durdurulmuştu. Çocukların tüm hevesi kaçmış, ben de bir kenara ayırdığım mayoları dolabın derinliklerine kaldırmıştım. Geçen hafta izinlerin açılmasıyla bende bir ipten boşanma hali hasıl oldu :) Yarım saat içinde eşimi tatile, müdürü izine, diyetisyeni yeni bir listeye ikna ettim...Devamındaki 3-4 saat sonunda bu tatil denen şeyin ne kadar yorucu bir şey olduğunu hatırlamıştım, yorgun ama mutluydum...

Komşuma göre biz kazana düşmüştük, tatil neyimizeydi :))
İptal ettiğimiz tatili güncelleyerek yola çıktık. Az molalı, çok müzikli üç saatlik yolculuk sonunda Manavgat'a ulaştık. Mecburi bir Migros molasından sonra istikamet Belek, az kaldı Duru uyuma :)

 Gerisi bol sulu bir tatil işte...


 Diğer annelerin tatil formatı nasıl oluyor bilemiyorum ama bizde süreç; kahvaltı ve hevesli birkaç havuz saati, 'biz acıkmadık ama Duru uykudan önce birşeyler yemeli' saati, 'anne beni uyut' halleri, 'Duru uyurken ben kitap okuyacağım, başınızın çaresine bakın' dakikaları, bir gölgeye sığınma-bu şezlong neden bu kadar sert acaba düşüncesi, azıcık okuma, Eylül'ün on-yüz-bininci kez yanıma gelip birşeyler sorması, Duru'nun uyanması, birlikte havuz faslı, beni annem tutsun halleri, tepeden tırnağa dondurmaya bulanma, havuzdan sıkılıp etrafı keşfetme, mini clupta oyun ve boyama, tekrar çocuk havuzu, altıdan sonra odada duş faslı, park-yemek-tekrar park saati, mini diskoda zıplama zamanı, çay-kahve isteği tavan yapmış annenin bebelerinin uykusunun gelmesi, çocukların yatağa serilmesiyle 'tatili' başlayan annenin balkon sefası, babadan içecek servisi :)
 


Şu hamaklarla ilgili pek çok hayal kurmuştum ama yatanları sallamak dışında bir şey yapamadım. Dur ben de seni sallayayım diyen bile çıkmadı iyi mi?

Duru'nun miniclup'a ilgi göstermesiyle içimde umut tohumları yeşerdi, acaba anaokulunu düşünsek mi? Antalya'da  bir süre babaannesiyle vakit geçirmesini planlıyoruz, olmazsa okul alternatifi de şurada biryerde dursun...

 Eylül sırf sahneye çıkabilmek  için çanta boyamak istedi, hayhay dedik ama en zor ve detaylı figürü seçmiş olduğunu geç fark ettik. Kendisi  istediği gibi boyasın dedim ama görevli abla illa düzgün olsun, güzel görünsün deyince iş başa düştü. Tatil için gittiğim otelde bana zorla boyama yaptırdılar blog, üç renk verip ten rengi de istediler, buz rengi de!!! Muhtelif uzuvlarımdan ter damlatarak boyadım!!! Eylül Oscar alacakmış gibi mağrur adımlarla çıktı sahneye, çantasını alıp döndü :)
 
Bu da Duru'nun sandalye ile temas ettiği ender akşamlardan. Tatil dediğin bir kaykılma halidir zaten :)

Tatilde Napoli Romanları'na başladım, bu aralar o kadar çok kişi bu seriden bahsetti ki daha fazla erteleyemedim...

Ben tüm bunları anlatırken içinizde 'acaba odalarındaki gece lambası nasıldı?' diye merak edeniniz varsa hizmet ayağınıza geldi, Eylül sizin için fotoğraflamış :) Daha ne acayip fotolar çekmiş de şimdi ekleyip bloğun selametini riske atmayayım...

Duru'sal anlardan birisi... Uykusunu iyi almış olduğu günler tüm danslara 'kendince' eşlik etti, uykusu varsa illa salıncağa binelim diye tutturdu...
 
Her sene olduğu yorgun ama mutlu döndük...
 
NOT: İki çocuklu ikinci tatilimde kendimi biraz daha 'olmuş' gördüm... Çocuklardan birisi kenarda ağlarken ben yemeğimi yiyip çayımı içebildim. Bu çocuk neden böyle yapıyor deyip tatili kendime zehir etmedim, yemeğini yemedi deyip dertlenmedim....Artık annelik olgunluğu mu yaşlılık belirtisi mi bilemeyeceğim :)
 
 
İşin bekleyiş kısmı da anlaşılacağı üzere devam ediyor. Taşınma süreciyle ilgili attığım tek adım Marie Kondo kitabı almak oldu, e işin çoğunu halletmiş sayılırım di mi :)))

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Bugünlerde

Pazartesi yazılan bir 'bugünlerde' postundan pek pozitif çıkarımlar beklememek gerek di mi?
 
Şimdi şöyle yeşilli mavili fotoğraflar ekleyip gözümüzü gönlümüzü açar, üst üste izlediğim filmlerden, yaptığımız kahve keyfinden görseller paylaşırdım ama malum teknoloji detoksundayım.
Çok afilli bir bahane oldu di mi? Ama işin aslı bir ay önce denize düşürdüğüm telefonumun yerine yenisinin alınmamış olması, halen kullanmak zorunda kaldığım 'alet'in de hesap  makinesi kadar teknolojik oluşu. Haa detoks kısmının  doğruluk payı da yok değil; Ramazandan bu yana ödem atabilmek için suyunu içmediğim ot-çöp-püskül vs nebatat kalmadı.

Beni gözünüzde üç aşağı beş yukarı şu şekilde canlandırabilirsiniz. Ruhen daha çok benziyorum tabi...
 
Yılan hikayesine dönen tayin işimizde hiç bir ilerleme kaydedebilmiş değiliz. İnternetten ev ilanlarına bakmak ve beğendiğim evlerin birkaç gün içerisinde tutulmuş olmasına üzülmek esas vazifem. Karton koli tedariği konusunda eşimi taciz etmek de günlük rutinlerim arasında. Dün sonunda birkaç koli getirmiş, hem de tabanı açık olanlardan, sağolsun!!
 
Eşyaların bir kısmını annemlerin depoya bırakacağım, şimdilik herşeyi kafamda kolileyip bir kenara ayırıyorum. Fiziken yorulmayı yeğlerdim.
 
Bahaneyle ev detoksu da yapacağım (detoksa takmışım şimdi fark ettim), işe oyuncaklardan başlamalı, yaş grubuna göre ayırmalı, büyük bir kısmını da dağıtmalıyım. İşin en zor kısmı da bunları kızlara çaktırmadan yapmak olacak. Off ki ne offf!!!
 
Bu sene ilk kez kendim için tatil planı yapmıştım, ailecek tatilin üstüne bir kaç gün de çocuksuz dinlenecektim. Geçen hafta ellerim titreyerek onu da iptal ettirdim. Artık tatil hayalim de yok, ne kadar hafifledim bilemezsiniz.

İşin içinde küçük bir belirsizlik olmasından rahatsız olurken şimdilerde önümdeki 1-2 ay bir imzanın ucunda ve flu ...


Duru ile 'terrible two' dönemine hızlı bir giriş yaptık, Eylül de sağolsun boş durmayıp kendince 'horrible seven' dönemi icat etmiş, uygulamada. Evde atacağım her adım için 'atmaaa' diye ağlayan bir bebe, 'Duru ağlıyorsa ben de ağlarım' diyen bir abla, başında hunisiyle bir anne var. Kadrodaki eksik mi var? Hiç fark etmemiştim...

Son bir ayda 5-6 tane kitaba başladım, ikisini bitirebildim, bir ikisinin de hangileri olduğunu unuttum. Anlayacağınız üst üste harika seçimler yapmışım :)

Hunimi çıkarıp hepinizi selamlıyorum.

29 Temmuz 2016 Cuma

GÖZ (CARRIE)


Kitaplarla özellikle de gerilim kitaplarıyla ilgili olup henüz Stephen King okumamış bir 'okur' düşünün. Yazarın bir sürü fanatiği, çeşit çeşit kitabı olsun ama o 'okur'un kütüphanesinde bir tane bile S.King kitabı olmasın (tamam bir tane varmış da hala okuyamamış onu)...
Evet eshefle kınama faslını geçersek okuduğum bu ilk King kitabından bahsedeyim biraz.
Bir kitaba beklentiyle başlamayı sevmiyorum, ama işte bu beklenti denen şeyin dozunu ayarlayabileceğimiz bir mekanizma da yok, kendiliğinden oluşuveriyor işte. Bu durumda o kitabı okumayı geciktirmek, zihninin biriktirdiklerini unutmasını beklemek en iyisi. Ama bu durum yazar için aynı şekilde işlemiyor, hele de yazarın habire yeni kitabı çıkıyorsa!
 
Göz'ü neye göre seçtiğim belli değil aslında; belki yazarın popüler olduğu ilk  kitabı olduğundan, belki e-kitap okuyucumda elimin altında olduğundan, belki de kanlı kapak resminin vaad ettiği (ve pek bulunamayan) gerilim/heyecan yüzünden...
 
Spoiler içerir..
 
Kitap telekinetik güçlere sahip bir kızı, Carrie'yi ve yaşanan doğa üstü olayları ele alıyor. Annesinin baskıcı dini öğretileri ile büyüyen, okulda da arkadaşları tarafından aşağılanan Carrie'nin spor saatinde başına gelen 'talihsizlik' ile başlayan olaylar, Tommy tarafından mezuniyet balosuna davet edilmesiyle başka bir boyut kazanıyor.
Olaylar hikayenin kahramanları yanında; yapılan araştırmalar, tutanaklar ve şahitlerin gözünden de anlatılarak detaylandırılıyor. Bir bakıma da yaşanılacak olan olaya dair kuvvetli ipuçları veriliyor.
Kitap beni heyecanlandırmadı, meraklandırmadı kısaca sarmadı.
 
Bir sonraki Stephen King kitabını daha hevesle okumayı diliyorum...
 
 

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Tayin

Büyük bir merakla beklediğimiz tayin sonuçları açıklandı. Geçtiğimiz on gün boyunca kah hayal kurduk kah umudumuzu tamamen yitirdik. Son günlerin karmaşasında, tam da izinlerin/tatilin iptal olduğunu öğrendiğimiz saatlerde tayin sonuçları bizim için yeşeren bir umut oldu...

Demre mi Finike mi olur, merkezi herkes yazar bizim şansımız düşük derken Antalya merkez oldu :)

Şimdi yazışmalarla start verip, kolilerle samimi olma, ev/okul seçme, taşınma kısaca 'yenilik' zamanı.


Bekle bizi Beydağları...

18 Temmuz 2016 Pazartesi

İlk Aşk-John Green


Aklımda yazarın Kağıttan Kentler'ini okumak vardı. Sahafta dolaşırken ciltli bir İlk Aşk gördüm, iç kapak da siyah, eski kütüphane kitapları gibi. En fazla yüksek doz romantizme maruz kalırım dedim.
 
Çıka çıka tatsız tuzsuz bir ergen hatta erken-ergen kitabı çıktı. İçindeki üç beş formülasyon ilginç geldiği için okudum, bir aydan fazla süründü elimde!!!

Uzak durun...

15 Temmuz 2016 Cuma

Çöl Akrebi

Yine bir Osman Aysu kitabı...
Sanki rastgele karşıma çıkıyormuş da ben de mecburen okuyormuşum gibi oldu di mi?
Aslında daha önce okuduğum bu ve şu Aysu kitaplarını düşününce işin içine mutlaka bir zorlayıcı unsur girmiş olmalı diyeceksiniz.
Ramazan ayında elimde yarım ergen kitabımla kalakalınca e-book okuyucumdan azıcık aksiyon dozu yüksek kitap bakmaya başladım. Pek çoğunun soluk benizli kapak fotoğraflarını beğenmeyince bari Osman Aysu okuyayım dedim. Yine kendim ettim kendim buldum yani.

Spoiler içermez...
(Kitabın büyüsünü bozabilecek kadar çok spoiler yazmaya sayfalar yetmez zaten, sürpriz garanti !!!)
 
Hikaye bolca eleman, örgüt, girişim, boş bulunuş, gafil avlanış, fiziksel cazibe içermekte.
Günümüzde geçmediğini kahramanlarımızın hala marketten telefon etmeye gitmesinden anladığım hikaye, günümüzde de cazibesini koruyan silah kaçaklığı üzerine kurulu. Anlatım tarzı çok dolambaçlı ama az bilinmeyenli, hareketli ama vasat, kahramanlar güzel/yakışıklı ama alık...
 
Okuduğum üç kitap sonunda yazarın güzel (ve güzel olduğu 2-3 sayfaya bir tekrar edilmesi gereken) esas kadın ve safça erkek kahraman takıntısı var. Çok güzel, manken gibi olunca sevmiyorum ben, bana Lisbeth Salander'lerle gelin :)
 
Yerli yazarlara öncelik vermek istiyorum ama polisiye/gerilim konusunda Ahmet Ümit kitapları dışında pek heyecanlı kitaplara rastlayamadım. Bu arada Elvada Güzel Vatanım'ı da bitiremedim, beklemede...