Sayfalar

5 Şubat 2013 Salı

Kütüphane Ganimetleri 4

İzin öncesi aldığım kitapları iade ettim, aklımda yeni kitap almak yoktu. Zaten tatilde fırsatım olmaz, sadece yolda okumak için bir kitap ayarlasam yeter diyordum..
Ama kütüphaneden yine dört kitapla çıktım!! Fikrimi değiştiren kütüphane görevlisi oldu. Genelde ifadesiz bir yüzle işini yapan kadın gayet sempatik bir şekilde "kitap almayacak mısınız?" diye sordu. Sanki birisinden bu işareti bekliyormuşum gibi hevesle seçtim kitaplarımı :)
Tabii kitap konusundaki aç gözlülüğüm de devreye girdi ve hepsini bitiremeyeceğimi bile bile dört kitap seçtim..Nedense elimde tek bir kitapla çıkınca kendimi çok mutlu hissedemiyorum, illa elim kolum dolu olacak...
Olsun, bitiremediklerimin süresini uzatırım artık...
 
Seçtiğim kitaplara gelince;
 


Vedat Türkali kitaplarını severim. Bir de (bu kitapta farkılı bir resim olsa da) arka kapaklarda yer alan gülümseyen fotoğrafına bakmayı..Yine 70'lerin siyasi öyküsü anlatılmış. Bir Gün Tek Başına'ya benzetilmiş. Bakalım göreceğiz...

 Ne alsam diye bakınırken tesadüfen seçtim bu kitabı. N.Gökbudak ismine çok denk gelmekle birlikte hiç okumamıştım. Lise yıllarımda okuduğum Atçalı Kel Memet Efe'yı hatırlattığı için seçtim :)

Ve kütüphaneye önceki gidişimde gözüme takılan ve sonrasında her yerde karşıma çıkan Jodi Picoult..Tanışabildim kendisiyle, yazısı geliyor...
 
Nar da kapağını ilginç bulup aldığım bir kitap (kitabı evde bırakmıştım, toplu fotoğrafta yok).Resimler arasında bolca Zeki Müren var, okurken fon müziği olarak seçmeli :)
 
Bu aralar okunmayı bekleyen kitaplarım çoğaldı, mesai arkadaşımla aramızadaki masayı doldurduk :) Bol kitaplı günler herkese...

4 Şubat 2013 Pazartesi

Kürkçü Dükkanı

Üç günü evde yayılarak, kalanı tatilde geçen on günlük izinden sonra kürkçü dükkanına döndüm..Evimi özlemişim valla, hatta işyerini bile özlemiş olabilirim...
Bakıcımızın hastası vardı, mecburen erken ayrıldım izne..Eylülle yayıldık evde üç gün, yavaş yavaş valiz hazırladık...
Üç aile Afyon-Gazlıgöl'e gittik, kaplıca tatili...Boolca gevşedik, çok çok uyuduk. En mutlu mesut olanlar yine çocuklardı tabii :)
Dönüşte bir de nişan merasimine katıldık. Eylül'ün ilk düğünü (düğün kıvamındaydı, o yüzden öyle adlandırdık), oynama konusunda annesinin beceriksizliğini ve isteksizliğini almamış Allahtan. Hoplaya zıplaya oynadı, sahneden hiç inmedi..Ve ben her zaman ki gibi parmağımı bile şıklatmadım, hiç cazip gelmez bana düğünler...
Tatil dönüşlerinin en berbat kısmını da hallettim sayılır...Valizler boşaldı, giyilen giyilmeyen ne varsa banyoyu boyladı. Artık bir hafta çamaşır yıkarım...

Ve fotoğraflar;

Boyama kitaplarımızla düştük yollara..

 


Afyon Kocatepe Üniversitesi ve ilginç camii..



Çocuklar bütün hayvanları itina ile kovaladı..

Balkon manzaramız güzel ve dinlendiriciydi..

Outlet mağazaları da ihmal etmedik tabi :)

At haşmetliydi biraz, dolaşmaya korktuk sadece poz verdik ;)

Termalin aktarından ve Migrostaki kitap indirimden payıma düşenler :)

Selçuk Üniversitesi ve sevdiğim üst geçit..

Nişan merasimi öncesi...

 
Artık normal hayata dönme zamanı. Eylül bakıcısını odasına sokmamış, eve gidip ortalığı yatıştırdım..
Uzunca bir süre izin/tatil vs yapmayız sanırım, öyleyse niyet ettim Dukan Diyetine...........

21 Ocak 2013 Pazartesi

Pazarın ertesi...

Merhaba yeni hafta...
Bool bol uyuma hayaliyle yola çıkıp, uyku düzenim delik deşik edilmiş olarak döndüm...
Evimizin yavrusu istikrarlı bir şekilde uykumu sabote etti. Akşamları bizden önce sızıp, tam biz uyuyacağımızda kalkıp su, yemek, çizgi film, oyun vs talep etti. Uykuya kavuştuğum zamanlarda da her sağımdan soluma dönüşümde dibimde bekleyen yavrudan çizgifilm alıntıları dinledim...


 Yavruyla puzzle yaptım...

 Bir başka yavru için bu şapkayı ördüm...


 Evde yün ararken Eylül için hazırladığım isim çetelesini buldum :) Yanında ki rakamları eşim yazmış, ne olduğunu çözemedik...

Haa bir de bu kitaba başladım..

Evde beş parmağını havada tutup, saat başı haftasonuna kaç gün kaldığını sayan bir Eylül var..Dileğim bu haftanın çabuk, izinli olacağımız gelecek haftanın yavaş geçmesi. Tabi bir de kar yağmaması...
Sağlıcakla...

18 Ocak 2013 Cuma

Piruze

Kitabı Sinan Akyüz ismini defalarca duyduğum için seçmiştim, diğer kitaplarının isim ve kapaklarını görünce bu kitabı almak daha mantıklı gelmişti.
Gel gör ki kitap saçlarımı ağarttı resmen. Hem konunun 'çıkmazda' oluşu, hem anlatım şekli/dilini sıkıcılığı nedeniyle zar zor okudum diyebilirim. Sırf yarım bırakmamak için (kütüphaneden süresini de uzattırarak) bitirdim..
Uzun uzun yazmaya bile üşeniyorum. Ben bu kitabı sevmedim kardeşim!


17 Ocak 2013 Perşembe

Düşük tempo devam...

Her ne kadar düşük tempoyla yaşadığımızı düşünsem de günler hızla geçiyor. Aynı günü ben pazartesi sanarken, eşim perşembe sanıyor!! Artık nasıl bir ruh hali içindeysek...
Biz dışarıdaki soğuğun etkisiyle, eve girince pelteleşip, sızacak bir koltuk arayışındayken Eylül de alabildiğine enerjik. Sabahları 9:30-10'a kadar keyifle uyuyup, akşamları bize kök söktürmekle meşgul. Uyku düzenini nasıl sağlayacağız bilemiyorum...

Burcu ve Alper kitaplarımız uyku öncesinde favorilerimiz..

Mevsimin adı kış olunca kar beklentimiz var doğal olarak. Bu sene Eylül de çok hevesli; kartopu oynamak, kardanadam yapmak ve karda yatıp kelebek yapmak listesinde..Pazar sabahı yerlerde hafif kar görünce hemen çıkardım bari kara dokunabilsin diye ama tadını çıkaramadı maalesef.




Biz de hazırlandık, "kar bize gelmiyorsa biz ona gideriz" deyip düştük dağ yollarına...

 Ayşesiz çıkmıyoruz malum..

 Bolca yağmur yağdığı için her yerden sular akıyor. Göl şimdiden tarım arazilerine kadar genişlemiş durumda, baharda karlar da eriyince bizim evin önüne kadar gelir herhalde!!

 Dağ yolu demek keçi demek :)


 Köyün girişinde yeni açılan alabalık havuzları...

Yavru hala erimiş kardan kartopu yapmanın derdinde..


Hevesimizi alacak kadar kar, karnımızı doyuracak kadar da balık alıp döndük :)

Ama balığım bize bir sürprizi vardı..

Sürpriz demişken hafta içi eşimin doğum günüydü, Eylül babası için sürpriz hazırlamış;

Bizim resimlerimizi yapmış, bu babası :)

Aslına benziyor di mi :)

En son kütüphane ganimetlerimi seri olarak okuyamadım. Hep Tankut'un yüzünden :)
İ.Aral'ın Yeşil'ine kendimi veremedim bir türlü, sakin kafayla okunmalı. Onu sonra okurum deyip Piruze'ye başladım ama çok kötü bir dili var yahu. Çok basit bir dille anlatılmış ve konuyu merak bile etmiyorsun okurken..Bugün iade günü kitapların, akşama kadar bitirebilirsem iade edeceğim Piruze'yi...Araya izin vs gireceği için yeni kitap almayabilirim bakalım...


Bu da öre söke bir hoş olduğum bebek yeleğim. Kenar kıvrımlarını kendim uydurdum ama epey uğraştırdı beni. İlk seferinde yeterince arttıramamışım söktüm. Sonra ipim yetmedi yine söktüm. Sonra rengine uygun bir ip buldum ördüm ama kollara yetmedi yine söktüm....Nihayet akşam bitirebildim. Düğmelerini de ayarlayabilirsem tamamdır :) 
Kuzenlerin kızları için şapka örmeye başladım, umarım sökmek zorunda kalmam!!

Mevsim normali dışında hava yağmurlu bugünlerde. Önce kar bekledik, şimdi de izne gideceğimiz için bari şubat tatilinden sonra yağsa diyoruz. İlçe dışına çıkmadığımız sürece sorun yok ama bir yerlere gideceğimiz zaman (geçen seneki kazadan sonra) kar bizi korkutuyor artık. Bugün karla uyandık, umarım bir haftaya kadar yoğun kar yağışı olmaz...

10 Ocak 2013 Perşembe

Mino'nun Siyah Gülü

Okuduğum bloglardan not aldığım bir kitaptı, uzun uzadıya inceleme fırsatım olmamıştı, kütüphanede görünce hiç düşünmeden aldım.



Elime alıp da detaylı inceleyince fark ettim Hüsnü Arkan'ı Ezginin Günlüğünden tanıdığımı. Önce kendi cahilliğime kızdım, sonra okuyacak olduğum için sevindim. Kendimce fona Hüsnü Arkan melodileri ekledim. Meğer incelik kitabın arkasındaki cd'de saklıymış. Ama ben kitabı kütüphaneden aldığım için bu zevkten mahrum kaldım...



Hüsnü Arkan'ın şarkı söylerken hissedilen naifliği kitaba da yansımış. Boğazınızı tıkayan bir yumruktan, güllerin kokusuna, yeni doğan bebeğin buruşuk ellerine kadar yazılan herşeyi hissedebiliyorsunuz...
Kitabın büyük bir kısmı kadınların gözünden anlatılıyor, dönemler ve insanlar arasında gidip geliyor, aslında insanların pek çok şeyin farkına varamadan yaşayıp gittiğini görüyorsunuz...

Kitabı okurken, bahar geldiğinde sığınabileceğimiz kasabada bir evimiz olsun istedim...Mino gibi bir halam olsun istedim...

Benim gibi geç kalmayın, Mino ile bir an önce tanışın...


Bu arada Kırmızı Kedi Yayınevinin ismi ve kedisi yanında renkli kitap kapakları ile kitapla uyumlu ayraçlarını çok seviyorum...

Not ettiğim satırları yazmayı unutmuşum :)

Ben büyük bir bahçede büyüdüm Cahit Adamı, bu yüzden çocukluğm çok uzun sürdü.

Onun bu 'hayır'ını ilk kez duyuyordum. Şarkı söylüyormuş gibi, içime eğiliyormuş gibi, sıradan bir şeyi şahane bir hale getirir gibi; bir acıyı sevinçle süslemek gibi...

O, öldüğü yaşta kaldı.
Ben otuzuma geldiğimde, artık kardeşimdi. Nizayi'yi doğurduğumda, Niyazi'nin dayısı oldu. Ve artık oğlum gibi. Artık Niyazi'nin kardeşi...

Tam olarak öyle değil! Bu. onun en güzel lafıydı. Hiçbir şey tam olarak öyle değildir. Çünkü hiçbir şey, hiçbir nesne, hiçbir olgu tam değildir. Tam olsalar da, biz onların tam olduğunu düşünmeyiz, düşünmemeliyiz. Kuşku, bir algılama ilkesidir; algılarımızı yönetmeyi öğrenmeliyiz!

Çocukken, büyüklerin kendi ölümleri hakkında konuşmaları garibime giderdi...Yapmacık! Şımarıklıkmış gibi...Ama şimdi öyle gelmiyor. Geçen gün Cahit'e 'ben ölünce evvela ne yaparsın' dedim. Yüzü değişti.
O ölse, ben hemen sokağa çıkar, vapura binerim...Temiz hava alırım, eve dönerim, müzik dinlerim. Cenazesine filan da gitmem...Sonra, bir değirmen resmi yaparım. Metruk, kırık dökük, eski bir değirmen...Renkleri kucağıma oturturum. Monsieur Seguin'in keçisini de... Ve ona vaziyetin tuhaflığını anlatırım...Tabii, bir de farklılığımı ve yalnızlığımı...
Ben ölünce bunları kimse kimseye anlatmaz.
Kendimi, sadece bu yüzden kıymetli hissediyorum, yengecim...

Kukla

Okumadığım birkaç Ahmet Ümit kitabından birisiydi Kukla, görünce hevesle aldım.
Çalışma şevkini kaybeden gazeteci Adnan ve üvey kardeşi Doğan çevresinde dönen ve gündemi alt üst eden Susurluk Olayından yola çıkılarak yazılmış bir roman...
Kitap ilk sayfalardan itibaren beni bir türlü içine çekemedi. Adnan'ın bunalımlı yaşantısı nedense çook sıktı beni, bir an Adnan mı Müştak mı karşımdaki karıştırdım. Olaylar hız kazandıktan sonra da bildiğim bir hikayeyi okuyormuşum gibi hissettim. Bu kadar çok bilinmeyenli bir durumun daha karmaşık bir çözümünün olması gerektiğini düşündüm belki de...
Artık okuma zamanlamamdan mı, işlenen konudan, kopuk kopuk okumam yüzünden mi bilinmez, diğer Ahmet Ümit kitapları kadar severek okuyamadım..
 

Diğer okurlar ne düşündü kitap bitince, öğrenmek isterim...

9 Ocak 2013 Çarşamba

Bugünlerde...

Kış kendini iyice hissettiriyor ama henüz görsellik kazanamadı, çünkü kar yağmadı. Bir haftadır karın haberlerini izliyor, soğuğunu duyuyoruz.



 Her sabah işyerinde konuşulan konu çevremizde kapanan yollar, yolda kalanlar vs. Gerçi yağdığı zaman iş çileye dönüşecek biliyorum ama sabahları perdeyi açarken bir sürpriz beklentim oluyor hep :)

Haftasonu karın yağmamış olmasını fırsat bilerek kendimizi Konya'ya attık yine. Eylül'e verilmiş bir sinema sözümüz vardı. Gerçi ben yarıyıl tatili için söz vermiştim ama sinema konusu geçtiğinden beri tek gündemimiz bu oldu. Yeğenleri de toplayıp gittik, alternatifimiz çok değildi ve şansımıza Thor çıktı. 




Sıkıcı bir filmdi, ikinci yarıda çocuklar filme odaklanmakta epey zorlandı ama en azından tatile kadar bekleyebilecek hale geldiler :)

Dönünce biz de kendi ev-sinemamızı kurarız dedik. Hazırlıklar tamamlandı, önce görünüm buydu;


Saatler ilerleyince, bizim pepe büyüyüp serpilip futbolcu olmuş meğer!!


 Eşimin hevesinin nedenini de anlamış olduk. Baktım Lülü "ben çizgi film izleyecem, babam da maç" diyor, meğer ben duymadan ne pazarlıklar yapılmış...


Kar yağmadığı için biz de bununla avunuyoruz ;)


Son kare de Sehpa Altı Sinemasından..Bu aralar Pak ile Pırpır'a taktı, her bölümü ezberledi, eyy yapımcılar yeni bölüm hazırlayın artık!!

Üç gündür elimdeki  bebek yeleğinin lastiğini söküp söküp örüyorum, bu sefer birşeye benzer umarım. Bir yandan da Kukla (Ahmet Ümit) okuyorum ki o da süründü resmen. Allahtan konu hız kazandı da, saçım ağarmadan bitirebileceğim...

Sıkıntısız bir kış dileğiyle...