13 Nisan 2012 Cuma
Kırık Kalpler Oteli
Uzun zaman önce marketteki (muhtemelen Metrodaki) indirimli kitap sepetinden almıştım bu kitabı. İsminden yola çıkarak en kötü ihtimalle acemi bir aşk romanıdır demiştim. Beklentim yüksek olmadığı için okumak için elimdeki kitapların azalmasını bekledim.
Ve sıra geldi Kırık Kalpler Oteline...
Yazarı Jamie Ford, Çin'den San Francisco'ya göç eden ve "Ford" soyadını alan bir madencinin torunu. Seattle'daki Çin Mahallesi'nin yakınındaki bir semtte yetişmiş. Yazarın geçmişi düşünüldüğünde, bence bu kitaba bir "vefa borcu " demek doğru olur.
1980'ler ile 1940'lar Amerikası arasında gidip gelen bir hikaye. 1942; Amerika-Çin-Japonya arasındaki savaşlar, aynı mahalleyi paylaşan Amerikalılar-Çinliler-Japonlar...
Savaş dönemleri en etkili şekilde bir çocuğun dilinden anlatılabilir. Özellikle de anlatan; en iyi arkadaşı bir Japon olan Çinli bir çocuksa..
Konusu benim için son derece etkileyici, anlatımı berrak, finali buruk da olsa gülümseten bir kitap Kırık Kalpler Oteli.
Denk gelirseniz mutlaka okuyun...
10 Nisan 2012 Salı
9 Nisan 2012 Pazartesi
Haftasonu
En hızlısı ve yorucusundan bir haftasonuydu..
Hafta içi yürüyüş yorgunluğu ile yapabildiğim tek iş bulaşıkları makineye doldurmak olduğu için beş gün sonunda ev müthiş dağılmıştı. Mecburi temizliği iki güne yayıp toparlamaya çalıştık.
Cumartesi hafif bir esinti var, uçurtma uçurabiliriz dedik ama göl kenarında değil uçurtma biz bile uçacaktık. Yüzümüzü göle döndüğümüz zaman şu sakız reklamındaki kadın gibi oluyorduk :)
Ama yılmadık, uçurduk uçurtmamızı. Rüzgar nedeniyle boş kalan parkta da Eylül oynadı bolca. Her ne kadar yanımızda götürdüğümüz hiç birşeyi yiyemesek de, halimizden memnunduk..
Hafta içi yürüyüş yorgunluğu ile yapabildiğim tek iş bulaşıkları makineye doldurmak olduğu için beş gün sonunda ev müthiş dağılmıştı. Mecburi temizliği iki güne yayıp toparlamaya çalıştık.
Cumartesi hafif bir esinti var, uçurtma uçurabiliriz dedik ama göl kenarında değil uçurtma biz bile uçacaktık. Yüzümüzü göle döndüğümüz zaman şu sakız reklamındaki kadın gibi oluyorduk :)
Ama yılmadık, uçurduk uçurtmamızı. Rüzgar nedeniyle boş kalan parkta da Eylül oynadı bolca. Her ne kadar yanımızda götürdüğümüz hiç birşeyi yiyemesek de, halimizden memnunduk..
Ve bahçemizden..
6 Nisan 2012 Cuma
Vanilya Club Nisan Kutusu
Dün gelen Vanilya Club kutum..Aslında çok tatmin edici bulmadığım kutuları paylaşmak içimden gelmiyor. Bu ay içerikten ziyade fiyat tablosu göz doldurucuydu.
Yani gelen Chantecaille Lip Sheer'in tam boy olduğunu görüp fiyatını da okuyunca, bu ay ki kutuyu beğenmeyenler için "nankör" denilebileceği anlaşılıyor.
Pekii ben beğendim mi? Nankörlüğü kabul ederek kutunun bana biraz fakir geldiğini söyleyebilirim.
Ruj çok şık, şimdiye kadar kullandığım en pahalı ruj falan ama rengi kötü yahu. Gençseniz ve de gotik değilseniz size de uygun değildir eminim:) Kutunun en favori ürününü beğenmeyince kalanlar pek birşey ifade etmiyor haliyle...
Akşam tüm kutu içeriğini denedim.
Chantecaille köpük temizleyici ve kremi; yüzümü hafif bir karıncalanma hissiyle birlikte güzel temizledi ve nemlendirdi. Bitirinceye kadar devam edip genel bir kanıya varabilirim umarım..
Roberto Cavalli tanıdık bir koku, kalıcılığı iyi gibi geldi..
Ve Alessandro El Peelingi; uyguladıktan sonra parmaklarım ve tırnaklarımda pek bir değişiklik olmamakla birlikte ellerim çok güzel yumuşadı. Kutu ürünlerinden en çok bunu sevdim:)
Kutudan çıkan broşürde Pandakutu'dan bahsediyor. Okul öncesi çocuklar için uygun materyallerle hazırlanacakmış kutular. Kutu işinin çocuk versiyonu da yaygınlaşacak gibi. Eylül için üye olduğumuz, yaşına(ayına) göre hazırlanan bir kutumuz var (http://www.adimadim.com/adimadim/adimadim-setlerimiz) tabii dergiyle birlikte gelen oyuncakları her zaman ilgi çekici olmayabiliyor (kutudan üst üste pastel boya ya da balon çıkabiliyor). Ama hazırlanan dergiyi beğeniyorum, bazen nasıl anlatacağımı bilmediğim konularda işime yarıyor, akılda kalıcı bir anlatımı var Eylül için.
Pandanın fiyatı biraz yüksek gibi (49TL), bakalım içinden neler çıkacak, üye olanlar memnun kalacak mı?
5 Nisan 2012 Perşembe
Öç Yuvası
Ne öcmüş ne yuvaymış kardeşim, bunalttı beni!!
Dört gündür iyi dayandım bu kitaba, nihayet bitirdim.
V.C. Andrews'in Dollaganger Ailesi (Çatı) Serisini ararken sahafta, bu kitaba denk gelip almıştım. Çatı Serisi de iç karartıcıydı ama bu kitap ayrı bir işkenceymiş. Yazdıklarını düşününce bu kadının garip bir yaşamı olmuş galiba diye düşünmeye başladım.
V.C. Andrews'in resmini görünce de Türk Filmlerinin kötü sarışın karakterleri aklıma geldi .
Kitabı okurken hava da bulutlanıp yağmur da başladı, tam karabasan oldu.
Hiiç tavsiye etmiyorum, bu kitabı okumakla zaman kaybetmeyin . Gördüğünüz yerde de arkanıza bakmadan kaçın...
4 Nisan 2012 Çarşamba
Nisan
Baharın ikinci ayında da olsa uzun zamandır beklediğimiz sıcaklıklara erişebildik. Tabi bu İç Anadolu standartlarında bir bahar, yani öyle çiçek-böceğe karışmadık henüz, sadece termometreler (-)'yi göstermiyor o kadar :)
Nisan ayına hızlı bir giriş yaptık, haftasonu ısınan havanın kısmen de olsa tadını çıkardık ama yeni hafta zor ilerliyor..İleri saat uygulamasına nispeten alışan bünyem konu işe gelmek olunca yine de nazlanıyor. İşyerinde de evrak işleri ile oyalanıyor, dışarı görevinden kaçınıyor, okuduğum kitabı masamda- çantamda süründürüyorum.
Nisana hareket katan tek şey komşum ile başladığımız yürüyüş oldu. Ağaçlık alanlarda köpekle karşılaşma riski, göl kenarında sert rüzgar nedeniyle sabit bir rota çizemesek de azimle yürüyoruz :)Amacımız katılımcı sayısını arttırmak suretiyle köpeklere kafa tutmak..
Haftasonu bağ bahçe gezerken yol kenarında ot toplayan kadınlara imrendim, arabadan bir meyve bıçağı kapıp kendi çapımda yemlik toplamaya çalıştım (yemlik diğer illerde de toplanır mı bilmiyorum ama, Konya'nın vazgeçilmezlerinden. Yanında yufka ile tabii). Netice fiyasko oldu, çünkü nereye bakacağım, nasıl arayacağım hiç bilmiyormuşum meğer. Bir tane bile bulamadım yahu!! 10-15 gün sonra bir bilenle gitmeye karar verdim :)
Nisan ayına hızlı bir giriş yaptık, haftasonu ısınan havanın kısmen de olsa tadını çıkardık ama yeni hafta zor ilerliyor..İleri saat uygulamasına nispeten alışan bünyem konu işe gelmek olunca yine de nazlanıyor. İşyerinde de evrak işleri ile oyalanıyor, dışarı görevinden kaçınıyor, okuduğum kitabı masamda- çantamda süründürüyorum.
Nisana hareket katan tek şey komşum ile başladığımız yürüyüş oldu. Ağaçlık alanlarda köpekle karşılaşma riski, göl kenarında sert rüzgar nedeniyle sabit bir rota çizemesek de azimle yürüyoruz :)Amacımız katılımcı sayısını arttırmak suretiyle köpeklere kafa tutmak..
Haftasonu bağ bahçe gezerken yol kenarında ot toplayan kadınlara imrendim, arabadan bir meyve bıçağı kapıp kendi çapımda yemlik toplamaya çalıştım (yemlik diğer illerde de toplanır mı bilmiyorum ama, Konya'nın vazgeçilmezlerinden. Yanında yufka ile tabii). Netice fiyasko oldu, çünkü nereye bakacağım, nasıl arayacağım hiç bilmiyormuşum meğer. Bir tane bile bulamadım yahu!! 10-15 gün sonra bir bilenle gitmeye karar verdim :)
Uğruna yollar aşındırılan yemlik :))
Aşınan yollar:)
Ağacın etrafında Eylül ile bilimum Türk Filmi pozları verildi..
Göl rüzgarlı havalarda hiç çekici değil, bulanıp çamurlu gibi bir renk alıyor. O yüzden hiç pas vermedik kendisine...
Ve sürünen kitaplarım. Sahaftan aldığım V.C. Andrews kitabı ağır gidiyor, Ateş Yolu'na da başladım ama çok iç açıcı gelmedi, beklemede. (Bu hafta pek kitap okumak gelmiyor içimden, her bir kitap için envai çeşit bahane bulabiliyorum)
31 Mart 2012 Cumartesi
Elmalı Tart
Ee kitap kitap nereye kadar :)Biraz da yediğimi içtiğimi anlatayım. (Gerçi ben tadına baktım sadece, malum Dukan)
Ve bugün evde olmanın neticesi; elmalı tart...
Malzemeler:
Oda sıcaklığında bir margarin (ben yarı yarıya tereyağ kullandım)
2 yumurta
6-7 kaşık pudra şekeri
Kabartma tozu
Vanilya
Un
Harcı için:
4-5 Elma
5-6 kaşık şeker
1 bardak kadar ceviz
Tarçın
(Şeker miktarı opsiyonel, hamur ve harç için daha az kullanılabilir)
Hamur çok sert olmayacak şekilde yoğrulur, yumurtadan biraz büyük bir parça dondurucuda 15 dakika bekletilmek üzere kaldırılır.
Elmalar şekerle suyunu çekinceyekadar pişirilir, soğutulup içine tarçın ve ceviz eklenir. Hamur tepsiye eşit kalınlıkta yayılıp üzerine harç yayılır. Donmuş olan hamur harcın üzerine rendelenir.
200 C fırında üzeri pembeleşinceye kadar pişirilir, ılıkken üzerine pudra şekeri serpilir..
Afiyet olsun...
Ve bugün evde olmanın neticesi; elmalı tart...
Malzemeler:
Oda sıcaklığında bir margarin (ben yarı yarıya tereyağ kullandım)
2 yumurta
6-7 kaşık pudra şekeri
Kabartma tozu
Vanilya
Un
Harcı için:
4-5 Elma
5-6 kaşık şeker
1 bardak kadar ceviz
Tarçın
(Şeker miktarı opsiyonel, hamur ve harç için daha az kullanılabilir)
Hamur çok sert olmayacak şekilde yoğrulur, yumurtadan biraz büyük bir parça dondurucuda 15 dakika bekletilmek üzere kaldırılır.
Elmalar şekerle suyunu çekinceyekadar pişirilir, soğutulup içine tarçın ve ceviz eklenir. Hamur tepsiye eşit kalınlıkta yayılıp üzerine harç yayılır. Donmuş olan hamur harcın üzerine rendelenir.
200 C fırında üzeri pembeleşinceye kadar pişirilir, ılıkken üzerine pudra şekeri serpilir..
Afiyet olsun...
30 Mart 2012 Cuma
Oyun
Kitaplığımda bekleyen Ted Dekker'a sıra geldi..
Aslında Tess Gerritsen'den sonra biraz önyargılı almıştım kitabı elime, vasat bir kitaptır düşüncesiyle. En son okuduğum Dekker kitabı yüzünden böyle düşünüyordum, Kutsal Meclis sonlara doğru çok sıkıcı gelmişti bana.
Ama Oyun okuduğum ilk Dekker kitabı olan ve çember serisine dahil olan Siyah'a çok benziyor. Oldukça enterasan bir konusu, sürükleyici bir hikayesi var.Adından anlaşılacağı üzere bir Oyun var işin içinde. Devamında da......Okuyun görün :)
Çember Serisi demişken, şu Beyaz'ı da alıp okuyayım bir ara da, evde öksüz kalan Yeşil'i de olaya dahil olabilsin :) Seride hem olayların nasıl ilerleyeceğini, hem de nasıl ilk kitaba bağlanacağını merak ediyorum..

Ve bugün Cuma :) Haftanın en umut vaad eden günü...Sıcak bir hafta sonu geçirmek istiyorum..
Aslında Tess Gerritsen'den sonra biraz önyargılı almıştım kitabı elime, vasat bir kitaptır düşüncesiyle. En son okuduğum Dekker kitabı yüzünden böyle düşünüyordum, Kutsal Meclis sonlara doğru çok sıkıcı gelmişti bana.
Ama Oyun okuduğum ilk Dekker kitabı olan ve çember serisine dahil olan Siyah'a çok benziyor. Oldukça enterasan bir konusu, sürükleyici bir hikayesi var.Adından anlaşılacağı üzere bir Oyun var işin içinde. Devamında da......Okuyun görün :)
Çember Serisi demişken, şu Beyaz'ı da alıp okuyayım bir ara da, evde öksüz kalan Yeşil'i de olaya dahil olabilsin :) Seride hem olayların nasıl ilerleyeceğini, hem de nasıl ilk kitaba bağlanacağını merak ediyorum..

Ve bugün Cuma :) Haftanın en umut vaad eden günü...Sıcak bir hafta sonu geçirmek istiyorum..
27 Mart 2012 Salı
Mefisto Kulübü
Rizzoli&Isles'e devam..
Mefisto Kulübü'nde de heyecan dozu yüksek, gizem ve satanizmle ilgili bilinmeyenler var..Ama konu çabucak toparlanıp bitirildi gibi, yani önceki kitaplardaki detaylar, hedef saptırmalar pek yok. Bazı noktalar da zorlama gibi geldi (Maura'nın olaylara dahil oluşu gibi). Ve pat diye bitti sanki..Yanlız içime kurt düştü şimdi, ben e-book olarak okudum ya, lüzumsuzun birisi özetlemiş olmasın kitabı?
Yok yok değildir herhalde...
Kitabın konusu hakkında detaya girmeyeceğim, polisiye severlere gönül rahatlığı ile tavsiye ederim..
(Tess Gerritsen kitaplarına alıştım galiba, konu artık çok çetrefilli gelmiyor. Sırf Tess Abla'nın kıymetini anlayayım diye bir Ted Dekker kitabı okuyacağım :))
Rizzoli ve Maura için kafamda canlandırdığım yüzler vardı, ama diziye göz atınca tepetaklak oldu benim imajlar. Dizidekiler bildiğin çıtır ablalar. Özellikle Maura'yı çok farklı düşünmüştüm, bunlar şirine gibi. Iıı olmamış..
Salı gününün en güzel tarafı Leyla İle Mecnun izlemek. Televizyon yerine internetten izlemeyi tercih ediyorum ben, reklamsız, keyfime göre..Henüz izleyemedim yeni bölümü ama İsmail Abi'nin soyunun taa Mona Lisa'ya kadar uzandığını öğrendim:))Kaçırmayın..
26 Mart 2012 Pazartesi
Haftasonu
Nihayet güneşli günler gördük...
(Nazım şiiri gibi oldu:)
Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz, güneşli günler
......
Koşuşturması bol bir haftasonu oldu; bizim koşturma mecazi anlam taşıyıp, yapılanların yoğunluğunu ifade ederken, Eylül iki gün boyunca resmen koştu.Özellikle köyde, bol güneş ve ilgi çekici bir bahçe sayesinde hiç oturmadı. Uykuyu es geçti, dönüş yolundaysa ise kelimenin tam manasıyla "sızdı" :)
Kuzuları sevip, kendi oyuncakları gibi yumuşak olduğunu; römorkun üzerinde evcilik oynarken de "daha önce böyle bir arabaya binmediğini, çok sevindiğini" söyledi. Benim için kısmen tanıdık olan köy hayatı, eşim ve kızım için turistik gezi kıvamındaydı ...
Vee kuzularımız ...
(Nazım şiiri gibi oldu:)
Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz, güneşli günler
......
Koşuşturması bol bir haftasonu oldu; bizim koşturma mecazi anlam taşıyıp, yapılanların yoğunluğunu ifade ederken, Eylül iki gün boyunca resmen koştu.Özellikle köyde, bol güneş ve ilgi çekici bir bahçe sayesinde hiç oturmadı. Uykuyu es geçti, dönüş yolundaysa ise kelimenin tam manasıyla "sızdı" :)
Kuzuları sevip, kendi oyuncakları gibi yumuşak olduğunu; römorkun üzerinde evcilik oynarken de "daha önce böyle bir arabaya binmediğini, çok sevindiğini" söyledi. Benim için kısmen tanıdık olan köy hayatı, eşim ve kızım için turistik gezi kıvamındaydı ...
Vee kuzularımız ...
Bu kuzu her uzatılan parmağı emiyordu :)
Bu da benim kuzum :))
Haftasonu kilo verdiğimin fark edilmesi nedeniyle motive oldum, annemin yaptığı balkabağı yüzünden de sanırım yarım kilo kadar aldım :)) Neyse olacak o kadar artık..Dukan'a devam...
Mefisto Kulübü okuyorum hala, ama e-book olarak okuduğum için kitabın ne kadarını okuduğumu pek anlamıyorum. Pat diye bitecek korkarım :))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











