Sayfalar

Distopya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Distopya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?


Kitap bir süredir okuma listemdeydi, ne zaman ekledim hiç bilmiyorum. Ama ilginç ismi ile hep yarım yamalak aklımın bir köşesindeydi; ne zaman kitap almaya kalksam adını tam çıkaramıyor, bir görsem hatırlayacağım da diyerek dolanıyordum :)
Nihayet okudum.

Spoiler İçermez
 
Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi? esas itibariyle distopik bir kitap. Olaylar bilinmeyen bir gelecekte ve bugünkü Amerika civarında geçiyor. Üçüncü Dünya Savaşı'nın ardından dünya yoğun ve radyoaktif bir toza maruz kalmış, doğal yaşam ciddi oranda zarar görmüş, hayvanların pek çoğunun nesli tükenmiştir. Birleşmiş Milletler'in girişimi ile insanlardan yeni koloniler oluşturmak üzere Mars'a göç etmeleri önerilmiş, orada kendilerine hizmet edecek olan Androidler de bir avantaj olarak sunulmuştur. Mars'a göç edebilmek için insanlar zeki testine tabi tutulduğundan belirli bir seviyenin altında kalanlar (duruma göre 'özel' veya 'tavukkafa' olarak tanımlanan) ve kendi istedi ile göç etmeyen insanlar dünyada kalmıştır.
Yeni dünya düzeninde insanların günlük yaşamları içerisine en kıymetli varlıklarının başında, evlerinin çatılarında besledikleri evcil hayvanlar gelmektedir. Pek çok hayvanın neslinin tükendiğinden kalan canlı hayvanlar sadece zengin insanların elde edebileceği paralarla satılırken diğer insanlar için sahte(android) hayvanlar piyasaya sürülmektedir. Bu hayvanların tüylerinin arasına gizlenmiş kontrol panelleri dışında canlılardan ayırt edilmesi çok zordur; normal beslenmelerine devam edip gerektiğinde hasta bile olmaktadırlar. Yine bu hayvanlara hizmet eden hastane (tamirhane) ve nakil ambulansları bulunmaktadır. Bazı hayvan sahipleri ise yapay hayvanları gerçek sanarak satın almış ve beslemeye devam etmektedir...
 
Hikayenin kahramanı San Francisco Polis Teşkilatında çalışan ikramiye avcısı Rick Decker. Görevi yasak olmasına rağmen Mars'tan kaçak yollarla dünyaya gelmiş olan androidleri yakalayarak 'emekli' etmek, yani öldürmektir. Androidler fiziksel olarak insanlarla aynı olduğu için onları tespit edebilmek için Voight-Kampff  testi yapılmalı ve insanlardan tek eksik tarafı olan empati yetenekleri değerlendirilmelidir. Ancak bunu tespit etmek yeni nesil Nexus-6 androidlerle birlikte giderek zorlaşmaktadır. Bazı androidler ise kendilerine yüklenmiş olan sahte hafıza nedeniyle canlı olmadıklarının farkında bile değildir.
 
İnsanların günlük yaşamı oldukça değişmiş; ruh hallerini kontrol altında tuttukları 'duyarıcı'lar ve empati kutuları hayatlarına yön vermeye başlamışlardır.
 
Kitap 1960'larda yazılmış olmasına rağmen iyi bir öngörünün eseri olduğu aşikar. Anlatım dili kullanılan farklı terimler ve nesneler yüzünden ilk etapta biraz zorlasa da zamanla daha akıcı bir hal alıyor.
Kitap aynı zamanda filme de uyarlanmış.
 
Bu kitabın üzerine Asimov'ın I Robot'unu da okuma listemde başlara çeksem iyi olacak.

16 Ocak 2015 Cuma

Hayvan Çiftliği

Bir Peri Masalı, ama çocuklar için değil...



2015'in ilk distopik kitabı.

Distopik romanlar içerisinde akla ilk gelen kitaplardan birisi  Orwel'in 1949'ta yayınlanan kitabı 1984'tür. Hayvan Çiftliği ise 1945'te yayınlanmış, yazara büyük ün kazandırmıştır. Sosyalizmi ve Stalin'i açık bir şekilde eleştirdiği kitap 1984'e nazaran oldukça anlaşılır ve akıcıdır. Bence bir tür 'distopyaya giriş' kitabı gibidir.

Kitap, devrimci bir grup hayvanın çiftliğin yönetimini sahipleri Bay Jones'tan devralmasıyla başlıyor ve ilginç bir seyirle devam ediyor. Yönetimde oldukça akıllı olan domuzlar yer alırken başa geçen Napoleon için 'Stalin' benzetmesi yapılıyor. Hatta Stalin'in Alman saldırı sırasında kentte kaldığını (sonradan) öğrenen yazar kitap basıma girmeden Napoleon'la ilgili ufak bir değişiklik yapmıştır. Kitaptaki komşu çiftlik sahipleri de yer aldıkları pazarlıklar ve hamleleri nedeniyle sömürgeci Batı ülkelerine benzetilmiştir.

Çiftlikte yer alan her bir hayvan farklı özellikleriyle ön plana çıkan karakterler, ortak amaçları özgür olmak, kendileri için çalışmak, sömürülmemektir. Ancak kurulan düzen farklı bir şekle bürünmekte gecikmez.

Fahrenheit 451 okuduğum ilk distopik romandı, okuduklarım karşısında zihnim karışmıştı ve birçok sahne için 'neden olmasın' demiştim. 1984 ve Hayvan Çiftliği'nde ise birebir dünyaya egemen yönetimleri gördüm, yazarın müthiş bir öngörüye sahip olduğu bir gerçek. Hatta Snowball gibi 'paralel' unsurlar bile rastlamak mümkün kitapta...

Hayvan Çiftliği Sosyalizmin olumsuz özelliklerinin anlaşılması için bir dönem okullarda bile okutulmuş.

Kitabı ve üzerinde yaşadığımız dünyayı özetleyen bir alıntı;

Bütün hayvanlar eşittir
Ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir...

25 Mayıs 2012 Cuma

1984

Distopik kitaplara devam..
İsmini aşina olduğum ancak 1-2 ay öncesine kadar konusu hakkında detaylı bilgiye sahip olmadığım ve aslında okumak için geç kaldığım kitap; 1984..



Kitap, 1947-48 yıllarında Avrupa'daki Son Adam adıyla yazılmış, sonradan 1984 ismini almış.

Konusundan bahsetmek istiyorum. Okumayanlar için, bu kitapta konuyu bilmenin kitabın etkileyiciliğini azaltacağını düşünmüyorum, genel konulardan bahsedip kitabın kahramanları ve sonuna değinmeyeceğim. Devamını okuyup okumamak size kalmış...

Dünya üzerinde egemen üç ülke kalmıştır, sınır bölgelerinde devam eden (göstermelik) savaşlarla, sürekli değişen müttefik/düşman ülkelerle, tele ekranlardan yayınlanan görüntülerle topluma sürekli aynı düşünce ve görevler empoze edilir..Üretimde öncelik savaş endüstrisine yöneliktir..İşçi kesim belirli bir düzende, müttefiğin sürekli değiştiğini bile anlamadan ve açlık/sefaletle boğuşarak üretim yapmaktadır. Arada sırada mahallelerine düşen bombalar savaşın varlığının unutulmasını engellemek içindir..



Büyük Birader'in yönetiminde Parti ve Bakanlıklar bütün düzeni sağlamaktadır. Doğruluk bakanlığı, Barış bakanlığı, Sevgi bakanlığı ve Bolluk bakanlığı...İsimleri ile görevleri manidardır..Savaştan sorumlu Barış bakanlığı, düşünce suçlularını sorgulayıp cezalandıran Sevgi bakanlığı gibi...



Geçmiş de gelecek de Parti'nin kontrolündedir. Güncel duruma göre tüm eski yazılı basın toplanıp değiştirilmektedir. Tüm teknolojik gelişmelerin Devrim sonrasında ve Büyük Birader sayesinde icat edildiği ifade edilir ve aksini ispat edebilecek hiç bir somut delil yoktur. Parti politikasının aksini düşünenler tespit edilip geçmişleriyle birlikte buharlaştırılır, yani "suç" oluşmadan engellenir..
Parti'de hakim bir düşünce şekli de 'çiftdüşün'dür. Ortada iki karşıt kavram varken, kişinin bariz gerçeğe aykırı olanı kabullenmesi...
Düzenli olarak nefret etkinlikleri düzenlenmekte, savaş ve ölümlere dair görüntülerle insanlar bir bakıma deşarj edilmekte, Büyük Birader'e olan sevgi ve minnet ise tazelenmektedir..

Spoiler bitti:)

Kitaptan..

"Önceleri pek çok kez olduğu gibi, acaba deli olan ben miyim diye düşündü. Belki bir deli yalnızca tek kişilik bir azınlıktı. Bir zamanlar, dünyanın güneş çevresinde döndüğüne inanmak bir delilik belirtisi sayılıyordu, bugün ise geçmişin değiştirilemez olduğuna inanmak...Bu inancı besleyen tek kişi kendisi olabilirdi ve inancını kimse paylaşmıyorsa o halde bir deliydi. Ama deli olduğu düşüncesi onu kaygılandırmıyordu. Onu dehşete düşüren, yanılmış olması olasılığıydı.."


"Çocuklar için yazılmış tarih kitabını aldı. Büyük Biraderin kapaktaki resmine baktı. İnsanı donduran o gözlere baktı. Büyük bir kuvvet üzerinize basınç uyguluyordu sanki; kafatasınızı delip beyninize balyozla vuruyor, inançlarınızı söküp alıyordu. Sonunda, Parti iki kere ikinin beş ettiğini duyuracak ve insan da buna inanmak zorunda kalacaktı.Bu sav eninde sonunda öne sürülecekti, durumların mantığı bunu gerektiriyordu."


"Özgürlük, iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse, gerisi kendiliğinden gelir."


"Savaşın işlevi yok etmektir: Yalnız insanları değil, insan emeğinin ürünlerini yok etmektir. Savaş, kitlelerin rahatını ve sonuçta zekasının artmasını sağlamak için kullanılabilecek malzemenin havaya uçurulması ya da denizlerin dibine yollanmasıdır. Savaş endüstrisi, tüketim maddeleri üretmeksizin işgücünü kullanmanın akıllıca bir yoludur."


"Nasıl bir dünya yaratmaya çalıştığımızı anlamaya başlıyor musun? Yaşamanın amacını zevk kabul eden aptal ütopyacıların tam tersi bir yer..Korkunun, acının, işkencenin dünyası...Kendini geliştirdikçe daha da acımasızlaşan bir  yer...Dünyamızdaki gelişme, acıya doğru ilerleyen bir gelişme olacaktır. Eski uygarlıklar, sevgi ve adalet üzerine kurulduklarını ileri sürerlerdi. Bizimki nefret üzerine kurulu. Bizim dünyamızda korku, kin ve övünmeden başka duygulara yer yok..." 


"Bilinçleninceye dek başkaldırmayacaklar, başkaldırmazlarsa da hiç bir zaman bilinçlenemeyecekler."


"Proleterler ve hayvanlar özgürdür."




Günümüzde dünya genelinde yaşanan politik süreç ve ülkemizde gelinen noktaya baktığımda, konunun çok da ütopik olmadığını düşünüyorum. Adı Sevgi bakanlığı olmasa da ülkemizde hüküm süren düşüncenin aksini savunanlar da bir şekilde buharlaşıyor. Evimizde bize emir veren bir tele ekran olmasa da detaylı düşünüp, kıyaslama yapamamamız, farkındalık kazanamamamız için morfin etkili programlarımız, naylon gündemlerimiz var. Tepkisizlik konusunda her gün kendimizi aşıyoruz, arada sırada farkına varıp yollara dökülsek de iki gün sonra her şeyi unutmuş oluyoruz..

Kitapta mevcut düzen sosyalizmi gösteriyor ama amaç yoksulluk ve açlıkla toplumu terbiye edip, sınırsız bir üretime sevk etmekse bu pek tabi kapitalist düzenle de sağlanabiliyor..

Günümüzde kendisine bolca yer bulan 'Büyük Birader' kavramının da çıkış noktasıdır kitap..



Yine filmi olan kitaplardan, ilk fırsatta izlenecekler arasında..



Geç keşfettiğim kitaplar arasında 1984. Büyük bir ilgiyle okudum, oldukça etkileyici buldum. Okumayanlara kesinlikle tavsiye ediyorum...
(Eşim gibi üşenenler de filmini izlesin artık:)



11 Mayıs 2012 Cuma

Fahrenheit 451

Popüler distopya (ya da kara ütopya) romanlarından birisi.




Gelecekte geçen bir hikaye, kitap okumanın ve hatta bulundurmanın suç olduğu bir toplum..Bu suçun cezası ise kitapların ve karşı koyması durumunda sahibinin de kitaplarla birlikte yakılması..
Bir zamanlar yangınları söndürmekle görevli itfaiyeciler artık omuzlarında Fahtenreit 451(kitapların tutuşmaya başladığı sıcaklığı ifade eden) yazısıyla kitapları yakmakla sorumlular..Gece-gündüz demeden baskınlar yaparlar..
Ama bir yerlerde hala umut vardır...Yazılı olan kitapların bulunma ve yakılma riski olduğundan, kitaplardaki bilgileri bir sonraki nesillere aktarmanın tek bir yolu vardır...

"Evin arka kısmındaki avluya geçip, arka sokağa çıktı, Beatty diye düşündü, artık benim için bir problem değilsin. Daima söylerdin 'bir problemle yüzleşme, onu yak' diye, artık ikisini de yaptım. İyi geceler Yüzbaşım..."

"Onlardan biri yanmayı durdurmalıydı, güneş yanmak zorundaydı. Bunun için yanmayı durdurmak Montag'a düşüyordu. Tasarruf yapmak da şarttı. Birisinin tasarruf yapması gerekliydi. Kitapların, kayıtların şu ya da bu şekilde saklanması lazımdı."

"İsanın doğuşundan önce yandıktan sonra tekrar kendi külünden vücut bulan efsanevi bir kuş varmış. Bu kuş zaman zaman kendisini ateşte yakarmış. İnsan oğlunun ilk benzeri. Ateşte yanıp kül olduktan sonra birden alevlerin arasından tekrar fırlar hayat bulurmuş. Biz de şimdi aynı şeyi yapar görünüyoruz.  Fakat bu kuşun sahip olmadığı bir şeye sahibiz biz. Yaptığımız şeyin saçmalığını kavrayabiliyoruz. Binlerce yıldan beri yaptıklarımızı biliyoruz. Bunu hatırlayan insanlar da bu dünyada yaşıyor, bunu hiç unutmamak gerekir."

Distopik kitaplar ve çoğunluğu kitaplardan uyarlanmış filmlerle ilgili uzayan listeler bulmak mümkün. Okumayı  düşündüğüm (ancak konusu hakkında henüz çok fikir sahibi olmadığım) 1984'ün de bu gruba dahil olduğunu öğrendim ( uygun bir zamanda okuyacağım). Daha çok karamsar işleyişleriyle ön plana çıkan bu kitaplardan şimdilerde en popüler olanı da Açlık Oyunları Serisi. Seride anlatılan on iki mıntıka ve sürdürülmek zorunda kalan yaşam tam bir kara ütopya örneği. Bu arada filmini hala izlemediğimi hatırladım şimdi..

Fahrenheit 451 de filme uyarlanan kitaplardan, ancak filmi çok başarılı bulunmamış.
Bu arada eşime bitirdiğim kitabı anlatırken (ki rahatlıkla konusunu ve sonunu anlatabilirim çünkü kitabı okuma ihtimali yoktur ;) Belki okur düşüncesiyle Açlık Oyunlarını anlatmamıştım, onun da filmi çıktı, hayatta okumaz. artık.) "ben de buna benzer bir film izlemiştim" dedi:) Eşimin film kartelası geniştir, genelde ben kitabını okumayı sever, daha çok zevk alırım; o da okumaya hiç yanaşmaz illa ki filmini izler..
İleride kızımın tercihini okumaktan yana kullanmasını istiyorum ama, bakalım..:)