Eylül ilk defa gideceği için öncesinde kütüphanenin nasıl bir yer olduğunu, orada nasıl davranması gerektiğini konuştuk.
Kapıdan girerken baktım parmaklarının ucunda yürüyor :)
Göl manzaralı bir İlçe Kütüphanemiz var. Salonları da oldukça ferah. Eşimle umduğumuzdan daha modern , daha donanımlı bir kütüphane bulduk.
Burası giriş kısmı, kahvehane tarzı örtüsü ve karanlık oluşuyla ilk etapta göz korkutuyor ama salonlar öyle değil. Daha aydınlık, ferah ve de masa örtüsüz...
Tabi Ayşe'yi de götürdük..
Salonlarda fotoğraf çekemedim, hem Eylül'ün hem de benim ayakkabılarımız set zeminde gıcırdayınca zaten herkes bize bakıyordu, olayı turistik geziye çevirmek istemedim :)
Bir süre sonra Eylül sıkıldığı için babası ile bahçeye gönderdim, kitaplara hızlıca göz atıp 2 tane seçtim. Kişi başına ikişer kitap alınabildiğini öğrenince sevinçle iki tane daha ekledim. Eşimle üyelik işlemlerimizi tamamladık, 20 sene önceki yöntemin hala kullanıldığını görüp şaşırdık; kitabın arka iç kısmında bulunan cepteki kart alınıp, üyenin kartına koyulur ve bu kart dikdörtgen ahşap kutuya yerleştirilir. Kitabın iç kapağında bulunan çizelgeye de kitabın teslim edilmesi gereken tarih yazılır. Sahi tüm kütüphaneler hala bu yöntemi mi kullanıyor?
Ganimetlere gelince;
Murat Gülsoy sevdiğim yazarlardan, Tanrı Beni Görüyor mu? yu da daha önce görüp okunacaklar listeme eklemiştim.
Jose Saramago artık liste başı, görür görmez aldım. Ama Kabil ve Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş vardı sadece, diğer kitaplarını da alırlar umarım.Eco eşimin seçimi, biraz sabır isteyen bir kitapmış, zamanı gelince göreceğiz...
Ruh ve Yürek de katalizör kitap, olur da okuma hızımı kaybedersem diye ;)
Saramago'dan başladım, yine çok enteresan bir konusu var, kapağın güzelliğine bakar mısınız?







