Sayfalar

27 Eylül 2012 Perşembe

Durum Raporu

-Vücut dengemi alt üst edip rengimi yeşile döndüren muhtemel virüsü alt ettim gibi..Rapor alıp haftaya ortasından başlamak işin tek iyi tarafıydı...
-Lülü vücudunun bir parçası haline gelen emzik+örtü ikilisinden kendi isteğiyle ayrıldı (emziğin yoldaşı onun tabiriyle 'anne kokan' bir tülbentti, tinerciler gibi onu koklayıp adeta uçardı). Müdahele edip de çocuğun psikolojisini bozmayalım demiştik ama o kendi psikolojisini bozdu!!15 gün geçmesine rağmen hala nasıl uyuyacağını bilemiyor, gündüz uykusunu tamamen terk etti ve akşamları evde terör estiriyor. Masal, şarkı, banyo vs deneyip sonuç alamadık, yeni bir uyku ritüeli arayışındayız. Konya'ya götürüp yeğenlerimle uyusun dedim ama herkesi uyutup yanımıza geldi. Koyun say dedik ama ne demek istediğimizi anlamadı :) Bu hafta sonu da Antalya turu yapıp kafasını (kafamızı) dağıtmayı planlıyoruz..Umarım işe yarar yoksa ben başlayacağım emziğe!!
-"Hafta sonu gelse de gezsek " fikri yerini "Bu hafta sonu evde olsak da ortalığı toplayabilsem, ütü yapabilsem" düşüncesine bıraktı. Hafta içi yapılabilen müdahele sınırlı olunca, ev  'her bir odası yatılı misafir ağırlayan ev' kıvamına geldi!!El yordamıyla buluyor ve dolaşıyoruz evde...
-Geceleri resmen soğuk oluyor, sabahları servise çıkarken üşüyor, akşamları terliyorum.Ve evet ne giyeceğimi bilmiyorum...
-Nihayet Lülü'nün oyuncak dolabı siparişini verdik, mobilyacı her dediğimize tamam dedi ama umarım abuk subuk bir şey çıkmaz ortaya..Üst kısmını Eylül'ün evcilik oynayabilmesi için çatı katı gibi yaptırmayı düşünmüştük ama maliyet ikiye katladı. Biz de o işi babaya bıraktık, dolaba kaçak katı  çıkacak :)
 
Resimsiz kalmasın yazdıklarım;
 
 
Yeğenimin Ayla Bebeği, bizim tabirimizle Chucky! Nasıl bir efsunu varsa bizim kız da hayran bu bebeğe, sırf bunun benzerini aradık İzmir'de, adını Ayla koyduk. Tipe bak, gece görsen korkarsın valla!!
 
 
Bu da bizim evin terör estiren yavrusu. Bebeklerden bahsetmişken, kızımın yanındaki de; benim yıllar önce 'Ayşe' olduğunu düşünüp, pembe tulumuna bayılıp yeğenime hediye ettiğim, eve gelince 'Haydar' olduğu anlaşılan, bir dönem baba ambargosuyla dolaba kaldırılan bebek :)
Hem evde hem de yurt genelinde terörsüz günler diliyorum....

14 Eylül 2012 Cuma

Sakarlığın kitabını yazarım..

Evet oldukça sakarımdır, hele de "amman dikkatli olayım" dersem habire bir şeyler düşürürüm.
Annemler evde terlikle dolaşmamı istemezlerdi, habire birilerinin ayağına basardım :)
Son kurbanım da düdüklü tencerem!
 
 
 
 2 senedir sorunsuz kullanırken, iki hafta önce kapağını düşürdüm ve plastik sap kırıldı. İnternetten sipariş verdik, geldi taktık, tencereme kavuştum derken dün de tencerenin kendisini düşürdüm! Bu sefer de tenceredeki uzun sap yerinden çıktı (lehimliymiş). Nasıl yapılır bir fikrim yok, Konya'da Fissler servisi yok! Ve en sık kullandığım tencerem bu :(
Bir önceki plastik sapın fiyatını düşününce, tencereyi servise göndermek yerine yenisini almak daha mantıklı olacak muhtemelen.
Burada tamir ettirmek de direkt tencereyi gözden çıkarmak demek. Uff iki arada bir derede kaldım!!!
Var mı benzer bir problemi çözmüş olan??

13 Eylül 2012 Perşembe

Bugün..

Bugün;
En çok buna güldüm :)


Eylül'e artık böyle birşey yaptırmamız gerektiğini düşündüm

 

Obur bünyemi bununla kandırdım

(Alıştığımız aşureye hiç benzemeyen, peltemsi bir tatlı. Ama yoklukta iş görür :)

Elimdeki kitap bitince bu kitabı okuyacağım diye heyecanlandım


Ha bir de "akşam olsa da eve gitsek" diye söylenmekteyim...

Adım Adım Eğitim

Evet bir kutu yazısı da Eylül'den..
Adım Adım Eğitim Seti'ne Eylül 2 yaşındayken üye olmuştum. Her ay bir dergi ve beraberinde ufak tefek oyuncaklarımız geldi. Dergileri severek okuduk, bazı konularda yol göstericimiz oldu. Yanında da pastel boya, parmak boyası, balon, boncuk, parmak kukla  vs geldi. Zaman zaman da tekrar tekrar pastel boya, balon vs gönderildi.
İşin en güzel tarafı ise Eylül'ün kutuyu görünce yaşadığı heyecandı :)
 
 
 
3 yaşından sonra eğitim seti değişiyor. Üçer aylık kutulara dönüşüyor, büyük bir oyun/eğitim kitabı geliyor. Yanındaki oyuncak ve malzemeler ise çok daha güzel.
İlk kutuyu 3 ay önce almıştık, içinden çok güzel ahşap oyuncaklar, karton oyunlar çıkmıştı. (Bir ara onları da ekleyeyim) Ve hünerli bir anne bu oyuncaklara harika eklemeler yapmış...

Dün de ikinci kutumuz geldi. Oyuncakları benim bile oynayasım geldi :)
 
 Her kutuda bir oyun halısı çıkıyor ve hepsi yanyana koyulunca birbirini tamamlıyor.

 Oyuncakların ahşap olması çok güzel. Gelen kartlara bakılırsa rakamları öğrenme zamanımız gelmiş.

 Piyon ve şirin zarları var bu oyunların, dün akşam uykuya yenik düştü yavru ama bugün oynayacağız inşallah..

 
Özellikle bu market arabasına bayıldık :)

Adım Adım Eitim Seti Mikado Yayıncılık'tan çıkıyor . Karar verirken Boyut Yayıncılığın Ana Okulu Dergisi ile bu set arasında kararsız kalmıştım. Ama sonra Ana Okulu Dergisi'nin birçok kreşte kullanıldığını gördüm ve muhtemelen karşımıza çıkacak diye vazgeçtim ondan. (Ve iki ayda bir Boyut Yayıncılık'tan arayanlara o seti neden almadığımı bıkmadan tekrar tekrar anlatıyorum!!)
 
Bir de bizim kutulardan çok şirin kız oyuncakları çıkıyor acaba erkeklere nasıl oyuncaklar göneriliyor?
Bu setten çok memnunuz, annelere tavsiye ederim.

10 Eylül 2012 Pazartesi

Hafta Sonu / Sille

Hafta sonu küçük bir Sille gezisi yaptık. Uzun zamandır aklımdaydı bu gezi, en son öğrencilik dönemlerimde piknik için gitmiştim Sille Barajı'na ve köyün (mahallenin) bu kadar değiştiğinden habersizdim..
Kipa'dan çıkıp da eve dönüş için Sille Yolu'na çıkınca aklımıza geldi ve kabına sığmayan üç çocukla direksiyonu Sille'ye çevirdik...
İyi de etmişiz :) Resmen yenilenmiş köy, eski evler restore edilmiş, küçüklü büyüklü kafeler açılmış, el sanatlarına sahip çıkılmış ve küçük küçük sanat evleri açılmış.
Toprak yapısı, çanak-çömlek sergileri, yukarılarda görünen mağaraları, kiliseleri ve üzüm bağları ile Kapadokya'ya çok benzemiş Sille.


 
Şimdi internetten de biraz araştırınca aslında görülecek çok yeri olduğunu fark ettim Sille'nin. "Mum dibine kör yanar" hesabı, dibimizdeki yerlerden habersisiz. Yıllarca biliğim yerler Sille Barajı, sıkça kullandığımız Sille Yolu ve meşhur Sille Alt Geçidiydi (Konyalıların tabiriyle Sille battı-çıktısı :))
Üniversite için Konya'ya gelenlerin en çok takıldığı mevzulardan birisidir "Alt geçit demiyor battı- çıktı diyorlar burada" :)) Evet eskilerine battı-çıktı denirdi, yağmurla dolardı bunlar ve resmen 'batardın' ama artık sayısı artıp derinliği azalınca alt geçitlerin, yazılı isimleri kullanılır oldu..

Sille Rumlardan kalma bir yerleşim yeri, kuruluşu 6000 yıl öncesine dayanıyor. Roma, Bizans, Kudüs yolu üzerinde yer aldığından önemli bir dini merkeziymiş ve dünyanın en büyük ve en eski manastırlarından birisi (Ak Manastır) burada bulunuyormuş. Ancak günümüzde askeri alan içerisinde kaldığından ziyarete kapalı.

Evlerin orjinal hali..

Bu da restore edilen evlerden, restorasyon öncesi durumu ve diğer Sille fotoğraflarını burada bulabilirsiniz.
Köyün içinden geçen dere de ıslah ediliyor.



 Bizim yavrulardan ikisi...

Tepeler irili ufaklı mağaralarla dolu, kolay işlenebilen bir toprağı var Sille'nin.
 
Tam bu binanın önünden geçerken tandır yapan amca bağırmaya başladı "sıcak tandır ekmeği çıktı!" diye. Anında yön değiştirdik :) Çocukken kaldığımız kasabada da pişirirlerdi bu ekmeği. Sıcak sıcak çok lezzetliydi, fotoğrafını da göstermek isterdim ama anında talan ettik :)
 
Yavrular içeriyi inceliyor..


Amca hem ekmeğini hem de tandırın kendisini yapıp satıyor. Bu tandırın etrafı (sanırım) tuğla vs ile örülüp genişletiliyor. Havlandırma deliği falan da var, usulüne uygun yapılıyor yani. İçinde ateş yakılıp, duvarlarına hamur yapıştırılarak pişiriliyor. Sıcakken çok güzel olan ekmek kuruyunca çok sert oluyor. Nasıl yumuşattıklarını ise bilmiyorum :(
 
Alıntıdır.Kaynak
 
 


 Yol kenarında toprak testi, küp vs yapılıyor, fırınlanmış olanlar da içeride oluşturulan müzede sergileniyor ve satılıyor.



 İnce ince işlenmiş, çok zarif eşyalar vardı. Benim beğendiğim mumluk ise henüz fırınlanmamıştı :(  Siz verin ben evde mikrodalga fırında pişiririm dedim ama :)




 Sille'nin halıları da meşhur, kök boyaları kullanılarak dokunuyor. Bu düzenek de çocukluğumdan hayal meyal hatırladığım dokuma tezgahı.

Müzeye dönüştürülen bu hamamda, yöreye ait eşyalar sergileniyor.

Ve çaylarımızı da içip yola koyulduk. En uygun zamanda Sille'yi detaylı bir şekilde gezmeye karar vererek...



 



Nar

Festival filmlerinden Nar, ismini duymuştum ama izlemeye karar veriş nedenim Serra Yılmaz'dı; en sevdiğim ve oyunculuğuna hayran olduğum isimlerden. Sıdıka zamanlarından bu yana izlediğim her film/dizide tekrar hayran olmuşumdur..






Bir gerilim filmi Nar ve sorgulayıcı. Tüm film bir evde geçiyor ama atmosfer çok etkileyici, özellikle de giriş kısmı...Bir de rüya kurgusu müthişti bence.


 Erdem Akakçe, farklı rollere bürünemiyor sanki, temel bir karakter etrafında dönüyor hep..'Mannak Noni' dışında çok da katkısı olmadı sanki filme..




Doktor Sema'nın arkadaşı Deniz kapıya gelen falcıya kendisini Sema olarak tanıtıp içeriye alıyor..



Belki de narın kabuğunun çizildiği noktadır bu..Devamı bol gizemli ve gerilimli, sonu ise ilginç bir şekilde bağlanıyor (hakikaten 'bağlanıyor' bence). Gerilim sevenlerdenseniz kaçırmayın..
Söylemeye gerek var mı bilmem, Serra Yılmaz muhteşem...

4 Eylül 2012 Salı

Leyla İle Mecnun

Evet nihayet yeni sezon başladı, Kireçburnu Mahallesine ve mahallelimize kavuştuk.
İlk bölüm dağılanları toparladılar, bir iki eksik kaldı, tabii bir de esas kız yok henüz. Bakalım neresinden sızacak hikayenin :)

                                       
 
 
Şekerpare de bir köşeden çıkacak diye bekledim ama...
 

 Herkes forma girmiş gibi (kendi çapında tabi :))

 
 
Pazartesilerin tek keyifli yanı Leyla İle Mecnun...

Körlük

Nobel Ödüllü yazar Jose Saramago'nun adından çok söz ettiren romanı Körlük...



Hangi şehirde ve hangi zamanda geçtiği belli değil olayların. Hatta kör olup mücadele edenlerin ismi bile zikredilmiyor. Körlüğü bir metafor olarak kullanan yazarın amacına uygun bir stil bu. Çevresinde olan bitenleri göremeyen bir topluluk, gücü elinde tutup halktan istediğini zorla koparan ayrıcalıklı bir kesim ve bir kadın önderliğinde ilk adımı atılan bir uyanış çabası...
Görlük nedeniyle insanlıktan uzaklaşan, içgüdülerinin sesine kulak veren bir toplum.
Gözümde canlandırdığım olayların filme aktarılması çok zor diye düşünmüştüm ama yanılmışım, bu kitabın da (kitabı kadar beğenilmeyen) bir filmi varmış. (İzleyenlerin fikrini merak ediyorum...)



Saramago'nun okuduğum ilk kitabı Kabil'den sonra okunacaklar listemin başındaydı Körlük. Yine kendine has yöntemiyle, bol bol virgül kullanarak, diyalogları bir paragraf halinde yazıp sadece büyük harfle başlatarak anlatmış olayları yazar...
"Örgütlenmek bir bakıma görmektir" diyor ve aslında tüm kitabı özetliyor..
 
"Aslında körlük biraz da bu, hiç bir umudun kalmadığı bir dünyada yaşamak"
 
"Ne mutlu ki, mutlulukların felaketi getirdiğinden pek söz edilmese de felaketlerin mutlu sonuçlar doğurmasına sık rastlanıyor, insanlık tarihi bunu kanıtlıyor, dünyamızın böyle çelişkileri var işte ve bazı çelişkiler üzerinde daha fazla duruluyor, bizi ilgilendiren durumdaysa tersine koğuşların tek bir kapısının bulunması bir mutluluk oldu."
 
"Çok geçmeden yağmur yağmaya başladı, ince bir çisenti, havada toz gibi uçuşan damlalar, ama kararlı, başlangıçta damlalar sıcak zemine ulaşamıyordu bile, ama biliyoruz ki sürekli yağan yağmur büyük fırtına getirir, bu sözü daha güzel söyemek istiyorsanız, uyaklı koşaklı bir şeyler düşünmek size düşüyor."
Yazarın kitabı ilginç kılan bir bir özelliği de okur ile karşılıklı diyalog içerisinde olması. Bu kısımlardan özellikle çok zevk aldığımı söylemeliyim..

"Günaydın deme alışkanlığı kalmamıştı artık, bu durum yalnızca, bir kör için  bu sözcüğün sözlük anlamıyla günün hiç bir zaman aydın olmaması yüzünden değil, günün o saatinin gündüz ya da gece olduğundan hiç kimsenin emin olmaması yüzündendi. Öte yandan bu insanların, şimdi söylenenlerle çelişkili olarak, iyi kötü sabaha rastlayan bir saatte hep birlikte kalkmalarının nedeni, içlerinden bazılarının daha bir kaç gün önce kör olmaları, dolayısıyla da gündüz gece, uyuma uyanma alışkanlıklarını henüz bütünüyle yitirmemiş olmalarıydı."
 
Hem yaşanacakları merak edip bir önce bitirmek istedim, hem de kitap hiç bitmesin istedim. Okuyup bitirince de kitap üzerine birileriyle konuşmak istedim. Okuduğum kitapları, söz konusu kitabı okuma ihtimali neredeyse % 1 olan eşime rahatlıkla anlatabiliyorum, hevesle kitapta salgın haline gelen bir körlük olduğunu söylediğimde, eşimin yüzünde "hadi canım olur mu öyle şey!" bakışını gördüm ve hevesim bildiğin kursağımda kaldı...
Bu durumu izlediği her bilim kurgu/fantastik filmde, oynadığı oyunda ısıtıp ısıtıp önüne getirmek üzere aklıma not ettim !!

Kitaba dönersem, okumayanlara gözü kapalı öneriyorum :)
Okunacaklar listemin üst sıralarında artık Saramago'nun Görmek kitabı var...
 
Not: Mehmet Bey'in önerdiği sıralamadan şaştım ama, sıcağı sıcağına Görmek'i okuduktan sonra listeye sadık kalmaya çalışacağım :) Ve söylediği bu cümleye de katılıyorum;
Saramago'yu tanımak, yeni bir dünyaya adım atmak demektir...