Sayfalar

Isparta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Isparta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2015 Cuma

Eylüle Veda

Eylül' e de veda ettik, tahmin ettiğimden çok daha hızlı geçti bu ay, havalar da aynı hızla serinledi. Bir iki gün içerisinde pikelerden yorganlara geçiş yaptık, şortları dolabın arkasına doğru ittirdik. Henüz yazlık-kışlık değişimi yapmadım, bir iki hafta daha beklemeyi düşünüyorum.
Evet hızlı bir aydı Eylül, bir yandan işe adapte olmaya bir yandan da evde benim dışımda birisinin -bakıcının- kurduğu düzen(sizlik)e adapte olmaya çabaladım. Özellikle okulların açılma süresi geciktikçe sapıtan Eylül de yaşadığım strese tuz biber ekti.
Eski bakıcı ile devam ediyoruz, iş+ev hatırladığımdan biraz daha zor. Ben bıraktığımda eve gelince yemek yiyip üzerine de kahve içiyorduk, şimdilerde Eylül de öğle yemeğine geldiği için evde tam bir curcuna hakim. Ne yediğimi anlamadan masadan kalkıp kendimi ocak silerken buluyorum!!! Evden çıkmıyor resmen kaçıyorum... Akşam dağılan evi toparlama, koyduğum yerde bulamadığım eşyaları ısrarla ait olduğu yere getirme, bitmeyen ihtiyaçlar ve market torbaları şimdilerde rutinim. Bu sürecin düzene girmiş versiyonu neye benzer bilemiyorum ama bu sene epeyce yorucu olacak gibi. Haa bugün internette paylaşım yapan bir arkadaş sayesinde bizi bekleyen bir dönemeci de hatırlayıverdim; Terrible Two.... Evet okulları tatile, küçük kızı da terrible two'ya sokacaz kısmetse....

Pek bir doluyum ama ben Eylül ayını şuraya bir yere özetleyeyim de ileride okurum ;
Efenim bizim için Eylül ayı kendine en yaraşır şekilde, yollarda geçti. 2000 km yol yapmışız bu ay, yok her km'yi saymıyoruz da araba yeni ya, gözümüz kadranlarda, bi nevi buldumcukluk :)

Ay başında Isparta'da geçen bir haftasonu ile başlangıç yaptık.

 Kalabalık piknikler yaptık, toza toprağa bulandık.


 Yol çalışması sayesinde tam bir göl turu yaptık :)

 

Bendeki de nasıl bir bahtsızlıksa okeyde hiç bir oyunu alamadım. Ve hiiç aklınızdan geçirmeyin aşkta falan da kazanmadım. Bildiğin züğürt tesellisiymiş o...

Araya giren bayram tatilinde ilk durak Antalya'ydı;

Mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava biz Antalya'ya ayak basınca 'bu ne biçim sonbahar deyip' celallendi ve deniz-kum-güneş hayallerim suya düştü. Hayallerim dedim farkındaysanız çünkü diğer zat-ı muhteremler iki arada bir derede buldukları azıcık güneşli havada denizde girerken ben Duru'nun uyanmasını bekliyordum. Duru uyanıp yemek faslı bitince yağmur bulutları göz kırpmaya başlamıştı. Sonraki günler de bizi bir an olsun yalnız bırakmadılar.



Dönüşte tek tesellim yağmurla güzelleşen manzara idi...
 
 
Ahanda ruh halim tam da buydu...
 
 
Bayramda Karaman sınırına dayanıp köy ziyareti, bir köy daha, bir de ilçe eklenince annemlere pelte olarak döndük. Ama bitmemişti, ertesi gün sökmemiz gereken bir düğün vardı. Biz kuaförden çıkıp da salona ulaştığımızda düğün yarı olmuştu, zaten bizim gibi düğünden hazzetmeyen şahıslar  (yengemle ben) için de en çekilebilir düğün süresi buydu...Devamı misafir-ziyaret-misafir-ziyaret şeklinde sürüüüp gitti.
 
 
 
Sonrası malum okul süreci başladı...
Dün ilk veli toplantısını yaptılar, ben de aklımdaki soruların hepsini sorunca 'müdürün hiiç hazzetmediği, çok konuşan, her bişeye burnunu sokan veli' nişanını kapıverdim. Aferin bana :)
Eylül ilk ödevini 'üff keşke ödev diye bir şey olmasa, hiç sevmiyorum' diye söylenerek bitirdi, 'anne kalemi neden öyle tuttuğumu sorma, benim tarzım bu' diyerek de noktayı koydu. Evet Allah bize kolaylık versin :)
 
 Bu zaman zarfında kendim için yaptığım sınırlı şeylerden birisi meşhur nokta birleştirme kitaplarından birisini edinmem oldu. Hoş onu da yanlış anlayıp, noktaları gösterdiği renge göre birleştirmeye çalışıp, şöyle bir renk cümbüşüne sebep oldum ama olsun yapması zevkliydi. Bir ara eşimle çek elini-kolunu deyip kendimize yer açmaya çabalıyorduk :)

 Fırsat bulabildiğim ender zaman dilimlerinde de kitabıma devam ettim. Biraz yavaş ilerleyen bir kitap, süreç de çalkantılı olunca epeyce süründü elimde. Ama oldukça ilginç bir işleyişi var, bakalım devamını okuyup göreceğim...
 


10 Aralık 2012 Pazartesi

Antalya 1 2 3...

Kar kendini göstermeden yollara düştük...
Ucuna bir gün izin ekleyip haftasonunu Antalya'ya ayırdık. Lülü sevincinden istediğimiz herşeyi yaptı ama karın ağrısı yüzünden gidişimiz biraz sıkıntılı oldu.


 Ucundan kıyısından gökkuşağı eşliğinde başladık yola..Karla karşılaşmayalım diye Isparta üzerinden gittik.


Isparta sonrası manzara harikaydı. Mecburi/keyfi derken ne çok mola verdik..


 Isparta-Antalya sınırı, yemek molası..Bu reyonu da silkeleyecektim ama Eylül'ün karın ağrılarından fırsat bulamadım.
 Yollar da dahil her yerde karşımıza bu mantarlar çıktı. Ben mantara karşı çok temkinli yaklaşırım, cesaret edemem. Bu sabah haberlerde de Tayfun Taliboğlu'nun Burdur'da yediği mantardan zehirlendiğini okuyunca, iyi ki denememişiz dedim.



 Ayşesiz yemek olmaz tabii :)

 Bir Antalya klasiği, taş atan Lülü..Kendisi denize girmek için de epey ısrar etti.

 Yine benekli-çizgili derken bir sürü taş topladık. Lülü boyayacak hepsini..Ayşe de çaktırmadan fotoğraf karesine girmiş, takla atıyor sanki :)


 Antalya'da en sevdiğim parklardan birisi Karaalioğlu Parkı...

 Parkın sevimlisi,
 Kediyi arayan bizim sevimli :)


 Orman Bölge Müdürlüğü kampüsü; eşimin çocukluğunun geçtiği, her bir meyve ağacının yerini eliyle koymuş gibi bulabildiği, çocuklar için şahane bir alan.



 Ve dönüş. Eylül, Ayşe, Pepee dergisi, uğur böcekleri vs..

Yolda yağmurla köşe kapmaca oynadık. Hiç sağanağa yakalanmadık ama bizden sonra şiddetli bir fırtına başlamış Antalya'da. Eve geldik, bir süre sonra burada da yağmur başladı, hala yağıyor..
 
Kış geliyor, gezmeye mecburen ara verecek, evde vakit geçirmenin yollarını bulacağız artık.
Güzel bir hafta diliyorum herkese..

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Şip Şak Isparta


Eşimin bisikletini 2-3 ay önce yenilemiştik, dağ taş geziyordu. Dün internette çok güzel bir bisiklet görmüş,  aldığımızdan çok daha güzelmiş, telefonda onu methediyordu bana; vites takımı tam istediği gibiymiş, göbeğiymiş dişlisiymiş, üstelik Isparta'daymış derken mesai sonrası kendimizi yollarda bulduk..


 Eylül henüz yolculuğu özlememiş, izin dönüşünden beri mızmızlık da devam ediyor, ara ara şarkı söyleyerek, masal anlatarak arada da tehditlerle geçirdik yolu...

 Eylül'ün abur cubur torbasını da silkeledik tabi azcık :)

 Isparta yolu sevdiğimiz güzergahlardan..Genelde yolculuğun son kısımlarında geçerdik Eğirdir'den ve yolun çok tadına varamazdık. Bu kez çok daha güzel göründü yol, kenarlarda hep meyve tezgahları vardı...Yakında yol kenarlarına elma yığınları yapmaya başlarlar :))




 Eğirdir'de dağlar yüzünden güneş erkenden kayboluyor, o yüzden çabuk serinledi hava..Kısa bir moladan sonra devam ettik..


 Eğirdir Gölü, Beyşehir Gölü'nden daha küçük ama bize her zaman daha güzel geliyor. Artık komşunun tavuğu durumumu yoksa gölü yukarıdan görebilmek mi bilmiyorum nedeni :) Gölün kenarı daha güzel düzenlenmiş, hafiften bir kordon havası verilmiş..Beyşehir Gölü aynı zamanda Milli Park olduğu için çok müdahele edilemiyor tabii..Bir ara gelip detaylı gezme kararı aldık Eğirdir'i..


 Bu da çakma Rosense :)) Yazı tipi, logosu, fon ve renkler çok tanıdık...Şöyle gül kokan bir sabun ve krem  alsam dedim ama oyalanmamak için Isparta'ya bıraktım alışverişi..

 Komando eğitim alanını görmek içimi sızlattı...Burada zor şartlarda cesurca savaş öğretiliyor ama gittikleri yerde hain pusularla karşılaşıyor, tepsi içinde sunulurmuş gibi yerleştirilen karakollarda nöbet tutuyorlar...


 Uzun süredir Isparta merkeze girmemiştim. hatırladığımdan daha yeşil göründü gözümüze..Hatta tayin mi istesek buraya diye göz kırptık birbirimize...

Ama ilerledikçe medeniyet seviyesi azaldı...Bisiklet sahibi bize "Telviye Hanım" usulü yol tarif edip, şehrin diğer ucuna kadar gitmemizi sağladı. Daha sonra da önümüze düşüp evinin önüne kadar götürdü ki dönüşte kolayca kaybolabilelim :) Neyse efendim bisiklet beğenildi, parası ödendi, sıra arabanın arkasına bisikletin takılmasına geldi ki adam evine girip kapatmış kapıyı!!!!Biz bir ara Eylül'le karşıdaki parka gidip geldik, yarım saate yakın evin önünde uğraştık, adam camdan bile bakmadı. Yatılı kalırız diye mi korktu nedir!!! Sanırım sabaha kadar hevesle parasını saydı, Eşim her zamanki gibi çok sakindi ama ben çok sinirlendim adama, adam dediğime bakmayın bildiğin konuşabilen odun çıktı!!!
Kedi içgüdülerimizle yolumuzu bulup Isparta'dan ayrıldık. Kızdık ya adama şehre de yüz vermedik :) "Eğirdir daha güzel hıhh!!" deyip düştük yola :)


 Eylül'le parkta bulduğumuz boncuklar ve çam iğneleriyle yaptığımız kolyemiz :)

 Bisikletimiz sırtımızda, geldik Eğirdir'e. Yemek molasından ve Eylül'e her zaman ki gibi yapılan çakma yoğurt çorbasından sonra kızımın elinden tuttum ve hedefimiz karşı kaldırımdaki dükkanlar dedim :)

Rosense'i es geçtim çünkü internette gördüklerimden farklı bir ürün yoktu. Bu arada parfüm, roll-on, gül suyu vs. bir çok ürününü beğenerek kullanıyorum Rosense'nin.Diğer satış yerinden bir kaç bir şey alıp hemen yola koyulduk..
Yıllardır bildiğim Gülçiçek markasıydı aldığım ürünler ama koku yıllardır bildiğim koku değil maalesef..(Ah ahh nerde çocukluğumuzun gül kremleri :))Arabada karanlık dinlemeden el yordamıyla denedim hepsini :) Kokular daha hafif ve kalıcı değil. Ama hepsi bir araya gelince odayı sabaha kadar çok hoş bir kokuyla kaplayabilmişler :)

 İşin ilginci ürünler çok ucuz..Pek güvenilir gelmedi haliyle, artık kremi ayağıma boca eder, sepetten çıkan şampuanla da Eylül'ün oyuncaklarını yıkarız :)

Sabunu kullanmak istiyorum ama bakalım nasıl bir şey...


Eve gece dönebildiğimiz için çekiliş işi bu güne kaldı. Söz verdiğim günde gerçekleştiremedim, kusuruma bakmayın lütfen. Listem hazır ama çekilişi Eylül'e yaptıracağım için akşama kaldı. Bu akşam ya da en geç yarın sabaha açıklarım kazananı..