Sayfalar

23 Mart 2016 Çarşamba

Bahar Gezisi

Önceki haftadan kalma bir gezi yazısı.
Buralarda hava serin olsa da Antalya sınırını geçince bahar tüm güzelliği ile karşınıza çıkıyor. Çoğunluğu yolculuk halinde geçen, ara ara yürüyüş yaptığımız, minik bir piknikle birlikte bizim için sevimli bir gezi oldu.


 En çok bu mekanın ismini sevdik; Tarzanın Lokantası :)



 Yol üzerinde pek çok balık lokantası var ama hiçbirisi sezonu açmamış. Balık hayaliyle yola çıkıp balık kraker yiyip döndük :)

 Fotoğrafta çok belli olmuyor ama uzakta sıralanan (muhtemelen) kayısı, badem ve erik ağaçları aşağı inmiş bulut gibi görünüyorlardı. Yakından da patlamış mısır gibi...




 Büyük keçi :) Durduğumuz yerlerde tırmanacak bir kaya buldu...






 Kızlar yürüyüş kısmını çok sevdi ama dönüş yolu uzun olduğu için çok vakit ayıramadık. Önümüzdeki günlerde buralarda mantar sezonu açılır ve komşularla geleneksel göbek mantarı arama gezisine çıkarız...
Bugünlerde umut veren tek şey dışarıdaki bahar ...

 

9 Mart 2016 Çarşamba

Kocan Kadar Konuş - Diriliş

Kitabı gülümseyebilmek için okudum.
Filmle birlikte karakterler de kafamda netleştiği için okumak daha eğlenceliydi. Ara ara sesli güldüğüm, yürüme bandında ya da yemek yaparken okuduğum da oldu.
Eğlenceli kitap vesselam :)

8 Mart 2016 Salı

Kırmızı Saçlı Kadın

*
Orhan Pamuk'un son dönem kitaplarını beğenmez, her yerde söyler, kitap çıkınca da gider alırım. Bu ne yaman çelişki anne?
Kırmızı Saçlı Kadın diğerlerine (Masumiyet Müzesi, Kafamda Bir Tuhaflık ) nazaran daha ilginç ve akıcıydı.
Öngören'de başlayan ve yıllara yayılan, efsanelerle beslenen bir kuyu hikayesi okuyorsunuz. Bazı kısımlar engellenemez biçimde tahmin edilse de kendince bir gizemi var hikayenin.
İnternette kitapla ilgili yapılan olumsuz yorumlara, alıntılarla ahlaksız bir hikayeymiş gibi gösterilmesine katılmıyorum. Zaten işin efsane kısmından rahatsız olan da okumasın kardeşim. Gün boyu televizyonda yayınlanan saçma sapan programlara, kimin eli kimin cebinde belli olmayan dizilere göz yumup da iş kitap olunca sadece okudukları birkaç sayfa üzerinden eleştiri yapmalarına tahammül edemiyorum. Haa Orhan Pamuk'u savunmak mı amacım, değil. Ben Pamuk'un eski kitaplarını, eski tarzını tercih ederim.
Böyleyken böyle...
 
Orhan Pamuk'la ilk kez tanışacaklara pek önermem, yazara aşina olanlar zaten merak edip okuyacaktır :)
 
Çokça kitapla kalın...
 
*Kitaba hep Kızıl Saçlı Kadın dedim, saç olunca kırmızı değil de kızıl kulağa daha aşina gelmiyor mu?

7 Mart 2016 Pazartesi

Hafta Sonu

Hızlısından bir hafta sonu daha bitti...
Yeni bakıcımızla üç günlük alıştırma evresinden sonra bugün işe dönüş yaptım. Duru sabah bizi el sallayarak gönderdi, inşallah iyi olur devamı...

 
Hafta sonunun sürprizi  Eylül'den geldi, pazar sabahı vücudunda kırmızı beneklerle uyandı. Acemi anne 'kızamık' herhalde dedi, Eylül kaşındı. Annesi benekli kızım diye sevdi, Eylül Kızdı. Anne-babası biz gece seni kırmızı kalemle boyadık dedi, Eylül inanmadı...Derken Eylül'ün öğretmeni ve diğer velilerle konuşunca okulda su çiçeği salgını olduğu anlaşıldı. Meğer bizimkiler de kızamık değil henüz açamamış su çiçeğinin tomurcuklarıymış...Okulu tatil edip onu da kattık bakıcının yanına.


Duru ile bakıcı teyzenin birbirine alışabilmesi için ara ara evde kayboldum. Ve bunu biraz da fırsata çevirdim; yarım kalan kitabımı bitirdim, dikiş işine soyundum, bolca çamaşır yıkadım.

 
 
Önceki yazımda da bahsettiğim oyun evi dikişine başladım. Kumaş konusunda çok alternatifim yoktu, bu kırmızı kumaş duruşu itibariyle en uygunuydu. Ölçü alıp keserek başladım. Kenarlarını kıvırıp, kapı ve pencereyi açtım.

 


 


 
Pencere ve kapının kenarlarını organze kurdela ile çevirdim, ortaya bir de çerçeve ekledim. Evdeki parça kumaştan perde kesip hafif pileli olacak şekilde sabitledim, üstünden fisto geçtim.
 




Ranzanın iç kısmından tek sıra korniş taktık ve son ölçüleri alarak perde düğmelerini geçirdim.

 
Son hali şimdilik bu. Kapının yukarıya kıvrılarak tutturulması için düğme dikeceğim, o da başka bir boş ana kaldı.
Kızlar çok beğendi, girip çıkıp duruyorlar :)

 
 Dün komşularla kısa bir yürüyüşle baharı karşıladık. Yürürken bir yandan da yemlik var mı diye bakındık ama erken olunca elimiz boş döndük. Artık ne kadar gönülden istediysek akşam karşı komşular topladıkları yemliği paylaştı bizimle. Mutlu uyuduk :)))
 

Temiz havayı, toprağa basmayı özlemişiz...
 
 
Yürüyüş sonrası kolları sıvayıp bahçedeki gülleri budadık. Çiçeklerin toprağını hafifçe çapalayıp havalandırdık, açan çiçekleri sevdik. Kollarımızda çizikler ile eve yollandık. Bende ilaveten bir de bel ağrısı var ki evlerden ırak...
 


Bu hafta için okunacaklar listemin başında Televizyona Düşen Çocuk Gip var, okuyup göreceğiz nerelere düşmüş :)
 
Huzurlu ve de bol kitaplı bir hafta dilerim....
 

1 Mart 2016 Salı

Çocuklar İçin

Bahar yaklaşırken içimdeki girişimci palazlanmaya başladı.
Her zaman ki gibi bahçeye bildiğim tüm sebzeleri ekmek, balkonumu çiçeklerle donatmak istiyorum.
Balkondaki salıncağa yeni bir kılıf dikmek, o soluk yeşilden kurtulmak istiyorum.
Bir de kızların ranzasına aşağıdakine benzer bir perde dikerek alt katı bir oyun evine çevirmek istiyorum. Duru kendi yatağına geçinceye kadar orası oyun alanı olsun, evcilik oynasınlar...
 
Bakalım becerebilecek miyim...
 
 Görseller internetten...
Bir de bahçeye buna benzer bir oyun çadırı/gölgelik yapsak. Daha ilkel versiyonu tabi, güneşten korunsalar, içinde toz toprak oynasalar.
Haa bir de bahçeye bir köşeye kum havuzu yapsak, içinde doldur-boşalt oynasalar...

Liste uzaar gideer....

Bugün takvimlere göre kış bitti. Bahar, umut, tazelik kapıda...

26 Şubat 2016 Cuma

Kafes

 
 
 
 
Kafes, tasarımı ve iç kapakta atıfta bulunduğu ödüllerle okura korku vadediyor.
Ama bence kitap tam anlamıyla bir gerilim kitabı...
 
Spoiler içermez...
 
Hikaye 4-5 yıllık farkla iki zamanda paralel olarak ilerliyor. Bir taraftan olayların başlangıcına gidiyor bir taraftan da nehirde çocuklarıyla yol almaya çalışan Malorie'ye tanıklık ediyoruz. Aslında ciddi olarak tanıklığa ihtiyacı var çünkü gözleri kapalı, tehlike yanı başlarında...
Bir gazete ilanı ile bir araya gelen insanlar, siyah perdelerle kapatılmış camlar, dışarıdaki dünya ile bağlantı sağlayabilecekleri bir telefon ve dışarıda onları bekleyen ölüm.
Bu arada dın dın...dın dın ..bir gerilim müziği geçirin kafanızdan...
 
Kitabı farklı kılan detaylardan birisi pek de detay olmayışı bence; korkuyorlar ama tam olarak neden korkup kaçtıklarını bilmiyorlar.
 
 
 
Kitabın anlatımı oldukça sürükleyici, Malorie'nin aklından geçenleri aktarma şekli heyecan katıyor.
Kitap kapağından yola çıkarak farklı beklentiler içerisine girmiş, belli bir yere kadar da kapakla hikayenin örtüşmediğini düşünmüştüm ama kitabını bitirince fikrim değişti; güzel kapak.
 
Az önce kitabın filme dönüştürüldüğünü fark ettim.
 
 

Fragman daha bir ürpertici olmuş sanki...
 
Kafesi iki gün içerisinde (iş-ev arasında bulduğum aralıklarda) soluksuz okudum. Gerilim sevenlere 'gözüm kapalı' öneririm...
 

 

 
 
 

24 Şubat 2016 Çarşamba

Golem ve Cin

Golem ve Cin modern zamanlarda geçen fantastik ve sarmal bir hikaye.
Kitabın kahramanları adından da anlaşılacağı üzere bir cin, binlerce yıldır hapsolduğu ibrikten bir şekilde dışarı çıkan, eskiden fiilen uçabilen şimdilerde uçarı bir ateş topu ile bir golem, kilden yapılmış, sahibine hizmet etmekle görevlendirilmiş bir 'canlı'.
 
 
 
Spoiler içermez.
Hikayeler farklı noktalardan başlayıp 1899 New York'unda birleşiyor. Günlük hayatta kendi tempolarını yakalamaya ve çevrelerini anlamaya çalışan bu iki yalnız varlık aynı zamanda bize kendi efsanelerini de anlatıyor. Hikaye ara ara durağanlaşsa da temposunu sevdim, özellikle son 100 sayfayı heyecanla okudum.
Golemi kafamda az çok canlandırmış olmalıyım ki üzerine çok fazla düşünmedim ama Cinin çalışma şeklini, minik biblolarını ve tavan kaplamasını görmeyi çok isterdim...
Golem ve Cin okurların fikirleriyle net olarak ikiye ayrıldığı kitaplardan olmuş; ben severek okuyanlara dahil oldum.
 
#Golem ve Cin bana Stephenie Meyer'in  Göçebe'sini anımsattı. O kitabı da severek okumuştum, aklınızda olsun....

 

11 Şubat 2016 Perşembe

Kurucunun Kızı / Devrimin Kızı

Son günlerde elimdeki kitabı okuma isteğim azalmış, hikayeye bir türlü ısınamamıştım.
Daha fazla zorlamanın manası yok deyip kitaplığımı taramaya başladım, hızla içine dalabileceğim bir hikaye bulmalıydım.
 
Kurucunun Kızı tam da aradığım ilaçtı.
Distopik bir kitap olduğu ve okuyanların çoğunlukla beğenmiş olduğunu biliyordum sadece.

 
 
Spoiler içermez.


Kitabın hemen başında tanışıyoruz Kurucunun Kızı İvy ve Başkanın Oğlu Bishop ile...
İlgi çekici bir konusu ve son dönemlerde pek çok filme konu olmuş sahneler var arka planda; nükleer savaş, korunaksız insanlar, çöken teknoloji.
İşin içine okuru çeken romantik unsurlar da eklenmiş ve kitabın bitmeden elden bırakılma ihtimali büyük oranda engellenmiş :)
Bende biraz Açlık Oyunları, biraz Labirent etkisi yarattı ama mücadele ve aksiyon nispeten azdı.
Gerçi az bulduğum aksiyonun etkisiyle olacak bir günde bitirdim kitabı :)
 
Tabi hikaye en heyecanlı yerde bitmişti, devamını okumak şarttı...

 
Devrimin Kızı ilk kitaba göre daha sürükleyiciydi.
İvy yavaş yavaş Katniss'e dönüşüyor, çitlerin diğer tarafında çetin bir hayat devam ediyordu.
Hikayenin yavaşladığı yerlerde 'eyvah final üçüncü kitaba kalacak galiba' diye korktum, hatta 'üçüncü de Paralelin Kızı olmasın' dedim ama Allahtan kitap uygun bir finalle son buldu.
 
Hızla okunan, heyecanlı bir kitaptı...Aksiyon severlere tavsiye ederim.. 


8 Şubat 2016 Pazartesi

Yarıyıl Tatili ve Termal Tatil

3-4 senedir kış tatilinde adresimiz aynı Afyon-Gazlıgöl. Tesisten de memnunuz, biz onlara-onlar bize alıştı :)
Önceki senelere göre sayımız azdı, iki aile ve anneler vardı. Geçen sene dört aile+annelerle curcunamız, şamatamız daha boldu tabii...

 Yola çıktığımızda kar yoktu, rahat bir yolculuk oldu.

 Tatilin mutlu bebesi...
 
 

 Ve tatilin en cool ablası :)
 
 Yağan karla birlikte manzaramız da güzelleşti...

Minik de olsa kardanadamlar yapıldı, kuzunede patatesin müdavimi olundu.

 Güneşin yüzünü gösterdiği gün de Afyon gezisine ayrıldı. Herkesin cüssesine göre kitap alışverişi yapıldı :)




Dönüş yolunda kar yağışı yoğundu ama manzara harikaydı.
 
 
 Tatilin kalan kısmı hafif hastalıklı, bol aktiviteli, kitaplı geçti..

 Kamu spotu gibi fotoğraf :))
 



 
 
Sabah Eylül okula dönüşün sevincini, Duru da ablasının gidiyor olmasının şaşkınlığını yaşıyordu. Halbuki artık uykuları bölünmeyecek, oyuncak kavgası azalacak haberi yok ;)
 
Tüm öğrencilere ve öğretmenlere başarılı bir yarıyıl dilerim...