Sayfalar

12 Kasım 2012 Pazartesi

Kasım..

İyiden iyiye kış geldi..
Artık haftasonları eve mahkumuz. Lülü'yü oyalayacak oyunlar, kendimi oyalayacak örgü-dikiş vs ayarlamalı...
Yağmurlar başlamadan son kez yapabildiğimiz geziden resimler;

 Bu kez farklı bir balık lokantası bulabilmek için düştük yollara.

 Bol ördekli-kazlı bir yer bulduk. Kendi açlığımızı unutup önce bu yavruları besledik.


 Şirin olmaya şirinler ama bir an olsun susmuyorlar!!

 Gün batmak üzere, sonbaharla birlikte artık resimler de canlılığını yitirdi.

 Eylül'ü korkudan yarım metre sıçratan yavru köpek :) Ağzında bir balık kafası, sakız gibi çiğneyip durdu onu..

 Senkronize yüzen ördekler ;)


Kedisi de boldu mekanın, üstelik çok da iyi dost olmuşlardı köpekle..

 Uyur yazar kızım benim :)

 Görebildiğim son güneşli günlerden...

 Eski işyerimde son kahvem...

Ve yeni işyerime ilk ziyaret :)

Zor gibi görünse de güneşli günler diliyorum...

10 Kasım 2012 Cumartesi

Anıyoruz...

Bağımsız bir ülke olabildiysek bunu Mustafa Kemal'e borçluyuz.
Saygıyla anıyorum...



7 Kasım 2012 Çarşamba

Yenilik...

1,5 senelik gecikme sonunda oturduğum ilçeye tayin olabildim. Tayin isteyip de Konya'ya geldiğimiz zamanı hatırlıyorum da farklı bir ilçeye gidecek olmak çok canımızı sıkmıştı. Zor da olsa gidip geldim, zaman zaman vesile olanlara lanet ettim, zaman zaman o kadar da kötü değil canım deyip kendimi avuttum.
Kısmet bugüneymiş ve sabah ilişiğimi kesip yeni işime başladım. Allah pişman ettirmez inşallah.
Ve 9 yıllık iş hayatımda ilk defa öğle arasında evime gidebilmenin keyfini yaşayacağım :)
Ve tekrar eşimle aynı çatı altında çalışacağım.
Darısı benzer durumdakilerin başına...
 
 

31 Ekim 2012 Çarşamba

Bayram...

Bu bayram istikamet Konya'ydı.

 Haftayı yağmurlu geçirip, yolda da bulutları görünce Bayramı ıslak geçireceğiz galiba dedim.

Ama Konya arefe günü de dahil hep güneşliydi..
 
Kurban işleri kazasız belasız halledildi, akşam çocuklar da dahil herkes sızdı.
İkinci gün öğlen evden çıkıp bir ilçe, bir kasaba ve de bir köy gezip gece annemlere zar zor dönebildik...Hızlı ve bir o kadar da yorucu bir gündü..

 Molada çocuklar; benim yavru kek yiyor, ileride 1. yeğenim diğer çocukları inceliyor, 2. yeğenim de her zamanki gibi koşuyor...


 Babamların köyü..Bizimkiler mezarlık ziyaretinde bana da yavruları oyalamak düştü..


Kalan iki gün alışveriş ve gezmeyle geçti. Alışveriş merkezi önüne sıkıştırılmış lunaparkta da çocukların gönlü hoş edildi...



 Pazar gününden bu yana Eylül durmaksızın boyama yapıyor, en çok kalemlerini özlemiş galiba :)
Dün de tüm akşam doktorculuk oynadık, oyuncağını muayene edip reçete yazdı. Reçeteye ne yazdın dedim "geçmiş olsun" yazmış :)


Şaka maka sonbaharın da 2/3 'sini bitirdik...Bizim kış geldi sayılır, kaloriferler ara vermeden yanmaya başladı, şallar, polar battaniyeler baş köşeye yerleşti...
 
Bayramın en ötü sürprizi biz yokken sigortanın atması, dondurucudaki tüm malzemelerimin ziyan olmasıydı...Eve girince oturma odasına bile girmeden kolları sıvadık temizlik yaptık, üç çöp torbası malzeme attık. Kurban etini nereye sığdıracağım düşüncesi de buhar oldu uçtu ...
 
Ve gözüm yolda, bayram öncesi yazılan tayin yazımı bekliyorum...

29 Ekim 2012 Pazartesi

22 Ekim 2012 Pazartesi

Watership Tepesi

Bu aralar maymun iştahımla aldığım her kitaba ucundan kıyısından okumaya kalkınca, daha önce başlamış olduğum Watership Tepesi'ni epey süründürdüm.
Kitap Kulübü'nün  etkinliğinde Kerim'İn hediyesi bu kitap :)



Ve bir çok kişinin hatırlayacağı üzere Sawyer'ın adada okuduğu kitap :)



Kitap mistik güçleri sayesinde başlarına gelecek kötü durumu tahmin edebilen Fiver, en yakın arkadaşı Hazel ve onlara güvenen bir kaç tavşanın kolonilerini terk etmesiyle başlıyor ve inanın kolay kolay bitmiyor :)
Yazar tavşanlara has dünyayı birebir tasvir etmiş, yani öyle çizgi filmlerdeki gibi birisi diğerine gelip "tamam dostum, iyi iş çıkardın" vs demiyor; tavşanlara özgü hareketle burnunu diğerinin burnuna dokunduruyor, kokluyor, dürtüyor vs. Geçtileri yerler en ince ayrıntısına kadar (çiçek açan her bir ot öbeğinden, çiçeğin üzerine konan kelebeğe kadar) oldukça detaylı tasvir ediliyor. Grange okurken kızardım; sokakları-caddeleri o kadar detaylı anlatmaya ne gerek var diye, artık hiiç şikayet etmeyeceğim :)
Farklı hayvanlar birbirleriyle kolayca anlaşamıyor, birbirinin dilinden anlamıyor.(Bu özellik kitabın gerçekçiliğini arttırmıştı bence).
Tüm bunları yazabilmek için yazarın çok kapsamlı bir araştırma yaptığı aşikar. Olayları tavşanların gözünden anlatabilmesi tüm bu övgülerin nedeni olsa gerek...
Yalnız bu kadar detay zaman zaman sıkıcı oluyor, özellikle tavşanlara özgü terimler kullanılması beni okurken zora soktu. İlk kısımlar hem kitaba alışma hem de olayların aksiyon dozunun nispeten düşük olması nedeniyle zor okunuyor.
 Efrafa ile karşılaştıktan sonra ise kitabı elimden bırakamadım. Distopik bir koloni oluşturulmuş ve olaylar çok ince kurgulanmıştı. Kitabın karanlık tarafına ait olsa da Woundwort'a hayran olmamak mümkün değil..

Bu uzun kitabı bitirdikten sonra tavşanlara aşinalık kazanmaktan öte, tavşanlardan bıktığımı fark ettim...Eylül'ün izlediği tavşan çizgi filmleri bile gözüme sevimsiz göründü ;))

Watership Tepesi benzerine az rastlanır bir kitap. Benim önerim alın/edinin ve zamanınızın bol olduğu bir dönemde mutlaka okuyun...

(Kitabın kapağında Lost'a ilham verdiğinden bahsediliyor. Çok fazla benzerlik göremedim açıkçası, zaten Lost'un senaristlerinin bir aşamadan sonra 'zihnen ishal' olduklarını düşündüğümüzde, ilham için pek çok kaynak kullandıkları aşikar gibi...)

Fark Etmeden Beyti...

Millet fark etmeden diyet yapar, bense beyti!! Adam ve de ince olamayacağımın göstergesi....
Cumartesi evde kalan yufka ve kurban öncesi bitirilmesi gereken kıymayı değerlendirmekti amacım. Oktay Usta'nın bir tarifini görmüştüm, yufkaya sardığı kıymayı küçük küçük kesip çöp şişe takmış, fırınlamıştı. Onu yapayım dedim ama evde çöp şiş bulamadım. Amaan benimki de şişsiz olsun deyip, hazırladığım köfteyi yufkaya sardım, tepsiye sıralayıp pişirdim. Bu arada  kuru olmasın üzerine salçalı bir sos yapayım dedim, e kıyma ve salçalı sos varsa üzerine yoğurt dökmek farz olur.
 
 
 Bu arada eşim mutfağa girdi, alıcı gözle yemeğe bakıyor, "ben bir yemek uydurduğumu sanıyordum ama sabırım beyti yaptım" dedim :)
 
 
Junior porsiyon..
 
Eşim ve Lülü severek yediler ama sos yufkaları yumuşattığı için bana göre değildi (kıyma pişmezse düşüncesiyle, sosu döktüten sonra tekrar fırınladım). Beytinin kendisini de pek sevmem zaten. Ayrıca bir sonraki denemede köftesini önceden pişirmeye karar verdim..
 
Cumartesi hava oldukça güzeldi, eşimi bisiklet turuna gönderip biz Lülü ile bahçeye yayıldık. O toz toprak oynadı, ben sırtımı güneşe dönüp keyifle çayımı içtim, kitabımı okudum.
 

Önümüzde hazır kabağı ve bal arılarını görünce, kabak ile kavak ağaçını karıştıran Lülü'ye aradaki farkı anlattım. O da bana bal arıları ile ilgili bildiklerini anlattı :)
 
Ve Watership Tepesi bitti nihayet, yazısı geliyor...
 
Pazar gününün de güneşli geçeceğini düşünüp bahçede keyifi tekrarlamayı planlıyordum. Sabah beni balkondaki saldalyeleri devirip kalan çamaşırlarımı ıslatan fırtına uyandırdı!!!Tüm gün yağmurluydu, ev karanlıktı ve yaptığım hiç birşeyden keyif alamadan dolandım durdum...
Resim, boyama, aradaki farkı bulma, yapboz vs ile günü bitirdik...
 
 
 
 
Dünkü havaya karanlık derken yanıldığımı sabah evden çıkarken anladım. Bildiğin sahur vaktiydi yahu!!Korka korka durağa kadar koşar adım gittim. Alalım artık şu saatleri ileri...
 
Bu sahneye bir de köpek musallat iyi mi? Şemsiye marifetiyle ürküttüm...

 

19 Ekim 2012 Cuma

Oyuncak Dolabı

Sipariş verdiğimiz oyuncak dolabı nihayet geldi. Modelini ve ebatını ben belirlemiştim ama eve gelince gözüme devasa göründü!
 
Boş raflar için kutu, sepet vs alınca yap-boz gibi çok parçalı oyuncaklar birbirine karışmayacak...
 
Allahtan Eylül'ün şimdiki odası geniş, ileride dar bir odası olursa da o zaman düşünürüz artık. Hatta genişliğini abartmışım, üstü bebek yatağına bile dönüştürülebilir dedim :)
Ana-kız kolları sıvayıp sildik ve oyuncakları kabaca yerleştirdik. Bir de kötü mobilya kokusu geçerse harika olacak...
Dolabı önce hazır almayı düşündük, internette epey model vardı ama hiç birisi tam istediğimiz gibi değildi. Mobilyacıya yaptırınca gönlümüze göre oldu ayrıca daha hesaplı oldu. Lülü güle güle kullansın :)
 
Bu arada İş Bankası Yayınlarından aşağıdaki kitabın serisini sipariş ettim. Kitaplarla ilgili net bir yorum ya da tavsiye göremedim ama yayınevine güvenerek seçtim. Daha önce hareketli kitapları almış çok memnun kalmıştım, bu seriyi bilen duyan var mı aranızda?
 
 

16 Ekim 2012 Salı

Yaza veda gezisi..

Sıcak bir hafta sonu geçirdik, sanki yazdan çıkmamışız da güneşe hasret kalmışız gibi sevindik :)Cumartesi güneşe heveslenip bol bol çamaşır yıkadım, Eylül'ün okul hazırlıklarını tamamladık...
Pazar günü de muhtemelen bu yılın son pikniğini yaptık.




Bahar aylarında genelde bildiğimiz piknik yerlerine gitmek yerine farklı yerler keşfetmeyi tercih ediyoruz.







1-2 saat dolaştıktan sonra benim "yerleşim yerinden çok uzak olmasın, güvenli olsun", eşimin "suya yakın olsun" ve Lülü'nün "çimenlik olsun" kriterlerimize uygun bir yer bulduk :)





Güneşe sırtımızı dönüp bolca keyif yaptık, bir çayımızı içerken Lülü de bize muz kabuğu çorbası yaptı :)



 Malum Ayşe'siz çıkmıyoruz..



 Oyunların en çok enerji harcatanlarını seçtik itina ile :) Zıplayarak gitmenin zor olduğunu, en zevklisinin koşmak olduğunu söyledi küçük hanım..
Masal ve çizgi filmlerden aşina olduğu kavak ağacı ve köstebek(giller) ile de tanışıklığını pekiştirdi..

 Bazı bölgelerde yapraklar dökülmeye başlamış bile, renkleri altın gibi yaprakların.



Ve anaokulundan not: Eylül'le sınıfına çıkıp öğretmeniyle tanıştık, alışıncaya kadar beklerim diye düşünürken Eylül "ben alıştım zaten, sen git" dedi...Öğlen almaya gittiğimde de halinden memnun görünüyordu. Umarım problemsiz devam ederiz...