Sayfalar

3 Ekim 2014 Cuma

Buralardayız...

Buralardayız biz, uzaklaşmadık hiç...
Evdeyiz; kışa, okula, büyüme işine alışmaya çalışıyor, hala ve hala kolikle mücadele ediyoruz!!
Blogları ihmal etmeden okusam da kendi bloğuma dönüş yapabilecek zamanım ve okunmuş kitabım yok bu günlerde...



Hastalıktan yeni çıkmış iki yavrumuzla biz bu bayramda buralardayız...

Herkese huzurlu bir Kurban Bayramı diliyorum.
Duru uyanmadan bir bardak çay içeyim sonra kolları sıvayıp temizlik yapacağım :)

19 Eylül 2014 Cuma

Duru'yla Biten Üçüncü Ayımız...

Geçen hafta itibariyle Duru üçüncü ayını bitirdi...Hani yenidoğanlar için milat sayılan, annelerin bin bir beklentiyle yolunu gözlediği, pencereden elinde sihirli değneği ile bir peri beklediğimiz üçüncü ayı bitirdik, dörde girdik...
Duru, dördüncü aya girişini plaj çıkışında bir saat ağlayarak, biz de onu battaniye içinde (iki ekip halinde) kesintisiz sallayarak kutladık :) Kolik henüz evimizi terk etmediği gibi Duru'ya 'battaniye keyfi' diye de bir şey öğretti. Üç ay+bir hafta itiberiyle Duru oyuncaklarını tutmaya, ağzına götürmeye, bol bol gülmeye, sesler çıkarmaya, 'beni kucağınıza alın' manasında göbeğini kaldırmaya başladı :)



Yazın sonuna sıkıştırdığımız 'tatilimsi'miz de bitti geçen hafta. Bu sene benim için deniz; uzaktan hülyalı gözlerle izlenen bir mavilikti :) Duru de kendisini dalgayla dürten denizi sevmedi ;) Eylül ise denizden en çok keyif alanımızdı ki amacımız da buydu di mi?




Antalya'da klimasız uyuyamazken eve dönüşte arabadan titreyerek indik, İç Anadolu'ya kış gelmiş a dostlar!! Ama haksızlık da etmemek lazım, terlemeden uyuyabilmek de bir nimetmiş :)



Eylül ayı aynı zamanda kış hazırlıkları demek, mutfakta büyük zevk alarak yaptığım işlerdir bunlar; domates konservesi, salça, menemenlik domates, çeşitli kompostolar, dondurulan yeşil fasülye, bamya, biber, barbunya.. kilerde yerlerini aldılar. Tarhana ve pulbiberimiz de annemin elinden hazırlandı, gidip almamızı bekliyor :) Kayınvalidemlerden aldığım tarifle önümüzdeki aylarda da zeytin kurmayı deneyeceğim, bakalım becerebilecek miyim.



Eylül'ün okula dönüşüyle evde yeni bir dönem başlıyor, tüm çocuklarımıza sağlıklı ve başarılı bir eğitim yılı; ailelere kolaylıklar diliyorum...


18 Eylül 2014 Perşembe

Çoluk Çocuk

Çoluk Çocuk-Pati Smith (Domingo Yayınevi)




Çoluk Çocuk; vefanın, aşkın, dostluğun, sanatın kitabı. Patti Smith'in sevgilisi Robert'in ölümü üzerine yazmaya söz verdiği anılarla dolu kitabı.


Kitap uzun zaman önce girmişti  okunacaklar listeme, aldıktan sonra da epeyce bekledi kitaplığımda. Kitabın gerçek yaşam öyküsünden bahsettiğini bilmeden, dahası Patti Smith'i tanımadan başladım okumaya. 60'lar ve 70'lerin Amerika'sında 'sanatçı' olmaya /kalmaya çalışan insanların içinde buldum bir anda kendimi. Patti'nin hayata tutunma, bir şeyler üretme çabası, Robert'in kendini keşfedişi...Bana en ilginç gelen kısımlar Chelsea Otel'de geçen zamandı, elindeki sanat eseri karşılığında otelde konaklayan onlarca sanatçı, bir itibar göstergesi olan yuvarlak masa geceleri...
Sanatçı olunur mu, doğulur mu kafam da karıştı aslında, bir yerlere ısrarla tutunmadan, sefalet çekmeden 'sanat'ına sahip çıkamıyorsun demek ki...



Kitapta yer alan fotoğraflar ise işe bir belgesel havası katmış, yaşananları daha net görmemizi sağlamış.



Kitabı Duru uyuduğu saatlerde okuyabildim ve oldukça uzun bir süreçte tamamlayabildim. Tek solukta okusam belki kopukluklar yaşamazdım ama kitaba döndüğümde hikayeye adapte olamadığım zamanlar oldu. Kitabın benim için yorucu olan kısmı ise bolce isme yer vermiş olmasıydı, zaman zaman kim kimdi karıştırdım.


Kitap 2010 yılında National Book Award'u almış, pek çoğuna göre 2010'un en iyilerinden. Ben Çoluk Çocuk'u bir baş yapıt olarak nitelendiremeyeceğim, özellikle Patti Smith hayranı ve yaptığı müzikten zevk alanlar için daha akıcı olacağı kesin.


Patti Smith Gezi olaylarında da desteğini göstermiş, memlekette suya sabuna dokunmaktan korkanlara örnek olsun...

5 Eylül 2014 Cuma

İki Çocuklu Hayat (İç Döküş)

Üç aydır evde 'iki çocukla' günlerimiz geçiyor, bir şekilde yuvarlanıp gidiyoruz. Arada karışan çığlıkları, birine 'sus' diğerine 'uyu' telkinlerini zorluk sanıyordum. Meğer iki çocuğun zorluğu evden uzaklaştığında hatta evden çıkmaya karar verdiğinde başlarmış! Bugün Duru'nun çığlıkları eşimle bende de düşünce balonları zirve yaptı; napacaktık biz bu tatil işini???
Her sene erkenden planlarız (satın alırız) biz tatilimizi,  günü gelince de gider yayılırız gül gibi :) Bu sene de Duru doğmadan iki alternatif üzerinden tatili belirlemiştik;
1-Duru ablası gibi halim selim bir bebiş olur, nereye istersek götürür, gül gibi tatilimizi yaparız. Zaten eylül ayında da sıcaklar nispeten azalmış, Duru büyümüş olur...Alalım tatilimizi bir köşede dursun, ortada kalmayalım.
2-Duru huysuz bir bebiş olur, ben gelmem derse de iptal ederiz tatilimizi...

Son bir aydır hep 'bu çocukla tatile gidilir mi?' diye bakıyorum Duru'nun yüzüne, sağ yanımdan gelen cevap 'daha büyüyecek annesi' derken, sol yanımdan da 'otel köşelerinde rezil olacaksınız' sesleri yükseliyordu. Ben de erkenden stres yapmaya başlamıştım. Ve iki çocuk annesi olmanın zorlukları başlıyordu; ya Duru'nun huysuzluklarını sırtlanacak Eylül'e aylardır hayal ettiği tatili sunmaya çalışacaktık ya da Duru'nun düzenini bozmamak için Eylül'ün hevesini kıracaktık...Çocukları paylaşıp, Eylül'le babasını havuza/denize gönderip Duru'yla odada kalmaya da razıyım ama ağlama krizleri başladı mı susturmak için battaniyenin diğer ucundan tutacak birisi lazım...Sonuçta dolu-boş arası dengeyi kuramadım :(

Ne yapacağımızı bilemesek de ne yapamayacağımızı aklımız kesti ve otel rezervasyonunu iptal ettirdik. Sanırım Antalya'ya babanne evine gidip Eylül'ü denize Duru'yu da bebek havuzuna talim ettireceğiz. Ben? Benim zaten tatil beklentim yok, ağlamadan döneyim yeter...

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Kıyamet Gemisi

Kıyamet Gemisi geçen sene Rampalı Çarşı'dan aldığım ikinci el kitaplardan, ancak sırası geldi...
Clive Cussler ilk kez okuduğum yazarlardan (çok sayıda kitabı varmış), kitapcı çocuğun tavsiyesiyle almıştım.

Kitabın hızlı bir temposu var, Duru'nun uyuduğu saatleri hatta dakikaları bile kitaba ayırdım diyebilirim. Bu aralar ev sıcak olunca kızlarla balkonda vakit geçiriyoruz , Duru da salıncakta uyumayı sevince anne-kız sallanıyoruz bolca, bana da okuyacak zaman dilimi çıkıyor :)



Kitap Amerikan casuslarının son teknolojiyle donatılmış gemisi Oregon ve sınırsız yetenekleri (!) ile giriştiği bir operasyonu konu alıyor. Konunun akıcılığı okuru kitaba bağlıyor ama casusların herbirinin MacGyver'e dönüşüp her sorunu kolayca çözebiliyor olması zaman zaman sıkıcı olabiliyor.

Detaylara takılmadığınız zaman ideal bir tatil/yolculuk kitabı olabilir.

Yeni kitap yazıları ile dönebilmek dileğiyle...

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Beş Parasızdım ve Katilimi Arıyordum

Upuzun bir aradan sonra kitap yazısıyla dönebildim, en son 17 Nisan'da kitaplardan bahsetmişim, zaten doğum iznine ayrılınca da okumak bir hayal oldu.
Ara ara elimde sürünen kitaplar olsa da doğru düzgün okuyup bitirebildiğim ilk kitap Beş Parasızdım Ve Katilimi Arıyordum oldu.



Kitabı ismi ilginç geldiği için seçmiştim, yayınevi KırmızıKedi olunca gönül rahatlığı ile atmıştım sepete. Gelin görün ki kitap tam bir hayal kırıklığı oldu benim için. 'Yeni başlayanlar için polisiye' ayarında, kalbinizi yormamak için sıfıra yakın aksiyon-gerilim içeren, pat diye nihayete eren bir kitap. Ayrıca kitap bir devam kitabıymış, tembellik edip kitabı fazla araştırmayınca fark edememişim, hoş konu itibariyle de öyle bir eksiklik fark etmedim ama. İlk kitabın ismi Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi imiş, yazarın anlatımını beğenmesem de dikkat çekici kitap isimlerine sahip olduğu bir gerçek. Neyse pek bir kaybım yok gibi çünkü ilk kitabı okumuş olsaydım da ikinciyi alma gafletinde bulunmazdım herhalde, bu durumda iki kitabın fiyatını karşılaştırınca 2-3 TL kardayım :) Eee artık resmi olarak 'evhanımı' olmama sayılı gün kaldı (Ücretsiz iznim başlayacak) azcık da ekonomi yapayım di mi ? :))



Kitabın tek güzel yanı KırmızıKedi'ye özgü renkli kapak ve iç kapak, okurken insanın içi açılıyor...

Artık uykusuzluğa yavaş yavaş adapte olunca kitaplara da alıcı gözle bakar oldum, yeni kitap yazılarıyla dönebilmek dileğiyle...

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Uçup Giden Kırkımız

Duru yirmi günlük olsa, bir ay geçmez ki, hele kırkı bir çıksın derken ikinci ayı ortaladık çok şükür...
Kırkıncı güne dair pek çok gelenek var ama biz hepsini es geçip bu günün şerefine evimizi temizlettik :) Komşulara birinci ayda çıkmış, yumurtamızı alıp una bulanmıştık zaten... Kırk uçurma işini de kırk birinci güne bıraktık, göl kenarında sakin bir yürüyüş yaptık. Ramazan sayesinde bu sakinliği yakalayabildik yoksa iğne atsan yere düşmezdi.

Eylül'ün hevesle beklediği şeylerden birisi de kardeşinin arabasını sürmekti...

Havaların ısınmasıyla bahçemiz de hızla büyümekte.

 Havuçlar yavaş yavaş yüzlerini gösteriyorlar.

 Salatalıklar çıtır çıtır, çileklerimiz miktar olarak tadımlık olsa da Eylül'e yetiyor.

Domatesler ise orman olma yolunda ilerliyor, arasına nasıl girip toplayacağız bilemiyorum...

Biz günleri sayarak Duru'yu büyütürken dünyada büyük bir insanlık ayıbı yaşanmakta. Onca masum insan üstelik içerisinde bulunduğumuz mübarek günlerde bombalara hedef olurken, diğer ülkelerin işlerine burnunu sokmaya bayılan ülkeler bunu bombalayan ülkenin hakkı (!!!) olarak görüyor, Müslüman ülkelerse görmezlikten geliyor...Bu vahşetin durdurulması; dini, rengi ne olursa olsun masum insanların, çocukların ölmediği bir dünya dileğim....

8 Temmuz 2014 Salı

Ve Duru Aramızda...

Evet 9 Haziranda Duru Kızım ailemize dahil oldu. Geldi geliyor derken bugün bir ayı geride bıraktık...(Yazıyı birkaç seferde ancak tamamlayabildim, her defasında güncellendi bu rakam ;) ).

Doğum sezeryanla olacağı için takvim belliydi, bense ilk doğumda yaşadığım 'ne zaman doğacak' stresini yaşamayacak, bu kez ağrı çekmek zorunda kalmadan güle oynaya ameliyata girecektim. Evet evdeki hesap hastaneye uymadı tabi, zor geçen son günlerin üstüne Duru'nun da kendi gelme çabaları eklenince ben yine sancılar eşliğinde tuttum ameliyathane yolunu...
Spinal anestezi sayesinde sürece kopukluk yaşamadan dahil olup kızımla hemen tanışabildim...Sonrası biraz zordu çünkü Duru ciğerlerinde kalan su nedeniyle yenidoğan yoğun bakım servisi olan bir hastaneye sevk edildi, on gün boyunca ayrı kaldık. Günde iki defa kızımızı uzaktan görebilmek için hastanenin yolunu tuttuk, süt taşıdık... Ailemin de desteği ile bu zor günleri geçirdik ve sonunda kızımızı alıp evimize döndük çok şükür :)


   Ramazan nedeniyle anneanne desteğinden de kısa süreli faydalanabildik. Bana da ilk on günde annemden öğrendiklerimi evde uygulamaya çalışmak düştü; et/kemik sulu çorbalar, pekmezli kompostolar, rezene çayı...vs

 Duru ile dejavu yaşıyorum bugünlerde.. Görüntü olarak da ablasına benzediği için Eylül'ü tekrar büyütüyormuş gibi hissediyorum . Tabi Eylül bizzat olaylara dahil olunca hikaye karmaşıklaşıp John Malkovich Olmak'a dönüşüyor ama idare ediyoruz artık ;)

Şimdilerde Duru'yu günlük rutinimize dahil etmeye çalışıyoruz yavaş yavaş tabi benim uykusuzluğum el verdiği  ölçüde. Eylül'de tanışmadığımız durumlar da var tabi; rutin gaz sancıları, ısrarla geçmeyen pamukçuk, ABR Testi vs...

Kırkımızın çıkacağı günü (uyku düzeninin kurulacağı umuduyla) iple çekiyor, Duru uyanmadan bir bardak çay içmeye gidiyorum.

Bizi özleyin anacım :)






30 Mayıs 2014 Cuma

Bebek Şekeri

Doğuma on gün kaldı, operasyon tarihimiz netleşti, ufaklık acele etmezse 9 Haziran'da aramıza katılacak :)


Bebek şekerlerini aylar önce araştırmıştım. Her ne kadar adına 'şeker' desek de artık alternatifler çok fazla; biblolar, keçe süsler, torbalar, magnetler, çikolatalar... Eylül'de de içinde çikolata/şeker olan bir çeşit yerine lavanta tercih etmiştim. Bu kez buzdolabı süsü şeklinde olsun istedim, bibloları internetten seçme riskine giremedim, büyüklük ve kaliteleri pek cazip görünmedi. Keçe olanlarda karar kıldım.


Araştırma yaparken Nuray Hanım ın sitesine denk geldim. Çok şirin modeller hazırlıyor kendisi. İki ay kadar önce (isim konusunda karar vermemiş olsak da ) Nuray Hanım'la iletişime geçip ön bilgi almıştım. İsmi netleştirince siparişimi verdim. Kısa sürede mis kokulu kargom geldi, Eylül'le heyecanla açtık koliyi :)

 Lavanta keselerimiz sevimli kuzucuklar şeklinde, mıknatıslı :) Takı yastığını da herhangi bir husumete neden olmamak adına Eylül için hazırlattım, uğurböceklerine bayılır kendileri ;) Lohusa tacımız da hazır...

 Nuray Hanım çok muntazam bir işçilik çıkarmış sağolsun, tüm ürünler en ince detayıyla 
harika...

Bu da Eylül'ün nostaljik bebek şekeri :)

Nuray Hanım teşekkür ederim, elinize sağlık :)
Keçe işleri ve diğer tasarımlar konusunda Nuray Hanım'ın site sini ziyaret etmeden karar vermeyin derim. Maille ulaşıp bilgi alabilirsiniz, çabucak dönüş yapacaktır size de :)

Son düzlüğe girdiğimiz bu günlerde dualarınızı eksik etmeyin...

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Anakucağı Kılıfı-Dikiş

Uzun bir aradan sonra döndüm. Doğum iznine ayrıldım ve yaklaşık bir aydır evdeyim. Günler düşündüğümden çok daha hızlı geçerken ben planladığım pek çok şeyi yapamadım. Son haftalar beni daha ziyade dinlenmeye zorluyor, ben de şansımı zorlayamıyorum :)

Dikişle ilgili planlarımın pek çoğunu uygulamaya koyabildim neyseki, bu konuda komşumun yardımını da es geçemem. Dikiş konusunda sorun yaşamasam da kalıp kesimi aşamasında fiziken epeyce zorlandığım için komşum yardımcı oldu sağ olsun...

Anakucağına kılıf dikmek uzun zamandır aklımdaydı. Mevcut kılıfı tamamen çıkarma şansım yok, anakucağı ile birlikte yıkamam gerekiyordu, öte yandan kumaşın sentetik oluşu nedeniyle üzerine ince bir kundak örtmek zorunda kalıyordum. Bu kez de emniyet kemerini kullanamıyordum. Ben örnek bir model ararken hazır örtülerin satıldığını gördüm, hevesle inceledim ama çok kalitesiz kumaştan yapılmış, özensiz ürünlerdi, üstelik de değmeyecek kadar pahalı!!

Ben daha iyisini dikerim diyerek başladım :)

 Beni zorlayan tek aşama kalıp çıkarma kısmıydı. İnce bir kundağı anakucağının içine oturtarak yaklaşık bir büyüklük belirledim. Kenarlarda tutma kısmına göre göz kararı girintiler açtım, kumaşın köşelerini de yuvarladım.Fotoğrafta alt kısım daha geniş gibi görünse de büyüklük aynı...
Daha kalın olması ve çift taraflı kullanabilmek için ben kumaşı iki kat yaptım.

 Ters çevirip iki kumaşı birbirine diktim, dört parmak kadar boşluk bırakıp çevirdim. Düz yüzünden de düzgün durması için tekrar dikiş geçtim, lastik geçirecek kadar boşluk bırakıp bir cm içeriden ikinci dikişi geçtim.

 Lastiği kılıfı geçirdikten sonra sabitledim.

Emniyet kemeri için kesikler açıp kenarına şerit biye geçerek diktim.

 Aynı kumaştan bir de kundak diktim.

 Tutarken rahat olsun ve tek taraflı açılabilsin diye cırt cırtlarla içinden tutturdum.

 Boyunu kumaşın uçları yere değmeyecek şekilde ayarladım.

Ve son hali budur :)

Benim gibi acemilere fikir vermesi açısından detaylı anlattım...

37. haftaya girdim ve muhtemelen bu haftaki kontrolde sezaryen tarihim belli olacak. Umarım sağlıkla kavuşuruz Duru bebeğe...








17 Nisan 2014 Perşembe

Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir


Sezgin Kaymaz'la keyifli bir hikayeye dahil olacaksınız. Arka kapaktan da göreceğiniz üzere mistik esintileri var kitabın, heyecanın dozunu arttıran, bolca soru sorduran...Ankara'da Uzunharmanlar'da misafirle ev sahibinin iç içe geçtiği, okuyup anladığını sandığın kısımlarla ilgili kafanda şimşekler çaktırabilen, bolca denklem kurduran bir kitap.

Kün'le tanıştığım, memnuniyetimin okuduğum bu kitabıyla kat be kat arttığı Sezgin Kaymaz'ı okumaya devam...

Okuyun, okutun...

16 Nisan 2014 Çarşamba

Kutsal İnek, Gebelere Balon ve Hamilelik...

(Azıcık iç döküş yazısıdır)
 
Erkeklerde de 'gözü kapalı yorum yapma hakkına sahibim' düşüncesi oluşturan durumlar var mıdır acaba? Belki askerlik ama o da gebeliğin yerini tutamaz...Bizim çeşitliliğimizin katalizörü koccaman 'hormonal' değişimlerimiz var işin içinde, hahha kim boy ölçüşebilir şaşarım!!!
 
Bu gebeliğimde (ki ilkinden kalma engin tecrübelerim olduğunu sanıyordum, yanılmışım) çevremde çok fazla 'akıl veren' yok, e haliyle kendi gelgitlerimi kendim yapıyor, 'ikizler' burcu oluşumdan feyz alıyorum...
 
İlkinde neyin ne olduğunu anlayamadım, bu sefer gebeliğin tüm nimetlerinden faydalanacağım; gece-gündüz aşerme bahanesiyle listeler halinde yiyecekler isteyecek, canım çekince milletin elinden lokmasını bile kapacağım gibi 'oburluk' ekseninde hedeflerle yola çıktım. Tabi evdeki hesap çarşıya uymadı!!! Beş ay kadar kusup 'canım şunu çekti' aşamasına hiç geçemedim. Sonrasında da teşrif eden 'gebelik diyabeti' sayesinde salatalık ve beyaz peynire talim ettim, hala da ediyorum... Hayatım boyunca etrafından dolandığım diyetin kitabını yazıyorum. Meğer ihtiyacım olan eli sopalı irade, damarlarımda akan asil hormonlarda saklıymış...
 
Haa iki arada bir derede de canım birşey çekti; yeşil erik... Rüyalarımı süsleyen bu küçük topların (talebimin üzerinden 1 ay kadar geçtikten sonra, hıza bak!!!) kilosunun altın değerinde olduğu tarafıma bildirilince çeyrek altının daha lezzetli olacağını düşünüp vazgeçtim...Bahçede serada yetiştirdiğimiz ekşi otlar sadık yarimdi artık.
Not: Dün oturup bir kg erik yedim, sanki etrafı daha parlak görüyorum ;))
 
Eylül'e hamileyken ne kadar yazılı kaynak varsa alıp okumuştum; kitaplar, dergiler, internet siteleri, bloglar...vs. Hani görüş alanım sınırlı olmasa kendi sezeryanımı da yapabilecek kapasitedeydim ;) Şimdilerde kendimi rüzgara bıraktım, sırf bu dönemde okumazsam yeterince zevk alamayacağımı bildiğim kitaplarla ilgilendim. Bunlardan birisi Kutsal İnek...
 
 
Hamilelere tam da ihtiyaç duyduğu 'yalnız değilsin' şeklindeki sırt sıvazlamasını sunuyor kitap, hem de eğlenceli bir şekilde. Başlayıp bitiriyorsunuz zaten, nedense o bebek doğmadan kitabı bırakamıyorsunuz :) Belki o kadar yaşlanmadım, kuşak farklılıklarından dem vurmak için erken ama 'bizim dönem/seksenler' yazarlarının kitapları, yaşanmışlıkları daha sıcak geliyor okurken. Sanki soruların çalındığı aynı ÖSS Sınavına girenlerin gebelikte edineceği deneyimler de benzer olurmuş gibi :))
 
Üst üste okuduğum kitaplardan ikincisi de Gebelere Balon
 
 
Ne yalan söyleyeyim kıskanılası bir hikaye bu. Hani Nasreddin Hoca'nın 'damdan düşen gelsin yanıma' demesi gibi kitaptaki gebelerimiz resmen senkronize damdan düşüyorlar, hem de çok samimi iki arkadaş, tadından yenmez valla :) Ben de 'psikolojik gebeliği' ile beni benden alan eşime dayadım sırtımı artık napiyim, tek derdim 'yalancı doğum' ağrılarından yana çok sıkıntı çekmesin garibim, bir avazda doğursun!!!
 
Lohusalığım zamanında Siyah Sütü okuma gafletinde bulunmuş birisi olarak derim ki; etrafınızdaki gebelere bu iki kitaptan birisini (kırmızı bir kurdelaya sararak) hediye edin, hem ağlayıp hem de gülerek okusun. Bebeği 4-5 yaşına gelmeden Siyah Sütü eline almaması gerektiğini de hatırlatın.
 
Haftasonu annemle bebek için hazırladığımız bez sepetini de gösterip 'gebelik' temasını sonlandırayım di mi? Birkaç hafta içinde doğum iznine ayrılacağım, o zaman detaylı bir hazırlık postu yaparım artık...
 

Kün'ü okuduktan sonra tüm Sezgin Kaymaz kitaplarını okumalıyım dedim. Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir ile devam edeceğim, hevesli ve de heyecanlıyım...

 
Okunacak kitaplarınız ve yeşil eriğiniz bol olsun :)

7 Nisan 2014 Pazartesi

Bugünlerde...

Havanın ısınmasıyla nispeten hareketli geçen bir haftasonunun ardından işbaşı...
Güneş yüzünü gösterince Eylül'ün bahçe oyuncakları, topları, bizim kazma-küreklerimiz yavaş yavaş boy gösterir oldu. Balkon salıncağımız da yerini alınca tam olacak :)
 
Aynı binayı paylaşan üç komşu olarak yazın en sevdiğimiz faaliyet bahçede çalışıp üzerine de kendimize çay keyfi yapmak, tabi bu keyfe bol kalorili lezzetlerin eklenmesi de kaçınılmaz. İşin içinde diyabetli bir gebe de olunca son aşama uzun akşam yürüyüşleri oluyor tabi ;)

 
Cuma akşamı yapılan künefeci ziyareti ile start verdik, ben akşam yemeği yerine salatalık+beyaz peynir yiyerek hazırlığımı yaptım ;) Bir porsiyon künefeyi Eylül'le paylaşıp üzerine de yürüyünce kan şekerimi dengeledim...
 

 
Cumartesi gününü bebek nevresimi dikerek geçirdik (bir ara onu da fotoğraflarım), ee üstüne de içli köfteyi hak ettik...Benim ilk içli köfte denememdi, komşularım da acemi sayılırdı ama kullandığımız tarif tam 'acemi' işi olduğu için kolaylıkla şekillendirebildik. Pişenlerden de sadece birisi patladı. Sonuç gayet güzeldi. Tabi üzerine gecenin onbirinde yapılan yürüyüşü unutmayalım ;)
Pazar günü menüsünde de kıymalı çiğ börek vardı ama kayıtlara geçebilecek kadar varlık gösteremedi maalesef...Süzme yoğurt eşliğinde yiyenlerden tam not aldı...


 Ve bahçe çalışmalarına da başladık (yani komşular fiilen başladı, ben bu sene seyirciyim). Geçen hafta çiçek saksılarıyla başlayan çalışma bu hafta bahçeye sıçradı :)

 Çileklerin yanına deneme amaçlı fıstık ektik. İklim ve toprak isteği itibariyle çok uygun olmasa da Eylül nasıl yetiştiğini öğrensin istedim, kendi elleriyle ekti küçük hanım. Arka planda yeşil soğan ve sulanan minik marul fidelerimiz.

 Bu hummalı çalışma da maydanoz, marul ve biber için. Biber ve marullar biraz büyüyünce yeni yerlerine aktarılacak.
 
Serayı fotoğraflamayı unutmuşum ama epeyce güzelleşti. Marul ve ekşi otlarımız hevesle büyümekte, tohumdan ekilen domates, salatalık ve biberler de çıkmaya başladı. Mayıs başında asıl yerlerine geçecekler...

Bir gebenin sadık yari, çağla ;) Son derece tok tutucu bir ara öğün benim için...

 Düşe okuma hızımı arttırma çalışması; polisiye. Akıcı bir hikaye ama ben akmaya pek müsait değilim bu günlerde...Bakalım er geç yakalayağız katili ;)

Bebek hazırlıkları tam gaz devam ediyor. Satın alınacaklar bitti gibi, haftasonu sipariş ettiğim kumaşlar da geldi; Eylül'le bana anne-kız elbisesi, bebişe çarşaf, anakucağına örtü vs dikme planlarım var. Komşudan alınacak ufak destekle tabi.
 
Eylül evde 'Ey mavi göklerin kızıl ve beyaz süsü...' diyerek dolanmakta, 23 Nisan'da şiir okuyacak, ilk kez bir gösteride tek başına sahneye çıkacak, ailecek heyecanlıyız. Ezberi ve kırmızı-beyaz elbisesi hazır... Yıl sonu gösterisi için de çalışmalar devam ediyor, o güne kadar doğurmam inşallah ;)
 
İçimizi ısıtacak bir hafta diliyorum...

25 Mart 2014 Salı

Yılın İlk Pikniği

Piknik sezonunu açmış bulunmaktayız...
Gerçi bu sene benim için sezon iki parçaya ayrılacak; doğumdan önce ve doğumdan sonra. Hazirana kadar minimum yürüyüşle pikniklere dahil olabilsem de sonrasında biraz zor gibi. Neyse hiç yoktan iyidir napalım :)

Pazar gününün bahar havası bizi yüz üstü bırakmadı Allahtan, sabahtan akşama kadar üşümeden / terlemeden rahatça dolaşabildik.

Geçen senelerde keşfettiğimiz sakin bir piknik yeri var, bu kez de tercihimizi aynı yerden yana kullandık, pek sakinliği kalmamış ama yine de huzurlu bir yer, biz çam kokuları arasında dinlenirken çocuklar da bisiklete binip ağaçlara tırmandı...

Piknik alanında pek fotoğraf çekmemişim, aşağıdaki geniş ağacın benzerlerinin bolca bulunduğu bir alan canlandırın siz :)


Günün sonunda yolumuzu uzatıp bir mağara gezisi yaptık. Ben fiziksel olarak gezinin bu kısmında heder olsam da, çocuklar için eğlenceli bir keşifti...




Aşağıda harika manzarası ile yeşil bir gölet vardı, vadi içinden yürüyüşü de gelecek planlarımıza ekledik...


Dönüş yolculuğuna eşlik eden keçiler :)





Mağaranın içinde maksimum bir dakika kalabildik, suyun da etkisiyle müthiş soğuk!

Seçim öncesinde yaşadığımız sevimsiz günlere inat, huzurlu bir gün geçirebildik...

Bugünse VPN'lere de müdahele edilmesiyle, (gerçek) dünyadan bihaber kalmış hissediyorum...
Bu haftanın bir an önce geçmesi dileğiyle...