Sayfalar

4 Şubat 2013 Pazartesi

Kürkçü Dükkanı

Üç günü evde yayılarak, kalanı tatilde geçen on günlük izinden sonra kürkçü dükkanına döndüm..Evimi özlemişim valla, hatta işyerini bile özlemiş olabilirim...
Bakıcımızın hastası vardı, mecburen erken ayrıldım izne..Eylülle yayıldık evde üç gün, yavaş yavaş valiz hazırladık...
Üç aile Afyon-Gazlıgöl'e gittik, kaplıca tatili...Boolca gevşedik, çok çok uyuduk. En mutlu mesut olanlar yine çocuklardı tabii :)
Dönüşte bir de nişan merasimine katıldık. Eylül'ün ilk düğünü (düğün kıvamındaydı, o yüzden öyle adlandırdık), oynama konusunda annesinin beceriksizliğini ve isteksizliğini almamış Allahtan. Hoplaya zıplaya oynadı, sahneden hiç inmedi..Ve ben her zaman ki gibi parmağımı bile şıklatmadım, hiç cazip gelmez bana düğünler...
Tatil dönüşlerinin en berbat kısmını da hallettim sayılır...Valizler boşaldı, giyilen giyilmeyen ne varsa banyoyu boyladı. Artık bir hafta çamaşır yıkarım...

Ve fotoğraflar;

Boyama kitaplarımızla düştük yollara..

 


Afyon Kocatepe Üniversitesi ve ilginç camii..



Çocuklar bütün hayvanları itina ile kovaladı..

Balkon manzaramız güzel ve dinlendiriciydi..

Outlet mağazaları da ihmal etmedik tabi :)

At haşmetliydi biraz, dolaşmaya korktuk sadece poz verdik ;)

Termalin aktarından ve Migrostaki kitap indirimden payıma düşenler :)

Selçuk Üniversitesi ve sevdiğim üst geçit..

Nişan merasimi öncesi...

 
Artık normal hayata dönme zamanı. Eylül bakıcısını odasına sokmamış, eve gidip ortalığı yatıştırdım..
Uzunca bir süre izin/tatil vs yapmayız sanırım, öyleyse niyet ettim Dukan Diyetine...........

21 Ocak 2013 Pazartesi

Pazarın ertesi...

Merhaba yeni hafta...
Bool bol uyuma hayaliyle yola çıkıp, uyku düzenim delik deşik edilmiş olarak döndüm...
Evimizin yavrusu istikrarlı bir şekilde uykumu sabote etti. Akşamları bizden önce sızıp, tam biz uyuyacağımızda kalkıp su, yemek, çizgi film, oyun vs talep etti. Uykuya kavuştuğum zamanlarda da her sağımdan soluma dönüşümde dibimde bekleyen yavrudan çizgifilm alıntıları dinledim...


 Yavruyla puzzle yaptım...

 Bir başka yavru için bu şapkayı ördüm...


 Evde yün ararken Eylül için hazırladığım isim çetelesini buldum :) Yanında ki rakamları eşim yazmış, ne olduğunu çözemedik...

Haa bir de bu kitaba başladım..

Evde beş parmağını havada tutup, saat başı haftasonuna kaç gün kaldığını sayan bir Eylül var..Dileğim bu haftanın çabuk, izinli olacağımız gelecek haftanın yavaş geçmesi. Tabi bir de kar yağmaması...
Sağlıcakla...

18 Ocak 2013 Cuma

Piruze

Kitabı Sinan Akyüz ismini defalarca duyduğum için seçmiştim, diğer kitaplarının isim ve kapaklarını görünce bu kitabı almak daha mantıklı gelmişti.
Gel gör ki kitap saçlarımı ağarttı resmen. Hem konunun 'çıkmazda' oluşu, hem anlatım şekli/dilini sıkıcılığı nedeniyle zar zor okudum diyebilirim. Sırf yarım bırakmamak için (kütüphaneden süresini de uzattırarak) bitirdim..
Uzun uzun yazmaya bile üşeniyorum. Ben bu kitabı sevmedim kardeşim!


17 Ocak 2013 Perşembe

Düşük tempo devam...

Her ne kadar düşük tempoyla yaşadığımızı düşünsem de günler hızla geçiyor. Aynı günü ben pazartesi sanarken, eşim perşembe sanıyor!! Artık nasıl bir ruh hali içindeysek...
Biz dışarıdaki soğuğun etkisiyle, eve girince pelteleşip, sızacak bir koltuk arayışındayken Eylül de alabildiğine enerjik. Sabahları 9:30-10'a kadar keyifle uyuyup, akşamları bize kök söktürmekle meşgul. Uyku düzenini nasıl sağlayacağız bilemiyorum...

Burcu ve Alper kitaplarımız uyku öncesinde favorilerimiz..

Mevsimin adı kış olunca kar beklentimiz var doğal olarak. Bu sene Eylül de çok hevesli; kartopu oynamak, kardanadam yapmak ve karda yatıp kelebek yapmak listesinde..Pazar sabahı yerlerde hafif kar görünce hemen çıkardım bari kara dokunabilsin diye ama tadını çıkaramadı maalesef.




Biz de hazırlandık, "kar bize gelmiyorsa biz ona gideriz" deyip düştük dağ yollarına...

 Ayşesiz çıkmıyoruz malum..

 Bolca yağmur yağdığı için her yerden sular akıyor. Göl şimdiden tarım arazilerine kadar genişlemiş durumda, baharda karlar da eriyince bizim evin önüne kadar gelir herhalde!!

 Dağ yolu demek keçi demek :)


 Köyün girişinde yeni açılan alabalık havuzları...

Yavru hala erimiş kardan kartopu yapmanın derdinde..


Hevesimizi alacak kadar kar, karnımızı doyuracak kadar da balık alıp döndük :)

Ama balığım bize bir sürprizi vardı..

Sürpriz demişken hafta içi eşimin doğum günüydü, Eylül babası için sürpriz hazırlamış;

Bizim resimlerimizi yapmış, bu babası :)

Aslına benziyor di mi :)

En son kütüphane ganimetlerimi seri olarak okuyamadım. Hep Tankut'un yüzünden :)
İ.Aral'ın Yeşil'ine kendimi veremedim bir türlü, sakin kafayla okunmalı. Onu sonra okurum deyip Piruze'ye başladım ama çok kötü bir dili var yahu. Çok basit bir dille anlatılmış ve konuyu merak bile etmiyorsun okurken..Bugün iade günü kitapların, akşama kadar bitirebilirsem iade edeceğim Piruze'yi...Araya izin vs gireceği için yeni kitap almayabilirim bakalım...


Bu da öre söke bir hoş olduğum bebek yeleğim. Kenar kıvrımlarını kendim uydurdum ama epey uğraştırdı beni. İlk seferinde yeterince arttıramamışım söktüm. Sonra ipim yetmedi yine söktüm. Sonra rengine uygun bir ip buldum ördüm ama kollara yetmedi yine söktüm....Nihayet akşam bitirebildim. Düğmelerini de ayarlayabilirsem tamamdır :) 
Kuzenlerin kızları için şapka örmeye başladım, umarım sökmek zorunda kalmam!!

Mevsim normali dışında hava yağmurlu bugünlerde. Önce kar bekledik, şimdi de izne gideceğimiz için bari şubat tatilinden sonra yağsa diyoruz. İlçe dışına çıkmadığımız sürece sorun yok ama bir yerlere gideceğimiz zaman (geçen seneki kazadan sonra) kar bizi korkutuyor artık. Bugün karla uyandık, umarım bir haftaya kadar yoğun kar yağışı olmaz...

10 Ocak 2013 Perşembe

Mino'nun Siyah Gülü

Okuduğum bloglardan not aldığım bir kitaptı, uzun uzadıya inceleme fırsatım olmamıştı, kütüphanede görünce hiç düşünmeden aldım.



Elime alıp da detaylı inceleyince fark ettim Hüsnü Arkan'ı Ezginin Günlüğünden tanıdığımı. Önce kendi cahilliğime kızdım, sonra okuyacak olduğum için sevindim. Kendimce fona Hüsnü Arkan melodileri ekledim. Meğer incelik kitabın arkasındaki cd'de saklıymış. Ama ben kitabı kütüphaneden aldığım için bu zevkten mahrum kaldım...



Hüsnü Arkan'ın şarkı söylerken hissedilen naifliği kitaba da yansımış. Boğazınızı tıkayan bir yumruktan, güllerin kokusuna, yeni doğan bebeğin buruşuk ellerine kadar yazılan herşeyi hissedebiliyorsunuz...
Kitabın büyük bir kısmı kadınların gözünden anlatılıyor, dönemler ve insanlar arasında gidip geliyor, aslında insanların pek çok şeyin farkına varamadan yaşayıp gittiğini görüyorsunuz...

Kitabı okurken, bahar geldiğinde sığınabileceğimiz kasabada bir evimiz olsun istedim...Mino gibi bir halam olsun istedim...

Benim gibi geç kalmayın, Mino ile bir an önce tanışın...


Bu arada Kırmızı Kedi Yayınevinin ismi ve kedisi yanında renkli kitap kapakları ile kitapla uyumlu ayraçlarını çok seviyorum...

Not ettiğim satırları yazmayı unutmuşum :)

Ben büyük bir bahçede büyüdüm Cahit Adamı, bu yüzden çocukluğm çok uzun sürdü.

Onun bu 'hayır'ını ilk kez duyuyordum. Şarkı söylüyormuş gibi, içime eğiliyormuş gibi, sıradan bir şeyi şahane bir hale getirir gibi; bir acıyı sevinçle süslemek gibi...

O, öldüğü yaşta kaldı.
Ben otuzuma geldiğimde, artık kardeşimdi. Nizayi'yi doğurduğumda, Niyazi'nin dayısı oldu. Ve artık oğlum gibi. Artık Niyazi'nin kardeşi...

Tam olarak öyle değil! Bu. onun en güzel lafıydı. Hiçbir şey tam olarak öyle değildir. Çünkü hiçbir şey, hiçbir nesne, hiçbir olgu tam değildir. Tam olsalar da, biz onların tam olduğunu düşünmeyiz, düşünmemeliyiz. Kuşku, bir algılama ilkesidir; algılarımızı yönetmeyi öğrenmeliyiz!

Çocukken, büyüklerin kendi ölümleri hakkında konuşmaları garibime giderdi...Yapmacık! Şımarıklıkmış gibi...Ama şimdi öyle gelmiyor. Geçen gün Cahit'e 'ben ölünce evvela ne yaparsın' dedim. Yüzü değişti.
O ölse, ben hemen sokağa çıkar, vapura binerim...Temiz hava alırım, eve dönerim, müzik dinlerim. Cenazesine filan da gitmem...Sonra, bir değirmen resmi yaparım. Metruk, kırık dökük, eski bir değirmen...Renkleri kucağıma oturturum. Monsieur Seguin'in keçisini de... Ve ona vaziyetin tuhaflığını anlatırım...Tabii, bir de farklılığımı ve yalnızlığımı...
Ben ölünce bunları kimse kimseye anlatmaz.
Kendimi, sadece bu yüzden kıymetli hissediyorum, yengecim...

Kukla

Okumadığım birkaç Ahmet Ümit kitabından birisiydi Kukla, görünce hevesle aldım.
Çalışma şevkini kaybeden gazeteci Adnan ve üvey kardeşi Doğan çevresinde dönen ve gündemi alt üst eden Susurluk Olayından yola çıkılarak yazılmış bir roman...
Kitap ilk sayfalardan itibaren beni bir türlü içine çekemedi. Adnan'ın bunalımlı yaşantısı nedense çook sıktı beni, bir an Adnan mı Müştak mı karşımdaki karıştırdım. Olaylar hız kazandıktan sonra da bildiğim bir hikayeyi okuyormuşum gibi hissettim. Bu kadar çok bilinmeyenli bir durumun daha karmaşık bir çözümünün olması gerektiğini düşündüm belki de...
Artık okuma zamanlamamdan mı, işlenen konudan, kopuk kopuk okumam yüzünden mi bilinmez, diğer Ahmet Ümit kitapları kadar severek okuyamadım..
 

Diğer okurlar ne düşündü kitap bitince, öğrenmek isterim...

9 Ocak 2013 Çarşamba

Bugünlerde...

Kış kendini iyice hissettiriyor ama henüz görsellik kazanamadı, çünkü kar yağmadı. Bir haftadır karın haberlerini izliyor, soğuğunu duyuyoruz.



 Her sabah işyerinde konuşulan konu çevremizde kapanan yollar, yolda kalanlar vs. Gerçi yağdığı zaman iş çileye dönüşecek biliyorum ama sabahları perdeyi açarken bir sürpriz beklentim oluyor hep :)

Haftasonu karın yağmamış olmasını fırsat bilerek kendimizi Konya'ya attık yine. Eylül'e verilmiş bir sinema sözümüz vardı. Gerçi ben yarıyıl tatili için söz vermiştim ama sinema konusu geçtiğinden beri tek gündemimiz bu oldu. Yeğenleri de toplayıp gittik, alternatifimiz çok değildi ve şansımıza Thor çıktı. 




Sıkıcı bir filmdi, ikinci yarıda çocuklar filme odaklanmakta epey zorlandı ama en azından tatile kadar bekleyebilecek hale geldiler :)

Dönünce biz de kendi ev-sinemamızı kurarız dedik. Hazırlıklar tamamlandı, önce görünüm buydu;


Saatler ilerleyince, bizim pepe büyüyüp serpilip futbolcu olmuş meğer!!


 Eşimin hevesinin nedenini de anlamış olduk. Baktım Lülü "ben çizgi film izleyecem, babam da maç" diyor, meğer ben duymadan ne pazarlıklar yapılmış...


Kar yağmadığı için biz de bununla avunuyoruz ;)


Son kare de Sehpa Altı Sinemasından..Bu aralar Pak ile Pırpır'a taktı, her bölümü ezberledi, eyy yapımcılar yeni bölüm hazırlayın artık!!

Üç gündür elimdeki  bebek yeleğinin lastiğini söküp söküp örüyorum, bu sefer birşeye benzer umarım. Bir yandan da Kukla (Ahmet Ümit) okuyorum ki o da süründü resmen. Allahtan konu hız kazandı da, saçım ağarmadan bitirebileceğim...

Sıkıntısız bir kış dileğiyle...

2 Ocak 2013 Çarşamba

Kütüphane Ganimetleri 3

Filiz'in dereden tepeden seçilmiş kitaplarına buyrun...
Kütüphaneye haftaiçi gitmeyi sevmiyorum ama bitirme zamanım öyle denk geliyor. Yarım saatlik süreye sıkıştırmaya çalışıyorum, her seferinde kütüphaneye gidince şuna da bakayım, şunu da sorayım diyorum amaa unutuyorum!!
Evet 2013'ün ilk ganimetleri neler mi?


Yeşil-İnci Aral; pek tavsiye edilmeyen bir Aral kitabıymış (aldıktan sonra öğrendim). Mor ve Safran Sarı ile aynı serinin kitaplarıymış, diğerlerini okumuştum, bunu da aradan çıkarırım artık. İnci Aral kitapları benim için rahat okunulan ve insanı yormayan kitaplardan.



Piruze-Sinan Akyüz; sonunda bir Sinan Akyüz kitabı okuyabileceğim. Yalnız kapağa bakınca ben bu kitabı okudum sanki dedim. Sanırım kapağını Leyla'ya benzettim.

(Benziyor ama di mi?)



Gregor ve Gri Kehanet (Yeraltı Günlükleri)-Suzan Collins; Açlık Oyunlarından sonra aklımdaydı, bugüne kısmetmiş. Kütüphanede serinin hepsi var mı bilmiyorum ve net bir cevap alamadım soruma ama, beğenirsem bulurum devamını.


Mino'nun Siyah Gülü-Hüsnü Arkan; hep gördüğüm bir kitap, geçen sefer de gözüme kestirmiştim :)



Hımm hangisinden başlasam acep :)
İçinden okuduklarınız varsa yorumlarınızı almak isterim...

Buz Gibi Soğuk

2012'nin son kitabı, aynı zamanda 2013'ün ilk kitap yazısı; Buz Gibi Soğuk Tess Gerritsen...
Rizzoli&Isles serisinden.
Öncesinde okuduğum birkaç Gerritsen kitabında o beklediğim heyecanı duyamamıştım, bu kitapta nispeten vardı heyecan. Ama çabuk mu bitti, bana mı öyle geldi bilemedim. Daha olsa, uzasa olurdu :)
Pazartesi sabah başladığım kitabımın büyük bir kısmını Konya'ya giderken yolda okudum. Sonra eşim MR sırasındayken arabada, araba servisteyken de bekleme salonunda okudum. Sürükleyici bir kitap olduğu için zaten bulunduğum ortamdan hemen izole olabiliyordum. Alışveriş yaparken de okuyabilirdim ama işin suyunu çıkarmayayım dedim ;)
Dönüş yolunda kitabı bitiririm diye düşünüyordum ama henüz bir okuma lambam yok (evet yok, yok, yok. Üç kere yazayım da mesaj takılmadan gitsin yerine).
Yola çıkınca eşim "araba çekmiyor, bir sıkıntı var herhalde" deyince, "haydaa bu kitabın üstüne yolda kalmayalım sakın" diye sayıklamaya başladım. Zaten olması gereken dolunay da kayıptı!! Allahtan sıkıntısız döndük evimize.
Yılbaşı akşamını komşularla geçirdik. Dönüşte koridorda "yaşasın yeni yıla girdik" diye balon üstünde zıplayan bir çocuk vardı, ne uyudu, ne uyuttu, ne okuttu :)
Final 2013' e kaldı..
Kitap tavsiye edebileceğim Gerritsen kitaplarından ama biraz çerez kıvamında. Çok uzun olmadığı için yolda rahatlıkla bitirilebilecek bir kitap..
Ve yeni yılın herkese sağlık ve huzur getirmesini dilerim..Bol kitaplı bir yıl olsun inşallah...

31 Aralık 2012 Pazartesi

Örümcek

Muhtemelen 2012'nin son kitap konulu yazısı bu. (Tabi az sonra başlayacağım Tess Gerritsen kitabını bugün bitirme ihtimalim de var :))
Kitabımız Örümcek. Michael Morley araştırmış, soruşturmuş, hapishaneleri-polis merkezlerini ziyaret etmiş ve bir seri katil romanı yazmış.
Kitap kütüphane ganimetlerinden, seçim eşime ait ve tamamen tesadüfi. Kan/cinayet/katil anahtar  kelimeleri geçince neden olmasın dedim ve aldım. Ama çok da umut bağlamadım kitaba, çünkü Altın Kitaplar'dan en son Çatı Serisi'ni okumuş ve pek bir bunalmıştım...
Kitabı ilk sayfadan itibaren heyecanla okudum, beklentimin çok çok üzerinde gayet başarılı bir polisiye gerilimdi. Hatta en son okuduğum bir iki Tess Abla kitabından (Asla Arkana Bakma, Mefisto Kulübü vs) bile daha iyiydi diyebilirim.
Emekli olduğu halde işe geri dönen polis memurundan, obur ve göbekli olanına; habire kahve içen polis memurundan, güzel ve laf ebesi olanına kadar kadro tamamdı.Profesyonelce işkence eden zeki bir katil, adını sanını duymadığım yerleşim yerleri de vardı. Daha ne olsun di mi? 
Son 100 sayfayı Eylül'le köşe kapmaca oynayarak okudum :)
 
Michael Morley, İngiltere'de seri katillerle de görüşme ve röportajlar yapmış, buna dair alıntılar var kitabın sonunda. Epey bir birikim sahibi olmuş bu konuda. Ama Örümcek Türkçe'ye çevrilen tek kitabı, umarım devamı gelir..
Örümcek'e denk gelirseniz, gözü kapalı alıp okuyabilirsiniz...



Not: Kontes, Altın Kitaplar'a dair önyargım tamamen ortadan kalktı :)

30 Aralık 2012 Pazar

Haşhaş Ezmeli Çökertme

Sakın ola kalem kağıt neyim hazırlamayın, zira bu bir "ben ettim siz etmeyin" yazısıdır ;)
 
Haşhaş Ezmeli Çökertme de ne ola mı dediniz?
Efendim temel malzemeler; haşhaşlı çörek yapmak için gerekli klasik malzemeler ile "annemin haşhaşlı ekmeğinden olsa da yesek diyen" tembel bir hatun..
Dolapta bekleyen haşhaş ezmesini annem usulü pofuduk çöreklere çevirmek gibi bir hayalim vardı bir haftadır. Ama mayalı tariflere dair parlak bir mazim olmadığı için uzak duruyordum. (Ben ne zaman mayalı bir hamur yapsam sonuç asfalt/parke kıvamında oluyor.Sağını solunu-tipini düzelteceğim derken hamuru kabardığına pişman ediyorum. Sanırım mayalı hanurlar salaş kalmalı, işin içine simetrik unsurlar katmaya çalışmamalı).
Neyse bu hayalimden eşime bahsederken, "yoksa ekmek makinasında mı yapacaksın?" dedi ve ilk tohumları attı. Hımm aslında fikir benim değilmiş bak :))
Malzemeler nasıl olsa aynı, hamurun arasında olacağına içinde olsa haşhaş ezmesi dedim ve de karışımı ekmek makinasında hazırladım.
Tabi o kadar yoğurma işleminden sonra ortada ne haşhaş ne de ezme kaldı. Kahverengi bir hamur oldu. Tipi kayıktı ama tadından umutluydum.
Uzatıp da okuyanı iyi bir neticeye şartlandırmayayım di mi?
Sonuç tabii ki fiyasko. Güzelce kabarıp foss diye sönen bir hamur; dışı takır tukur, içi de un ufak olan kahverengi bir ekmeğimiz oldu.
Dilimleyip poşetledim, yiyeceğiz mecburen (kimselere göstermeden tabi :))...
Diyeceğim odur ki; aynı bileşimden her zaman aynı tadı beklemeyin, tembellik etmeyin, mayalı hamuru fazla dürtmeyin...
Gece gece "ben korkmam" diyen varsa aşağıdaki ekmeğimsime bakabilir :)