Sayfalar

5 Mayıs 2015 Salı

Antalya Nisan 2015

Eylül'ün doğumgünü 28 Nisan bizim için kutlama ve Antalya demek. Geçen sene dışında bu ritüeli devam ettiriyor, baharı Antalya'da karşılıyoruz. Bu seneki bahar gezisine dair bol fotoğraflı yazı geliyor...

 Yollar bizi beklese de iki çocukla molalar kaçınılmaz, Ömer Duruk'ta çay ve salıncak arası :)
Duru'nun salıncaktan inmek istememesi de bir ilk olarak burada dursun...

 Yeni pozu ile Eylül, kameraya bak deyince belini bükmese bir de...

 Antalya'da ilk durağımız değişmez; Karaalioğlu Parkı. Bunda manzaranın güzelliği yanında evin babasının çocukluğunda en sevdiği mekanın burası olması da etkilidir ;)

 Işıklar Caddesindeki kurbağalar da aileden birisi artık, hal hatır sormadan geçmiyoruz.


 Boyalı merdiven boş geçilmez tabi...

 Bu da benim pek beğendiğim 'biberon fırçası' ağacı :) Biz buralarda boşu boşuna para verip alıyormuşuz ;)

 Ve devamında renkli köşeleriyle Kaleiçi, poz vermekten sıkılan bebelerle yola devam...

 Kesik Minare

 Vee büyük gün gelmiş, kutlamalar başlasın...Ufak tefek süslemelerle Eylül sevindirmece, Duru'nun şaşkınlığını izlemece :)



 Duru artık 'biz nereye, bebek oraya' kıvamına gelmiş, gezinin demirbaşı oldu bile :)
Sıradaki durak Antalya Aquarium, bol çocuk cıvıltısı eşliğinde...




 Bu bebe bizden değil, ablasının ışığına kapıldı sadece :)


 Vee artık masada ben de varım diyen Duru.

 Hazır doğa suya doymuşken gidilebilecek en uygun yerlerden birisi şelale, Düden Şelalesi


 Kayınpederimin söylediğine göre son otuz yılın en yüksek debilerinden birisi varmış bu yıl...



 Vee kardeş kavgasının startını veren oyuncak; uçan balon :) İkincisi alınarak uzlaşmaya kestirmeden gidildi (Eylül bize çaktırmadan dedesine ikinci balonu sipariş etmiş)
 
 Dedenin bahçesi de vazgeçilmez duraklardan, 1 mayısta azıcık 'emek ' harcayalım istedik, dut topladık (ben sadede yedim:) ), yağmura yakalanınca yanımızda da kahve malzemesi olunca keyif form değiştirdi :)


 İki çocuğun nimetlerinden ...

 Konyaaltı'nda taşları da uzun uzun incelediğimize göre artık eve dönme zamanı...

 Bu da 'yolda çok sakindir benim bebelerim' fotoğrafı ama sadece instagram pozu olacak kadar sürebildi. Antalya-Manavgat arası 'işgüzarca' tek şeride düşürülünce ve 1 saatlik yol 3 saat sürünce arka koltukta ufak çaplı krizler yaşandı. Sahil şeridinden ayrılıp 'yakıt' depolandıktan sonra bebeler uykuya, anne kitap ve manzaraya dalabildi :)



 Eve gelince bebek-oyuncak kavuşması yaşandı :)

 Okulda yapılan kutlamayla da doğum günü şenlikleri bitti. Devamı Haziranda ;)




20 Nisan 2015 Pazartesi

Piknik Sezonu Açılmıştır...

Nihayet :)

Uzuun bir kışın ardından hevesle piknik sezonunu açmış bulunmaktayız.
Cumartesi abimlerle bol çocuklu bir piknik yaptık, rüzgar planlarımızı bozmaya çalışsa da yılmadık :)











Pazar günü komşularla gezme günüydü.
Bahanemizin adı da 'göbek mantarı'ydı :)










Pikniği bol bir yaz olsun :)

9 Nisan 2015 Perşembe

Mevlana Müzesi (Gel gel ne olursan ol yine gel-Tabi yolun karşısına geçebilirsen)

Eylül'e sözümüz vardı, Mevlana Müzesini gezecektik, bir senedir türlü bahanelerle erteledik ta ki önceki haftaya kadar. Anne-kız gününün diğer durağı Mevlana Müzesi...



Mevlana Müzesi benim için nostaljik bir durak, on yıl önce işe giderken servise müzenin önünden binerdim. Müze girişinde ufak bir park vardı, çam ağaçları, eski banklar, simitçi. Birçok kişinin bekleme mekanıydı, servisler birer  birer yanaşırdı. Karşımda eski kütüphane binası, aradığım kitapları bulamasam da girişini izlemeyi bile sevdiğim. Son ziyaretimi uzun süre önce yapmıştım, kayınvalidemlerle Konya turu yaparken gezmiştik...
Sonra müzede yapılan 'değişiklik'leri haberlerden öğrendim; parkta değil bir ağaç çiçek bile kalmamıştı. Hoşgörü mekanı olmuştu miting meydanı!!!
Artık hiiç içimden gelmiyordu gitmek, görmemek kabullenmemekti.

Sonunda Mevlana'nın sözüne uymak en iyisi dedim.

Daha Müzeyi karşımıza aldığımızda başladı hengame, yolda tramvay çalışmaları vardı trafik çorbaya dönmüştü.  Eylül'e yol kenarındaki hediyelikleri gösterirken bir anda açıklığa çıktık, e hani daha kütüphanenin köşesinden dönecektik? Kütüphane yok ki köşesi olsun! Tüm alan sağlı sollu kazınmış, modernizm simgesi beton parkelerle döşenmiş. Eski alışkanlıkla Selimiye Camii'nin karşısına doğru yürüdük ama çalışma alanı kapatıldığı için geçemedik, geri döndük, bir şekilde karşıya geçebildik.




Eski giriş kapatılmış, onun yerine ayrı birer giriş ve çıkış yapılmış hatta giriş gelenin sabrını deneyecek kadar uzağa konmuş.
Giriş birkaç aydır ücretsiz, gişeye gidiyor para ödemeden, homurdanan ve de halinden hiiç memnun olmayan bir kızdan biletinizi alıyor, turnikeden geçiyorsunuz. Bu eziyetin sebebini anlayamadım, sadece turnikeden geçsek olmaz mı ki?




Müzenin bahçesi güzel düzenlenmiş, ferah olmuş. Hediyelik eşyaların da bulunuğu bir kafe eklenmiş, fiyatlar normalin 4-5 katı olsa da masalarda ısıtıcıların olması hoştu.

Oldukça kalabalık olduğu için Türbeyi milim milim ilerleyerek gezdik, Eylül'ün fazla kafası karışmasın diye türbeler konusunda pek detaya girmedim. 




 Aziziye Camii

Semazenlere ait eşyaların sergilendiği kısım isetam bir eziyete dönüştürülmüş; her bir bölüm küçücük odalara ayrılmış, küçük bir kapıdan girilmesi-gezilmesi-çıkılması bekleniyor. Yaşanan ise turistler arasında yaşanan ufak çapta bir güreş müsabakasına  döşünüyor!! Sadece birisine girme gafletinde bulunup, zar zor çıkabildik. Neden odaya girmemiz gerektiğini de anlamadım, hepsi tek bir koridorda birleştirilse de camla kapatılsa daha iyi değil mi?

Velhasıl Mevlana Müzesi'nin son halini ( en azından büyük bir kısmını) beğenmedim. Modernleşme denen şeyin de bir dozu olmalı...




3 Nisan 2015 Cuma

Rampalı Çarşı

Önceki hafta Cumartesiyi Eylül'le anne-kız günü ilan ettik, tabi ikinci bir anneden (annemden) yardım alarak. Duru'nun anneanne ile mutlu-mesut vakit geçirdiğini öğrendiğimizde de 'devamı gelecek...' dedik :)

Eylül'ün isteği üzerine tramvayla düştük yollara, bir-iki durak boyunca öğrencilik nostaljisi yaptıktan sonra yeni tramvaya geçip teknolojiye merhaba dedik. Yolda Eylül'le tanıştığı yetişkinler arasında klasikleşen sohbetler edildi;
-Adın ne?
-Eylül,
-Güzelmiş ismin, eylül ayında mı doğdun? (Bingo)
-Hayır, nisanda doğdum,
-Okula gidiyor musun?
-Evet, anaokuluna gidiyorum,
-Kaça kadar sayabiliyorsun?
-Bilmem, kaça kadar saydığıma dikkat etmedim...
:)

Yağmurla birlikte koşar adım Rampalı Çarşıya girdik. Öğrencilik yıllarımdan bu yana en sevdiğim mekan; hafif loş, kitap kokulu ve rampalı :)
Kitapçıları gezmek için bahanemiz hazırdı; Kumkurdu. Farklı illerden sahaflarda kitabı bulan arkadaşlar beni de umutlandırdı, başladık sırayla dükkanlara girmeye. Ama değil kitabı bulmak, adına aşina olana bile rastlayamadık. 
Kumkurdu'ndan vazgeçtik, bari Eylül'le birkaç tane kitap inceleyelim dedik maalesef Rampalı Çarşı'nın çocuk kitaplarını pek önemsemediğini, basit hikayeli boyama kitaplarından başkasına yer verilmediğini fark ettik.

E o kadar geldik boş dönmeyelim dedim, kendime kitap bakmaya başladım. Gitmeden önce aklımda kitap almak yoktu ya birden hangi kitabı alsam, bugünlerde nelere bakıyordum, internette sepetimde hangi kitaplar vardı hiiç hatırlayamadım iyi mi!!Bir tek Trendeki Kız'ı hatırladım, o da kitapçıda yoktu...
Yarın birgün Kocan Kadar Konuş TV'ye düşer, bari öncesinde kitabını okumuş olayım deyip kitabın ikinci elini aldım. Hiç benlik değil dediğim Sarah Jio'nun kitabını bile aldım yani, kafamdaki bulanıklığı varın siz düşünün...
Tam çarşıdan çıkarken Orhan Pamuk'un kitabını da alışverişe ekledim ki aklımda olup satın aldığım tek kitap bu oldu.


 Eylül çarşıyı çok sevdi, köşe bucak inceledi :)



 Sonra kendimizi eski Konya sokaklarına attık, hızlı adımlarla dolaştık. Epey yenileme çalışması yapılmış...


 Mahalleye döndüğümüzde güneş göründü, kanımız ısındı ama çook yorgunduk, parka yüz vermeden eve yollandık.



1 Nisan 2015 Çarşamba

Miguel


Bir grup anne çocuk kitaplarıyla haşır neşiriz bugünlerde :)
Bir de okumak istediğimiz kitapları kolayca  bulabilsek tadından yenmeyecek...

Miguel başlangıç kitabımızdı. Bir solukta okuduk, uzun uzun üzerinde konuştuk. Empati kavramından yola çıkarak hikayeler anlatıyor Miguel bize, etkileyici karakterlerle tanışmamızı sağlıyor. 
Kitabın hitap ettiği yaş gurubu üzerinde konuşurken +7 'den 10 yaşa kadar okunabileceği konusunda hemfikir olundu. Bense kitabı okurken her sayfada 'Eylül'e okusaydım nasıl bir tepki verirdi?' diye düşündüm, olaylara onun gözünden bakmaya çalıştım. Hikayeyi çok sevdim ve ufak tefek değişiklikler yaparak Eylül'le okumaya karar verdim.

Kitaba başlamadan konuştuk, ilk kez bu kadar uzun bir kitap okuyacaktık, kitabın günlere ayrılmış olması işimizi kolaylaştırdı. İlk gün hikayeye giriş yaptık, olaylar henüz kafasında netleşmedi ve işin fantastik tarafı biraz karmaşık geldi. Hatta biraz da ürktü sanki ama kitap üzerine biraz konuşunca aklındaki soru işaretleri azaldı...
Ertesi gün okuma saatinde daha meraklıydı, olayların örgüsünü çözmüştü. Sonraki günler kitabı kucağında beni bekliyordu :) Hatta haftasonu kitabı anneannesine götürmeyi unutunca mecburen ara verdik, Eylül kitap yanımızda olsaydı diye epeyce hayıflandı.
Dün akşam Duru'nun tüm huysuzluğuna rağmen kitabı bitirdik. Eylül kitabın sonunu çok beğendi ve Miguel'in devamı var mı diye sordu :)

Kitapta Eylül'ün yaş grubu (6) için anlaşılması zor ve olumsuz etkileyebilecek ifadeler vardı; savaş detayları, suçlu aileler, ülkelerle ilgili detaylı bilgi gibi. Okurken bu kısımları atladım ya da okuduktan sonra konuyu onun için detaylandırdım. Bu haliyle bizim için oldukça keyifli bir kitap oldu. Bazı kısımlarda anlayıp anlamadığını sorduğumda güzel dönüşler yaptı Eylül, bazı kısımlarda da o bana hatırlatıcı oldu :) Okuduğumuz kitaplarda görseller kadar konuya da ilgi göstermiş olması beni mutlu etti :)

Miguel'i sadece bir çocuk kitabı olarak değerlendirmeyin, edinin, okuyun, okutun....