Sayfalar

Jose Saramago etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jose Saramago etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2015 Çarşamba

Filin Yolculuğu

Samarago kitabı seçmeye çalışan bir öğrenci sayesinde masaya dizilen kitaplar içerisinden -kütüphane görevlisinin- girişimiyle aldığım, yazarın bir bölümünü hasta yatağında yazdığı, tamamlayamadan ölmekten korktuğu, son eseri Filin Yolculuğu...
Her Saramago kitabında kullanacağım kelimelerin yetersiz kalacağını bilerek yazıyorum.



Kitap Portekiz Kralı tarafından İmparator III. Maximillian'a hediye edilen fil (süleyman) ve bakıcısı Subhro'nun Lizbon'dan Viyana'ya kadar uzanan zorlu ve garip yolculuğunu anlatıyor. Daha önce hiç fil görmemiş olan halkın süleymana gösterdiği ilgi, kiliselerin bu devasa yaratığa zorla da olsa yükledikleri mucizevi özellikler, Subhro'nun yalın düşünce tarzıyla giriştiği ilginç tartışmalar, hikayeler ve meşakkatli bir yol... Ve en önemlisi Saramago'nun farklı anlatım tarzı, ince mizahı...


Yazarın birkaç kitabını okuduktan sonra yazım tarzını az çok benimsiyor, kitabın ilerledikçe daha ilgi çekici bir hal alacağını tahmin edebiliyorsunuz. Saramago severlerin beğeneceğini düşünüyorum....

1 Aralık 2015 Salı

Kasım...

Hem takvime göre hem de meteorolojiye göre kışa girmiş bulunmaktayız, hadi hayırlısı...
 
Kasım beklediğimin aksine ilkbahar edasıyla geldi geçti...
Evde hummalı yazı çalışmaları devam ediyor. Ela ve Lale'den yakamızı yeni kurtarmıştık ki Talat ve Onat çıka geldi!! Bu çat kapı ziyaretlerden bir süre daha kurtulamayacağız gibi...
 
 Bu evin annesinin fi tarihinden kalma bilgileriyle yazdığı ve geçerliliğini kısmen kaybetmiş alfabesi...

Bu da Eylül'ün esneyerek yaptığı ödevi ;)

Ödevlerden kalan zamanda okumalara devam. Bu hafta Eylül babasıyla gitti kütüphaneye, kendince seçimler yapmış :) Resim ve Heykel'den başladık, malum resim bizim işimiz ;)


Evdekiler arasında da Sara Şahinkanat kitapları açık ara favori
 
 
 
Eylül yeni harflerle boğuşadursun Duru da türlü maymunluklar peşinde :)
 
 
Ve yeni tatlar ;)
 

 
Eylül'ün de zamanında hevesle karıştırdığı 'Neden, Niçin, Nasıl' Serisi bugünlerde Duru'nun elinden düşmüyor. Kitaplara ablası kadar nazik davranmasa da kemirmeyi biraz azalttı...
 
Görsel buradan 
Serinin 4-6 yaş grubu olanlarını Eylül hala çok seviyor...
 
Kasım ayının nerdeyse yarısını diş ağrısı ile geçirdiğim için kitap okuyabilmek bir hayal oldu. Ağrının nedeni olan dişimle vedalaşıp işe ve kitaplara dönüş yapabildim.
 


Kütüphaneden alıp bir türlü zaman ayıramadığım kitabımı nihayet bu hafta sonu bitirebildim. Açıkçası kafamda farklı bir Nazım portresi oluştu... Tüm kitap sonunda aklımda kalan şiir, hep en sevdiğim şiirdi;
 
HOŞGELDİN KADINIM
Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
yorulmuşsundur;
nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını
ne gül suyum ne gümüş leğenim var,
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
acıkmışsındır;
beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.

Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
ayağını bastın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam...

Hoş geldin kadınım benim hoş geldin.

NAZIM HİKMET
 
 Saramago'ya devam... Araya farklı kitaplar alınca uzadı okumam, kütüphaneden de süresini uzattırmak zorunda kaldım.



Filin Yolculuğu'nu unutup hevesle yanımda getirdiğim yeni kitabım :) Kısa öykülerden oluşan kitap göreve giderken ve aralarda okumak için çok uygundu. Çarpıcı öyküler içeriyor...

Dünkü görevden...
 
Bu arada yeni bir işe el atıp evdeki beyaz çantalarımdan birisini siyaha boyadım. Su bazlı bir deri boyası kullandım, bir kaç kat uygulamam gerekti. Şimdilik görünüşü iyi ama saplarını boyamayı unuttuğum için henüz kullanamadım. Artık kullanım sonrası memnun mu kalırım, Arap Bacı'ya mı dönerim göreceğiz :))
 
 Kış geldiyse çatıdaki sobanın da çıtırdama zamanı gelmiştir. Bu görüntü bile içimi ısıtıyor benim :)


 
Ve bir yemek önerisi ile bitiriyorum; Fırında Mücver... Benim gibi kızartılmış yemeklere mesafeli olanlar için ideal, börek tadında, hafif bir alternatif. Tarifini de tembellik edip kopyalıyorum ;)
 
 
Ve hoş geldin Aralık.
Artık bere, atkı, eldiven, sahlep zamanı...
Bir de Rico ve Oskar zamanı ;)

16 Kasım 2015 Pazartesi

Kütüphane Ganimetleri (Sanırım 6)

Duru'nun gelişiyle kütüphane ziyaretlerime bir süre ara vermek zorunda kalmıştım. İşe başlayınca kütüphaneye de uğramam lazım diyordum her önünden geçişimde, evdeyken gitmemek için geçerli bir bahanem varmış da şimdi o da kalmamış gibi, ne ilgisi varsa artık...
Eylül okullu olunca onu da üye yaptırmak için söz vermiştim (ki üyelikte yaş sınırı yokmuş, neden beklediğimizin cevabı yok...)
Yaklaşık bir aydır cumartesileri vakit ayıramıyorduk, en sonunda Duru'yu komşulara (babasının şansı artık) bırakarak kütüphanenin yolunu tuttuk.
Kütüphanenin bahçesinden her girişimde en kem bakışımla 'keşke benim olsa' diyorum çünkü kütüphane binası gölün karşısında, ağaçlar arasında ve tek katlı, yani tam benim hayalimdeki konumda. Zaten bu kadar cazip bir yeri kesin birilerine verir yerine Toki'den bir uyduruk bina ayarlarlar kesin de bari alan kıymetini bilse...
 
 
 
Neyse önce çocuk kitaplarını karıştırdık biraz; orijinal kapağa sahip kitaplara ilgiyle göz atarken, kütüphane tarafından ciltlenmiş olanlar bana biraz sevimsiz geliyor. Kitabın kendi özgün kapağı, rengi, yazı karakteri üzerinde kalabilmeli bence... Eylül bir yandan ben bir yandan kitap seçmeye koyulduk, beğendiklerimizden bir kaçını emanet alamayacağımızı öğrendik (kayda geçmemişler henüz), nihayetinde üç kitabı kolumuzun altına kıstırıp kaydolmaya gittik.
Eylül'ün kayıt işlemleri hallolurken genç (muhtemelen üniversite öğrencisi) bir kız görevliye aradığı yazarın ismini heceliyordu; jo-se sa-.... Saramago!!! dedim içimden hızlıca :) Sonrasında gözüm kitap seçerken kulağım onlardaydı; ödevi için yazarın bir kitabını okumalıymış. Rafta kitapları ararken ben içimden 'kitap kapağı sarı' diyordum. Nihayet kütüphanede mevcut dört kitap masaya geldi; Kabil, Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş ve benim henüz okumadığım Filin Yolculuğu, Kopyalanmış Adam. Kız kitapları yan yana koyup hangisi daha ince hesaplaması yaparken artık kendimi daha fazla tutamadım. Saramago hakkında az çok bildiklerimi ve bol virgüllü yazım şeklini anlatıp,  ona Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u önerip, görevlinin de 'diğer ikisini de siz alın o zaman' önerisine uyarak Filin Yolculuğu ve Kopyalanmış Adam'ı aldım.
Aslında çok fazla kitap almaya niyetim yoktu ama Hıfzı Topuz'un kitabını görünce onu da ekledim okunacaklara.
 
 
Maisy Eylül için çok basitti, oturup salonda okuruz diye düşünmüştüm ama karanlık ortam onu da pek cezbetmemiş olacak ki evde okuruz dedi. Uzayın Kralı ise bol görselli, eğlenceli bir kitap... Bay Porsuk ile Bayan Tilki'yi de bugün okuyacağız.
 



 
Kitaplarımızı yüklenip güneşin tadını çıkararak eve döndük.
 
Moralimin bozuk olduğu bir anda (kendimi mutlu etmek için), epeydir aklımda olmasına rağmen ertelediğim kitap mührünün siparişi vermiştim. Hafta sonu nihayet geldi :)

 
İnternette kitap mühürleriyle ilgili pek çok site var; fiyatlar değişken, görseller üç aşağı beş yukarı benzer, ürün ve teslimat detayları yetersiz, açıkçası insanın kafası karışıyor... Ben uzun bir araştırma sonrasında www.sekervekagıt.com da karar kıldım. Ürün kalitesi ve bilgilendirme aşamalarından memnun kaldım.
 
Bir süre kitap satın almama kararı aldım (çocuk kitapları hariç  :) ), evde epeyce okunacak kitap birikti. Bu süreçte yine kütüphaneye uğrayarak yeni kitap alma hevesimi gidermeyi düşünüyorum. Bakalım ne kadar sürdürebileceğim...
 Daha aydınlık bir hafta dileğiyle...

17 Şubat 2014 Pazartesi

Çatıdaki Pencere

Çatıdaki Pencere-Jose Saramago
 
Kitap Saramago'nun ilk romanı, aynı zamanda da yayımlanan son kitabı.
Yazar ilk kitabını yayınevine gönderir ama aradan uzun zaman geçmesine rağmen kitabın basılıp/basılmayacağına dair bir cevap gelmez. Ta ki Saramago ün kazanmış bir yazar oluncaya dek...Unutulduğu tozlu raflardan indirilen kitap için yayınevi yazarı arayıp onay almak ister ama Saramago kitabın basılmasını istemez, kitabını geri alır, yaşadığı sürede de kitabın yayımlanmasına karşı çıkar.
 
Kitap Saramago'nun ölümünün ardından eşi Pilar Del Rio tarafından yayımevine teslim edilmiş ve 'Saramago'ya giriş kapısı' olarak tanımlanmış.
 
 
Kitap 1940'larda Lizbon'da geçiyor, bir nev'i Bizimkiler apartmanı anlatılıyor :) Kitabın anlatımı aşina olduğumuz Saramago tarzından farklı, herhangi bir roman gibi. Ben sadece yazara has sert eleştirilere denk gelebildim, onun dışında tekrar okumak isteyeceğim cümleler göremedim.
 
Her ne kadar Pilar Del Rio kitabı 'Saramago'ya  giriş kapısı' olarak tanımlamış olsa da girişin ilerisinde bizi bekleyen diğer kitapların tarzı, dili çok daha farklı olduğu için Çatıdaki Pencere'nin onlara rehberlik edebileceğini düşünmüyorum.
Beklenti içerisinde olmadan bakabilirseniz kitap ilgiyle okunabilir ama (benim gibi) bir çok Saramago kitabını hayranlıkla okuyanlar aradığını bulamayacaktır... 

25 Ekim 2013 Cuma

Görmek-Jose Saramago

Uzun bir aradan sonra kitap yazısı ile dönebildim. Okuma konusunda durağan haftalar geçirdim, işin ilginci okuduğum kitap da en sevdiğim yazarlardan birisinin hevesle aldığım kitabıydı....
 
 
 
Görmek, Körlük'ün devamı niteliğinde, direkt olarak ilk kitabın kaldığı yerden devam etmese de olayla birbirine bağlı. Adı bilinmeyen bir ülkenin başkentinde geçiyor hikaye, yapılan seçim sonucunda oyların % 83'ü boş çıkıyor, hükümet olağanüstü hal ilan ediyor. Olayların yıllar önce yaşanan körlük salgını ile bağlantılı olduğundan şüpheleniliyor ve 'suçlular' aranmaya başlanıyor...
(Spoiler endişeniz olmasın, kitabın arka kapağında yer alan bilgilerden daha fazla detay vermedim.)
 
Saramago'nun anlatımı ve yaptığı siyasi çıkarımlar günümüz demokrasilerine de ışık tutuyor. Yaşananlar ilk etapta ütopik gibi gelse de, zamanla bizdeki işleyişle de çok farklı değil diyebiliyorsun.
'Yöneten' kendi aleyhinde yapılanları bile elindeki imkanlarla lehine yapılmış gibi (!) gösterebiliyor, bu durum son bir yılda ülkemizde yaşanan iniş-çıkışlara çok uzak değil.
 Bence yazar başarılı taşlamasıyla farkındalık yaratıyor.
 
Diğer kitaplarında olduğu gibi Görmek'te de insanı soluksuz bırakan bir yazılım var; paragraf yok, diyaloglar arasında geçişler dikkat istiyor. Kitaba ara vermeyi düşündükten sonra mecburen 3-5 sayfa daha okuyorsunuz, bulduğunuz ilk noktada (sayfa ortalarında değilse) ara verebilirsiniz :)
 Okuduğum ilk Saramago kitabında bu düzen beni yormuştu açıkçası ama zamanla aşinalık kazandım, en önemlisi Saramago kitaplarını öyle her ortamda okuyamayacağımı anladım :) 
 
Jose Saramago hemen her fırsatta okunmasını tavsiye ettiğim yazarlardan, okuru hayran bırakan bir hayal gücüne sahip. Yazar Ayları (Ekim) 'de de Saramago seçildiği için bir çok blogda kitaplarına denk gelmek güzeldi. Pinuccia 'nın etkinliğine katılamasam da tesadüfen diğer katılımcılarla aynı yazarı okumuş oldum :)
 
Kitaplığımda okunmayı bekleyen birkaç Saramago kitabı daha var ama üst üste okumamayı tercih ediyorum :)
Yazarla henüz tanışmayanlara da Körlük veya Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'la başlamalarını öneririm...

4 Aralık 2012 Salı

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş

Saramago'nun düşünce süzgecinden geçmiş olan ölümle tanışıyoruz (Ve kesinlikle büyük harfle başlayan ölüm olmadığını belirteyim ki fincancı katırları ürkmesin...)




 
(Spoiler endişeniz olmasın, kitabın arka kapağında verilen detayın dışına çıkmayacağım)
Peki bizim bildiğimiz ölümden farkı ne?
Ölüm artık görevini bırakmıştır, artık kimse ölmemektedir. İşin anlaşılmasıyla sırasıyla şaşkınlık, sevinç ve kaos hakim olacaktır. Fakat bu yaşanan ölümsüzlük hep hayali kurulandan biraz farklıdır; insanlar yaşlanıp,  hastalıklara yakalanarak ya da bir kaza sonucu ölümün kıyısına kadar gelip orada kalmaktadır. Bir adım dahi atılamamaktadır. Yoksa atılabilir mi? Orasını da okuyup görün :)
 
Okuduğum her yeni kitapla Saramago hayranlığım artıyor. Kendine özgü yazım tarzı-diyalogları var, okur ile iletişim halinde ve zaman zaman giriştiği pazarlıklarla gülümsetiyor ya da sizi gafil avlıyor..
Yolda sokakta gördüğüm insanları bile çevirip Saramago okuyun diyesim geliyor :)
 
Kitap kapağını ilk gördüğüm anda çok beğenmiştim. Okuduğum sürede de kapağı inceleyip tebessüm etmekten geri duramadım. Ama kitap bitince kapağın gizemini de çözmüş oldum, yayınevini ( Turkuvaz Kitap) tebrik etmek lazım, harika bir seçim..
 
Saramago ile tanışmamış olanlar varsa bence vakit kaybetmesin. Ben ters bir seçimle Kabil'den başlamıştım okumaya, sonrasında Körlük'ü okudum. Kitaplar arasında bir konu sıralaması yok tabi ama her yeni kitabın benim için çok daha anlaşılır olduğunu fark ediyorum. Galiba Saramago'nun stiliyle tanılmak için Kabil zorlu  bir seçimdi.
 
Kütüphane ganimetlerindendi bu kitap, maalesef Kabil dışında başka Saramago kitabı yoktu. Ama kitapçılardan birisi istediğim ikinci el kitapları getirtebileceğini söyledi. Sevinçle listemi gözden geçirdim, Görmek başı çekecek.

3 Aralık 2012 Pazartesi

Kütüphane...

Uzun zamandır aklımda olan kütüphane ziyaretini bu haftasonu gerçekleştirebildik.
Eylül ilk defa gideceği için öncesinde kütüphanenin nasıl bir yer olduğunu, orada nasıl davranması gerektiğini konuştuk.



Kapıdan girerken baktım parmaklarının ucunda yürüyor :)



Göl manzaralı bir İlçe Kütüphanemiz var. Salonları da oldukça ferah. Eşimle umduğumuzdan daha modern , daha donanımlı bir kütüphane bulduk.


Burası giriş kısmı, kahvehane tarzı örtüsü ve karanlık oluşuyla  ilk etapta göz korkutuyor ama salonlar öyle değil. Daha aydınlık, ferah ve de masa örtüsüz...


Tabi Ayşe'yi de götürdük..


Salonlarda fotoğraf çekemedim, hem Eylül'ün hem de benim ayakkabılarımız set zeminde gıcırdayınca zaten herkes bize bakıyordu, olayı turistik geziye çevirmek istemedim :)
 
Bir süre sonra Eylül sıkıldığı için babası ile bahçeye gönderdim, kitaplara hızlıca göz atıp 2 tane seçtim. Kişi başına ikişer kitap alınabildiğini öğrenince sevinçle iki tane daha ekledim. Eşimle üyelik işlemlerimizi tamamladık, 20 sene önceki yöntemin hala kullanıldığını görüp şaşırdık; kitabın arka iç kısmında bulunan cepteki kart alınıp, üyenin kartına koyulur ve bu kart dikdörtgen ahşap kutuya yerleştirilir. Kitabın iç kapağında bulunan çizelgeye de kitabın teslim edilmesi gereken tarih yazılır. Sahi tüm kütüphaneler hala bu yöntemi mi kullanıyor?
Ganimetlere gelince;
 
 
Murat Gülsoy sevdiğim yazarlardan, Tanrı Beni Görüyor mu? yu da daha önce görüp okunacaklar listeme eklemiştim.
 

Jose Saramago artık liste başı, görür görmez aldım. Ama Kabil ve Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş vardı sadece, diğer kitaplarını da alırlar umarım.

Eco eşimin seçimi, biraz sabır isteyen bir kitapmış, zamanı gelince göreceğiz...

Ruh ve Yürek de katalizör kitap, olur da okuma hızımı kaybedersem diye ;)



Saramago'dan başladım, yine çok enteresan bir konusu var, kapağın güzelliğine bakar mısınız?




4 Eylül 2012 Salı

Körlük

Nobel Ödüllü yazar Jose Saramago'nun adından çok söz ettiren romanı Körlük...



Hangi şehirde ve hangi zamanda geçtiği belli değil olayların. Hatta kör olup mücadele edenlerin ismi bile zikredilmiyor. Körlüğü bir metafor olarak kullanan yazarın amacına uygun bir stil bu. Çevresinde olan bitenleri göremeyen bir topluluk, gücü elinde tutup halktan istediğini zorla koparan ayrıcalıklı bir kesim ve bir kadın önderliğinde ilk adımı atılan bir uyanış çabası...
Görlük nedeniyle insanlıktan uzaklaşan, içgüdülerinin sesine kulak veren bir toplum.
Gözümde canlandırdığım olayların filme aktarılması çok zor diye düşünmüştüm ama yanılmışım, bu kitabın da (kitabı kadar beğenilmeyen) bir filmi varmış. (İzleyenlerin fikrini merak ediyorum...)



Saramago'nun okuduğum ilk kitabı Kabil'den sonra okunacaklar listemin başındaydı Körlük. Yine kendine has yöntemiyle, bol bol virgül kullanarak, diyalogları bir paragraf halinde yazıp sadece büyük harfle başlatarak anlatmış olayları yazar...
"Örgütlenmek bir bakıma görmektir" diyor ve aslında tüm kitabı özetliyor..
 
"Aslında körlük biraz da bu, hiç bir umudun kalmadığı bir dünyada yaşamak"
 
"Ne mutlu ki, mutlulukların felaketi getirdiğinden pek söz edilmese de felaketlerin mutlu sonuçlar doğurmasına sık rastlanıyor, insanlık tarihi bunu kanıtlıyor, dünyamızın böyle çelişkileri var işte ve bazı çelişkiler üzerinde daha fazla duruluyor, bizi ilgilendiren durumdaysa tersine koğuşların tek bir kapısının bulunması bir mutluluk oldu."
 
"Çok geçmeden yağmur yağmaya başladı, ince bir çisenti, havada toz gibi uçuşan damlalar, ama kararlı, başlangıçta damlalar sıcak zemine ulaşamıyordu bile, ama biliyoruz ki sürekli yağan yağmur büyük fırtına getirir, bu sözü daha güzel söyemek istiyorsanız, uyaklı koşaklı bir şeyler düşünmek size düşüyor."
Yazarın kitabı ilginç kılan bir bir özelliği de okur ile karşılıklı diyalog içerisinde olması. Bu kısımlardan özellikle çok zevk aldığımı söylemeliyim..

"Günaydın deme alışkanlığı kalmamıştı artık, bu durum yalnızca, bir kör için  bu sözcüğün sözlük anlamıyla günün hiç bir zaman aydın olmaması yüzünden değil, günün o saatinin gündüz ya da gece olduğundan hiç kimsenin emin olmaması yüzündendi. Öte yandan bu insanların, şimdi söylenenlerle çelişkili olarak, iyi kötü sabaha rastlayan bir saatte hep birlikte kalkmalarının nedeni, içlerinden bazılarının daha bir kaç gün önce kör olmaları, dolayısıyla da gündüz gece, uyuma uyanma alışkanlıklarını henüz bütünüyle yitirmemiş olmalarıydı."
 
Hem yaşanacakları merak edip bir önce bitirmek istedim, hem de kitap hiç bitmesin istedim. Okuyup bitirince de kitap üzerine birileriyle konuşmak istedim. Okuduğum kitapları, söz konusu kitabı okuma ihtimali neredeyse % 1 olan eşime rahatlıkla anlatabiliyorum, hevesle kitapta salgın haline gelen bir körlük olduğunu söylediğimde, eşimin yüzünde "hadi canım olur mu öyle şey!" bakışını gördüm ve hevesim bildiğin kursağımda kaldı...
Bu durumu izlediği her bilim kurgu/fantastik filmde, oynadığı oyunda ısıtıp ısıtıp önüne getirmek üzere aklıma not ettim !!

Kitaba dönersem, okumayanlara gözü kapalı öneriyorum :)
Okunacaklar listemin üst sıralarında artık Saramago'nun Görmek kitabı var...
 
Not: Mehmet Bey'in önerdiği sıralamadan şaştım ama, sıcağı sıcağına Görmek'i okuduktan sonra listeye sadık kalmaya çalışacağım :) Ve söylediği bu cümleye de katılıyorum;
Saramago'yu tanımak, yeni bir dünyaya adım atmak demektir...

14 Mart 2012 Çarşamba

Kabil

Kabil-Jose Saramago



Son dönemlerde okuduğum en aykırı kitap..
Kabil; insanlık tarihinin ilk cinayetini işler. Ve Tanrı ile bir tür pazarlık ve hatta düello başlar.
Ama konu Adem ve Havva'nın cennetten kovulmasıyla başlayıp, Kabil merkezli olarak zaman sıçramaları ile geçmişle şimdiki zamanı birbirine katıp Nuh'a, Eyüb'e, İbrahim'e , Sodom ve Gomore'ye kadar uzanıyor. Ama alternatif bir bakış açısıyla. Yazarın tabiriyle "Efendi" yani Yaradan, kimi zaman insan sıfatında, kimi zaman duman halinde ama sürekli olarak insana özgü egolarla çıkıyor karşımıza..
Kitabın içeriği bi nevi Bukowski ya da Nietzsche'den Tanrı'yı ve yaşanan mucizeleri yorumlamasını beklemek gibi..Olayın felsefe açısından yorumlanması ilginçken, bazı yakıştırmalar da rahatsız edici.

Jose Saramago ile yeni tanıştım. Aslında diğer bir kitabı "Körlük" çok ses getirmiş ama henüz onu okumadım. Saramago Portekiz doğumlu ve koyu bir komünist olarak tanınıyor. 1998 Nobel Edebiyat Ödülü'nü almış. İsrail'e karşı taktir edilesi bir tepki vermiş, işgal altındaki yerleri Nazi Almanyasının kamplarına benzetmiş..Dini konulara yaklaşımı Vatikan'dan da tepki almış. Hayatının kalanını 1993'te yerleştiği Kanarya Adaları'nda geçirmiş.

Kitap yoğunlaşılan okumayı gerektiriyor. Yazarın tarzına sadık kalınarak çevrilmiş ve diyaloglar düz bir metin şeklinde, sadece virgülle ayrılarak ve büyük harfle başlatılarak yazılmış. O yüzden sakin bir ortamda kitaba konsatre olunmalı..

Farklı bir kitap okumak isteyenlere öneririm. Körlük de merak ettiğim kitaplar arasında...