Sayfalar

11 Eylül 2013 Çarşamba

Bugünlerde

Bu sonbahar denilen mevsim epeyce hızlıymış, unutmuşum...
Eylül ayı (adaşı Eylül) ismiyle müsemma bir enerjiye sahipmiş meğer...

Çiçeğimin üç günlük seyri, bizim hızımıza o da kapıldı...
 
Bu koşturmaca içinde en önemlisi 'okullu' olduk, evet yeni yine yeniden ;)
Geçen seneki 2 haftalık anaokulu denememiz pek iyi sonuçlanmamıştı, bu sene okul değişimi yaptık, umutluyuz...Bu hafta alıştırma turundayız, bir de veli oryantasyonları var tabi.
 
Son iki haftada misafirler ağırladık, misafir olduk, komşumla kızları kapıp bir günlük kaçamak yaptık, Şirinler izledik, Kule'den Konya'yı seyrettik...
 

 Profesyonel fotoğraflar işi eşimindi...


 D&R ganimetleri...Aslında kendim için de birkaç kitap seçmiştim ama evde okunmayı bekleyen kuleyi düşünüp ellerim titreyerek geri koydum kitapları. Güzel indirim vardı aslında, Kitap Hırsızı , hatta Vedat Türkali kitapları bile 9,90'lık kitaplar içindeydi...


 Eylül'ün kamerasından;)



 Vee nostaljik çekirdek :)
Çocukluğumda en büyük zevkimdi şekiller vererek, ellerim yapış yapış oluncaya dek yaş çekirdek yemekti. Dün pazarda bulunca sevinerek aldım, beklediğim tadı/doluluğu bulamasam da Eylül'ün park sefası bitinceye kadar itinayla yedim...


 Gün batımını da izleyip/resimleyip evimizin yolunu tuttuk.

 "Ee dışarda bu kadar gezersek akşam yemeğine de mecburen makarna yeriz" in somutlaştırılmış hali :)

 
Son kare de telefonuma el koyan Eylül'den...

Haa günün en güzel haberini unutuyordum;
Ben dün üçüncü kez hala oldum :)))
Abisi ile aynı gün doğan bir miniğimiz var, Allah sağlıklı bir ömür versin inşallah. Şimdi işin en zor kısmı haftasonuna kadar beklemek...


3 Eylül 2013 Salı

Alışveriş (1. Kısım)

Onbeş gündür yolunu gözlediğim siparişlerimin bir kısmı Çin'den geldi :)
 
Aslında taa Çin'den incik boncuk almak hiç aklımda yoktu.
Daha önce Lidyana'dan falan alıyordum birşeyler, ama istediğim orjinal/tasarım ürünleri bulamıyordum veya bulunanlar da çok pahalı oluyordu. Uyduruk bir yüzüğün adı tasarım olunca fiyatı da 40-50 liraya çıkıyor!!
Bloglarda gezinirken yabancı bir siteye denk geldim, çok hoş ürünler vardı ama fiyatlandırma pound üzerinden olunca pek bir avantajı kalmadı.
Eşime anlatınca onun daha önce elektronik alışverişi yaptığı sitede de ilginç takılar olduğundan bahsetti. Ve ben http://www.buyincoins.com/ 'te kendimi kaybettim :) 
 
Siparişler ortalama iki haftada geliyor ve ilk kısmı dün geldi.
 
 Kolyeler düşündüğümden daha büyük ama malzemesi kaliteli. Büyük baykuşu evde aksesuar olarak kullanmak istiyorum, robot da yeğenime gidecek :)

 Kitap ayraçlarından birisi, oldukça zarif. Keşke birkaç tane alsaydım dedim, hediye ederdim...

 Cicili bicili olduğu için aldığım saat...

 Küpelerin bir kısmı...En sevdiğim aksesuar küpe olduğundan siparişin büyük kısmı küpelerden oluşuyor :)

 Eylül'ün kalemi ve kalemliği. Aslında çanta da gelir diye ummuştum ama diğer kargoya kalmış. Umarım beklediğime değer çanta...


 Uzun zamandır ihtiyacım olan küpe standına da kavuştum. Gerçi yeterli gelmedi ikişer ikişer taktım ama yine de masamı toparladı.

Yüzüklerim...
Kedili olana bayıldım :) Baykuşlu olan da kolye ile takım. Malzemeleri umduğumdan çok daha iyi. Tek sorun yüzüklerin halkası oldukça küçük, ben risk almayıp sadece ayarlanabilenlerden seçmekle iyi yapmışım. Sağdakini çok beğenmiştim ama ayarlayıp takınca parmağımın ancak yarısını kaplıyor :(
Eylül'e kaldı artık...
 
Yüzükler minikken küpeler de düşündüğümden çok büyük!! Zannımca bu Çinlilerin elleri küçük ama kulakları büyük ;)
 
Ve akşam kahvesi...
 
Ben postu yazarken diğer kargo da geldi :)
Artık onlar da yarına kalsın.
 

27 Ağustos 2013 Salı

Evde (Kremadan) Tereyağı Yapımı

Bu aralar mutfak yazıları denk geliyor nedense? (Kitap okuyamadığımdan olabilir mi acaba:) )

Çocukluğumda evde kullandığımız tereyağı hep üzerinde parmak izleri olan yumurta formundaydı, tanım garip oldu di mi? Çiğ köftenin daha az sıkıştırılmış hali gibi yani :)
Annem hep krema alır ve onu yoğurarak tereyağı yapardı, kahvaltılık olan az tuzlanıp kaplara koyar, yemeklik olanı da bol tuz ekleyip tek kullanımlık küçük parçalara ayırırdı. O zaman dondurucumuz olmadığı için tereyağını muhafaza edebilmek için bolca tuzlaması gerekirdi. Şimdilerde tereyağını dondurduğumuz için az miktarda tuz yeterli oluyor.
Ben de evlendiğimden bu yana annemin yolundan gidiyorum... Dönem dönem büyük ambalajda krema bulamadığım zamanlar olsa da azmedim Konya'dan Kayseri'ye krema taşımışlığım vardır ;) Zaten evdeki tereyağına alışınca marketten aldığım hiçbir marka üründe istediğim tazeliği yakalayamadım...
Neyse kremayı bulabilenler için tereyağını ayırması son derece kolay.

 Tam Yağlı Kremanın yağ oranı en az % 45 olmalıdır, % 60 'lara kadar çıkabilir.

 Ben 'Ova' markalı olanı kullanıyorum, Metro Market'ten alıyorum...Farklı markalar da var orada.



Dolaptan çıkarılan krema yoğrulabilecek kıvama gelinceye kadar (yazın yaklaşık 2 saat) oda sıcaklığında bekletilir. Genişçe bir kapa alınıp su bırakmakaya başlayıncaya kadar yoğrulur. Ara ara biriken su alınarak yoğurmaya devam edilir. Sonrasında yağ dışındaki kuru maddeyi yıkayabilmek ve yağı biraz sertleştirmek için soğuk su eklenir, yoğrulup su alınır. Bu şekilde mat olan krema parlak bir hal alır. İçinde kalan su tamamen süzülüz. Son aşamada tereyağına isteğe göre tuz eklenip küçük kaplara doldurulur.
Tatlılarda/kurabiyelerde kullanılmak üzere bir kısmı tuzlanmadan ayrılabilir.

 5 kiloluk kremdan bu kadar tereyağı çıkıyor, tabi elle yoğrulduğu için tamamen susuz olmuyor. Zaten markette satılan tereyağının da maksimum % 90'ı yağ olduğu için sıkıntı yok :)
Kapları dondurucuda muhafaza ediyorum, altı ay gibi bir sürede tüketiyoruz ama daha uzun süre de bozulmadan dayanabilir.

Soldaki kahvaltı için ayırdığım krema, sağdaki ise dönüşümünü tamamlayan tereyağ :)
İmkanı olanlara denemelerini öneririm, son derece lezzetli bir tereyağı ortaya çıkıyor...


23 Ağustos 2013 Cuma

Kış Hazırlıkları; Domates Konservesi

Eveet hamarat hatun döndü, hem de öyle böyle değil, öğle arası konserve yapıp geldim :)
Tabi hepsini öğle arası yapmadım ;)


Çarşamba iş çıkışı bakıcı teyzemizin bahçesinden getirdiğim bir kova domatesle konserve yapmaya karar vermiştim, başlamışken tam olsun deyip bakıcımdaki bir kova domatesi de ekledim. Hızımı alamayıp bahçeden bizim bahçeden toplananları da ekleyince film koptu!!
Yaklaşık 25 kg domates oldu...Sağolsun komşum soyma işine yardım etti, ben de küp küp doğradım. 
(Domatesler rendelenerek de yapılabilir ama ben küp küp doğranmış domatesi daha çok seviyorum, daha nizami görünüyorlar :))
Tabi bu iş yazması kadar kısa sürmedi, koccaman tencereyi de ocağa koyamayacağım için pişirme işi bugüne sarktı. Üstüne bolca tuz döküp balkona çıkardım domatesleri.
Sabah bakıcımızdan domatesleri bir taşım kaynatmasını istedim, böylece öğleye kadar dayandılar. Öğle arası koşa koşa gidip balkonda domatesleri pişirdim. (Öğle arası eve koşabilmek de ilçede çalışmanın nimeti tabii;)) 




İçine bir yeterince tuz ve su bardağı da zeytinyağı ekledim, yağ hem daha lezzetli olmasını sağlıyor hem de yüzeyinde tabaka oluşturduğu için havayla temasını kesip konservenin ömrünü uzatıyor. Akşamdan hazırladığım kavanozlara kaynayan domatesleri doldurup (hiç boşluk kalmamasına dikkat ederek) kapağını kapattım ve ters çevirdim. Kapak da konservenin sıcağı ile sterilize oluyor ve daha iyi vakum oluşuyor. Tabi kapağın yeni olması şart.



Geçen senelerde domatesin bir kısmını menemen için biberli yapıyordum ama bu sene vaktim sınırlı olduğu için yapmadım. Bahçeden topladığım biberleri doğrayıp dondurucuya koymuştum ondan kullanırım artık.
Konserve yapımında kavanozlar kaynatılarak içindeki hava çıkarılır ama ben kaynar kaynar doldurduğum için (dolum sırasında da tencere kaynamaya devam ediyor) tekrar kaynatmıyorum, şimdiye kadar da bir sorun yaşamadım. Ters  çevirdiğim kavanozları bir gün bekletiyorum, kapağında hafif bir çökme oluyor bu vakum oluştuğunu gösteriyor. Sonra kavanozları serin bir yere kaldırıyorum.
Eğer kapakta çökme oluşmamışsa konserve tutmamıştır, hemen tüketilmeli ya da tekrar kaynatılıp doldurulmalı.

 Kalan domates akşama çorba olacak :)


Öğle aramı konserveye ayırınca öğle yemeği olarak payıma bunlar düştü...
(Gökten üç elma düşmüş gibi oldu :))

Alper Kamu Cehennem Çiçeği

Alper Canıgüz, hayal gücüne hayran olduğum yazarlardan ve hariha bir mizah anlayışı var...
Yeni kitabını da gözüm kapalı aldım, zaten kitabın kahramanı Alper Kamu ise düşünüp taşınmaya, göz açıp kapamaya gerek yok ki :)



Dedektifimiz yine iş başında, bu kez gizemli bir ölüm ve kırık dökük bir aşk hikayesini çözmekte.
Eskiden tanıyor olmanın rahatlığı ile Alper Kamu'nun saçlarını karıştırıp okumaya başladım. Kitap ince, hikaye akıcı-eğlenceli olduğu için çabucak bitiyor zaten.




Alper Kamu'nun ilk macerasına nazaran bu kitapta fantastik öğeler daha azdı ya da olası olaylarla gizlenmişti ama mizahi açıdan eskileri aratmıyordu.
Benim gibi Alper Canıgüz'ün diğer kitaplarını severek okuduysanız, Cehennem Çiçeğini de vakit kaybetmeden listenize alın. Canıgüz'le ilk kez tanışacaklara ise (sürekliliği sağlama açısından) diğer ilk üç kitaptan birisi ile başlamalarını öneririm.

22 Ağustos 2013 Perşembe

Tembel Kadından Notlar...

Ramazan'ın bitimiyle ipini koparmış dolaşmaktayım. Ha çok mu uzaklardayım, hayır? Evde bekleyen temizlik ütü gibi faydalı şeylerden iki adım bile uzaklaşsam kar diyorum; kah Konya'da kah üst komşuda...
Bu haftasonunu da komşularla bir türlü gerçekleştiremediğimiz pikniğe ayırmanın rahatlığı ile evde beni bekleyen işleri es geçmekteyim. Bahçeden topladığım fasülyeler isyanın eşiğinde, bir an önce hazırlanıp dondurucuya kaldırılmalı, dün bakıcımızın bahçesinden getirdiğim bir kova dolusu domates de tez konserveye dönüştürülmeli, bahçeden toplanmış olup yine dolaba mahkum edilen biberler de kurutulmalı/doğranıp kaldırılmalı. Bir de yarın evime teşrif edecek olan 10 kg kadar çilek olacak ki bir kısmını konu komşu yiyip, kalanından da reçel ve sos yapmalıyım.
Bir de uzuunca bir zamandır da kaçtığım ütü işi var kii, düşünmesi bile yeterince eziyet verici!!

Ne tembelmişim yahu, halbuki akşamları evde oturabilmişliğim ve hatta iki satır kitap okuyabilmişliğim yok!! Sahi eve gidince ne yapıyorum ben??
 (Haa akşam bahşe dönüşü bir poşet dolusu barbunya ayıklamıştım, bomboş durmamışım canıım :))

Yarına hamarat kadından notlarla dönebilmeyi umuyorum...


Haftasonundan...Konya, annemin minik bahçesi, boyutuna kanmayın geçen sene tüm mahalleye yetecek salatalık çıkmıştı buradan :)
Köşede de minik bir kümes var ki eve bir kova dolusu yumurta ile döndük.
 
 
 Ve bestekarımız Eylül. Benim için envai çeşit şarkı besteledi söyledi :)

 Düne ait bir resim. Bakıcımızın köydeki evine ve bahçesine kısa bir tur yaptık. Sebze ve üzüm topladık, bagajda sebzeler sırtımızda fasülye yaprakları ile eve döndük :)

Eylül üzümleri test ediyor ;)
 
Bir kare de işyerinden, masamdan...Eşimle yeni bardaklarımız :) Gördüğü her fincanı/kupayı almak isteyen birisi olduğumu söylemişmiydim??

Bu da yeni başladığım kitabım, iyi gidiyor...

15 Ağustos 2013 Perşembe

Bayram Gezisi

Son bir kaç yıldır olduğu gibi bu Ramazan Bayramında da adresimiz (eşimin memleketi) Gönen'di. İlk gün bayram faslını tamamlayıp kalanını turistik geziye dönüştürdük, iyi de oldu :)
Bool fotoğraflı bir yazı başlıyor...

 Biz hemen her yolculuğumuzda harita ya da navigasyon cihazının gösterdiği 'kestirme'  yola kanar ve dağ başındaki köylerden geçerek itinayla yolumuzu uzatırız. Bu sene de kuralı bozmayıp Yalvaç-Çay arasını kestirmeden(!) gittik :) Bu vesile ile de koccaman bir bataklık (Karamık Bataklığı imiş) görmüş olduk. Yukarıdaki resim de köyün hayvansever gençlerine ait ;)

 Sayısını unuttuğum kereler mola verdik...

 Uğradığımız her mekanda sözleşmiş gibi Eylül'e şeker verdiler.

 Karacabey'e yaklaşınca klasikleşen (binmeyeceğimiz) feribot kuyruğuna girdik, bu sene daha insaflı bir kalabalık vardı Allahtan.

 Gönen'e ulaştığımızda kayınvalidem bizi bu ev yapımı ve buz gibi içecekle serinletti...

 Eylül, bol bol resim yaptı, dedesinin bulmacalarını iç etti ;)

 Gönlü olunca poz verdi,

Büyük anneannenin bahçesinden domates yedi...

 Bayram sonrası rotayı Bozcaada'ya çevirdik. Hem oraya tayin olan arkadaşı ziyaret etmiş olduk, hem de adayı gezdik.
 Gidişte ve dönüşte birer buçuk saat feribot beklesek de, beklememize değdi :)
Geyikli'nin denizine ise bayıldık, seneye detaylı bir gezi planladık, bakalım...

 Akvaryum Koyu, tertemiz bir denizi var...


 Ve denizle bütünleşen mavi-beyaz temalı evler, sokaklar.

 Ve benim için ada sürprizi,kitap fuarı :) Gerçi fuar etkinlikleri henüz başmamıştı, kitaplar etiket fiyatına satılıyordu ama ben yine de kendimi tutamayıp iki kitap kaptım ;)





 Bozcaada'da Gökçeada'nın meşhur kurabiyesini tattık :) Ekip beğendi ama bana ağır geldi, kokusu bana göre değil...
Bozcada'nın koylarını ve sokaklarını çok sevdik. Huzurlu bir tatil için ideal. Ama yiyecek içecek konusunda çok memnun kalmadık çünkü adaya özgü pek birşey göremedik. Mesela dondurma aradık ama birkaç yerde bulamadık, diğerleri de klasik markalardı. Limonata sorduk, yine ambalajlı ürün vardı. Damla sakızlı muhallebi orjinaldir diye umduk o da ambalajdan ters çevrilip geldi...
Balığı saymazsak ki o da adaya yetmediği için dışarıdan geliyormuş, gönlümüzce yiyip içtik diyemeyeceğim...

 Bir başka durak Bandırma. Hem ziyaret hem ticaret yaptık, ben özellikle Kipa'ya uğrayıp sezon indiriminden çocuk kıyafetleri aldım. Hep söylüyorum, F&F'in çocuk kıyafetleri çok güzel...

 Son durak Erdek. Kalabalık boğucu değildi, rahatça dolaştık...Her köşeden taze bir kuruyemiş göz kırpıyordu; taze ceviz, taze fındık, buzlu badem :) Benim gözdem taze ceviz ;)

Gönen denilince akla iğne oyası gelir. Biz de salı sabah erkenden oya pazarının yolunu tuttuk. Kadınlar ellerinde, kollarında oyalarla dolaşıyorlar. Durdurup bakıyorsun...Yanlardaki tezgahlar ise sabit satıcılar için. İlk kez böyle bir satış gördüm çok ilginçti...
Fotoğraflamayı unutmuşum, yukarıdaki resim alıntı .

 Kayınvalidem epeyce alışveriş yaptı, bir kısmı çeyiz için sanırım. Siyahlılar fular diğerleri namaz örtüsü.

Bunlar da benim aldıklarım...
 
 Hediyelik bebek örtüsü ve fularlar...

 Ve dönüş zamanı. İnegöl'de henüz acıkmamıştık, köftemizi yiyemedik. Ama Bozhüyük'ten sonra esprili tabelaları ile Akçaabat Köftecisi bizi çağırdı :) Nasıl olsa onlara her yer Trabzon deyip şansımızı denedik..

 İçeceğimiz de bol acılı Laz Bombası idi. Hakikaten kışın bundan birer tane içsek kalorifer yakmaya bile gerek kalmaz ;)

Zaten öyle bol kepçe gelmiyor, minik bardaklarda getiriyorlar. Şalgam suyu gibi ama hafif bir lahana kokusu duyuluyor.
 Biz severek içtik, hatta ev için yedekledik ;)

Köfte, sunumu ve hizmet beklediğimizden çok çok iyiydi. Bozhüyük'te akçaabat köftesi mi olur demeyin, yolunuz düşerse uğrayın bence...

Ve yolculuğumuz boyunca Eylül'ü oyalayan Şirinlere teşekkürlerimi sunarak yazımı bitiriyorum...
Nice keyifli bayramlar diliyorum...