Sayfalar

9 Nisan 2015 Perşembe

Mevlana Müzesi (Gel gel ne olursan ol yine gel-Tabi yolun karşısına geçebilirsen)

Eylül'e sözümüz vardı, Mevlana Müzesini gezecektik, bir senedir türlü bahanelerle erteledik ta ki önceki haftaya kadar. Anne-kız gününün diğer durağı Mevlana Müzesi...



Mevlana Müzesi benim için nostaljik bir durak, on yıl önce işe giderken servise müzenin önünden binerdim. Müze girişinde ufak bir park vardı, çam ağaçları, eski banklar, simitçi. Birçok kişinin bekleme mekanıydı, servisler birer  birer yanaşırdı. Karşımda eski kütüphane binası, aradığım kitapları bulamasam da girişini izlemeyi bile sevdiğim. Son ziyaretimi uzun süre önce yapmıştım, kayınvalidemlerle Konya turu yaparken gezmiştik...
Sonra müzede yapılan 'değişiklik'leri haberlerden öğrendim; parkta değil bir ağaç çiçek bile kalmamıştı. Hoşgörü mekanı olmuştu miting meydanı!!!
Artık hiiç içimden gelmiyordu gitmek, görmemek kabullenmemekti.

Sonunda Mevlana'nın sözüne uymak en iyisi dedim.

Daha Müzeyi karşımıza aldığımızda başladı hengame, yolda tramvay çalışmaları vardı trafik çorbaya dönmüştü.  Eylül'e yol kenarındaki hediyelikleri gösterirken bir anda açıklığa çıktık, e hani daha kütüphanenin köşesinden dönecektik? Kütüphane yok ki köşesi olsun! Tüm alan sağlı sollu kazınmış, modernizm simgesi beton parkelerle döşenmiş. Eski alışkanlıkla Selimiye Camii'nin karşısına doğru yürüdük ama çalışma alanı kapatıldığı için geçemedik, geri döndük, bir şekilde karşıya geçebildik.




Eski giriş kapatılmış, onun yerine ayrı birer giriş ve çıkış yapılmış hatta giriş gelenin sabrını deneyecek kadar uzağa konmuş.
Giriş birkaç aydır ücretsiz, gişeye gidiyor para ödemeden, homurdanan ve de halinden hiiç memnun olmayan bir kızdan biletinizi alıyor, turnikeden geçiyorsunuz. Bu eziyetin sebebini anlayamadım, sadece turnikeden geçsek olmaz mı ki?




Müzenin bahçesi güzel düzenlenmiş, ferah olmuş. Hediyelik eşyaların da bulunuğu bir kafe eklenmiş, fiyatlar normalin 4-5 katı olsa da masalarda ısıtıcıların olması hoştu.

Oldukça kalabalık olduğu için Türbeyi milim milim ilerleyerek gezdik, Eylül'ün fazla kafası karışmasın diye türbeler konusunda pek detaya girmedim. 




 Aziziye Camii

Semazenlere ait eşyaların sergilendiği kısım isetam bir eziyete dönüştürülmüş; her bir bölüm küçücük odalara ayrılmış, küçük bir kapıdan girilmesi-gezilmesi-çıkılması bekleniyor. Yaşanan ise turistler arasında yaşanan ufak çapta bir güreş müsabakasına  döşünüyor!! Sadece birisine girme gafletinde bulunup, zar zor çıkabildik. Neden odaya girmemiz gerektiğini de anlamadım, hepsi tek bir koridorda birleştirilse de camla kapatılsa daha iyi değil mi?

Velhasıl Mevlana Müzesi'nin son halini ( en azından büyük bir kısmını) beğenmedim. Modernleşme denen şeyin de bir dozu olmalı...




3 Nisan 2015 Cuma

Rampalı Çarşı

Önceki hafta Cumartesiyi Eylül'le anne-kız günü ilan ettik, tabi ikinci bir anneden (annemden) yardım alarak. Duru'nun anneanne ile mutlu-mesut vakit geçirdiğini öğrendiğimizde de 'devamı gelecek...' dedik :)

Eylül'ün isteği üzerine tramvayla düştük yollara, bir-iki durak boyunca öğrencilik nostaljisi yaptıktan sonra yeni tramvaya geçip teknolojiye merhaba dedik. Yolda Eylül'le tanıştığı yetişkinler arasında klasikleşen sohbetler edildi;
-Adın ne?
-Eylül,
-Güzelmiş ismin, eylül ayında mı doğdun? (Bingo)
-Hayır, nisanda doğdum,
-Okula gidiyor musun?
-Evet, anaokuluna gidiyorum,
-Kaça kadar sayabiliyorsun?
-Bilmem, kaça kadar saydığıma dikkat etmedim...
:)

Yağmurla birlikte koşar adım Rampalı Çarşıya girdik. Öğrencilik yıllarımdan bu yana en sevdiğim mekan; hafif loş, kitap kokulu ve rampalı :)
Kitapçıları gezmek için bahanemiz hazırdı; Kumkurdu. Farklı illerden sahaflarda kitabı bulan arkadaşlar beni de umutlandırdı, başladık sırayla dükkanlara girmeye. Ama değil kitabı bulmak, adına aşina olana bile rastlayamadık. 
Kumkurdu'ndan vazgeçtik, bari Eylül'le birkaç tane kitap inceleyelim dedik maalesef Rampalı Çarşı'nın çocuk kitaplarını pek önemsemediğini, basit hikayeli boyama kitaplarından başkasına yer verilmediğini fark ettik.

E o kadar geldik boş dönmeyelim dedim, kendime kitap bakmaya başladım. Gitmeden önce aklımda kitap almak yoktu ya birden hangi kitabı alsam, bugünlerde nelere bakıyordum, internette sepetimde hangi kitaplar vardı hiiç hatırlayamadım iyi mi!!Bir tek Trendeki Kız'ı hatırladım, o da kitapçıda yoktu...
Yarın birgün Kocan Kadar Konuş TV'ye düşer, bari öncesinde kitabını okumuş olayım deyip kitabın ikinci elini aldım. Hiç benlik değil dediğim Sarah Jio'nun kitabını bile aldım yani, kafamdaki bulanıklığı varın siz düşünün...
Tam çarşıdan çıkarken Orhan Pamuk'un kitabını da alışverişe ekledim ki aklımda olup satın aldığım tek kitap bu oldu.


 Eylül çarşıyı çok sevdi, köşe bucak inceledi :)



 Sonra kendimizi eski Konya sokaklarına attık, hızlı adımlarla dolaştık. Epey yenileme çalışması yapılmış...


 Mahalleye döndüğümüzde güneş göründü, kanımız ısındı ama çook yorgunduk, parka yüz vermeden eve yollandık.



1 Nisan 2015 Çarşamba

Miguel


Bir grup anne çocuk kitaplarıyla haşır neşiriz bugünlerde :)
Bir de okumak istediğimiz kitapları kolayca  bulabilsek tadından yenmeyecek...

Miguel başlangıç kitabımızdı. Bir solukta okuduk, uzun uzun üzerinde konuştuk. Empati kavramından yola çıkarak hikayeler anlatıyor Miguel bize, etkileyici karakterlerle tanışmamızı sağlıyor. 
Kitabın hitap ettiği yaş gurubu üzerinde konuşurken +7 'den 10 yaşa kadar okunabileceği konusunda hemfikir olundu. Bense kitabı okurken her sayfada 'Eylül'e okusaydım nasıl bir tepki verirdi?' diye düşündüm, olaylara onun gözünden bakmaya çalıştım. Hikayeyi çok sevdim ve ufak tefek değişiklikler yaparak Eylül'le okumaya karar verdim.

Kitaba başlamadan konuştuk, ilk kez bu kadar uzun bir kitap okuyacaktık, kitabın günlere ayrılmış olması işimizi kolaylaştırdı. İlk gün hikayeye giriş yaptık, olaylar henüz kafasında netleşmedi ve işin fantastik tarafı biraz karmaşık geldi. Hatta biraz da ürktü sanki ama kitap üzerine biraz konuşunca aklındaki soru işaretleri azaldı...
Ertesi gün okuma saatinde daha meraklıydı, olayların örgüsünü çözmüştü. Sonraki günler kitabı kucağında beni bekliyordu :) Hatta haftasonu kitabı anneannesine götürmeyi unutunca mecburen ara verdik, Eylül kitap yanımızda olsaydı diye epeyce hayıflandı.
Dün akşam Duru'nun tüm huysuzluğuna rağmen kitabı bitirdik. Eylül kitabın sonunu çok beğendi ve Miguel'in devamı var mı diye sordu :)

Kitapta Eylül'ün yaş grubu (6) için anlaşılması zor ve olumsuz etkileyebilecek ifadeler vardı; savaş detayları, suçlu aileler, ülkelerle ilgili detaylı bilgi gibi. Okurken bu kısımları atladım ya da okuduktan sonra konuyu onun için detaylandırdım. Bu haliyle bizim için oldukça keyifli bir kitap oldu. Bazı kısımlarda anlayıp anlamadığını sorduğumda güzel dönüşler yaptı Eylül, bazı kısımlarda da o bana hatırlatıcı oldu :) Okuduğumuz kitaplarda görseller kadar konuya da ilgi göstermiş olması beni mutlu etti :)

Miguel'i sadece bir çocuk kitabı olarak değerlendirmeyin, edinin, okuyun, okutun....

25 Mart 2015 Çarşamba

Ses 1 2 3...

Bugünlerde biz;

Mevsimin olmazsa olmazı hastalıkla mücadele halindeyiz. Eylül tüm kışı öksürerek geçirdi, antibiyotik-öksürük şurubu-zencefilli karışımlar hiç elimizden düşmedi.


 Geçen hafta sonu eşimde kervana katıldı, belirtiler 'meşhur' gribal enfeksiyonla uyumluydu, ilaçlar ve serumla destekleyip ev tipi karantina uyguladık. Maskeler takıldı, yüz yüze görüşmeler kısıtlandı, iki gün sonunda eşim biraz toparlanırken Duru ile benim için hastalık kapıdaydı... Annemden yardım aldık, yine benzer tedavilerle bir hafta sonunda ayaklanabildik. Allahtan Duru'nun hastalığı bizimki kadar ağır değildi...

İki hafta önce baharı karşılayıp bahçede ekim için hazırlık yapmış, üstüne keyif çayı bile içmiştik. Hatta üşümeden yürüyüşlere bile başlayabilirdik ama noldu, kış geri geldi. Akşam bilmiş bilmiş 'şimdiden sonra yağan kar tutmaz' diyen ben sabahında perdeyi açınca şok oldum!!!


Öyle hafif bir kar değil bildiğin kara kış geri gelmişti..Heveslerimizi ve aldığımız çiçek soğanlarını karanlık bir dolaba kaldırdım...

Haberleri ve gündemi takip edince ailecek bunalıma giriyoruz biz, kendimizce farklı alanlara konsantre olmaya karar verdik, ne kadar uygulayabiliriz bilemem ama en azından bir adım attık; karı-koca kanaviçe işlemeye başladık. Eşim büyük bir tabloyla yola çıktı, ben küçük panolarla oyalanıyorum.




Bakalım bitince nasıl olacak...

Ve bugünlerde bilgisayar başına heyecanla oturmamı sağlayan bir 'kitap okuma-değerlendirme' topluluğumuz var, çocuk kitaplarıyla yatıp çocuk kitaplarıyla kalkıyorum :)


Uyurken de boş durmayıp 'deniz'li rüyalar görüyorum :)
Okuduğumuz kitapları ayrı bir yazıda detaylandıracağım...

Yine kulüp sayesinde haberdar olduğum bir indirimden aldığım kitaplarımız da geldi dün.


Fon yayıncılığın internet sitesinden bu karton kapaklı-kuşe kağıtlı kitapları 3'er liraya aldım, bu kadar kaliteli olacaklarını tahmin edemedim, bilseydim daha  çok kitap alırdım...


Akşam Tonton'la başladık okumaya, çok eğlenceli bir kitaptı :)

Eylül her akşam odasına kapanıp kağıttan bir şeyler kesiyor, çiziyor, yapıştırıyor, 'bayan becerikli' olup çıktı :)
Benim için yaptığı kitap ayracı  :)


Evimizin en küçük ferdi firarda :) Her ne kadar annesi son iki aylık gelişimini not etmek konusunda tembellik etse de Duru hızla yeni keşifler yapıyor. Emekleme konusunda tembellikten vazgeçti, biz önüne binbir türlü eşya koyup hareketlendirmeye çalışmış başarılı olamamıştık, haftasonu bir tabak lahana sarması için zincirlerini kırdı :) Komşu teyzesinin elindeki sarmalar için odayı bir baştan bir başa emekledi, evet evet yemek konusunda annesine benziyor ;)

Şimdilerde evin gırgırı oldu, köşe bucak dolaşıp kırıntıları topluyor....

Duru'nun gelişimi, çocuk kitapları ve bahçe hazırlıklarıyla ilgili yazılar sırada...

Hepimize sağlıklı, güneşli günler diliyorum....

12 Mart 2015 Perşembe

Kitaplık ve Sehpa Boyama

Her ne kadar zamanımın çoğunu Duru ile geçirsem de evde uzun süre kalmanın etkileri ortaya çıkmaya başladı. Evde neyin yerini değiştirebilirim diye kara kara düşünür oldum. Ama kaloriferin önü kapanmasın, kapının önü boş kalsın, çocukların oyun alanı daralmasın...derken ben oyuncak sepetinin yerini değiştirmekten öteye gidemedim. Derken kafamın üzerinde yanan ampülle kitaplıklar ve sehpaları boyamaya karar verdim. İnternette çokça araştırma yaptım ve işin altından kalkabileceğime karar verdim.
Eşim her ne kadar 'tamam' dese de kafasında bir sürü soru işareti vardı biliyorum, hatta tüm aşamalarda 'acaba' der gibi bakmaya devam etti. Ta ki eşyalar yeni haliyle yerine yerleşene kadar, evet evet çok beğendi sonucu :)
Eylül ise daha farklı dünyalardaydı.
'O da boyayabilir miydi?' - Evet azıcık yardım etti,
 'O anne oluncaya kadar bu boyalar biter miydi?' - Bitmezdi merak etmesin, isterse o da boya yapabilirdi,
'Eşyalar boyanınca Bellona mı olacaklardı?' - Ha ha ha :)
'O zaman sehpaların markası neydi, babası sanayiden mi almıştı, o da neydi' -   sürer gider.....

İstediğim boyayı bulabilmek ve makinede karıştırabilmek için Konya'ya gitmeyi bekledim. Polisan X1'in beyazını bulamayınca Koçtaş'taki görevlinin önerisiyle dyo Hydrolux aldık. Ve boyam, fırçalarımla iş başı yaptım.

Bir haftalığına salonu atölyeye, evi pazar yerine çevirdim. Boyadım, boyadım, boyadım...Lafın gelişi değil tam üç kat boyadım herşeyi :) Gündüzleri Duru uyuyunca, akşamları yemekten sonra çalıştım. 

Ne çok konuştum di mi? O zaman gelsin fotoğraflar;


Kitaplıklarda herhangi bir çizik yoktu ama sehpalar renk olarak epey dalgalanmıştı, eşimin bekarlık döneminden kalmalar...

Ve kollar sıvanır, evdeki karışıklık zinhar göze görünmez...

Önce sehpaları kurban ettim,  hafifçe zımparaladım, ayakları fırçayla boyadım, başlamışken üst katın astarını da bununla atayım deme gafletinde bulundum ve kuruyunca oluşan izleri görünce ruloya sarıldım.


 Soldaki tek kat boyanmış, sağdaki iki kat. Üç kat sonunda sorunsuz kapandı.



 Boyama işi bitince balkonda sprey vernikle geçtim üzerinden. Önce Polisan Yarı Mat Sprey Vernik kullanmıştım, bitince aynından bulamadım ve parlak spreyle devam ettim. Parlaktan aldığım sonucu daha çok beğendim.
Sağdaki kitaplıkta 'nazarlığımı' görebilirsiniz... Vernikleyip balkonda bıraktığım kitaplıklar rüzgar marifetiyle devrildi, arkadaki kontraplak kırıldı, balkon demirine denk gelen çerçevede hafif ezilme oldu :( Önce canım çok sıkıldı ama 'olan oldu' deyip devam ettim, nasıl olsa çatlak kısım kitaplardan görünmeyecek deyip kendimi teselli ettim :)

 Ve sıra en heyecanlı aşamaya geldi, yerleştirmeye :)

 Bu da son halleri. Üçüncü kitaplığı yerleştirme işinde biraz acele ettim kabul ediyorum. Eylül'ün kitapları için de bir raf ayırdım, kendi dolabına sığmıyordu hepsi. Kitapları renklerinde göre düzenlemek istiyordum ama boya hala hassas görünüyor, belki sonra yaparım. Sert kapaklı kitabın birisini kenara sürtüp çizdim boyayı. Boya birkaç gün geçtikten sonra daha sağlam oluyor kanımca, bir de su bazlı olduğu için biraz nezaket istiyor gibi. Neyse o kısmı rötuşlayacağım birazdan...


Ev son haliyle daha ferah oldu, odanın farklı köşelerinde bulunan kitaplıklar bir arada daha güzel durdu, koyduğum aksesuarlar daha belirgin oldu. Velhasılı sonuçtan memnun kaldık :)

Not: Kaplama mobilya zımparalanır mı emin olamamıştım, boyayı satan görevli hafif zımpara yapın deyince sıfır numara kullandım. Ama biraz daha kalın bir zımpara daha iyi olurmuş, özellikle parlak/kaygan yüzeylerde zımpara sonucun daha iyi olmasını sağlıyor...

27 Şubat 2015 Cuma

Marslı

Goodreads okurları Marslı'yı 2014'ün en iyi bilim kurgu kitabı seçmiş. Oldukça iyi bir referans...

Filmi de yıl sonunda gösterime girecekmiş. (Kaynak Wikipedia)


Spoiler içermez...

Kitabın bilimkurgu oluşu aklımı çelmişti, bir de Mars'ta olma fikri ilginçti. Gördüğüm kadarıyla bilimkurgunun hakkı verilmiş, kitabın yarısı (saf) bilim yarısı da kurgu, eşit dağılım :)

Ben Watney'in (Macgyver tarafını göz önünde bulundurmadığımda) eğlenceli bir kahraman olduğunu düşündüm. Belki zaman zaman şansı fazla yaver gitti ama tersi olsa da hikaye olmazdı di mi?
Her türlü olumsuzluk durumunda elinin altında hazır bulunan 'kurtarma' prosedürlerini ise hiiç abartılı bulmadım çünkü gıda işletmelerinde kullandığımız ve fazlasıyla içli dışlı olduğumuz HACCP  de zamanında NASA için tasarlanmıştır ve 'Hava bulutluysa ördek kovucu sistemin çalıştırılması' gibi engin öngörülerle hataların engellenmesi esasına dayanmaktadır. İşin uzay versiyonunu varın siz düşünün :)
Marslı'yı da HACCP'e bağladım ya derdim; isteyene kurs verilir ;)



Kitabı okuyup okumamaya beklentileriniz doğrultusunda karar verin;  heyecanlı, akıcı ve ilginç bir olaya tanıklık etmek, kitaba ara verinde Watney'i yüzüstü bıraktığınızı düşünerek vicdan azabı duymak istiyorsanız okuyun :)
Bilimkurgunun mantıklısını ve abartısızını severim; bilimden, kimyadan, elektrolizden de pek hazzetmem derseniz biraz daha bekleyin, sizin için (muhtemelen) özetlenmiş versiyonunu izleyin:)

16 Şubat 2015 Pazartesi

Gölgesizlerin Tutkulu Dansı-Tess Gerritsen

İnsanı Tess Gerritsen'den soğuttutturuyorlar kardeşim!!!



Cerrah ve de Çırak'ı bir solukta okuyan, Gerritsen'in kendine has gerilimini sevenler için bir fiyasko bu kitap. Tatsız tuzsuz bir aksiyon, lüzumsuz romantizm ve apar topar bir son. Son ana kadar 'kesin işin içinde bu' dediğim adam da masum çıktı zaten!!

Bir de orijinal adı Thief of Hearts olan bir kitap hangi alakaya dayandırılarak bu isimle yayınlanır ki, kitabı sevmedim ya adına bile sarar oldum :)

Anladığım kadarıyla 2000 yılı yazarın miladı; Rizzoli&İsles serisi  ve diğer beğenilen kitapları bu tarihten sonra yazmış, marketlerin indirim sepetlerinde görüp (sevinerek) aldıklarımız ise doksanlı yıllarda yazılan kitaplar(mış). Artık kitap alma dürtümü ya da okurken ki beklentimi bu doğrultuda şekillendireceğim...

Hayal kırıklığına uğratmayan kitaplarla karşılaşmak dileğiyle...

15 Şubat 2015 Pazar

Handan

Ayşe Kulin'in yeni kitabı Handan'la ilgili pek bilgim yoktu, sadece göz aşinalığım vardı. Tatilde Migros'taki kitap indiriminde görünce düşünmeden attım sepete. Abim Deniz'i okurken araya başka kitap almakta sorun olmayacağını fark edince hevesle başladım Handan'a.



(Ağır spoiler içerir...)

Yine bir kadının hayatına mercek tutuyordu kitap, zaman zaman 'diğer' Handan'dan sıkılsam da merakımdan pek birşey kaybetmemiştim. Derken kitabın konusu tanıdık gelmeye başladı, İlhami Bey ortaya çıktığında 'acaba?' demiştim ama Bora da olaylara dahil olunca 'haydaaa!!!' dedim. Kulin'in birkaç sene önce yayımlanan kitapları Gizli Anların Yolcusu'nda 'sığ' bir hikayeyi okumuş, daha önceden almış bulunduğum Boranın Kitabı ile de bu lüzumsuz hikayeyi farklı bir ağızdan dinlemiştim. Kitaplar bitince takasla göndermiştim başka bir okura. Ama gelin görün ki araştırmadan aldığım 'yeni' kitabım sayesinde Bora'yla İlhami'yi yad ederken buldum kendimi. Üstüne bir de 'Gezi' olayları serpiştirilmişti ki anlatılanlar bana çok yüzeysel ve hızlandırılmış/sıkıştırılmış geldi. Hatta bir ara kırmızı elbisesiyle Derya Gezi'nin simgesi olacak diye çok korktum. Allah'tan herkes akıllandı, Ege Kasabası'na sığınıp şarap işine/klişesine girdi de büyük  bir 'ohh' çektim!!!

Velhasıl ben Handan'ı sevmedim, zaman kaybıydı...

13 Şubat 2015 Cuma

Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Saatleri Ayarlama Enstitüsü Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 1961'de yayımlanan, farklı tarzıyla okuru şaşırtan kitabı, bir kara mizah örneği...



(Kitapla ilgili olarak yazacaklarımın spoiler olmayacağı düşüncesindeyim, zaten böyle bir kitabın da birkaç spoiler ile çözülemeyeceği kanısındayım.)

Kitap adı üzerinde saatleri ayarlamak üzere kurulan ve zamanla farklı görevler 'edinen' bir enstitü, dahiyane fikirlere sahip kurucusu Halit Ayarcı, enstitünün bel kemiği ve olayların anlatıcısı Hayri İrdal ve çevrelerindeki pek çok renkli simayı konu ediyor.

Kitap yer yer kullanılan eski kelimeler ve akışı itibariyle biraz ağır bir kitap, en azından bana öyle geldi, bir çırpıda okuyamadım. Zaman zaman konudan sıkılırken zaman zaman da yüzümde sabitlenen bir tebessümle okudum.



Kitap olayların gelişmesi esas alınarak dört bölüme ayrılmış, bence en renkli kısım birbirinden renkli karakterlerin yer aldığı ilk kısım 'Büyük Ümitler'di. Geniş ev halkıyla Abdüsselam Bey ve bence kitabın en ilginç kahramanı Seyit Lütfullah'ı büyük bir zevkle okudum :) Son bölüm ise tam bir çorap söküğüydü :)

Olaylar batılılaşmaya çabalayan bir toplumda geçiyor, bolca gel-gitler yaşanıyor.

Kitapta ve olayların gelişmesinde büyük rol alan Mübarek ve Şerbetçibaşı Elması'nın hikayeleri birbirinden ilginçti...Saatlerin ve zamanın üstadı Ahmet Zamani'nin de ruhu şad olsun :)

Saatleri Ayarlama Enstitüsü biraz sabır eşliğinde okunabilecek ve kesinlikle okurunu pişman etmeyecek bir kitap...

10 Şubat 2015 Salı

Kaplıca-Gazlıgöl Afyon

Yarıyıl tatilinde bizim için en iyi dinlenme şekli kaplıca. Geçen sene hamileliğim nedeniyle gidememiştik, bu sene tekrar düştük yollara. Üç aile gidiyorduk her sene, bu kez dört aile olduk, haliyle havuz saatleri oldukça eğlenceliydi. Eylül de kuzenleriyle doyasıya oynama, yüzme şansı buldu.


Adres Afyon Gazlıgöl'dü, tesisten memnun kaldığımız için değiştirmiyoruz :) Yüzme havuzu, termal havuz, sauna, masaj, buhar odası ve türk hamamıyla herkesi memnun etmiş oluyoruz.




Bu aynı zamanda ilk dört kişilik tatilimiz oldu, gerçi havuzda dördümüz aynı anda bulunamasak da keyifliydi. Duru babasına bariz bir şekilde torpil yaptı, onunla kaldığı saatlerde deliksiz uyudu. 'Anne saatleri' nispeten hareketliydi ama yanımızda anneanne olunca işleri yoluna koymak kolaylaştı.
Tatilin en mutlu şahsiyeti ise Eylül'dü :) Hem genel havuzun hem de evdeki havuzun keyfini sürdü, kaydıraktan yalnız kayarak büyüdüğünü ispatladı...



Duru ile (mevsimsel nedenlerle) fazla yolculuk yapmadığımızdan bizi nelerin beklediğini tam olarak bilemiyordum. Allahtan problemsiz bir süreç oldu, ablası kadar 'arabasever' olmasa da koltuğa oturunca bağıran bebelerden olmadığını gördük...



Hava serin olduğu için daha ziyade kapalı mekanlarda geçen bir tatil olsa da evde sıkılan bünyelere iyi geldi :) Seneye tekrarını yaşayabilmek umuduyla...

9 Şubat 2015 Pazartesi

Bugünlerde...

Bu postunda blogger 'buralar da çok sahipsiz kaldı' kaygısı gütmektedir ve de gözlerinden uyku akmaktadır...



Eylül'ün okula dönüşüyle ev sıradan sessizliğine büründü.Tatilin son haftası evin annesini oldukça yordu, Eylül'ün bir türlü çözüm bulamadığımız karın ağrıları ve mutsuzluğu nedeniyle kendimizi onu mutlu etmeye adadık. Hastalık, mızmızlık, kapris ve kıskançlık karışımı nedeniyle başarılı olabildik mi onu da anlayamadık...
Normalde pek kendini göstermeyen 'kardeş kıskançlığı' hastalıkla coştu. Duru'ya alınan uyku arkadaşından istedi, kendisine sessiz ol dememize kızdı, Duru'nun elinden oyuncakları aldı,battaniye-yastıkla gezdi, bebekçe konuşmaya başladı... Sabırla idare ettik, okulun açılışını iple çektik...

Duru ise gündüzleri etrafa neşe saçarken gece uykularımızı eleğe çevirmeye devam ediyor. Diştir, gazdır diyerek sabretsek de zombi gibi dolanmaya devam ediyoruz. Uykunun en derin yerindeyken benim yatmaya hazırlandığımı nasıl anlayıp uyanıyor bu bebe anlamadım gitti!!! Ne diyelim deliksiz uyuyabildiğimiz günler gelecek elbet...

Kış da geldi gidiyor, son düzlükteyiz, bugünlerde en büyük hevesim gelecek olan bahara dair :) Havalar ısınsa da Duru ile rahatça yürüyebilsek, kat kat giyinmeden dışarı çıkabilsek...

Duru bugün sekizinci ayını bitirdi, hızla büyüyor kuzum :) Henüz diş ve emeklemeye dair girişimlerde bulunmasa da yeni şeyler öğrenmeye devam ediyor. Bir ara sekizinci ay yazısı ile detaylandırırım.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü bitirdim, yazısı tamamlanmayı bekliyor...

Tatilde aldığım iki kitaptan birisi olan Abim Deniz'e büyük bir hevesle başladım, gayet akıcı gidiyor. Belgesel tadında olduğundan yanına bir de roman ekleyeyim deyip akşam Handan'a da başladım (buna maymun iştahlılık da denebilir tabi  :) ). Duru şimdilerde okuma hızımı sekteye uğratsa da yeni kitap almaktan geri durmuyorum, Eylül'ün kitap siparişine kaşla göz arasında Marslı'yı da ekleyiverdim :) Normalde popüler kitapların biraz unutulmasını beklerdim ama instagram çıktı çıkalı yeni çıkan kitaplara kayıtsız kalabilmek de zorlaştı...

Cumartesi mayaladığım yoğurtla caka yapmıştım instagramda, nazara geldim a dostlar; yoğurdum tutmadı. Bu kez farklı olarak markette (A101'de) satılan yoğurt mayasını denemiştim, sonuç hüsran oldu. Gerçi kıvamsız yoğurdu kaynatıp pek de lezzetli bir çökelek yaptım, sütü kurtardım ama yoğurt tutturamamayı mesleki kariyerime yediremiyorum ;) Dün yeniden yoğurt mayalarken hem ev yoğurdu hem de hazır mayayı kullandım, sonuç oldukça güzel oldu. Sözkonusu mayayı denemek isteyenlere önerim bir kaşık yoğurt ilavesiyle kullanmaları.

Duru uyanmadan bir bardak çay içip öğle yemeği hazırlamalıyım, yeni yazılarla görüşebilmek dileğiyle...


2 Şubat 2015 Pazartesi

Evim Güzel Evim



Eylül'le tatil için gün saydık, bir hafta öncesinden liste yapıp başladım hazırlanmaya, malum iki bebeyle ilk (evdışı) tatilimizdi. Güle oynaya gittik, zaten dört aileydik curcunamız boldu.
Dopdolu bir haftanın ardından dönüş günü geldi çattı, havuzla vedalaşmak zordu, tesise arkamızı döndüğümüzde öksüz kalmış gibiydik, havuzsuz-kaplıcasız yaşayamayacaktık sanki. Hepi topu bir haftadır ayağımız suyun içindeydi ama mızmızlık diz boyuydu :)
Yolculuk gidişten daha rahattı, acelemiz de yoktu, bir an önce hedefe ulaşmak gibi bir kaygımız da... Eşim yol bitince bir araba dolusu eşyayı eve taşıyacağını, ben o hengameyi yıkayıp yerleştireceğimi, Eylül arkadaşsız kalacağını biliyordu.

Eve adım atınca havamız anında değişti, evimizi özlemişiz biiz :) Eylül odalalarla selamlaştı, oyuncaklarıyla hasret giderdi, ayısına sarıldı; ben büyüyen çiçeklerimi sevdim, evimi kokladım... Duru bile eve alıcı gözlerle baktı :)


Tatil güzel olsa da insanın evi gibisi yokmuş :)