Sevgili arkadaşım Ülkü sayesinde uzun bir aradan sonra mim zamanı...
Ben küçükken;
-Akıllı-uslu, fazlaca temkinli, tehlikeli şeylerden sakınan, doğrucu davut bir çocuktum. Son özelliğim abimi sinir ederdi :)
- En iyi evcilik arkadaşım erkek kardeşimdi, o bebek olurdu (onun tabiriyle cüccebek), ben de anne olurdum.
-Annem kardeşimi bana emanet etmiş, ben de gezdirirken burnunun üzerini bir teneke parçasına kestirmiştim, hala durur o iz.
-Annem en sevdiğimiz un çorbasını yaptığında kardeşime içindeki hamur parçalarını gösterir 'onlar yağ, yeme tamam mı? ' derdim, o da inanır hepsini bana bırakırdı ;)
-Kaldığımız kasabada lojmanın önü golf sahası gibi bir çimenlikle kaplıydı, bol bol bisiklet sürerdik,
-Kasabada bayan kuaför olmadığından babam beni erkek berberine götürürdü,
-Kasabada bisiklete binen tek kız bendim, saçlarım da kısa, yaşlı teyzeler arkamdan bağırırdı 'yavrum sen kız mısın erkek mi?' diye, ben de 'karışık' derdim :)
- Küçükken koluma yemek dökmüştüm, tüm çocukların koluna yemek döküldüğünü sanırdım ;)
- Tavşanların iki ayağı üzerinde yürüdüğünü sanırdım (hep buggs bunny yüzünden;) )
- Babam ya da abime kumbara yaptırır, harçlıklarımı harcamaya kıyamaz biriktirir bu kez de aldığım oyuncakları oynamaya kıyamazdım. Büyüyünce bu 'varyemezlik' alışveriş sevdasına dönüştü...
Kendi küçüklüğüme ait olmasa da hatırladığımda gülümsediğim cümleler babamdan;
-Küçükken köyden görünen büyük dağın arkasında dünya bitiyor sanırdım,
-Duvardaki herhangi bir yere musluk borusunu sokunca su akacak sanırdım :)
Bir başka tanıdık da küçükken yollardaki büyük elektirk direklerini Allah sanırmış ;)
Gülümseten anılarımızın artması dileğiyle...
5 Haziran 2015 Cuma
1 Haziran 2015 Pazartesi
Yıldızlı ve Yağmurlu Geceler
İkinci el kitaplarımdan...
Geçtiğimiz ay başlamış, biraz okumuş ama hikayeye ısınamamıştım. Okuduğum diğer Binchy kitaplarında konu daha hızlı başlardı, bu kitapta biraz karakter karmaşası vardı. Araya başka kitaplar girdi.
Tekrar başladığımda isimleri yerine oturtmam biraz zaman alsa da konuyu sevmeye başladım, aslında olayların geçtiği yerleri daha çok sevdim; Yunan Adaları. Dışarıda nazlanan bir güneşle yaza girerken masmavi deniziyle anlatılan mekan insanı heveslendiriyor, tatil özlemi ağır basıyor.
Farklı ülkelerden (ve olmazsa olmaz Dublin'den :) ) gelen insanlarla ilerleyen bir hikaye, biraz kafa dağıtmak için ideal...
31 Mayıs 2015 Pazar
Bugün İlk Kez...
Tarine not...
Eylül ilk kez köşedeki markete ekmek almaya gitti... Ben bahçe kapısının önünde beklerken o heyecanlı adımlarla yürüdü, yoldan geçerken 3-4 kez sağına-soluna baktı, koşarak döndü :)
Eylül ilk kez köşedeki markete ekmek almaya gitti... Ben bahçe kapısının önünde beklerken o heyecanlı adımlarla yürüdü, yoldan geçerken 3-4 kez sağına-soluna baktı, koşarak döndü :)
29 Mayıs 2015 Cuma
Mayıs Pikniği
Mayısın sonlarına doğru tekrar güneşi özler olduk.
Güneşli günlere ait fotoğrafların tam zamanıdır o zaman. Mayıs ortalarından kalma bir yayla pikniği, bol yeşil, bol oksijen, bol huzur...
Adı her ne kadar dağ başı olsa da gide gele aşina olduk buralara :) Kendimizce bir yer beğenip ilk iş semaveri yaktık. Yavrular çoktan oyuna dalmıştı...
Etraf haşmetli ağaçlar ve papatyalarla kaplıydı, kokunun ise tarifi imkansız.
Abimin arabası karavanı aratmayacak donanımdaydı; uyuyan ufaklıklar için yatak, mama için ocak, bagajda bisiklet, masa... ne ararsan vardı :)
Eylül ve kuzenleri gün boyu kendi tabirleriyle 'keşif' yaptılar. Küçük su birikintileri onların gözünde şelale, çamurlar bataklık oldu. Akşam dönerken tanınmayacak kadar kirlilerdi o ayrı ;)
Ayaklar ıslanmadan piknik yapılır mı hiç :)
Küçük hanım en konforlu piknik yapanımızdı ;)
Bisiklet tüm gün elden ele dolaştı, uzun zamandır bisiklete binmemişim onu fark ettim, bodrumdaki bisikletimi elden geçirme zamanı gelmiş...
E daha yazın başındayız, devamı gelecek :)
Güneşli günlere ait fotoğrafların tam zamanıdır o zaman. Mayıs ortalarından kalma bir yayla pikniği, bol yeşil, bol oksijen, bol huzur...
Konya-Isparta arası bir yerlerdeyiz, Kaymakamlığın düzenlediği kurumlar arası kaynaşma pikniği ve doğa yürüyüşü vardı. Biz gidinceye kadar yürüyüş başlamıştı, etrafta gezinip yarım saat kadar kaynaştık ve doğaya karışmaya karar verdik.
Adı her ne kadar dağ başı olsa da gide gele aşina olduk buralara :) Kendimizce bir yer beğenip ilk iş semaveri yaktık. Yavrular çoktan oyuna dalmıştı...
Etraf haşmetli ağaçlar ve papatyalarla kaplıydı, kokunun ise tarifi imkansız.
Abimin arabası karavanı aratmayacak donanımdaydı; uyuyan ufaklıklar için yatak, mama için ocak, bagajda bisiklet, masa... ne ararsan vardı :)
Eylül ve kuzenleri gün boyu kendi tabirleriyle 'keşif' yaptılar. Küçük su birikintileri onların gözünde şelale, çamurlar bataklık oldu. Akşam dönerken tanınmayacak kadar kirlilerdi o ayrı ;)
Ayaklar ıslanmadan piknik yapılır mı hiç :)
Küçük hanım en konforlu piknik yapanımızdı ;)
Bisiklet tüm gün elden ele dolaştı, uzun zamandır bisiklete binmemişim onu fark ettim, bodrumdaki bisikletimi elden geçirme zamanı gelmiş...
E daha yazın başındayız, devamı gelecek :)
28 Mayıs 2015 Perşembe
Agapi
Alık okur bilgisayar başından bildiriyor;
Rampalı Çarşı'ya Kumkurdu aramaya gitmiş, bulamamıştım. Her zaman uğradığım kitapçılardan birisine girince kitap kokusuna karışan sigara kokusunun etkisiyle görüşüm bulanıklaştı (amanın aşkı mı görecektim yoksa? ), kendime geldiğimde çantamda kitaplar Mevlana'ya yürüyordum. Meğer ig'de okuduğum yorumlar sayesinde notunu verdiğim Sarah Ablamızın kitabını almışım...
Agapi sonsuz aşkmış bana daha çok 'herhangi birşey düzenleme sanatı' gibi gelmişti, değilmiş...
Duru'yu uyuttuğum zamanlarda balkonda salıncakta okudum, kitaba uygun olarak eteğim uçuşmalıydı, başımda bahar yelleri esmeliydi. Saçma sapan alışverişler yaparım ama ambians benim işim ;)
İşte bilinen hikayeler; Debbie Macomber işin menopoz versiyonunu, Maeve Binchy turistik versiyonunu, Sarah Jio da 30'luk versiyonunu anlatıyor...
Şezlonga uygun mu? Sanki orada bile iç sıkabilir, serin suya dalmak varken bana ne mutfaktaki şömineden diyebilirsiniz. Belki PMS'de, bir gecede okunabilir ;)
27 Mayıs 2015 Çarşamba
Göl Kitap Fuarı
Beyşehirde ilk kez kitap fuarı düzenleniyor. İlk duyduğumda çok sevindim. 20 gün sürecek olması da ilginç dedim...
İlk ziyareti Eylül'le yaptık, cebimizde kitap listelerimizle. Ama karşılaştığımız manzara umduğumuz gibi değildi. Katılım yayınevi boyutunda değil, anladığım kadarıyla tek bir kitapçıyla anlaşılmış, o da elindeki kitaplarla gelmiş. Sorduğum kitapların hiçbiri yoktu, kolilerin hepsi açılınca tekrar uğrayın dediler.
En azından çok satan kitaplara bakayım dedim ama o kısım da hazır değildi. Eylül'e birkaç kitap aldık, okulla geldiğinde alması için birkaç kitap belirledik ve ayrıldık.
Bir hafta sonra tekrar uğradım, yetişkin kitapları nispeten düzenlenmiş ama aradıklarınızı bulma şansınız pek yok, mevcut olanlardan seçebilirsiniz sadece. Fiyatlar etiket fiyatıydı, vazgeçmek üzereydim ki üç tane alırsanız birisi bedava dediler. Ben ve maymun iştahım üç tane kitabı zar zor seçebildik ;) İnternetten yarı fiyatına alabileceğimiz kitaplar çantamızda evimize döndük, olsun kitap aldık ya :)
Hep eleştiri gibi oldu ama ilk yılın acemiliği çok barizdi, ilerleyen yıllarda daha iyi işlere imza atılması dileğim. İmza günlerini ve söyleşiler de vardı ama yazarlar pek bana hitap etmiyordu, belki Canan Karatay'dan bi fırça yemeye giderim ;)
Etiketler:
Beyşehir,
Göl Kitap Fuarı,
Kitap Alışverişi,
Kitap.
26 Mayıs 2015 Salı
Paranoya
Tami Hoag not aldığım öneriler nedeniyle okunacaklar listeme, Paranoya da kargo ödediği için alışveriş listeme girdi.
Kitap mevzu olarak olmasa da Psikopat'ın devamı niteliğindeymiş, bilmeden okudum gitti.
Eskisi yenisiyle bolca polis içeren bir hikaye; öleni, popüler olanı, sinirlisi, sigara bırakmaya çalışanı, kahveyle yaşayanıyla ... Esas adamlarımız Liska ve Kovac, bolca polisiye gerilim okuyanlar için karakterler 'evimizden biri' niteliğinde.
Hikaye intihar eden polisler üzerinden ilerliyor, biraz ağır işliyor ama yine de sıkıcı olduğunu söyleyemem.
Tami Hoag'ı zaman zaman Tess Gerritsen'le birlikte anıldığı, benzetildiği için okumak istiyordum. Şimdilik Tess Abla yanında heyecan dozu düşük ama birkaç kitap daha okuyup karar vermek lazım, Ablamızın da tat vermeyen 'market' kitaplarını unutmamak gerek...
12 Mayıs 2015 Salı
Hıdırellez Pilavı
Çocukken yaşadığımız kasabada Hıdırellez pikniği düzenlenir, kadınlarla çocuklar yiyecekleri ve oyuncaklarıyla kasaba dışındaki ağaçlık alana giderdi. Akşama kadar yenilir, içilir ve bolca oyun oynanırdı. Orada yaşadığımız üç sene boyunca 6 Mayıs hep hafta içine denk geldi, ben somurta somurta okula gider, okul çıkışında da koşarak annemlerin yanına giderdim.
Sonra bilinen senaryo; biz büyüdük ve kirlendi dünya....
Komşum yakındaki bir köyde düzenlenen Hıdırelez pilavından bahseder hep, mesai arkadaşının köyüymüş, bu yıl onun davetiyle katılmaya karar verdik.
Eğlenceler cumartesiden başlamış, kadınlar köy meydanında toplanıp eğlenmiş, oyuncaklar kurulmuş. Büyük kalaslarla hazırlanan gıncırakta da hızını alamayıp yaralananlar olmuş ama Allahtan ciddi birşey yokmuş.
Gıncırak Görsel buradan
Biz pazar günü öğleden sonra katıldık, yemek zamanıydı, kocaman kazanlar kurulmuştu. Her sene köylülerin katkısıyla yemek malzemeleri alınıyor, tecrübeli anneler de pişiriyormuş. Herkes kendi malzemeleriyle meydana gelip sofrasını hazırlıyor, kazan başında da sıraya girerek pilavını alıyor ve afiyetle yeniyor.
Biz sadece yemek kısmına katılabildik ama tüm sürecin çok eğlenceli olduğu aşikar. Bu vesileyle uzakta yaşayanlar da köyüne geliyor ve bir bayram havasında geçiyor Hıdırellez.
Bu tür geleneklerin unutulmaması dileğim...
8 Mayıs 2015 Cuma
Eylül'den...
Yoldayız, Antalya'ya gidiyoruz. Duru'yu uyutmuş ön koltuktan kendime kitap alabilmek için debeleniyorum, Eylül de beni inceliyor, birden
"Anne sen zayıflamışsın" dedi.
Amanın ne yapacağımı, nasıl sevineceğimi şaşırdım. Otur uzun uzun sevin di mi. Ama olmaz olası detay merakı, fazladan cümle duyma hevesiyle sordum
"Nasıl anladın anneciğim?"
"Yani hamileyken olduğun gibi değilsin"
Doğuralı 11 ay oldu be evladım, el insaf...Bense diyetle verdiğim üç beş kiloya atıf bekliyordum, aldım cevabımı oturdum :)
O günden beri Eylül ara ara bana "Anne zayıflamışsın" diyor, artık hiiç detaya girmeden seviniyorum :)
Evladım babasının 35 yıllık ömründe çözemediği denklemi çözdü, kadınları en mutlu eden cevabı keşfetti farkında değil ;)
5 Mayıs 2015 Salı
Antalya Nisan 2015
Eylül'ün doğumgünü 28 Nisan bizim için kutlama ve Antalya demek. Geçen sene dışında bu ritüeli devam ettiriyor, baharı Antalya'da karşılıyoruz. Bu seneki bahar gezisine dair bol fotoğraflı yazı geliyor...
Yollar bizi beklese de iki çocukla molalar kaçınılmaz, Ömer Duruk'ta çay ve salıncak arası :)
Duru'nun salıncaktan inmek istememesi de bir ilk olarak burada dursun...
Yeni pozu ile Eylül, kameraya bak deyince belini bükmese bir de...
Antalya'da ilk durağımız değişmez; Karaalioğlu Parkı. Bunda manzaranın güzelliği yanında evin babasının çocukluğunda en sevdiği mekanın burası olması da etkilidir ;)
Işıklar Caddesindeki kurbağalar da aileden birisi artık, hal hatır sormadan geçmiyoruz.
Boyalı merdiven boş geçilmez tabi...
Bu da benim pek beğendiğim 'biberon fırçası' ağacı :) Biz buralarda boşu boşuna para verip alıyormuşuz ;)
Ve devamında renkli köşeleriyle Kaleiçi, poz vermekten sıkılan bebelerle yola devam...
Vee büyük gün gelmiş, kutlamalar başlasın...Ufak tefek süslemelerle Eylül sevindirmece, Duru'nun şaşkınlığını izlemece :)
Duru artık 'biz nereye, bebek oraya' kıvamına gelmiş, gezinin demirbaşı oldu bile :)
Sıradaki durak Antalya Aquarium, bol çocuk cıvıltısı eşliğinde...
Bu bebe bizden değil, ablasının ışığına kapıldı sadece :)
Vee artık masada ben de varım diyen Duru.
Hazır doğa suya doymuşken gidilebilecek en uygun yerlerden birisi şelale, Düden Şelalesi
Kayınpederimin söylediğine göre son otuz yılın en yüksek debilerinden birisi varmış bu yıl...
Dedenin bahçesi de vazgeçilmez duraklardan, 1 mayısta azıcık 'emek ' harcayalım istedik, dut topladık (ben sadede yedim:) ), yağmura yakalanınca yanımızda da kahve malzemesi olunca keyif form değiştirdi :)
İki çocuğun nimetlerinden ...
Konyaaltı'nda taşları da uzun uzun incelediğimize göre artık eve dönme zamanı...
Eve gelince bebek-oyuncak kavuşması yaşandı :)
Okulda yapılan kutlamayla da doğum günü şenlikleri bitti. Devamı Haziranda ;)
Yollar bizi beklese de iki çocukla molalar kaçınılmaz, Ömer Duruk'ta çay ve salıncak arası :)
Duru'nun salıncaktan inmek istememesi de bir ilk olarak burada dursun...
Yeni pozu ile Eylül, kameraya bak deyince belini bükmese bir de...
Antalya'da ilk durağımız değişmez; Karaalioğlu Parkı. Bunda manzaranın güzelliği yanında evin babasının çocukluğunda en sevdiği mekanın burası olması da etkilidir ;)
Işıklar Caddesindeki kurbağalar da aileden birisi artık, hal hatır sormadan geçmiyoruz.
Boyalı merdiven boş geçilmez tabi...
Bu da benim pek beğendiğim 'biberon fırçası' ağacı :) Biz buralarda boşu boşuna para verip alıyormuşuz ;)
Ve devamında renkli köşeleriyle Kaleiçi, poz vermekten sıkılan bebelerle yola devam...
Kesik Minare
Duru artık 'biz nereye, bebek oraya' kıvamına gelmiş, gezinin demirbaşı oldu bile :)
Sıradaki durak Antalya Aquarium, bol çocuk cıvıltısı eşliğinde...
Bu bebe bizden değil, ablasının ışığına kapıldı sadece :)
Vee artık masada ben de varım diyen Duru.
Hazır doğa suya doymuşken gidilebilecek en uygun yerlerden birisi şelale, Düden Şelalesi
Kayınpederimin söylediğine göre son otuz yılın en yüksek debilerinden birisi varmış bu yıl...
Vee kardeş kavgasının startını veren oyuncak; uçan balon :) İkincisi alınarak uzlaşmaya kestirmeden gidildi (Eylül bize çaktırmadan dedesine ikinci balonu sipariş etmiş)
İki çocuğun nimetlerinden ...
Konyaaltı'nda taşları da uzun uzun incelediğimize göre artık eve dönme zamanı...
Bu da 'yolda çok sakindir benim bebelerim' fotoğrafı ama sadece instagram pozu olacak kadar sürebildi. Antalya-Manavgat arası 'işgüzarca' tek şeride düşürülünce ve 1 saatlik yol 3 saat sürünce arka koltukta ufak çaplı krizler yaşandı. Sahil şeridinden ayrılıp 'yakıt' depolandıktan sonra bebeler uykuya, anne kitap ve manzaraya dalabildi :)
Okulda yapılan kutlamayla da doğum günü şenlikleri bitti. Devamı Haziranda ;)
Etiketler:
Antalya,
Antalya Aquarium,
Bahar,
Bahçe,
Doğum Günü,
Düden Şelalesi,
Eylül,
Karaalioğlu Parkı,
Yollar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


























































