Sayfalar

13 Şubat 2013 Çarşamba

Bugün ilk defa...

Bu sabah Eylül ilk defa kitap siparişi verdi bana...
Bir kaç gündür bana"Kötü Kedi" kitaplarından bahsediyordu, benim bildiğim tek kötü kedi Şerafettin, severek de okurum ama malum çocuklardan uzak tutulacak bir kedi kendisi :) Bu sabah mutfaktayken Eylül'ün bahsettiği kitaplara denk geldik televizyonda, "işte bu kötü kedi kitaplarından istiyordum anne" dedi..
Gerçi çocuk kanallarının reklamlarında gördüğü birçok şeyi istiyor ama bu sefer kitap istediği için tamam dedim :)İşyerine gelince sipariş verdim (kendim için de iki tanecik kitap ekleyerek...)
Kitaplar yeni olduğu için pek bir yorum göremedim. Bakalım şansımıza ne çıkacak? Yaş gurubu geniş tutulmuş (6 ay-5 yaş), bize uymazsa ben de yeğenime hediye ederim artık...
 
 
Yeğenim için almayı düşündüğüm bir seri var; Çıtır Çıtır Felsefe Serisi..Zıt kavramları çocuklar için eğlenceli hale getirerek anlatan kitaplardan oluşuyor. 6-10 yaş gurubuna hitap ediyor, incelemenizi tavsiye ederim...
 


6 Şubat 2013 Çarşamba

Bugün tez bitsin...

Gün yeni yarılandı ama ben bittim...
İzin dönüşü Eylül beni işe göndermeme konusunda epey mızmızlandı. Pazartesi biz işe geldikten sonra ağlamaya başlamış, konuşup ikna ettik. Dün de sorun çıkmayınca normal düzene döndük diye sevinirken bu sabah yine ağlama krizleri tuttu. Ses de hırıltılı, bize doktor yolu göründü.
Kahvaltısını yaptırdım, ilaçlarını verdim, gayet mutluydu. Ne zaman kabanımı giydim, Eylül tekrar haykırmaya başladı. İkna etmek ne mümkün...İzin vs alıp eve gitsem bu sefer hergün aynı merasimi yaşayacağız..Bakıcısına zorla verip çıktım ama içim parçalandı...
Neyse bir şekilde ikna etmiş teyzesi ama sabaha halimiz nasıl olacak düşünmek bile istemiyorum...
 
Halbuki ben büyüyen menekşelerimden, akşam komşularla yaptığımız sinema keyfinden, öğlen evde yaptığımız kahve keyfinden bahsedecektim..Maalesef keyifler uçtu, yerine fotoğraflar kaldı...

 Ters ışıkta çektim ama idare edin, düzü için balkona çıkmam lazımdı ;)

 Lokumlar Afyon'dan, kahveler de benden...

Çıtırdayan soba eşliğinde sinema keyfi; The Hunter...


Abra Kadabra

Jodi Picolut ismine daha önce denk gelmiştim, aklımın bir köşesinde kalmış. Kütüphanede görünce tanıdık geldi, ama bir sonraki sefere alayım dedim, önce bir araştırayım. Çünkü bazan sevilmeyen bir kitap da aklında kalabiliyor insanın..
Sevilmemiş olma ihtimali var dedim ya yazar beni bunu düşündüğüme pişman etmek istedi galiba, kütüphaneden döndüm ve önce twitterda sonra ard ardına bloglarda gördüm yazarın kitaplarını. Herkes çok sevmişti. Alıp okumaya başladıktan sonra da bir çok yerde denk geldim, yani kitabı almasam birisi kapımın önüne bırakıp kaçacaktı kesin :)
 
 
Abra Kadabra dramatik bir kitap. Otuzlu yaşlarını süren Delia'nın aslında sandığı kişi olmadığını öğrenmesiyle başlayan, okuyana ebeveynlik olgusunu sorgulatan bir kitap..
 
Konu itibariyle sürprizler kitabın başında peş peşe geliyor. Bir an için "her şeyi baştan açıklarsa sona ne kalacak" demiştim ama kitabın dinamiği hiç azalmadı. Sonunu heyecanla okudum..
 
Abra Kadabra tavsiye edebileceğim kitaplardan, farklı bir kitabı da olsa Picoult ile tanışmanızı öneririm..
 

5 Şubat 2013 Salı

Kütüphane Ganimetleri 4

İzin öncesi aldığım kitapları iade ettim, aklımda yeni kitap almak yoktu. Zaten tatilde fırsatım olmaz, sadece yolda okumak için bir kitap ayarlasam yeter diyordum..
Ama kütüphaneden yine dört kitapla çıktım!! Fikrimi değiştiren kütüphane görevlisi oldu. Genelde ifadesiz bir yüzle işini yapan kadın gayet sempatik bir şekilde "kitap almayacak mısınız?" diye sordu. Sanki birisinden bu işareti bekliyormuşum gibi hevesle seçtim kitaplarımı :)
Tabii kitap konusundaki aç gözlülüğüm de devreye girdi ve hepsini bitiremeyeceğimi bile bile dört kitap seçtim..Nedense elimde tek bir kitapla çıkınca kendimi çok mutlu hissedemiyorum, illa elim kolum dolu olacak...
Olsun, bitiremediklerimin süresini uzatırım artık...
 
Seçtiğim kitaplara gelince;
 


Vedat Türkali kitaplarını severim. Bir de (bu kitapta farkılı bir resim olsa da) arka kapaklarda yer alan gülümseyen fotoğrafına bakmayı..Yine 70'lerin siyasi öyküsü anlatılmış. Bir Gün Tek Başına'ya benzetilmiş. Bakalım göreceğiz...

 Ne alsam diye bakınırken tesadüfen seçtim bu kitabı. N.Gökbudak ismine çok denk gelmekle birlikte hiç okumamıştım. Lise yıllarımda okuduğum Atçalı Kel Memet Efe'yı hatırlattığı için seçtim :)

Ve kütüphaneye önceki gidişimde gözüme takılan ve sonrasında her yerde karşıma çıkan Jodi Picoult..Tanışabildim kendisiyle, yazısı geliyor...
 
Nar da kapağını ilginç bulup aldığım bir kitap (kitabı evde bırakmıştım, toplu fotoğrafta yok).Resimler arasında bolca Zeki Müren var, okurken fon müziği olarak seçmeli :)
 
Bu aralar okunmayı bekleyen kitaplarım çoğaldı, mesai arkadaşımla aramızadaki masayı doldurduk :) Bol kitaplı günler herkese...

4 Şubat 2013 Pazartesi

Kürkçü Dükkanı

Üç günü evde yayılarak, kalanı tatilde geçen on günlük izinden sonra kürkçü dükkanına döndüm..Evimi özlemişim valla, hatta işyerini bile özlemiş olabilirim...
Bakıcımızın hastası vardı, mecburen erken ayrıldım izne..Eylülle yayıldık evde üç gün, yavaş yavaş valiz hazırladık...
Üç aile Afyon-Gazlıgöl'e gittik, kaplıca tatili...Boolca gevşedik, çok çok uyuduk. En mutlu mesut olanlar yine çocuklardı tabii :)
Dönüşte bir de nişan merasimine katıldık. Eylül'ün ilk düğünü (düğün kıvamındaydı, o yüzden öyle adlandırdık), oynama konusunda annesinin beceriksizliğini ve isteksizliğini almamış Allahtan. Hoplaya zıplaya oynadı, sahneden hiç inmedi..Ve ben her zaman ki gibi parmağımı bile şıklatmadım, hiç cazip gelmez bana düğünler...
Tatil dönüşlerinin en berbat kısmını da hallettim sayılır...Valizler boşaldı, giyilen giyilmeyen ne varsa banyoyu boyladı. Artık bir hafta çamaşır yıkarım...

Ve fotoğraflar;

Boyama kitaplarımızla düştük yollara..

 


Afyon Kocatepe Üniversitesi ve ilginç camii..



Çocuklar bütün hayvanları itina ile kovaladı..

Balkon manzaramız güzel ve dinlendiriciydi..

Outlet mağazaları da ihmal etmedik tabi :)

At haşmetliydi biraz, dolaşmaya korktuk sadece poz verdik ;)

Termalin aktarından ve Migrostaki kitap indirimden payıma düşenler :)

Selçuk Üniversitesi ve sevdiğim üst geçit..

Nişan merasimi öncesi...

 
Artık normal hayata dönme zamanı. Eylül bakıcısını odasına sokmamış, eve gidip ortalığı yatıştırdım..
Uzunca bir süre izin/tatil vs yapmayız sanırım, öyleyse niyet ettim Dukan Diyetine...........

21 Ocak 2013 Pazartesi

Pazarın ertesi...

Merhaba yeni hafta...
Bool bol uyuma hayaliyle yola çıkıp, uyku düzenim delik deşik edilmiş olarak döndüm...
Evimizin yavrusu istikrarlı bir şekilde uykumu sabote etti. Akşamları bizden önce sızıp, tam biz uyuyacağımızda kalkıp su, yemek, çizgi film, oyun vs talep etti. Uykuya kavuştuğum zamanlarda da her sağımdan soluma dönüşümde dibimde bekleyen yavrudan çizgifilm alıntıları dinledim...


 Yavruyla puzzle yaptım...

 Bir başka yavru için bu şapkayı ördüm...


 Evde yün ararken Eylül için hazırladığım isim çetelesini buldum :) Yanında ki rakamları eşim yazmış, ne olduğunu çözemedik...

Haa bir de bu kitaba başladım..

Evde beş parmağını havada tutup, saat başı haftasonuna kaç gün kaldığını sayan bir Eylül var..Dileğim bu haftanın çabuk, izinli olacağımız gelecek haftanın yavaş geçmesi. Tabi bir de kar yağmaması...
Sağlıcakla...

18 Ocak 2013 Cuma

Piruze

Kitabı Sinan Akyüz ismini defalarca duyduğum için seçmiştim, diğer kitaplarının isim ve kapaklarını görünce bu kitabı almak daha mantıklı gelmişti.
Gel gör ki kitap saçlarımı ağarttı resmen. Hem konunun 'çıkmazda' oluşu, hem anlatım şekli/dilini sıkıcılığı nedeniyle zar zor okudum diyebilirim. Sırf yarım bırakmamak için (kütüphaneden süresini de uzattırarak) bitirdim..
Uzun uzun yazmaya bile üşeniyorum. Ben bu kitabı sevmedim kardeşim!


17 Ocak 2013 Perşembe

Düşük tempo devam...

Her ne kadar düşük tempoyla yaşadığımızı düşünsem de günler hızla geçiyor. Aynı günü ben pazartesi sanarken, eşim perşembe sanıyor!! Artık nasıl bir ruh hali içindeysek...
Biz dışarıdaki soğuğun etkisiyle, eve girince pelteleşip, sızacak bir koltuk arayışındayken Eylül de alabildiğine enerjik. Sabahları 9:30-10'a kadar keyifle uyuyup, akşamları bize kök söktürmekle meşgul. Uyku düzenini nasıl sağlayacağız bilemiyorum...

Burcu ve Alper kitaplarımız uyku öncesinde favorilerimiz..

Mevsimin adı kış olunca kar beklentimiz var doğal olarak. Bu sene Eylül de çok hevesli; kartopu oynamak, kardanadam yapmak ve karda yatıp kelebek yapmak listesinde..Pazar sabahı yerlerde hafif kar görünce hemen çıkardım bari kara dokunabilsin diye ama tadını çıkaramadı maalesef.




Biz de hazırlandık, "kar bize gelmiyorsa biz ona gideriz" deyip düştük dağ yollarına...

 Ayşesiz çıkmıyoruz malum..

 Bolca yağmur yağdığı için her yerden sular akıyor. Göl şimdiden tarım arazilerine kadar genişlemiş durumda, baharda karlar da eriyince bizim evin önüne kadar gelir herhalde!!

 Dağ yolu demek keçi demek :)


 Köyün girişinde yeni açılan alabalık havuzları...

Yavru hala erimiş kardan kartopu yapmanın derdinde..


Hevesimizi alacak kadar kar, karnımızı doyuracak kadar da balık alıp döndük :)

Ama balığım bize bir sürprizi vardı..

Sürpriz demişken hafta içi eşimin doğum günüydü, Eylül babası için sürpriz hazırlamış;

Bizim resimlerimizi yapmış, bu babası :)

Aslına benziyor di mi :)

En son kütüphane ganimetlerimi seri olarak okuyamadım. Hep Tankut'un yüzünden :)
İ.Aral'ın Yeşil'ine kendimi veremedim bir türlü, sakin kafayla okunmalı. Onu sonra okurum deyip Piruze'ye başladım ama çok kötü bir dili var yahu. Çok basit bir dille anlatılmış ve konuyu merak bile etmiyorsun okurken..Bugün iade günü kitapların, akşama kadar bitirebilirsem iade edeceğim Piruze'yi...Araya izin vs gireceği için yeni kitap almayabilirim bakalım...


Bu da öre söke bir hoş olduğum bebek yeleğim. Kenar kıvrımlarını kendim uydurdum ama epey uğraştırdı beni. İlk seferinde yeterince arttıramamışım söktüm. Sonra ipim yetmedi yine söktüm. Sonra rengine uygun bir ip buldum ördüm ama kollara yetmedi yine söktüm....Nihayet akşam bitirebildim. Düğmelerini de ayarlayabilirsem tamamdır :) 
Kuzenlerin kızları için şapka örmeye başladım, umarım sökmek zorunda kalmam!!

Mevsim normali dışında hava yağmurlu bugünlerde. Önce kar bekledik, şimdi de izne gideceğimiz için bari şubat tatilinden sonra yağsa diyoruz. İlçe dışına çıkmadığımız sürece sorun yok ama bir yerlere gideceğimiz zaman (geçen seneki kazadan sonra) kar bizi korkutuyor artık. Bugün karla uyandık, umarım bir haftaya kadar yoğun kar yağışı olmaz...

10 Ocak 2013 Perşembe

Mino'nun Siyah Gülü

Okuduğum bloglardan not aldığım bir kitaptı, uzun uzadıya inceleme fırsatım olmamıştı, kütüphanede görünce hiç düşünmeden aldım.



Elime alıp da detaylı inceleyince fark ettim Hüsnü Arkan'ı Ezginin Günlüğünden tanıdığımı. Önce kendi cahilliğime kızdım, sonra okuyacak olduğum için sevindim. Kendimce fona Hüsnü Arkan melodileri ekledim. Meğer incelik kitabın arkasındaki cd'de saklıymış. Ama ben kitabı kütüphaneden aldığım için bu zevkten mahrum kaldım...



Hüsnü Arkan'ın şarkı söylerken hissedilen naifliği kitaba da yansımış. Boğazınızı tıkayan bir yumruktan, güllerin kokusuna, yeni doğan bebeğin buruşuk ellerine kadar yazılan herşeyi hissedebiliyorsunuz...
Kitabın büyük bir kısmı kadınların gözünden anlatılıyor, dönemler ve insanlar arasında gidip geliyor, aslında insanların pek çok şeyin farkına varamadan yaşayıp gittiğini görüyorsunuz...

Kitabı okurken, bahar geldiğinde sığınabileceğimiz kasabada bir evimiz olsun istedim...Mino gibi bir halam olsun istedim...

Benim gibi geç kalmayın, Mino ile bir an önce tanışın...


Bu arada Kırmızı Kedi Yayınevinin ismi ve kedisi yanında renkli kitap kapakları ile kitapla uyumlu ayraçlarını çok seviyorum...

Not ettiğim satırları yazmayı unutmuşum :)

Ben büyük bir bahçede büyüdüm Cahit Adamı, bu yüzden çocukluğm çok uzun sürdü.

Onun bu 'hayır'ını ilk kez duyuyordum. Şarkı söylüyormuş gibi, içime eğiliyormuş gibi, sıradan bir şeyi şahane bir hale getirir gibi; bir acıyı sevinçle süslemek gibi...

O, öldüğü yaşta kaldı.
Ben otuzuma geldiğimde, artık kardeşimdi. Nizayi'yi doğurduğumda, Niyazi'nin dayısı oldu. Ve artık oğlum gibi. Artık Niyazi'nin kardeşi...

Tam olarak öyle değil! Bu. onun en güzel lafıydı. Hiçbir şey tam olarak öyle değildir. Çünkü hiçbir şey, hiçbir nesne, hiçbir olgu tam değildir. Tam olsalar da, biz onların tam olduğunu düşünmeyiz, düşünmemeliyiz. Kuşku, bir algılama ilkesidir; algılarımızı yönetmeyi öğrenmeliyiz!

Çocukken, büyüklerin kendi ölümleri hakkında konuşmaları garibime giderdi...Yapmacık! Şımarıklıkmış gibi...Ama şimdi öyle gelmiyor. Geçen gün Cahit'e 'ben ölünce evvela ne yaparsın' dedim. Yüzü değişti.
O ölse, ben hemen sokağa çıkar, vapura binerim...Temiz hava alırım, eve dönerim, müzik dinlerim. Cenazesine filan da gitmem...Sonra, bir değirmen resmi yaparım. Metruk, kırık dökük, eski bir değirmen...Renkleri kucağıma oturturum. Monsieur Seguin'in keçisini de... Ve ona vaziyetin tuhaflığını anlatırım...Tabii, bir de farklılığımı ve yalnızlığımı...
Ben ölünce bunları kimse kimseye anlatmaz.
Kendimi, sadece bu yüzden kıymetli hissediyorum, yengecim...