Sayfalar

Kütüphane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kütüphane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2018 Cuma

Bugünlerde

Blogda geriye dönüp seçmece okuduğum yazılar arasında kendi favorim 'Bugünlerde' yazıları oluyor. Bi nevi sevgili günlük :)

Bir yakın zaman yazısının vaktidir. Kızlarla birlikte hızla akan günlerimizi şuraya bir yere not etmeli.
Antalya'nın en sevilen dönemlerini yaşıyoruz, hoş ben hemen hemen her mevsimini seviyorum ya...


Kızların ikisi de okullu artık, Duru da babanne himayesinden anaokuluna geçiş yaptı. Ailede sabahları 'uyanma vakti' dendiğinde dikey pozisyona geçebilen yegane eleman, Allahtan :) Şimdilerde hevesle gidiyor okula, şarkılar şiirler ezberliyor. Bugün ilk gösterisini izledik, çok heyecanlıydı...4 yaşın sonlarına doğru artık ablasına kök söktüren bir çocuk oldu. İki kız, bir ikizler anne ile evde cümleler uçuşuyor, susan eleman bulabilmek zor.



Eylül ilkokulda son senenin keyfini çıkarıyor, 'Anne biliyor musun okulda en büyük sınıf biziz' sevincinde. 

Geçtiğimiz haftasonu bir organizasyon için AKM'de bulunmamız gerekiyordu, devamında da uzun zamandır uğrayamadığımız Doğan Hızlan Kütüphanesi'ne yollandık. Ufak tefek değişiklikler yapılmış kütüphanede. Duru ile sessiz kalabilmek biraz zor oldu o yüzden kütüphane bahçesine çıkmak zorunda kaldık.



 Bahçe kısmı çok huzurluydu, yerler de park geneline göre temizdi. Çocuklar gönüllerine göre okuyup, oynadılar, meyvelerini yediler.


Kitap seçimini rastgele yaptım, listem yanımda değildi. Murakami, Hakan Günday, Oya Baydar, Gerritsen derken ortaya bu beşli çıktı.



Son fotoğraflar da yazdan kalma Marmaris Kampı görüntüleri. İki çocuklu uzun süreli kampı sonunda hayata geçirebildik ve çok sevdik. Kış gelmeden bir de sonbahar kampı planlıyorduk ama okul açıldıktan sonra süreç çok hızlı ilerledi. Belki Antalya'nın sonbaharı bize sürpriz yapıp geri döner, kim bilir?

14 Kasım 2016 Pazartesi

Son Zamanlarda Okuduklarım

En son yazının üzerinden neredeyse iki ay geçmiş...
Bir ara Eylülde okuduklarımı yazmalıyım derken Kasım gelmiş. En iyisi hepsini 'son dönemler' adı altında toparlamak sanırım.



 Antalya'ya Napoli Romanlarının ilk kitabıyla  gelmiştim. Umduğum okuma coşkusunu oluşturamasa da beklemedeydim.



İkinci kitap nispeten akıcıydı, Lina ve Lenu ile birlikte çalkantılı bir döneme şahit olmuştum.



Üçüncü kitapta en çok kendime 'ben olsam ne yapardım?' diye sorarken buldum. Bana arkadaşlık kavramını bolca sorgulattı bu  kitap.
1,2,3 ve sırada dördüncü olmalı di mi? Olamadı, sırasını kaptırdı:)


Evimize en yakın kütüphane olan Doğan Hızlan Kütüphanesinin keşfiyle evdeki kitaplarla arama mesafe koyup, gözüm dışarda pardon raflarda dolanmaya başladım ;)


İlk etapta aldığım kitaplar bunlar oldu. Yekta Kopan ve Sema Kaygusuz'u severek okuyacağımın bilincinde, Ursula K. Le Guin'i hala okumamış olmanın  mahçupiyetiyle, Şibumi'yi aklımdaki okunacaklar listesinden, Boşluk'u  da  kapağına kanıp aldım.


Şibumi içerdiği felsefesi ve ilginç hikayesi ile okuru kendisine tek hamlede bağlayabilen bir kitap. İlk sayfalarda kitaptan şüphe duyduğumu itiraf etmeliyim ama akabinde elimden bırakmakta zorlandım. Evet o kadar methedilmesi boşuna değilmiş.


Daha önce Yekta Kopan kitabı okudunuz mu? Okuyan şanslı gruptansanız bu kitapta da aynı okuma zevkine varacaksınız. Okumadınız mı? Büyük kayıp...


Sema Kaygusuz okumak her  zaman her koşulda çok keyifli ve etkileyici.
Bu kitapla incir ağaçlarına farklı biz gözle bakmaya, sıkıntılı anlarınızda Hızır'ı bekleyecek ve henüz ayak basmadığınız köyünüzü özleyeceksiniz...


Okuduğum ilk Ursul K. Le  Guin kitabı. Farklı bir dili vardı.
Dünyaya orman denir çünkü insanlar tarafından 'medeniyet' getirilen orman yerli halk için aynı zamanda dünyayı ifade etmektedir. Distopik bir kitap mı tam olarak kestiremesem de hikayesinin ve işlenişinin Avatar ile çok örtüştüğü bir gerçek...


Ödülü bir kitap oluşuna kapılıp, okumaya çalışıp çalışıp çalışıp okuyamadığım kitabım Boşluk. Benim için bir boşluktan ibaret. Halbuki ne Frida hayalleri kurmuştum....


İkinci kütüphane turuyla gelenler.
Murakami kitaplarını gördüm mü sevinçle atıyorum sepete çünkü rafta denk getirmek zor.
Enver Aysever sevdiğim televizyon programcılarından, kitapları ile tanışmak bugüne kısmetmiş.
Hüsnü Arkan'ı severek dinler, severek okurum.
Fakir Baykurt'un dilinden köy hikayeleri dinlemek, özünü unutmamak için gerekli. Karakterler ise alabildiğine tanıdık.
Kenize Mourad'ı Saraydan Sürgüne ile tanımıştım. Bu tanışıklığı pekiştirmekte fayda var :)


Morsay Yaylası'nda başlayan bir arkeolojik kazı, yaylacı halk ile kazı ekibi arasında yaşananlar üzerine bir kitap. Kitabı 'kahrolsun bürokrasi' diyerek kapacağınız garanti...

(Kitap benim, fotoğraf emanet :) )
Enver Aysever okumak güzeldi. Kitap farklı karakterlerin hikayeleri üzerinden ilerliyor, ortak noktaları ise tiyatro. Anlatım şekli etkileyiciydi, bazı tanımlar ise akılda yer edici;

Rakı kadehleri nasıl yaşamın vazgeçilmez bir parçasına dönüşür anlamam. Sanki onsuz söyleşiler keyifsizleşir, insan sahtelerinden arınamaz gibidir. Tuhaf bir işlevi vardır.Konuşmayı sıcaklaştırır, derinleştirir. Sıvı psikolog da diyebiliriz onun için...


Ve Sineklerin Tanrısı. Uzun zamandır sıranın kendisine gelmesini bekliyordu. Bir yolculuk öncesi attım çantama, yarıladım kitabı ama kütüphane kitaplarıyla paralel okuduğum için henüz bitemedi.


Hüsnü Arkan'ın kitabı ise oldukça farklı ilerliyor, bir Saramago havası  estirdi bana. Bakalım sonuç nasıl olacak...

2 Aralık 2015 Çarşamba

Filin Yolculuğu

Samarago kitabı seçmeye çalışan bir öğrenci sayesinde masaya dizilen kitaplar içerisinden -kütüphane görevlisinin- girişimiyle aldığım, yazarın bir bölümünü hasta yatağında yazdığı, tamamlayamadan ölmekten korktuğu, son eseri Filin Yolculuğu...
Her Saramago kitabında kullanacağım kelimelerin yetersiz kalacağını bilerek yazıyorum.



Kitap Portekiz Kralı tarafından İmparator III. Maximillian'a hediye edilen fil (süleyman) ve bakıcısı Subhro'nun Lizbon'dan Viyana'ya kadar uzanan zorlu ve garip yolculuğunu anlatıyor. Daha önce hiç fil görmemiş olan halkın süleymana gösterdiği ilgi, kiliselerin bu devasa yaratığa zorla da olsa yükledikleri mucizevi özellikler, Subhro'nun yalın düşünce tarzıyla giriştiği ilginç tartışmalar, hikayeler ve meşakkatli bir yol... Ve en önemlisi Saramago'nun farklı anlatım tarzı, ince mizahı...


Yazarın birkaç kitabını okuduktan sonra yazım tarzını az çok benimsiyor, kitabın ilerledikçe daha ilgi çekici bir hal alacağını tahmin edebiliyorsunuz. Saramago severlerin beğeneceğini düşünüyorum....

16 Kasım 2015 Pazartesi

Kütüphane Ganimetleri (Sanırım 6)

Duru'nun gelişiyle kütüphane ziyaretlerime bir süre ara vermek zorunda kalmıştım. İşe başlayınca kütüphaneye de uğramam lazım diyordum her önünden geçişimde, evdeyken gitmemek için geçerli bir bahanem varmış da şimdi o da kalmamış gibi, ne ilgisi varsa artık...
Eylül okullu olunca onu da üye yaptırmak için söz vermiştim (ki üyelikte yaş sınırı yokmuş, neden beklediğimizin cevabı yok...)
Yaklaşık bir aydır cumartesileri vakit ayıramıyorduk, en sonunda Duru'yu komşulara (babasının şansı artık) bırakarak kütüphanenin yolunu tuttuk.
Kütüphanenin bahçesinden her girişimde en kem bakışımla 'keşke benim olsa' diyorum çünkü kütüphane binası gölün karşısında, ağaçlar arasında ve tek katlı, yani tam benim hayalimdeki konumda. Zaten bu kadar cazip bir yeri kesin birilerine verir yerine Toki'den bir uyduruk bina ayarlarlar kesin de bari alan kıymetini bilse...
 
 
 
Neyse önce çocuk kitaplarını karıştırdık biraz; orijinal kapağa sahip kitaplara ilgiyle göz atarken, kütüphane tarafından ciltlenmiş olanlar bana biraz sevimsiz geliyor. Kitabın kendi özgün kapağı, rengi, yazı karakteri üzerinde kalabilmeli bence... Eylül bir yandan ben bir yandan kitap seçmeye koyulduk, beğendiklerimizden bir kaçını emanet alamayacağımızı öğrendik (kayda geçmemişler henüz), nihayetinde üç kitabı kolumuzun altına kıstırıp kaydolmaya gittik.
Eylül'ün kayıt işlemleri hallolurken genç (muhtemelen üniversite öğrencisi) bir kız görevliye aradığı yazarın ismini heceliyordu; jo-se sa-.... Saramago!!! dedim içimden hızlıca :) Sonrasında gözüm kitap seçerken kulağım onlardaydı; ödevi için yazarın bir kitabını okumalıymış. Rafta kitapları ararken ben içimden 'kitap kapağı sarı' diyordum. Nihayet kütüphanede mevcut dört kitap masaya geldi; Kabil, Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş ve benim henüz okumadığım Filin Yolculuğu, Kopyalanmış Adam. Kız kitapları yan yana koyup hangisi daha ince hesaplaması yaparken artık kendimi daha fazla tutamadım. Saramago hakkında az çok bildiklerimi ve bol virgüllü yazım şeklini anlatıp,  ona Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u önerip, görevlinin de 'diğer ikisini de siz alın o zaman' önerisine uyarak Filin Yolculuğu ve Kopyalanmış Adam'ı aldım.
Aslında çok fazla kitap almaya niyetim yoktu ama Hıfzı Topuz'un kitabını görünce onu da ekledim okunacaklara.
 
 
Maisy Eylül için çok basitti, oturup salonda okuruz diye düşünmüştüm ama karanlık ortam onu da pek cezbetmemiş olacak ki evde okuruz dedi. Uzayın Kralı ise bol görselli, eğlenceli bir kitap... Bay Porsuk ile Bayan Tilki'yi de bugün okuyacağız.
 



 
Kitaplarımızı yüklenip güneşin tadını çıkararak eve döndük.
 
Moralimin bozuk olduğu bir anda (kendimi mutlu etmek için), epeydir aklımda olmasına rağmen ertelediğim kitap mührünün siparişi vermiştim. Hafta sonu nihayet geldi :)

 
İnternette kitap mühürleriyle ilgili pek çok site var; fiyatlar değişken, görseller üç aşağı beş yukarı benzer, ürün ve teslimat detayları yetersiz, açıkçası insanın kafası karışıyor... Ben uzun bir araştırma sonrasında www.sekervekagıt.com da karar kıldım. Ürün kalitesi ve bilgilendirme aşamalarından memnun kaldım.
 
Bir süre kitap satın almama kararı aldım (çocuk kitapları hariç  :) ), evde epeyce okunacak kitap birikti. Bu süreçte yine kütüphaneye uğrayarak yeni kitap alma hevesimi gidermeyi düşünüyorum. Bakalım ne kadar sürdürebileceğim...
 Daha aydınlık bir hafta dileğiyle...

6 Mayıs 2013 Pazartesi

İntihar Cinayet

Kütüphaneden...
 
 
 
Kitabın ismi konuyu özetliyor aslında; intihar mı cinayet mi?
Olaylara (adli) psikiyatris Clevenger'in gözünden bakıyoruz. Ciddi/deneysel bir beyin ameliyatı ile hayatını değiştirmeyi planlayan John Snow'un ölümü intihar olarak kayıtlara geçiyor. Snow'un psikolojik durumunu inceleme görevi Clevenger'e veriliyor.
İşin ilginç tarafı adli psikiyatrisin bir polis/dedektif rahatlığı ile her kapıyı açabiliyor olması..Tabi o kadar uğraş da sonuç veriyor. Belki daha çetrefilli bir son olabilirdi...
Mutlaka okuyun diyemem ama denk gelirseniz bir şans verin. (Kütüphaneden, arkadaştan ödünç alınabilecek kitaplardan ;))
 
Keith Ablow  Psikopat ile gündeme gelmiş, çok satanlar listesinde yer almıştı ama onu henüz okumadım. Olasılıksız ve sonrasında çıkan polisiye kitapların hepsinin kapağı birbirini andırıyor. Bu kapak tarzı tuttu düşüncesiyle hızla benzer kitaplar yayınlaıyor, birçoğuna karşı mesafeli duruyorum. Psikopat da onlardan birisi.
Bu aralar da Tess kitaplarını andıran sıçramış kanlı, şırıngalı, yan yatan cesetli kapaklar revaçta :) Kitapta farklı bir kapak ne kadar çekici geliyorsa, bu tür esinlenilmiş kapaklar da bir o kadar itici geliyor...
 
Uzun zamandır adam akıllı bir kitap alışverişi yapamadım, yapmadım. Kütüphaneye üye olduktan sonra kendimi frenledim. İndirimlerden, kampanyalardan ve marketlerdeki kitap reyonlarından üçer beşer kitap aldım. Bazılarını okudum, bazılarını okunacaklar arasına ekledim. Ama listemde yer alan kitaplar uzadıkça uzadı. Umarım en kısa zamanda onlara da sıra gelir...
 
Cümleleri toparlamakta zorlandım yahu, acıktım galiba ...
Ne diyeyim, Allah kimseye diyetin ilk günü stresi vermesin  :)
 
Okunacak kitabınız bol olsun...

26 Nisan 2013 Cuma

Filiz, Nerdesin?

Filiz, Nerdesin?-Ahmet İnam
Kütüphaneden..



Beni çağırdığı için seçmiştim kitabı...
Filiz'in romanı, Filiz'in hayatı, Filiz'in felsefesi. İlgiyle okudum, zaman zaman adaşımın yalnızlığına ortak oldum..





 
 
Ahmet İnam, bir felsefeci, iki kez ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanlığı yapmış. Kitabı aldıktan sonra öğrendim tabi bunları.
 
Farklı bir deneyim oldu benim için, sakin köşeler seçtim kitabı okumak için. Kitabı okumak isteyenlere de önerim bu yönde; sakin bir yerde, demli bir bardak çayla okuyun...
 
1 Mayısa kadar Antalya'dayız, kızımın doğumgününü kutlayıp, ısınıp dinleneceğiz :)
İçinizi ısıtacak bir hafta sonu diliyorum...

24 Nisan 2013 Çarşamba

Konuşmayan Tavus Kuşu Camio

Konuşmayan Tavus Kuşu Camio-Berrak Yurdakul
Kütüphaneden...
 
 
 
Bilinen dünya tarihinde rastlanılan en sıradışı günler yaşanıyordu. Aslına bakılırsa, dünyanın dört bir yanındaki tüm insanların alnının ortasına birer sayının yerleştiği o lanetli andan itibaren hiçbir günün sıradan olması beklenemezdi. Dünyanın artık Sayılardan Önce (S.Ö.) ve Sayılardan Sonra (S.S.) olarak ayrılmıştı. Yeryüzüne ayak basmış en vurdumduymaz kişiler dahi bu duruma karşı kayıtsız kalamıyordu.
 
Eser miktarda spoiler, fındık ve soya içerir...
 
Kitabın ismi ve kapağı ile dikkat çekiyor, daha da çekici kısmı da içinde saklı bence.. Fantastik ve eğlenceli bir kitap..
İlk sayfaları okurken epeyce güldüm. Özellikle Avidya ile Ajnana'nın muhabbetleri haybeden gerçek üstü konuşmalar gidiydi :)
Seraphim'in meditasyonlarına kadar gayet eğlenceli devam eden kitap, Astraroth'un ortaya çıkışı ile biraz karmaşıklaştı. Hem karakterlerin çokluğu hem de kitabı kısa kısa okuyabilmem nedeniyle benim için kitap anlaşılmaz bir hal aldı.Ta ki sayıların belirmesine kadar..En çook sevdiğim kısımlar SS dönemine aitti. Yüzümde sabit bir gülümseme ile okudum:)
Favorilerim Kutsanmış Varlıklar Biraderliği, Bayan Hiç, Bayan Yedi Milyar Küsür ve Ajan Yirmidokuz'du...
Uzaylıların üstün teknolojili aletini okuyunca kahkaha attım resmen :))
Kitabın son üçte birlik kısmını bir solukta okudum. Kitaba yakışır bir finalle de bağlamış bence Berrak Yurdakul...
Anlatımı da çok berraktı, bu kitap tercüme olsaydı bu kadar zevk alarak okuyamazdım kesinlikle..
 
Tarzı itibariyle çok da detaylı bilgi verilebilecek bir kitap değil . Ben severek okudum ama gözüm kapalı tavsiye edemem.  Okumadan önce kısa bir göz atıp karar verin derim...

12 Nisan 2013 Cuma

Kitap Siparişim ve Kütüphane Ganimetleri

Bu seferki kitap siparişim hiç hesapta yoktu. Eşimin hepsiburada'dan hediye çeki varmış hemmen değerlendirdim :)
Ben sipariş verirken 30 TL'lik kitap alışverişine kargo bedava, seçeçeğim bir kitap da hediyeydi. Ertesi gün limit 15TL'ye inmişti. "Seçeceğiniz bir kitap" hediye duyurusuna fazla iyimser yaklaşmışım, en kötü ihtimalle listemdeki en ucuz kitap hediye olur derken, belirlenmiş 7-8 kitap içinden seçim yapabileceğimi öğrendim. Neyse hiç yoktan iyidir dedim :) (Kitap olsun da çamurdan olsun yaklaşımı, bedava sirke de olabilir :))

 
Sen Dünyaya Gelmeden, uzun zamandır kapağına bakıp bakıp iç geçirdiğim bir kitap. Uzun uzun bakmak istiyor insan kapak resmine... Filmi duyunca hevesim daha da artmıştı. Açıkçası indirim-kampanya vs bekledim çünkü fiyatı normalin üzerindeydi . Mazzantini'nin Sakın Kımıldama'sını çok ama çok severek okumuştum, filmini de en kısa zamanda izleyeceğim.
 
Uyumsuz Defne Kamanın Maceraları-Su da listemin üst sıralarındaydı.
 
Ayşe Kulin'in bu kitaplarına hem mesafeli duruyor, hem de kitap üzerine yapılan tartışmaları duyunca merak ediyordum. Onları da attım sepete..
 
Saklı Geçit hediye olarak seçtiğim kitap. Kitaba dair en ufak bir fikrim yok...Okuyup göreceğim. 
 
Gelelim kütüphane genimetlerine ;)
 
 
Bu dörtlüyü seçerken çok haklı gerekçelerim vardı;
 
Masum Adam gözüme çok masum göründü,
Konuşmayan Tavuş Kuşu Camio'nun kapağını çok sevdim,
İntihar Cinayet çifte gerilim vaad ediyordu,
Filiz, Nerdesin beni çağırıyordu :)
Daha ne olsun di mi?
 
Burdayım burdayım, sesime gelll....
 
Haftasonuna bir kucak dolusu kitapla giriyorum, mutluyum :))))

10 Nisan 2013 Çarşamba

Feraye

Feraye-Naşide Gökbudak
Kütüphaneden..
 
 
 
Naşide Gökbudak'ın ilk olarak Ben Eşkiya Değilim adlı kitabını okumuş, çok içten bir anlatımı olduğunu düşünmüştüm. Sonra Özge 'nin de benimle aynı zamanlarda Feraye'yi okuduğunu gördüm, kitabı beğendiğini yazmıştı. Kütüphaneye bir sonraki gidişimde Feraye'yi görünce hiç düşünmeden aldım.
 
Kurtuluş Savaşı dönemleri anlatılıyor kitapta. Ben Eşkiya Değilim yazarın kendi amcasının hayatından yola çıkılarak hikayeleştirilmişti, bu kitap da savaş yıllarını yaşayan köylülerin anlattığı hikayelerden esinlenerek kurgulanmış. Kurtuluş Savaşı döneminde yaşanan sıkıntıların ve yapılan fedakarlıkların anlatılmış olması kitabı sevmemdeki en önemli etkendi. Bu konuda yeni nesile yeterince bilgi aktarılmadığı düşüncesindeyim. Herşey okullarda gördüğümüz ve sıkıldığımız İnkilap dersleri ile sınırlı kalmamalı. İzlediğimiz filmler sayesinde Vietnam'da yaşananları bile kendi geçmişimizden daha iyi bilir olduk.
 
 
 
Kitabın sonunda oluşan tablonun da nice Debbie Macomber kitaplarından daha inandırıcı olduğunu düşündüm..
 
Kitabın sonunda "...Bugün İstiklal Marşı'mızı söyleyebiliyorsak, gururla 'Türküm' diyebiliyorsak... bunu bütün dünyanın kabul ettiği eşsiz Atatürk'e ve ona inanan kadın ile erkeği, çocuğu-yaşlısı ile eşsiz Türk milletine borçluyuz." demiş yazar...Derin bir nefes alabildim sadece...
 
Karmaşık hikayelerden uzaklaşmak istediğiniz dönemlerde bir Naşide Gökbudak kitabı okumanızı öneririm. Kütüphanelerin bir çoğunda yazarın kitapları vardır diye tahmin ediyorum...
 
(Hevesle sipariş ettiğim kitapların gelişini bekliyorum. Eşimin indirim çekleri benim işime yaradı :))
 
 

4 Nisan 2013 Perşembe

Cinayet Sancısı

 
Cinayet Sancısı-Osman Aysu
Kütüphaneden...
Yazarın ismine aşinaydım, baktım kitap da polisiye "umarım aksiyonu/gerilimi" boldur deyip aldım.
 
Kitap bence tuzsuz ve limonsuz çorba gibiydi..(Diyetteyim ya kitabı beğensem muhtemelen bol ekşili kısır gibiydi derdim :))
Konu çok yüzeysel ve yavan işlenmişti. Karakterler sürekli aynı şeyleri tekrarlayıp durdu. Benzer ruh hallerini Ahmet Ümit kitaplarında da gördüm ama onlar en azından farklı cümlelerle kendini ifade ediyordu. Karakterin ruh hali ve fiziksel yeteneklerini kafamda oluşan imajla hiç örtüştüremedim. Anlatılan olaylar ve insanlar özellikle de esas oğlan çok ütopikti...
Olaylara polisiye olarak değil psikolojik olarak yaklaşılmıştı, o yüzden polisiye severleri tatmin edebilecek bir öyküsü yoktu...Sonuç da sürpriz olamayacak kadar aşikardı..

 
 
Demem odur ki Cinayet Sancısı sancılı bir kitap...Ağrıyı sancıyı göze alanlar okuyabilir, benim gibi ağrı eşiğine güvenmeyenler eminim çok daha iyi alternatifler bulabilirler...
 
 

2 Nisan 2013 Salı

Yapboz-Jodi Picoult

Yeni yine yeniden Jodi Picoult..
Kütüphaneden...
 
 
 
Okuduğum üçüncü Picoult kitabıyla yazarın tarzını benimsedim.
Picoult okuyorsanız ;
Olaylara farklı kişilerin gözünden bakarsınız,
Sevdiklerinizi kaybetmenin ne kadar kötü olabileceğini düşündüren olaylara tanık olursunuz,
Bir mahkem salonunu en ince ayrıntısına kadar kafanızda canlandırabilirsiniz,
Kitabın sonunda mutlaka şaşırırsınız,
Kitap bitse de etkisinden kurtulamasınız...
 
Yapboz sürükleyici bir kitaptı ama "anne" olarak okumaktan/tanık olmaktan rahatsız olduğum kısımlara sahipti. Olayların mağduru çocuklarsa, kitap benim için "etkileyici", "vurucu" vs olmaktan öteye geçip beni depresif hale sokabiliyor. O yüzden ilk kısımları okurken epeyce mutsuz oldum. Aynı şeyleri Uçurtma Avcısını okurken hissetmiştim ve Yapboz'dan daha da kalıcı bir rahatsızlık vermişti bana...
Kitabı yarıladıktan sonra çok daha rahat okudum, zaten olaylar öyle bir ivme kazanıyor ki yavaş yavaş okumak gibi bir seçeneğiniz kalmıyor.
Kitabın konusu arka kapakta özetlenmiş ve okura bolca "sen olsan ne yapardın?" mesajı veriyor.
 
 
 
Picoult okumaya devam, Yapboz da önerebileceğim kitaplardan ama öncelikli tavsiyem (şimdilik) Bir Daha Bak..
 
Bir nokta daha var ki yazmazsam çatlarım!
Bu kitapta da geçen başarılı-evli barklı-çoluklu çocuklu kadın ve ondan vazgeçemeyen çocukluk aşkı, aslında olayları hisseden ama göz yuman kaslı koca klişesinden çook sıkıldım. Bu kadar ütopik bir yaklaşım olamaz bence (on kocasıyla bir arada yaşayan hintli kadın hariç..).
 
Kitabınız bol, klişeniz az olsun :)
 

18 Mart 2013 Pazartesi

Bana Baktığın Gibi Bakma

Kütüphane ganimetlerinden...
 
 
 
İsminin ve kapağının cazibesine kapılıp seçmiştim kitabı, tabi Can Yayınlarından çıkmış olması seçimimi desteklemişti.
Her polisiyede olduğu gibi çok hevesli başladım kitaba. 5-10 sayfa sonrasında aklımda kalan tek şey kahramanın hiç doymamış olmasıydı. Kitabın ortalarına kadar biraz zorlanarak okudum, umduğun heyecanlı hikaye yoktu ortalıkta. Birkaç kişi sudoku çözerken ölmüş, ölümleri kayıtlara normal ölüm olarak geçmişti. Araştırma üstü kapalı yapılıyor, ölenlerin kim olduğu, ortak yönlerinin ne olduğu hiç sorulmuyordu. Adını henüz öğrenemediğim (ve kafamda sürekli olarak kaç kg olduğunu düşündüğüm) esas kadın ile adının çook sonra Ahmet olduğunu öğrendiğim Komiser garip bir ilişki yumağı halinde yuvarlanıyordu sadece..
Sonra yavaş yavaş olaylara dahil olanlar çoğalmaya, hikaye heyecanlı bir hal almaya başladı. "Hah, şimdi başladık.." dedim. Yeni katılan hemen her karakter sudokunun mistik güçlere sahip kişiler tarafından kolaylıkla kullanılabilecek kapalı bir sistem olduğundan bahsediyordu. Sanki taşlar yerine oturuyordu..
Tam olaylar çözülüyordu ki kitap pat diye bitti. O kadar detay verilen süreç havada kaldı, herşey oldu-bittiye getirildi...
 
Arka kapakta "Başka polisiyelerin tersine, Bana Baktığın Gibi Bakma, olayların çözümlenmesine değil aşka odaklanmış bir hikaye anlatıyor" denilmiş. Benim gibi olayların çözüleceğini umarak okumamak, aşka odaklanmak gerekiyormuş...
 
 
 
Yaşanan ilişkiler ve diyaloglar açısından bakılırsa esas kadın obur ve sevimli, Timur çok sempatik, Komiser çok romantik, kitabın ismi çok vurucu...
 
Sudoku, cinayetler ve sonuç açısından bakarsak, hiç bakmayalım daha iyi...
 
Yani Kitaba Polisiye Gibi Bakma'dığınız sürece sorun yok :)

12 Mart 2013 Salı

Bir Daha Bak

Kütüphane ganimetlerinden...
İkinci Jodi Picoult kitabını da okumuş oldum ve aklımdan geçen yazarın tüm kitaplarını okumak:)
 
İlginç bir kurgusu vardı kitabın, zaman dilimleri içinde gidip gelen, olayları farklı kişilerin gözünden anlatan, yer yer fantastik unsurlar içeren, oldukça sürükleyici, sürpriz finaliyle de son noktayı koyan bir kitap..
Bu aralar işlerimin yoğunluğu, evde Eylül'ün sürekli memnuniyetsizliği ve bana düşkünlüğü, haftasonlarının da anne ziyaretlerine ayrılması neticesinde ben kitabımı huzur içinde okuyamadım. Yolda yarı karanlıkta, gece telefon ışığında, Eylül' uyuturken parça parça okuyabildim. Konu ilginç ve merak uyandırıcı olduğu için aklım hep kitaptaydı :)
Nihayet haftasonu Antalya dönüşünde okuyup bitirebildim..

 
 
Gördüğüm kadarıyla J.Picoult okuyan hemen herkes memnun, ben de özellikle Bir Daha Bak'ı okumanızı tavsiye ediyorum. Benim gibi kütüphaneden de ödünç alabilirsiniz, aklınızda bulunsun :)
 



27 Şubat 2013 Çarşamba

Kütüphane Ganimetleri 5

Seçtiğim dörtlüde neler var bakalım;


Kütüphaneye kitap listemle gitsem de arama işi uzun sürüyor, benim ise kütüphaneye ayırabilecek sadece 10-15 dakikam oluyor. Hafta sonu dağ taş gezmekten uğrayamıyorum zaten :) Bu yüzden seçtiğim kitapların bir kısmı aklımda kalanlar, bir kısmı yüzüme gülenler, bir kısmı da yüzeysel olarak inceleyip seçtiklerim oluyor.
 
Bu haftanın düşünmeden alınanları Bir Daha Bak ve Elif. Jodi Picoult artık hep okunacaklar listemde, Elif'i de satın almak yerine bekletmiştim, şimdi denk geldi.
 
Bir fikir sahibi olmadığım kitapları aldığım zaman ise bloglara şöyle bir göz atıyorum, kitap hakkında neler söylenmiş diye...
 
Bana Baktığın Gibi Bakma, arka kapağından anladığım kadarıyla polisiye. İnternette araştırınca pek yorum göremedim, bir kötü-bir iyi yoruma denk geldim. Bakalım ben nasıl bulacağım..
 
Makarna Kraliçesi'nin ismini beğendiğim için aldım, iyi ya da kötü hiç bir yorum yapılmamış. Onu da okuyup göreceğim :)


Aranızda bu kitapları okuyanlar vardır herhalde...

Not: Kütüphanedeki görevli ile muhabbetimiz ilerliyor..Ayaküstü Limon Ağacı'nı konuştuk, o sabredip bitirebilmiş, ben bitiremediğim gibi limondan soğudum valla :)