Sayfalar

7 Haziran 2012 Perşembe

Vanilya Club Haziran Kutusu

Evde döndüğümüzde her birimiz için birer kargo vardı, gerçi doğum günü çocuğu bendim ama, paylaştık  artık :)
Benim payıma düşen Vanilya Club kutusuydu..

Artık kutu işinden de hevesimi aldım galiba, zaten artık tekrarları oynamaya başladık. Aynı ürünün simlisi-simsizi, ozonlu krem/şampuan/losyon, plasentalı bilimum ürün derken, ilk aylardaki cazibesini kaybetti.
Bu ayın Vanilya Club kutusunda da ;
-Nuxe Kuru Yağ (su defa simlisi)
-China Glaze Oje (bu marka gönderimleri hep iddialı renklerde, seyretmesi güzel ama benlik değil)
-Loccitane Sabun (Buna itirazım yok, seviyorum Loccitane ürünlerini ve de her türlü sabunu :)
-YoungBlood Toz Mineral  Fondöten (fondöten kullanmadığım için cazip gelmeyen ürünlerden)
-Liquid Gold Yüz Temizleme Jeli (markalar değişse de bu minik paketler birikti evde)
-The Lift bir uygulamalık paket (bu da öncesinde LilaKutu'da çıkanlardan)
-Bvlgari testerları (erkekler için olanı güzel kokuyor:), Eylül'ü oyalamalık parfüm stokladım epeyce..)







Demem odur ki, bir süre kutu işine ara vereceğim. Yaz geçsin bakalım, çeşitlilik değişirse (ki benimle ayı görüşü paylaşanların arttığını düşünüyorum, o yüzden ufak değişiklikler yapabilirler), 2-3 ay sonra güncelleyebilirim üyeliğimi..



6 Haziran 2012 Çarşamba

Gizli Ajans

Alper Canıgüz'ün okuduğum üçüncü kitabı (başka da kitabı yok zaten:) kıyaslama yapınca hepsi birbirinden eğlenceli ama favorim Gizli Ajans olur galiba..




Canıgüz; kahkahalarla ağlatan ve hıçkırıklarla güldüren kitapların yazarı olarak anılmak istiyor ya hakikaten amacına ulaşacak gibi..
Kendime ayırdığım bu günü absürt komedi ile şenlendirdim; Leyla İle Mecnun'un sezon finalini izleyip, Gizli Ajans okudum. Sonuçta mütemadiyen gülümsedim :)  
Ajansı yöneten kedisi, buz gibi ofisi, Çeşmesi, Kaan Sezyum'u, Dünya Savunma Örgütü, Süpermen'i, Prens Charles'ı ile dopdolu ve çok eğlenceli bir kitap..
Henüz okumayanlara kesinlikle öneririm, okuyun, okutun anlatın..:)

Bir kaç alıntıyla heveslendireyim ;

"Ajans sahibi bir kedi, hayvanlarla telepatik ilişki kuran, durmadan ağlayan yöneticiler, ortalıkta CIA ajanı gibi dolaşan müşteri temsilcileri...Ben de ne eksik  diye düşünüyorum; tabii ki psişik bir sismograf.."

"Tamay Bey, eline teslim ettiğim evraktaki yazıları otomatik bir şaryo gibi soldan sağa tarıyor, işaret ve baş parmakları ile kağıtları iki yandan soymak istercesine hızlı hızlı ovuşturuyordu. Burun deliğinin ucunda, şakacı bir deniz kızı misali bir görünüp bir kaybolan kıla eşlik eden hırıltı ise, bu kutsal tetkik ayininin aşk müziğiydi. Böyle bir adama kül yutturamazdınız. Böyle bir adamı ikna edemezdiniz. O, biz sıradan fanilerin asla akıl sır erdiremeyeceği; tamim, tüzük ve tebligatlardan muhteva bambaşka bir alemin bileği bükülmez şövalyesi, hak dağıtıcısı ve yol göstericisiydi. O, Kafka'nın kabus şatosunun insan kılığındaki tezahürüydü."

"Sabahın köründe bayat ekmek ve soğuk köfteleri sindirmeye çalışırken, Fezai Aydıntürk'ün günümüz teknolojisi için devasa denilebilecek boyutlardaki cep telefonunu kurcaladığını fark ettim. 'Hayrola? Kaptan Kirk'e mesaj mı atıyorsunuz?' 'Navigasyon yapıyorum' dedi, Fezai Bey büyük bir ciddiyetle ve nedense benim gülesim geldi.Demek orada dizlerinin üzerine çökmüş, ilk başta zannedilebileceği gibi kakasını değil navigasyonunu yapıyordu."

Alper Canıgüz kitapları tez edinile, okunula.......

Kurtlar İmparatorluğu

"Paris'te sokak sokak, cadde cadde yaşanan bir kedi-fare oyunu...İstanbul'a kadar süren ve Nemrut Dağı'nda sona eren bir kaçma-kovalamaca..Grange'e yaraşır bir kitap." Le Monde 



Kitabın arkasında yazan yorumlar genelde abartıdan ibaret olur ama bu Kurtlar İmparatorluğu için geçerli değil..Hayal kırıklığı yaratmayan, aksiyon dozuyla okuru memnun eden, Türkler etrafında geçen ve zaman zaman "biz neymişiz de haberimiz yokmuş" dedirten, İstanbul'a uzanmayı unutmayan ve finalinde tüm haşmetiyle  Nemrut Dağı olan sürükleyici bir kitap..
Haa son dönem kitapların olmazsa olmazı "hançer zarf açacağı" da var kitapta, merak etmeyin :))
Konu eskinin vatansever ülkücüsü olup, sonrasında mafyaya dönüşen bozkurtların üzerinden ilerliyor. İşin siyasi geçmişi bir kaç defa tekrarlanıyor. Olaylar "bizden" olduğu için sıkılmadan okunuyor ama başka dillerde okunduğunu düşünürsek bu siyasi hikaye boyutu sıkıcı ve hatta telaffuzu zor olabilir.
Telaffuz demişken zaten kitaptaki polisler de türkçe kelimeler geçince, heceletip, ah bu zor kelimeler diye sıkıntılarını bildiriyorlar..Sanki biz okuduğumuz fransızca kelimelere bayılıyoruz!!Grange; hikayenin geçtiği yere gidersek bir gün, her şeyi elimizle koymuş gibi bulabilelim diye tasvirler yaparken, harfin altında üstünde her bir yerinde nokta-şapka varken biz şikayet etmiyoruz di mi? Göz gezdirip sonraki kelimeye geçiyoruz:)
Türk kadınları hep balık etli olur gibi de bir intiba oluşturuyor okurda. Muhtemelen Türk kadınlarını görmeyen okurun gözünde topacık, elma yanaklı, bol yuvarlak hatlı, tek gayesi üç çocuk doğurabilmek olan, kış gelse de kömür yardımı sırasına girsek diyen (tamam bu kısmı ben eklemiş olabilirim)  hatunlar canlanacak :) 

Kurtlar İmparatorluğu yine filmlenen kitaplardan. Az biraz modifikasyonla  Nemrut sahneleri Kapadokya'da çekilmiş :) Henüz izlememekle birlikte içide Jean Reno'nun olduğu tüm filmler benim için güzel filmlerdir :) Sinema konusundaki hassas seçiciliğimi ve engin bilgi birikimimi de göz önüne serdim ya artık fotoğraflara geçebilirim ;)





Grange sever olup da henüz okumayanınız varsa hiç durmayın derim...
Zaten Grange'i sevmem diyorsanız, kitabı okuyun ki yazarı sevmemek için elinizde geçerli nedenleriniz olsun..
Hiç Grange okumadınız mı? Duymamış olayım ;)



Not: Bugün doğum günüm ...İyi ki doğdum :))Kendime hediye ettiğim kitapta sıra; Gizli Ajans ...

5 Haziran 2012 Salı

Piknik..

Haftasonu havanın ısınması ile kendimizi dağa taşa vurduk, pikniğin çekirdeğini çıkardık :)
Abimlerle birlikte Cumartesi sakin bir pikniğin ardından, Pazar da civardaki mağaraları keşfe çıktık..
Bol bol fotoğraf çektik tabii..









Jacob'ın kulübesini de bulduk :)


























Kitap Siparişim

Ve okuoku'dan sipariş ettiğim kitaplarım geldi...
Ama iki kitap eksik maalesef, tükendiği için listemden çıkarmışlar. Neyse bunları bitireyim de, diğerleri bir sonraki siparişe artık..
Bir de hediye kitap göndermişler. Aslında düşünceli bir seçim olmuş, aldığım kitap Beyaz'ın devamı olan Yeşil'i göndermişler ama ben önceden almıştım onu..Artık hediye ederim ben de Yeşil'i..

Ve Eylül'ün düzenlemesi ile fotoğraflar;





-Parfümün Dansı
-Gizli Ajans
-Bizim Büyük Çaresizliğimiz
-Kabuk Adam
-Acı Çikolata
-Travma
-Lütfen Anneme İyi Bak (Gizem'in tavsiyesi ile)
-Beyaz (Büyük Takip/Çember 3.Kitap)
-Karahindiba

Bu da bizim karahindiba :)

Bol kitaplı günler herkese...
Kitaplı kozmetikli bir çekiliş daha.
Kitapbahçesi daha ilk çekilişini tamamlamadan ikincisini düzenliyor..Ne diyelim böyle blogger dostlar başına:)
Katılmak için tıklayın...



31 Mayıs 2012 Perşembe

Mükellef Bir Öğle Yemeği

Sabah bir gözüm açık diğeri kapalı, bir şeyler atıştırıyorum adı kahvaltı oluyor. Sonra diğer gözümü de uyandırıyorum ki ikisi bir olsunlar öğle yemeği için bir şeyler bulsunlar buzdolabından..Ertesi gün ne pişireceğimi geçtim bakıcı teyzemize "şunu pişirirsin" diyebilecek kadar bile fikrim yokken, beş dakika içinde bir de öğle yemeği bulacağım kendime..
Baktım tezgahın üstünde Eylül'ün bir hevesle aldırdığı ama pek yüz vermediği cocopops kutusu var. Buzdolabı poşetine aktarılıp bir kısmı yanında da sütle oldu bana öğle yemeği..
Kase taşımaya üşenip az biraz çukur bir plastik kapla leylek misali yedim yemeğimi(!)..

Bu benim tabağım değil tabii, internetten özenle kopyalandı..

Netice?
Karnımda hissettiğim şişkinliğin adı tokluksa işlem tamam. Ama yirmi dakika geçmiş olsa da henüz beynim bu tokluktan haberdar değil...
Şu Jetgillerin yemek kapsüllerinden hala yapamadınız ya, ey bilim insanları...Zam pazarlığında 3,5'tan 4 alasınız inşallah!!

Karanlıktaki Adam

Paul Auster ile  tanışmam...




Kitaplığımda okunmayı bekleyenler arasındaydı Karanlıktaki Adam. Baktım Auster medyada da güncellik kazandı,  büyük(!)lerimizce kabul görmeyen yazarlar arasına girdi, cahil ilan edildi; 70'lerden kalma kocaman gözlü fotoğrafıyla itici görünen adam bir anda şirinleşiverdi gözümde, kendisini okunacaklar listesinin başına çektim. Gerçi orada da beklettim biraz ama neticede tanıştım kendisiyle, memnun da oldum:)



Karanlıktaki Adam, 72 yaşında eski bir kitap eleştirmeninin hayatla hesaplaşması ve de bazı gerçeklerle yüzleşmemek için kendince hikayeler yazması üzerine kurulu..
İç içe geçmiş hayatlar, hikayeler anlatılıyor. Açıkçası ben en çok ilk kısımda anlatılan hikayeyi sevdim. Kurgusu ilgi çekiciydi, belki daha uzun tutulabilirdi..
Okuduğum kitabı bir başkasına benzetme huyun burada da nüksetti tabii :) Bahsettiğim hikayeyi de Çember Serisi'ne çok benzettim. Yani Auster'in kitabında kısaca değindiği bu konuya benzer bir kurguyu, Ted Dekker bol keseden harcamayıp dört kitaplık bir seri yazmış ;)
Amerikan politikasına yaptığı göndermelerle Karanlıktaki Adam; çabucak biten, Paul Auster ile tanışmak için de ideal bir kitap.. Okunacak epeyce kitabı var Auster'in. New York Üçlemesi, kitap gurubunun gündemine gelmişti o yüzden aklımda, diğer kitaplar konusunda önerileri bekliyorum..

Bu arada ikidir okuduğum e-kitaplar sekteye uğruyor. Birisi meğer indirdiğimizde eksikmiş yarısını okuyabildim, diğeri de Android güncellemesinin gazabına uğradı (birini eşek tepti, biri su çiçeğinden getti.. gibi oldu:)). Ben de yeminimi bozdum kitap siparişi verdim. Zaten dikiş makinem bozuldu canım sıkkındı, iyi geldi valla kitap işi:) Bekliyorum dört gözle gelişini...

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Bahar..

Nihayet bahar geldi diyeceğim ama ne fayda, 3 gün sonra bahar bitiyor yahu!! Havalar bu tempoyla giderse bu sene tatile falan da gidilmez galiba...Her sene kendimizi avuturduk tatil zamanı gelinceye kadar, bu sene Eylül de dahil oldu tatil yolu gözleyenlere. Çocuğum nerede su görse paçaları kıvırmaya başlıyor. Deniz yerine göle girmeye de razı...



Hafta sonuna, hava iyi olursa araya bir piknik sıkıştırırız umuduyla girdik. Cumartesi yağış görünmüyordu ama hava serindi, piknik de balkonda kahvaltı da yattı. Pazar yağmur ha yağdı ha yağacak diye beklerken heba ettik koca günü. Halbuki yağmur yağmadığı gibi hava da oldukça sıcaktı. Tedbirli olmanın suyunu çıkarıp balkona çamaşır bile asmadım. 
Bir iki saatliğine Eylül'ü dolaştırıp, göl kenarında yayılan insanları görüp, gitmediğimiz piknik için hayıflanarak döndük eve..







Bahçemiz henüz canlanamadı. Ama dengesiz hava şartlarına rağmen fasülyelerim çıkabildi :) Bu arada hafta sonu patates ektik. Hem yerden tasarruf, hem de yumruları aramak zorunda kalmayalım diye torbalara ektik. Annem bu yöntemi dener arada sırada ve sonuçtan memnun, buradaki komşular ise deneyip hiç patates alamadıklarını söylüyor, bakalım bizimkilerin akıbeti nolacak..


27 Mayıs 2012 Pazar

Dikiş

Son derece acemice bir dikiş..Öncelikle onu belirteyim ki beklentiniz yüksek olmasın :)

Daha önce hiç dikiş makinesi deneyimim olmadı. Yavaş yavaş bir şeyler yapabilmeyi ve öğrenmeyi umuyorum. Bu arada dikiş bilenlerden de (annem, komşum..) yardım alacağım tabii..
Severek kullandığım bir peçeteliğim var..Önlük, tutacak ile takım, Koçtaştan almıştım yanılmıyorsam. Bu evin mutfağına pek uymasa da masanın üzerini toparladığı için çok işime yarıyordu. Tek sıkıntı kirlendiği zaman yıkayamamam. Çünkü içinde karton var.
Ben de ilk deneyim olarak diktiğim masa örtümle takım bir peçetelik dikmeye karar verdim. Açıkçası hem model hemde kullandığım kumaş beni zorladı. Kumaşın kenarından sürekli ipler çıktı, peçeteliğin içine koyduğum kartonları tam olarak sıkıştırmadım dikerken..
Ama kel kör de olsa bir şeyler ortaya çıkardım :)
En azından deneyim oldu, rengi uygun farklı bir kumaşla tekrarlayacağım en kısa zamanda..

Bu kirli peçeteliğim :)

Açılmış hali..

 Bu da benim diktiğim..

Masada yerini almış hali :) Bir sonraki dememde karton yarine plastik kullanacağım içinde..

Bu da Eylül'ün eteği..Beline ince lastik geçtim önce ama sıkılığını ayarlayamadım. Onu da sormalı, tecrübe etmeli..Ben de bebe lastiği kullandım belinde..

Acemi flz yeni denemelerle gelecek:)