Sayfalar

Konya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Bayram, Tatil Vs

Ramazan'ı sağ salim bitirdik, ufak çapta bayram çokça yol yaptık döndük.
Bugünlerde atacağımız her adımı erteleyip 'şu tayin işi bi netleşsin' diyoruz. Her iki alternatifte de beni farklı boşluklar bekliyor, kafam karışık. Ve tek kelimeyle 'hayırlısı'...
 
Bayram'ın ilk günlerinde Antalya'daydık ve bayram olduğu belli değildi. Ama normaldi, zaten komşuluk bitmişti, yakında akraba yoktu, sıcaktı, herkes tatildeydi, yayladaydı...
Bayramın son günü Konya'ya geçtik, ilginç yine ortalıkta bayram yoktu...
Duru el öpüldüğünü sadece bir kez gördü, garip garip baktı ve de unuttu gitti.
Bayramda çikolata ve kolonya ikram edildiğini de hafızaya kaydedemedi ama anneannesinin çikolatasının yerini öğrendi...
Bayram öncesi bizi uğurlayan komşumuza 'iyi bayramlar' diyerek bizlere 'konuştuğunuz herşeyi kaydediyorum, ayağınızı denk alın' mesajı verdi :)



Eylülümüzü de aldık döndük...
 
O kadar yer gezip iki fotoğrafla döndüm. Neden? Çünküü daha bir ayını tamamlamayan (yeni)telefonumu denize düşürdüm!!!
 
Sadece alo diyebildiğim bir telefonum var, şarjı hiiç bitmiyor...
 
Tatile kadar iki hafta bolca çalışmalıyım.
Sağlıcakla kalın...
(telefonlarınızı boynunuza asın :) )

9 Nisan 2015 Perşembe

Mevlana Müzesi (Gel gel ne olursan ol yine gel-Tabi yolun karşısına geçebilirsen)

Eylül'e sözümüz vardı, Mevlana Müzesini gezecektik, bir senedir türlü bahanelerle erteledik ta ki önceki haftaya kadar. Anne-kız gününün diğer durağı Mevlana Müzesi...



Mevlana Müzesi benim için nostaljik bir durak, on yıl önce işe giderken servise müzenin önünden binerdim. Müze girişinde ufak bir park vardı, çam ağaçları, eski banklar, simitçi. Birçok kişinin bekleme mekanıydı, servisler birer  birer yanaşırdı. Karşımda eski kütüphane binası, aradığım kitapları bulamasam da girişini izlemeyi bile sevdiğim. Son ziyaretimi uzun süre önce yapmıştım, kayınvalidemlerle Konya turu yaparken gezmiştik...
Sonra müzede yapılan 'değişiklik'leri haberlerden öğrendim; parkta değil bir ağaç çiçek bile kalmamıştı. Hoşgörü mekanı olmuştu miting meydanı!!!
Artık hiiç içimden gelmiyordu gitmek, görmemek kabullenmemekti.

Sonunda Mevlana'nın sözüne uymak en iyisi dedim.

Daha Müzeyi karşımıza aldığımızda başladı hengame, yolda tramvay çalışmaları vardı trafik çorbaya dönmüştü.  Eylül'e yol kenarındaki hediyelikleri gösterirken bir anda açıklığa çıktık, e hani daha kütüphanenin köşesinden dönecektik? Kütüphane yok ki köşesi olsun! Tüm alan sağlı sollu kazınmış, modernizm simgesi beton parkelerle döşenmiş. Eski alışkanlıkla Selimiye Camii'nin karşısına doğru yürüdük ama çalışma alanı kapatıldığı için geçemedik, geri döndük, bir şekilde karşıya geçebildik.




Eski giriş kapatılmış, onun yerine ayrı birer giriş ve çıkış yapılmış hatta giriş gelenin sabrını deneyecek kadar uzağa konmuş.
Giriş birkaç aydır ücretsiz, gişeye gidiyor para ödemeden, homurdanan ve de halinden hiiç memnun olmayan bir kızdan biletinizi alıyor, turnikeden geçiyorsunuz. Bu eziyetin sebebini anlayamadım, sadece turnikeden geçsek olmaz mı ki?




Müzenin bahçesi güzel düzenlenmiş, ferah olmuş. Hediyelik eşyaların da bulunuğu bir kafe eklenmiş, fiyatlar normalin 4-5 katı olsa da masalarda ısıtıcıların olması hoştu.

Oldukça kalabalık olduğu için Türbeyi milim milim ilerleyerek gezdik, Eylül'ün fazla kafası karışmasın diye türbeler konusunda pek detaya girmedim. 




 Aziziye Camii

Semazenlere ait eşyaların sergilendiği kısım isetam bir eziyete dönüştürülmüş; her bir bölüm küçücük odalara ayrılmış, küçük bir kapıdan girilmesi-gezilmesi-çıkılması bekleniyor. Yaşanan ise turistler arasında yaşanan ufak çapta bir güreş müsabakasına  döşünüyor!! Sadece birisine girme gafletinde bulunup, zar zor çıkabildik. Neden odaya girmemiz gerektiğini de anlamadım, hepsi tek bir koridorda birleştirilse de camla kapatılsa daha iyi değil mi?

Velhasıl Mevlana Müzesi'nin son halini ( en azından büyük bir kısmını) beğenmedim. Modernleşme denen şeyin de bir dozu olmalı...




3 Nisan 2015 Cuma

Rampalı Çarşı

Önceki hafta Cumartesiyi Eylül'le anne-kız günü ilan ettik, tabi ikinci bir anneden (annemden) yardım alarak. Duru'nun anneanne ile mutlu-mesut vakit geçirdiğini öğrendiğimizde de 'devamı gelecek...' dedik :)

Eylül'ün isteği üzerine tramvayla düştük yollara, bir-iki durak boyunca öğrencilik nostaljisi yaptıktan sonra yeni tramvaya geçip teknolojiye merhaba dedik. Yolda Eylül'le tanıştığı yetişkinler arasında klasikleşen sohbetler edildi;
-Adın ne?
-Eylül,
-Güzelmiş ismin, eylül ayında mı doğdun? (Bingo)
-Hayır, nisanda doğdum,
-Okula gidiyor musun?
-Evet, anaokuluna gidiyorum,
-Kaça kadar sayabiliyorsun?
-Bilmem, kaça kadar saydığıma dikkat etmedim...
:)

Yağmurla birlikte koşar adım Rampalı Çarşıya girdik. Öğrencilik yıllarımdan bu yana en sevdiğim mekan; hafif loş, kitap kokulu ve rampalı :)
Kitapçıları gezmek için bahanemiz hazırdı; Kumkurdu. Farklı illerden sahaflarda kitabı bulan arkadaşlar beni de umutlandırdı, başladık sırayla dükkanlara girmeye. Ama değil kitabı bulmak, adına aşina olana bile rastlayamadık. 
Kumkurdu'ndan vazgeçtik, bari Eylül'le birkaç tane kitap inceleyelim dedik maalesef Rampalı Çarşı'nın çocuk kitaplarını pek önemsemediğini, basit hikayeli boyama kitaplarından başkasına yer verilmediğini fark ettik.

E o kadar geldik boş dönmeyelim dedim, kendime kitap bakmaya başladım. Gitmeden önce aklımda kitap almak yoktu ya birden hangi kitabı alsam, bugünlerde nelere bakıyordum, internette sepetimde hangi kitaplar vardı hiiç hatırlayamadım iyi mi!!Bir tek Trendeki Kız'ı hatırladım, o da kitapçıda yoktu...
Yarın birgün Kocan Kadar Konuş TV'ye düşer, bari öncesinde kitabını okumuş olayım deyip kitabın ikinci elini aldım. Hiç benlik değil dediğim Sarah Jio'nun kitabını bile aldım yani, kafamdaki bulanıklığı varın siz düşünün...
Tam çarşıdan çıkarken Orhan Pamuk'un kitabını da alışverişe ekledim ki aklımda olup satın aldığım tek kitap bu oldu.


 Eylül çarşıyı çok sevdi, köşe bucak inceledi :)



 Sonra kendimizi eski Konya sokaklarına attık, hızlı adımlarla dolaştık. Epey yenileme çalışması yapılmış...


 Mahalleye döndüğümüzde güneş göründü, kanımız ısındı ama çook yorgunduk, parka yüz vermeden eve yollandık.



30 Ocak 2014 Perşembe

Bugünlerde...

Bol dalgalanmalı günler yaşıyoruz, işin psikolojik boyutu yanında ben fiziksel olarak da gel-gitler yaşıyorum, kimi gün bulantıdan yeşerirken kimi gün rahat oluyorum, bir de 'ben burdayım' dalgalanmaları' var ki tadından yenmez :)




Eylül ilk karnesini aldı, hepimiz heyecanlandık. Devamında ise yarıyıl tatili sorunuyla tanıştık, güvendiğimiz bakıcımız ameliyat olunca Eylül'e anneanne yolu göründü. Günler öncesinden Eylül'ü bu duruma adapte etmeye çalışırken kendimi alıştırmayı unutmuşum!! Pik yapan hormonlarımın da etkisiyle iki gün oturup ağladım!!!
 
Neyseki elimi ayağımızı nereye koyacağımızı şaşırdığımız haftayı tamamladık sayılır...
 
Kış ortasında yaşadığımız bahara 4-5 günlük yağmur arası vermiştik, bereketimizi de aldıktan sonra güneşli günlere döndük :)




 
Bu haftanın en güzel gününü de sevgili Özlem Hanım sayesinde yaşadım. Sağolsun hepimizi düşünüp koccaman bir paket göndermiş :)



 Bebişin ilk hediyeleri bu şirin yelekler :) Pembe atkı da Eylül'ün ;)

Eşimle çay keyfimize artık bu bardaklar eşlik edecek...


 
Bu arada Ruhi Mücerret'i de büyük bir hevesle okudum, kitabın neredeyse tamamını alıntı yapmak istedim. Murat Menteş'in kendine haz mizah anlayışı ile 100 yaşındaki savaş gazisi Ruhi Mücerret ve diğer ilginç karakterlerle tanıştığıma çok memnun oldum :) Benim gibi Alper Canıgüz severlere de ayrıca tavsiye ederim kitabı...

Haftaya kızımla evde keyif yapmayı planlıyoruz, çaya bekleriz :)
Sağlıcakla...

11 Eylül 2013 Çarşamba

Bugünlerde

Bu sonbahar denilen mevsim epeyce hızlıymış, unutmuşum...
Eylül ayı (adaşı Eylül) ismiyle müsemma bir enerjiye sahipmiş meğer...

Çiçeğimin üç günlük seyri, bizim hızımıza o da kapıldı...
 
Bu koşturmaca içinde en önemlisi 'okullu' olduk, evet yeni yine yeniden ;)
Geçen seneki 2 haftalık anaokulu denememiz pek iyi sonuçlanmamıştı, bu sene okul değişimi yaptık, umutluyuz...Bu hafta alıştırma turundayız, bir de veli oryantasyonları var tabi.
 
Son iki haftada misafirler ağırladık, misafir olduk, komşumla kızları kapıp bir günlük kaçamak yaptık, Şirinler izledik, Kule'den Konya'yı seyrettik...
 

 Profesyonel fotoğraflar işi eşimindi...


 D&R ganimetleri...Aslında kendim için de birkaç kitap seçmiştim ama evde okunmayı bekleyen kuleyi düşünüp ellerim titreyerek geri koydum kitapları. Güzel indirim vardı aslında, Kitap Hırsızı , hatta Vedat Türkali kitapları bile 9,90'lık kitaplar içindeydi...


 Eylül'ün kamerasından;)



 Vee nostaljik çekirdek :)
Çocukluğumda en büyük zevkimdi şekiller vererek, ellerim yapış yapış oluncaya dek yaş çekirdek yemekti. Dün pazarda bulunca sevinerek aldım, beklediğim tadı/doluluğu bulamasam da Eylül'ün park sefası bitinceye kadar itinayla yedim...


 Gün batımını da izleyip/resimleyip evimizin yolunu tuttuk.

 "Ee dışarda bu kadar gezersek akşam yemeğine de mecburen makarna yeriz" in somutlaştırılmış hali :)

 
Son kare de telefonuma el koyan Eylül'den...

Haa günün en güzel haberini unutuyordum;
Ben dün üçüncü kez hala oldum :)))
Abisi ile aynı gün doğan bir miniğimiz var, Allah sağlıklı bir ömür versin inşallah. Şimdi işin en zor kısmı haftasonuna kadar beklemek...


20 Mayıs 2013 Pazartesi

Kitap Alışverişi...




Bu hafta sonu Konya'da uzun zamandır aklımda olan kitap alışverişini yaptım. Hoş tam olarak aklımdaki kitapları alamadım ama olsun kitap aldım ya :) Listemi yanıma almamışım, aklımda kalanları aldım, zaten bir kısmını bulamadım. 
Eylül'e tramvay turu sözü vermiştim, annemle yengem de bize katıldı. İlk hedef Rampalı Çarşı :)
Buradan sadece ikinci el kitap alacaktım ama aradıklarım genelde ikinci el olarak bulunmayan kitaplar olunca listemden bağımsız seçtim . Cazibesine kapıldığım birkaç yeni kitabı da aldım ;)


Satıcıya Saramago kitaplarını sordum, önce 'yok' dedi, baktım Kabil var kitaplıkta gösterince 'ona benzer bir yazar önereyim' dedi ve Richard Bach kitaplarını verdi. Umarım kurduğu benzerlik kitabın rengiyle alakalı değildir..
Kahperengi unutulsun da okuyayım dediğim kitaplardan. Hande Altaylı okumak çok da farklı bir tat vermiyor ama araya değişik tarzlar dahil etmeyi seviyorum. Ruhi Mücerret ve Boş Koltuk eskimesini bekleyemediklerimden. Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü de ikinci el bulmayı ummuştum ama bulamayıp ilk dükkandan yenisini alıp çıktım...
Hasan Sabbah, Kayıp Adalet ve Kara Melek ikinci el aksiyon-gerilim kitapları içerisinde satıcı çocuğun önerdikleri. Bakalım okuyup göreceğiz...


Burada da Livaneli ve Kristin Hannah kitapları yeni, diğerleri ikinci el. Girdiğim ilk dükkanda pek kitap bulamayınca Binchy kitapları ve Sherlock Holmes aldım. Diğerleri hakkında fikrim yok, arka kapak yazılarından yola çıkarak seçtim...

Kitaplardan önce satın aldığım iki çantayı, kitapları, kendi çantamla birlikte Eylül'ün çantasını taşıdığım, Eylül'ün de elinden tuttuğum ve 3-4 saat yüyüyerek Alaattin, Zafer ve Kemerli Çarşıyı fethettiğim düşünülürse kitapları aldığım için duyduğum sevinç ve bu sevincin neden olduğu 'ayaklarımın yere basmama' durumu anlaşılabilir sanırım :)

Pazar günü de erkenden eve dönme isteğimin nedeni kargodan gelen kitaplarımdı...
Eşimin alışveriş çekini kullanıp uzun zamandır ertelediğim kitapları aldım :)


Saramago kitaplarını gözüm kapalı alıyor, bayıla bayıla okuyorum. Körlüğün ardından Görmek ve Çatıdaki Pencere'yi aldım.
Henüz Murakami okumayanlardanım. Çok merak ediyordum ama açıkçası kitapların fiyatı nedeniyle erteliyordum. Üç tanesi okunacakların arasına girdi...
Sevgili Mimi ve Miminin Hayaleti uzun zamandır listemdeydi. Miminin Hayaletini kütüphanede görüyordum, ama ilk kitap yoktu. Uzun süre bekledim birileri almışsa diye (sistemden bir türlü bakamadılar ), ortaya çıkmayınca sepete attım.
Lizbon'a Gece Treni, Kemik Koleksiyoncusu, Hikayem Paramparça ve Bangır Bangır Ferdi Çalıyordu Evde listemden süzdüklerim.
Bir Tuhaf Turta Davası ise Gizem in bloğunda methettiği, ismiyle de ilgimi çeken kitap.

Takaslardan gelen (ve gelecek) kitaplarla birlikte epey okunacak kitabım oldu. Uzun süredir yeni kitap almayıp kütüphaneye gidiyordum. Bu yaz aldıklarımı okuyup, kışa kütüphaneye dönüş yapmayı planlıyorum :)

Kitaplar içinde okuyup beğendikleriniz varsa haberim olsun da listenin üstlerine çekeyim :)
Bol kitaplı günler diliyorum...

31 Ekim 2012 Çarşamba

Bayram...

Bu bayram istikamet Konya'ydı.

 Haftayı yağmurlu geçirip, yolda da bulutları görünce Bayramı ıslak geçireceğiz galiba dedim.

Ama Konya arefe günü de dahil hep güneşliydi..
 
Kurban işleri kazasız belasız halledildi, akşam çocuklar da dahil herkes sızdı.
İkinci gün öğlen evden çıkıp bir ilçe, bir kasaba ve de bir köy gezip gece annemlere zar zor dönebildik...Hızlı ve bir o kadar da yorucu bir gündü..

 Molada çocuklar; benim yavru kek yiyor, ileride 1. yeğenim diğer çocukları inceliyor, 2. yeğenim de her zamanki gibi koşuyor...


 Babamların köyü..Bizimkiler mezarlık ziyaretinde bana da yavruları oyalamak düştü..


Kalan iki gün alışveriş ve gezmeyle geçti. Alışveriş merkezi önüne sıkıştırılmış lunaparkta da çocukların gönlü hoş edildi...



 Pazar gününden bu yana Eylül durmaksızın boyama yapıyor, en çok kalemlerini özlemiş galiba :)
Dün de tüm akşam doktorculuk oynadık, oyuncağını muayene edip reçete yazdı. Reçeteye ne yazdın dedim "geçmiş olsun" yazmış :)


Şaka maka sonbaharın da 2/3 'sini bitirdik...Bizim kış geldi sayılır, kaloriferler ara vermeden yanmaya başladı, şallar, polar battaniyeler baş köşeye yerleşti...
 
Bayramın en ötü sürprizi biz yokken sigortanın atması, dondurucudaki tüm malzemelerimin ziyan olmasıydı...Eve girince oturma odasına bile girmeden kolları sıvadık temizlik yaptık, üç çöp torbası malzeme attık. Kurban etini nereye sığdıracağım düşüncesi de buhar oldu uçtu ...
 
Ve gözüm yolda, bayram öncesi yazılan tayin yazımı bekliyorum...