Sayfalar

Duru Büyüyor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Duru Büyüyor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2015 Perşembe

Yedinci Ayında Duru

Duru yedinci ayı geride bıraktı, sağlıkla büyüyor çok şükür...



Aslında bu ay çok fark yaratan gelişmeler yaşamadık, daha ziyade altıncı ay gelişimini pekiştirdik diyelim...
Öncelikle ek gıda işini rayına oturttuk, artık uzattığım kaşığa tedirgin gözlerle ve dilinin ucuyla dokunmuyor, ağzını açıyor. Ama yemeği istemiyorsa ağzını öyle bir kapıyor ki diliyle, yedirmek mümkün değil. Zaten o anda bırakıyor, sonrasında da ısrarcı olmuyorum. Bizim evde bebeklerin tabağında yemek bırakma hakkı var.
Ek gıdada çok fazla çeşit artışı yapamadım bu ay, mevsim itibariyle sebze alternatifi bulamıyorum; balkabağı, havuç, patates, kabakla devam ediyorum. Tarhana ve yayla çorbası da cankurtaranım. Yavaş yavaş pütürlü yiyeceklere geçtik, muzu ve pirinçli çorbaları çatalla eziyorum, irmik zaten hem hafif pütürlü hem de yutması kolay. Meyvelerden elma, armut (istediğim yumuşak armutlardan bulabilsem daha iyi oluyor) ve muza devam. Bir ara muzu portakal/mandalina suyu ile ezmiştim ama antibiyotiğin neden olduğu pişiğin iyileşmesini geciktirdi, kestim. Ha birde avokado var dolapta bekleyen ama elim bir türü gitmedi, ben  pek sevmeyince denemek gelmedi içimden. Çok aşina olduğumuz bir tat değil ama bebekler için avokadolu mamaları çok görüyorum instagramda.
Yumurta sarısınının tamamını yedi bugün ilk defa, biraz suyla inceltiyorum sıkıntısız yiyor. Beyaz peyniri nohut büyüklüğünde parçalar halinde (ve elimle) veriyorum, tam bir peynir canavarı oldu Duru, iştahla yiyor. Ben de kaşıkla değil de elimle vermeye bayılıyorum :)
Kahvaltı için bisküviyi henüz yapamadım (evet tembelim), ıhlamura da bisküviyle beraber başlayacağım.
Pekmezi (keçiboynuzu) meyveyle birlikte veriyorum, D vitaminine de devam.
Yoğurt konusunda hiç sorunumuz yok çok şükür, severek yiyor...

Bu ay içerisinde yavaş yavaş baklagillere, tavuğa (köy tavuklarını şimdiden stokladım), balığa ve köfteye geçiş yapacağım. Yulaf ezmesiyle de birkaç tarif deneyeceğim bakalım...
(Ek gıda çeşitleri konusunda öneriniz olursa sevinirim...)



Hemen hemen desteksiz oturabiliyor Duru, yuvarlanarak da dolaşıyor ama hedefine ulaşacak şekilde değil de karambole gidiyor :)

Bu ay komik mimikler yapmaya başladı, bizim güldüğümüzü görünce tekrarlıyor. Beni hep öpüyordu ama baba ve ablasına yüz vermiyordu, artık herkesi (kendince) öpmeye başladı. Çok sulu ve sevimli :)

Annesi, babası ve ablası gözlüklü olunca Duru'nun en büyük tutkusu gözlük yakalamak, bu konuda daha hızlısını tanımıyoruz ;) Bir de çoraplarıyla bir husumeti var  ama çözemedik. Külotlu çorap giydirdiğim için çıkaramasa da sündürüp çarığa çeviriyor ayağındakini ;)

Günler hızla geçiyor; Duru ilk kez kar yağışını  izledi, camdan büyük bir şaşkınlıkla etrafı inceledi, tanıştığı ilk hayvan (uzaktan da olsa) mahallenin kedisi-balkon kiracımız Tüylü oldu, elindeki bisküviyi hızla koparıp yutarak annesini ilk kez korkuttu... Kısmetse bu ay sonunda da ilk tatiline gidecek, minik de olsa havuz keyfi yapacak :)


Bizden bu kadar...
Güllü'den sevgilerle...

22 Aralık 2014 Pazartesi

Altıncı Ayında Duru

Merhaba ben Duru; annemin cücüğü, böcüğü, kara möcüğü... İlk iki tanım kafiye kaygısıyla kullanılıyor olsa da 'kara möcük' nedir arkadaş? Akça pakçaya yakın bir bebe oldum ama doğduğumda alnımda ve de kulağımda bulunan tüycükler yüzünden adım 'esmer' bebeye, oradan da kara möcüğe çıktı... Ablam kartopu gibi bir bebekmiş zamanında, onun yanında süt bile esmer damgası yiyor kaçış yok...
Altıncı ayımı doldurdum ben, hatta yediyi de yarıladım :)



 Ufak bir 'altıncı ayımda ben' listesi hazırladım;
  • Doktor teyzenin de izniyle ek gıda denen garip tatlara geçiş yaptım ben, aslında bir aydır annem bana ilginç şeyler yalatıyordu da artık kaşıkla korkmadan vermeye başladı. Açılışı yoğurtla yaptım, ilk hafta hiç sevmedim o ekşimsi şeyi ama artık bayılıyorum. Ablamda da aynı şeyleri yaşamış olan annem bu konuda tecrübeli olmanın verdiği özgüvenle alıştırdı beni :)
  • Meyvelerden de elmayla başladım, suyu tatlı olduğu için suyla seyreltiyor annem, sonra da şekerini azaltmaya uğraşan o değilmiş gibi içine pekmez ekliyor!! Şu keçiboynuzu pekmezini de neye karıştıracağını şaşırdı zaten, üzüm pekmezini itiraz etmeden içiyorum ama diğeri çorap gibi kokuyor yahu (bu tanımı annemden aşırmış olabilirim ;) ).
  • Muz püresini çok seviyorum ama annem kabız olabilirim diye az az veriyor. Muhallebinin de muzlusuna bayılıyorum.
  • Bir haftadır sebzeleri de ekledik menüye; önce pirinçli kabak, sonra patatesle havuç püresi en son da irmikli balkabağı çorbası yedim. En çok balkabağını sevdim, kendi bahçemizde büyümüş olduğu için ;)
  • Annem tarhana çorbasından çok umutluydu; anneannem taze taze yapmış göndermiş, hazırlaması da çok kolaymış ama ben pek sevmedim hıh :)
  • Yavaş yavaş kahvaltıya da geçiş yaptım, yumurta sarısı ile beyaz peynir veriyor annem, tadı güzel de ağzımda su kalmıyor yerken!! Tavuklar az daha sulu yumurtlasa ;)
  • Annemin ek gıda konusundaki girişimleri devam edecekmiş; babama keçi boynuzu unu aldıracakmış (bunun adı korkutuyor beni, nasıl birşeyse artık), bir de bisküvi yapacakmış bana.
  • Azıcık da fiziksel gelişimimden bahsedeyim; artık yüzüstü dönebiliyorum ama öyle kalıyor, geri dönemiyorum; annem bana yardım edeceğine 'tosbağam' diye sevmeye başlıyor...
  • Bulduğum her şeyi kemirmeye devam ediyor, gün boyu ağzımın suyuyla önlüklerimi ıslatıyorum, koridordaki kalorifer yıkanmış önlüklerle dolu ;)
  • Mutfak balkonundan dışarıyı ve gelen geçen kedileri seyretmeyi çok seviyorum, ayrıca mutfak perdesiyle de çok güzel diş kaşınıyor :)
  • Ablamın okuldan gelişini sevinçle karşılıyorum, çok matrak bir kız bu Eylül, çok güldürüyor beni.
  • Annemin kucağındayken elimi arka tarafa geçirip ensesindeki saçları tutmayı çok seviyorum, annem de çok seviyor olmalı ki çığlık atmaya başlıyor :)
  • Gün içinde sıkılınca annem beni ablamın odasına götürüyor, çok seviyorum orayı, heryerde renkli renkli birşeyler var...Bir de ablamın kocaman bir resmi var, onu seviyoruz.
  • Annem ben doğduktan sonra dışarıda yemek yiyememekten şikayetçi, ne yapacağım belli olmuyormuş güya. Nesi belli değil, ağlayacağım tabii ki :) (Son yemek girişiminde babam benim yoğurdumu döktüğü, ben arabamda oturmadığım , ablam da ayıcığı yoğurda bulandı diye ağladığı ve de kendisi aç kaldığı için bozuldu biraz annem. Ne kadar da alıngan di mi??? Halbuki babam tıka basa doymuştu, ben büyüyünce 'baba' olayım en iyisi )
  • Geçen gün oynadığım pinpon topunun tamamını ağzıma soktum, annem yutacağım diye korktu, evet evet koca topu yutacağım sandı, garip bu anneler :))
Böyle böyle büyüyorum işte...
Yeni haberlerle dönerim, beni özleyin :)

26 Kasım 2014 Çarşamba

Bugünlerde...

Bugünlerde;
Biz Duru kızla evde vakit geçirmeye devam ediyoruz. Altıncı aya giren yavruya ek gıdaları tattırma ve yattığımız yerden yuvarlanma yegane aktivitelerimiz. Ufaktan kapımızı çalan 'diş huysuzluğu'nu da mümkün mertebe görmezden geliyoruz...



Eylül' e göre daha hareketli ve sabırsız bir bebek Duru. Ablasının uzuun gündüz uykularını mumla arıyorum, Bizim bebe yarım saat geçti mi uyanıyor. Benim günlük işlerim de otomatikman yarım saatlik partlar haline dönüştü. Evden dışarı çıkma lüksümüz de yok, hava şartları bizi sınırlıyor, kapalı-kalabalık mekanlar da listemizde olmayınca bina dışına çıkamıyoruz. Artık planlarımız gelecek olan bahara dair..



Eylül hevesle okula devam ediyor, bir de hastalıktan gözünü açabilse!! Geçen sene okula başladığında kendimi olası sık hastalıklara hazırlamışken, enfeksiyonlarla nadiren karşılaşmıştık. Bu yıl kronik öksürükle mücadele halindeyiz, kendi yöntemlerimle yol alamayınca farklı doktor/ilaç kombinasyonları deniyoruz. Kış kapıya dayanmadan kurtulsak bari (Ve ben yazımı tamamlayıncaya kadar kar geldi bile)...


 Meraklı Minik'in bu ayki konusu Kızıl Tilkiler olunca, bizim evi de tilkiler bastı...




Okulda kalem-kağıda doyamayan Eylül evde de resimlerle haşır neşir olmaya devam ediyor. Aynı hevesi dağıttıklarını toplamada da gösterebilse keşke ...
Haftasonu odanın heryeri kağıt-kalem ve envai çeşit hobi malzemesiyle kaplayan Eylül'ü son kez uyardım " On dakika içinde yerdekileri toplamazsan bulduğum herşeyi götürüp çöpe atacağım" dedim. Hemen toparlamaya başladı ve bıyık altından gülerek "Anne, yerdeki kağıt parçalarını almıyorum, nasıl olsa sen toplayıp çöpe atacakmışsın" dedi. "Olur mu canım, ben senin için kıymetli eşyaları kastetmiştim" dedim. "Zaten bu kağıt parçaları benim en kıymetli eşyalarım anne" aldığım cevaptı :)

Eylül'le Minion'lara kafayı taktık bugünlerde, onlarla yatıp onlarla kalkıyoruz ;)
Önce Minion bere, oyuncak Minion derken bu senenin doğum günü temasını da erkenden belirlemiş olduk :)


İçlerini elyafla doldurup oyuncak gününe gönderdikten sonra pek göremedim kendilerini, o yüzden son hallerinin fotoğrafı yok...

Evde olmak demek üç öğün yemek hazırlamak demek. Ben de bazen keyifle bazen de homurdanarak mutfağa giriyorum. Bu aralar Duru'dan kalan azıcık zamanda hiç yemek yapasım gelmiyor, çok güzel elma çayım var aslında, onu içip yemek yemesek??

 Bahçenin minik elmaları ve benim minik olmayan ayaklarım :) Onları görmeyin siz, kesemem şimdi fotoğrafı, Duru uyanacak...

 Hiç yemek yapmıyorum sanmayın tabi, haftaiçine uyarlanmış sebzeli/vejetaryen pizza...

 Ekmek yapmaya da devam. Gerçi karıştırma aparatını kaybedince biraz ara vermiştim ama servisten kolayca temin ettik yenisini...

Son görüntüler de Çin'den teşrif eden kuklalarımız olsun :)



Ha bir de başlayıp okuyamadığım kitabım var, onu da ekleyip okuyabileceğim günlerin gelmesini dileyeyim...


Sağlıkla kalın...

13 Ekim 2014 Pazartesi

Sonbahar Günlükleri

Bebekli evlerde zaman daha hızlı akıyor, değil haftaların bir-iki günün bile geçişini bebeğiniz 'gösterebiliyor' size. Bilinçli bir kavrayışla, atılan ilk kahkaha ile,  dönenceye uzanan meraklı bir elle...


Dördüncü ayı geride bıraktık, günlük faaliyetlere daha çok dahil olan bir bebeğimiz var artık. Oyuncaklara ilgisi arttı, etrafında kalabalık insanlar olmasından hoşlanıyor ama kızımın rahatını bozmamaları kaydıyla. Oturduğumuz yemek masalarını da ilgiyle inceleyip sırasını bekliyor :)


Kurban bayramını da minimum aksiyonla geçirdik. Yukarıdaki fotoğraf Eylül'ün harçlıklarının form değiştirmiş hali ;)


Severek okuduğumuz Tübitak kitaplarından, 6+ olarak belirtilse de okuyanın ekleyeceği birkaç dip notla 4-5 yaşa hitap edebiliyor. Fotoğraftaki 4 aylık ayak okuduğumuzdan pek bir şey anlamadı tabii :)

Yollar sonbahar renklerine boyanmış, yolculuk için en sevdiğim mevsim...Haftasonu sadece bakıcı teyzemizin köyüne kadar gidebildik, daha kapsamlısı seneye sonbahara inşallah.




 Köyde bizi karşılayan bir odun sobası ve kuzinesinde mis gibi patatesler, camdan yansıyan fotoğrafçımız Eylül :) Dönüşte bagajımızda kışlık patates, soğan, mısır ve buğdaylar vardı, köy tavuklarını da temizlenip daha sonra peşimizden gelmeleri için ikna ettik...


Bahçede pek sebze kalmadı, birkaç kök havuç ve daldaki elmalarla idare ediyoruz.


 Eylül'ün kurabiyeleri, sağ alttaki bir kelebek ;)


Ve evde elmalı kurabiye pişiyorsa mevsim kışa dönmüş demektir...

Huzurlu, sağlıklı ve bereketli bir sonbahar diliyorum...

19 Eylül 2014 Cuma

Duru'yla Biten Üçüncü Ayımız...

Geçen hafta itibariyle Duru üçüncü ayını bitirdi...Hani yenidoğanlar için milat sayılan, annelerin bin bir beklentiyle yolunu gözlediği, pencereden elinde sihirli değneği ile bir peri beklediğimiz üçüncü ayı bitirdik, dörde girdik...
Duru, dördüncü aya girişini plaj çıkışında bir saat ağlayarak, biz de onu battaniye içinde (iki ekip halinde) kesintisiz sallayarak kutladık :) Kolik henüz evimizi terk etmediği gibi Duru'ya 'battaniye keyfi' diye de bir şey öğretti. Üç ay+bir hafta itiberiyle Duru oyuncaklarını tutmaya, ağzına götürmeye, bol bol gülmeye, sesler çıkarmaya, 'beni kucağınıza alın' manasında göbeğini kaldırmaya başladı :)



Yazın sonuna sıkıştırdığımız 'tatilimsi'miz de bitti geçen hafta. Bu sene benim için deniz; uzaktan hülyalı gözlerle izlenen bir mavilikti :) Duru de kendisini dalgayla dürten denizi sevmedi ;) Eylül ise denizden en çok keyif alanımızdı ki amacımız da buydu di mi?




Antalya'da klimasız uyuyamazken eve dönüşte arabadan titreyerek indik, İç Anadolu'ya kış gelmiş a dostlar!! Ama haksızlık da etmemek lazım, terlemeden uyuyabilmek de bir nimetmiş :)



Eylül ayı aynı zamanda kış hazırlıkları demek, mutfakta büyük zevk alarak yaptığım işlerdir bunlar; domates konservesi, salça, menemenlik domates, çeşitli kompostolar, dondurulan yeşil fasülye, bamya, biber, barbunya.. kilerde yerlerini aldılar. Tarhana ve pulbiberimiz de annemin elinden hazırlandı, gidip almamızı bekliyor :) Kayınvalidemlerden aldığım tarifle önümüzdeki aylarda da zeytin kurmayı deneyeceğim, bakalım becerebilecek miyim.



Eylül'ün okula dönüşüyle evde yeni bir dönem başlıyor, tüm çocuklarımıza sağlıklı ve başarılı bir eğitim yılı; ailelere kolaylıklar diliyorum...


5 Eylül 2014 Cuma

İki Çocuklu Hayat (İç Döküş)

Üç aydır evde 'iki çocukla' günlerimiz geçiyor, bir şekilde yuvarlanıp gidiyoruz. Arada karışan çığlıkları, birine 'sus' diğerine 'uyu' telkinlerini zorluk sanıyordum. Meğer iki çocuğun zorluğu evden uzaklaştığında hatta evden çıkmaya karar verdiğinde başlarmış! Bugün Duru'nun çığlıkları eşimle bende de düşünce balonları zirve yaptı; napacaktık biz bu tatil işini???
Her sene erkenden planlarız (satın alırız) biz tatilimizi,  günü gelince de gider yayılırız gül gibi :) Bu sene de Duru doğmadan iki alternatif üzerinden tatili belirlemiştik;
1-Duru ablası gibi halim selim bir bebiş olur, nereye istersek götürür, gül gibi tatilimizi yaparız. Zaten eylül ayında da sıcaklar nispeten azalmış, Duru büyümüş olur...Alalım tatilimizi bir köşede dursun, ortada kalmayalım.
2-Duru huysuz bir bebiş olur, ben gelmem derse de iptal ederiz tatilimizi...

Son bir aydır hep 'bu çocukla tatile gidilir mi?' diye bakıyorum Duru'nun yüzüne, sağ yanımdan gelen cevap 'daha büyüyecek annesi' derken, sol yanımdan da 'otel köşelerinde rezil olacaksınız' sesleri yükseliyordu. Ben de erkenden stres yapmaya başlamıştım. Ve iki çocuk annesi olmanın zorlukları başlıyordu; ya Duru'nun huysuzluklarını sırtlanacak Eylül'e aylardır hayal ettiği tatili sunmaya çalışacaktık ya da Duru'nun düzenini bozmamak için Eylül'ün hevesini kıracaktık...Çocukları paylaşıp, Eylül'le babasını havuza/denize gönderip Duru'yla odada kalmaya da razıyım ama ağlama krizleri başladı mı susturmak için battaniyenin diğer ucundan tutacak birisi lazım...Sonuçta dolu-boş arası dengeyi kuramadım :(

Ne yapacağımızı bilemesek de ne yapamayacağımızı aklımız kesti ve otel rezervasyonunu iptal ettirdik. Sanırım Antalya'ya babanne evine gidip Eylül'ü denize Duru'yu da bebek havuzuna talim ettireceğiz. Ben? Benim zaten tatil beklentim yok, ağlamadan döneyim yeter...

8 Temmuz 2014 Salı

Ve Duru Aramızda...

Evet 9 Haziranda Duru Kızım ailemize dahil oldu. Geldi geliyor derken bugün bir ayı geride bıraktık...(Yazıyı birkaç seferde ancak tamamlayabildim, her defasında güncellendi bu rakam ;) ).

Doğum sezeryanla olacağı için takvim belliydi, bense ilk doğumda yaşadığım 'ne zaman doğacak' stresini yaşamayacak, bu kez ağrı çekmek zorunda kalmadan güle oynaya ameliyata girecektim. Evet evdeki hesap hastaneye uymadı tabi, zor geçen son günlerin üstüne Duru'nun da kendi gelme çabaları eklenince ben yine sancılar eşliğinde tuttum ameliyathane yolunu...
Spinal anestezi sayesinde sürece kopukluk yaşamadan dahil olup kızımla hemen tanışabildim...Sonrası biraz zordu çünkü Duru ciğerlerinde kalan su nedeniyle yenidoğan yoğun bakım servisi olan bir hastaneye sevk edildi, on gün boyunca ayrı kaldık. Günde iki defa kızımızı uzaktan görebilmek için hastanenin yolunu tuttuk, süt taşıdık... Ailemin de desteği ile bu zor günleri geçirdik ve sonunda kızımızı alıp evimize döndük çok şükür :)


   Ramazan nedeniyle anneanne desteğinden de kısa süreli faydalanabildik. Bana da ilk on günde annemden öğrendiklerimi evde uygulamaya çalışmak düştü; et/kemik sulu çorbalar, pekmezli kompostolar, rezene çayı...vs

 Duru ile dejavu yaşıyorum bugünlerde.. Görüntü olarak da ablasına benzediği için Eylül'ü tekrar büyütüyormuş gibi hissediyorum . Tabi Eylül bizzat olaylara dahil olunca hikaye karmaşıklaşıp John Malkovich Olmak'a dönüşüyor ama idare ediyoruz artık ;)

Şimdilerde Duru'yu günlük rutinimize dahil etmeye çalışıyoruz yavaş yavaş tabi benim uykusuzluğum el verdiği  ölçüde. Eylül'de tanışmadığımız durumlar da var tabi; rutin gaz sancıları, ısrarla geçmeyen pamukçuk, ABR Testi vs...

Kırkımızın çıkacağı günü (uyku düzeninin kurulacağı umuduyla) iple çekiyor, Duru uyanmadan bir bardak çay içmeye gidiyorum.

Bizi özleyin anacım :)