Sayfalar

15 Nisan 2013 Pazartesi

Haftasonu

(Bol miktarda fotoğraf içerir)
Son gaz dağ tepe gezmeye devam :)
Bu haftasonu komşuların köyüne gittik. Köy yakınında iki üç evden oluşan bir mahallede misafir olduk. Arabadan inip savaş boyalarımızı sürdük (güneş kremi de olabilir tabii sürdüğümüz), şapkalarımızı taktık, üşürsek diye montlarımızı belimize sardık ve dağlara yollandık..
Asıl amacımız gezip dolaşmak ama bir yandan da göbek mantarı aradık. Beyşehir'de çok seviliyor bu mantar, biz de yeni tanıştık. Nasıl bir şey olduğunu görebilmek için tüm ağaç altlarına, kıyıya köşeye baktık ama bulamadık. Zaten ayak basılmamış yer kalmamıştı, bizen önce epeyce toplayan olmuş gibi..
Çoluk çocuk epey dolaşıp bir dere bulma umuduyla aşağılara indik. Ve sarp bir yere gelince pes edip oturduk. Meğer mantarların ortasına oturmuşuz, kalkınca fark ettik. Hevesle aramaya başladık tekrar, 8-10 tane bulabildik. Üç beş mantar sonuçta ama tüm yorgunluğumuzu aldı :)
Evlere yakın tarlalarda da yemlik bulduk, artık değmeyin keyfimize :)

Eşimin makinasında;

 Meşhur göbek mantarı..

  Her adımda kaplumbağa gördük..

 Çebiçlerle tanışan "bizim çebiç" :)




 Derenin yanında içtik çayımızı..


Hava serinlemişti ama ateşi bırakıp gidemedik. Uzun uzun çay keyfi yaptık..

Bunlar da benim objektifimden (havalı oldu, bildiğin telefondan yani :))

 Bekle bizi dere akşama sendeyiz..

 İşbaşında :)
 



Papatyalar harikaydı.
 

 "Anne bak, Eylül'ün E'sini buldum."
 



 Bunun ne olduğunu öğrenmiştim ama unuttum..


Bu da kılavuz mantarmış..

 Yorgun savaşçı.




 

Epey yorulduk ama hepsine değdi doğrusu...
Yağmurlu bir hafta bekliyor bizi, fotoğraflara bakıp avunuruz artık...




12 Nisan 2013 Cuma

Kitap Siparişim ve Kütüphane Ganimetleri

Bu seferki kitap siparişim hiç hesapta yoktu. Eşimin hepsiburada'dan hediye çeki varmış hemmen değerlendirdim :)
Ben sipariş verirken 30 TL'lik kitap alışverişine kargo bedava, seçeçeğim bir kitap da hediyeydi. Ertesi gün limit 15TL'ye inmişti. "Seçeceğiniz bir kitap" hediye duyurusuna fazla iyimser yaklaşmışım, en kötü ihtimalle listemdeki en ucuz kitap hediye olur derken, belirlenmiş 7-8 kitap içinden seçim yapabileceğimi öğrendim. Neyse hiç yoktan iyidir dedim :) (Kitap olsun da çamurdan olsun yaklaşımı, bedava sirke de olabilir :))

 
Sen Dünyaya Gelmeden, uzun zamandır kapağına bakıp bakıp iç geçirdiğim bir kitap. Uzun uzun bakmak istiyor insan kapak resmine... Filmi duyunca hevesim daha da artmıştı. Açıkçası indirim-kampanya vs bekledim çünkü fiyatı normalin üzerindeydi . Mazzantini'nin Sakın Kımıldama'sını çok ama çok severek okumuştum, filmini de en kısa zamanda izleyeceğim.
 
Uyumsuz Defne Kamanın Maceraları-Su da listemin üst sıralarındaydı.
 
Ayşe Kulin'in bu kitaplarına hem mesafeli duruyor, hem de kitap üzerine yapılan tartışmaları duyunca merak ediyordum. Onları da attım sepete..
 
Saklı Geçit hediye olarak seçtiğim kitap. Kitaba dair en ufak bir fikrim yok...Okuyup göreceğim. 
 
Gelelim kütüphane genimetlerine ;)
 
 
Bu dörtlüyü seçerken çok haklı gerekçelerim vardı;
 
Masum Adam gözüme çok masum göründü,
Konuşmayan Tavuş Kuşu Camio'nun kapağını çok sevdim,
İntihar Cinayet çifte gerilim vaad ediyordu,
Filiz, Nerdesin beni çağırıyordu :)
Daha ne olsun di mi?
 
Burdayım burdayım, sesime gelll....
 
Haftasonuna bir kucak dolusu kitapla giriyorum, mutluyum :))))

10 Nisan 2013 Çarşamba

Feraye

Feraye-Naşide Gökbudak
Kütüphaneden..
 
 
 
Naşide Gökbudak'ın ilk olarak Ben Eşkiya Değilim adlı kitabını okumuş, çok içten bir anlatımı olduğunu düşünmüştüm. Sonra Özge 'nin de benimle aynı zamanlarda Feraye'yi okuduğunu gördüm, kitabı beğendiğini yazmıştı. Kütüphaneye bir sonraki gidişimde Feraye'yi görünce hiç düşünmeden aldım.
 
Kurtuluş Savaşı dönemleri anlatılıyor kitapta. Ben Eşkiya Değilim yazarın kendi amcasının hayatından yola çıkılarak hikayeleştirilmişti, bu kitap da savaş yıllarını yaşayan köylülerin anlattığı hikayelerden esinlenerek kurgulanmış. Kurtuluş Savaşı döneminde yaşanan sıkıntıların ve yapılan fedakarlıkların anlatılmış olması kitabı sevmemdeki en önemli etkendi. Bu konuda yeni nesile yeterince bilgi aktarılmadığı düşüncesindeyim. Herşey okullarda gördüğümüz ve sıkıldığımız İnkilap dersleri ile sınırlı kalmamalı. İzlediğimiz filmler sayesinde Vietnam'da yaşananları bile kendi geçmişimizden daha iyi bilir olduk.
 
 
 
Kitabın sonunda oluşan tablonun da nice Debbie Macomber kitaplarından daha inandırıcı olduğunu düşündüm..
 
Kitabın sonunda "...Bugün İstiklal Marşı'mızı söyleyebiliyorsak, gururla 'Türküm' diyebiliyorsak... bunu bütün dünyanın kabul ettiği eşsiz Atatürk'e ve ona inanan kadın ile erkeği, çocuğu-yaşlısı ile eşsiz Türk milletine borçluyuz." demiş yazar...Derin bir nefes alabildim sadece...
 
Karmaşık hikayelerden uzaklaşmak istediğiniz dönemlerde bir Naşide Gökbudak kitabı okumanızı öneririm. Kütüphanelerin bir çoğunda yazarın kitapları vardır diye tahmin ediyorum...
 
(Hevesle sipariş ettiğim kitapların gelişini bekliyorum. Eşimin indirim çekleri benim işime yaradı :))
 
 

8 Nisan 2013 Pazartesi

Eflatun Pınarı

Pazar gezimiz Eflatun Pınarı'naydı.

 2011 yılında gitmiştim ilk kez. O zaman oldukça bakımsız ve korumasızdı. Köylü kadınlar pınarda gübre çuvalı yıkıyordu. Taşların üzerinden zor geçiliyordu.


Şimdi etrafı çitlerle çevrilmiş, tanıtıcı bir tabela dikilmiş, köprü ve oturmak için banklar yapılmış.

 Bu mevsimde suyu bol olduğu için daha güzel.




Boğa figürleri...
 
Dün sabahtan itibaren güzel hava yerini fırtınaya bıraktı :(
Güneşli ve sıcak bir hafta dileğiyle...

Yılın İlk Pikniği

Cumartesi havanın da torpili ile ilk pikniğimizi yaptık..
Bu tür gezmelere genelde abimlerle gideriz, biz sohbete çocuklar da oyuna doyar.
Rüzgardan, kalabalıktan uzak bir koy bulduk kendimize. Çocuklar için bulunmaz nimetti; oynayacak sahili ve düzlüğü vardı.

 Ağaçlar henüz yapraklanmadığı için gölgemiz çok koyu değildi ama bize yetti..


 Yukarıdan manzara..

 Yengemle etrafı keşfe çıktık..Manzara güzel, hava tertemizdi..


 Yavrular yemekte :)


Kısa kollu birşeyler giysek mi, yoksa erken mi derken piknik yerinde terledik resmen. Eve geldiğimizde hepimizin burnu kırmızıydı, yanmışız ...
Piknik fiziken insanı dinlendiriyor mu yoruyor mu bilinmez ama ruhen çok dinlendirdiği kesin :)
Artık piknik sezonu açılmıştır, vatana millete hayırlı olsun :)

4 Nisan 2013 Perşembe

Cinayet Sancısı

 
Cinayet Sancısı-Osman Aysu
Kütüphaneden...
Yazarın ismine aşinaydım, baktım kitap da polisiye "umarım aksiyonu/gerilimi" boldur deyip aldım.
 
Kitap bence tuzsuz ve limonsuz çorba gibiydi..(Diyetteyim ya kitabı beğensem muhtemelen bol ekşili kısır gibiydi derdim :))
Konu çok yüzeysel ve yavan işlenmişti. Karakterler sürekli aynı şeyleri tekrarlayıp durdu. Benzer ruh hallerini Ahmet Ümit kitaplarında da gördüm ama onlar en azından farklı cümlelerle kendini ifade ediyordu. Karakterin ruh hali ve fiziksel yeteneklerini kafamda oluşan imajla hiç örtüştüremedim. Anlatılan olaylar ve insanlar özellikle de esas oğlan çok ütopikti...
Olaylara polisiye olarak değil psikolojik olarak yaklaşılmıştı, o yüzden polisiye severleri tatmin edebilecek bir öyküsü yoktu...Sonuç da sürpriz olamayacak kadar aşikardı..

 
 
Demem odur ki Cinayet Sancısı sancılı bir kitap...Ağrıyı sancıyı göze alanlar okuyabilir, benim gibi ağrı eşiğine güvenmeyenler eminim çok daha iyi alternatifler bulabilirler...
 
 

2 Nisan 2013 Salı

Yapboz-Jodi Picoult

Yeni yine yeniden Jodi Picoult..
Kütüphaneden...
 
 
 
Okuduğum üçüncü Picoult kitabıyla yazarın tarzını benimsedim.
Picoult okuyorsanız ;
Olaylara farklı kişilerin gözünden bakarsınız,
Sevdiklerinizi kaybetmenin ne kadar kötü olabileceğini düşündüren olaylara tanık olursunuz,
Bir mahkem salonunu en ince ayrıntısına kadar kafanızda canlandırabilirsiniz,
Kitabın sonunda mutlaka şaşırırsınız,
Kitap bitse de etkisinden kurtulamasınız...
 
Yapboz sürükleyici bir kitaptı ama "anne" olarak okumaktan/tanık olmaktan rahatsız olduğum kısımlara sahipti. Olayların mağduru çocuklarsa, kitap benim için "etkileyici", "vurucu" vs olmaktan öteye geçip beni depresif hale sokabiliyor. O yüzden ilk kısımları okurken epeyce mutsuz oldum. Aynı şeyleri Uçurtma Avcısını okurken hissetmiştim ve Yapboz'dan daha da kalıcı bir rahatsızlık vermişti bana...
Kitabı yarıladıktan sonra çok daha rahat okudum, zaten olaylar öyle bir ivme kazanıyor ki yavaş yavaş okumak gibi bir seçeneğiniz kalmıyor.
Kitabın konusu arka kapakta özetlenmiş ve okura bolca "sen olsan ne yapardın?" mesajı veriyor.
 
 
 
Picoult okumaya devam, Yapboz da önerebileceğim kitaplardan ama öncelikli tavsiyem (şimdilik) Bir Daha Bak..
 
Bir nokta daha var ki yazmazsam çatlarım!
Bu kitapta da geçen başarılı-evli barklı-çoluklu çocuklu kadın ve ondan vazgeçemeyen çocukluk aşkı, aslında olayları hisseden ama göz yuman kaslı koca klişesinden çook sıkıldım. Bu kadar ütopik bir yaklaşım olamaz bence (on kocasıyla bir arada yaşayan hintli kadın hariç..).
 
Kitabınız bol, klişeniz az olsun :)
 

Dukan Ekmeği

Dukan diyetinin olmazsa olmazı yulaf kepeği. Önerilen en pratik tarif de yulaf kepekli krep. Ama ben bu krebe bir türlü ısınamadım (zaten normalde krep sevmem).Fırına girmiş, nispeten kuru bir tarif içindeydim. Mikrodalga ekmeğini de denedim ama onu da sevemedim.
Dukan tarifleri ararken denk geldiğim şu blogda istediğim ekmek tarifini buldum :)
Artık ekmeğe benzeyen ekmeklerim oldu ;)
Yalnız sıcakken nemli nemli oluyor, o yüzden her bir ekmeği üçe bölüp dost makinasında kızartıyorum.
Orjinal tarifte hamurun iki kat kabardığından bahsediliyor. Ben henüz o kadar kabartamadım hamuru, malzemelerim soğuk olduğu için muhtemelen. Deneyecek olanların aklında bulunsun..
 

 
 Akşam ekmekleri yaparken, bu karışımdan pizza da yapılabilir dedim. Bir küçük kepçe hamuru yağlı kağıt üzerine yayıp pişirdim. Çok kabarmamış ve biraz ince kalmış ama gayet lezzetliydi. Üzerine light kaşar , hindi füme ve kekik ile (azıcık da salça ) hızlıca pizzaya dönüştü. Ekmek pişmiş olduğu için malzemeleri ekledikten sonra mikrodalga fırında pişirmek daha mantıklı, ya da hamur hafif pişmişken üzerine malzemeleri koyup fırına vermeli.

Bu karışımla ilgili aklımda bir kaç tarif daha var, yapabilirsem ekleyeceğim..

Ve Dukan'a komşu teyze katkısı; tere :)
Sarı çiçekler işyerinin bahçesinden...

1 Nisan 2013 Pazartesi

Bahar

Güneşli günlere kavuşabildik.
Bulutların arkasından da olsa güneş yüzünü gösterdi, Eylül toza toprağa bulanarak baharın gelişini kutladı :)

Çiçeklerin üzerine kar yağmıştı ama neyseki üşümemişler. Bu sene kayısımız bol..:)

Güneşi fırsat bilip aldığım tohumları ektim.
 
 Seradan marul manzaraları ve balkonumun yegane çiçeği yeşil soğan ;) Pet şişe içindekiler Antalya'dan getirdiğimiz dut fidanları, onlar da yakında bahçede yerini alacak. Saksıda minikler de çekirdekten ekilen domates ve salatalıklar..

 Lülü ve uğur böceği. Çamurlu eller yazın göstergesi ...
 
 Karaburun Plajına kısa bir ziyaret. Aslında gitmek için en uygun zaman, sakin, sessiz...



Haftasonu unuttuğum diyetimi hatırlamak için..
 
 
Ve keyif kahvesi..
Keyfi bol bir hafta dileğiyle...

Kitap Hırsızı

Gecikmiş bir kitap yazısı...
Bu kez kendi kütüphanemden :)
 
 
 
(Kitap satış sitelerinde yer alan tanıtım bilgilerinden daha fazla spoiler içermez...)
 
Kitap Hırsızını Afyon tatilinde almıştım, çok merak etmeme rağmen ancak okuyabildim.
 
Azrail'in dilinden evlatlık verilen bir kitap hırsızı Liesel'in hayatı, Liesel'in gözünden Hitler Almanyası anlatılıyor. Savaşın etkisini, bir yahudinin korkusunu, çıplak ayaklı bir çocuğun merakını, bir akerdeonun sesini duyabileceğiniz bir kitap...
Kitabı okuyanlar hangi kısıma gelince kitaba adapte olabildiler bilemiyorum ama ben kitabın tarzını ilk etapta yadırgadım. Hemen hemen üçte birini okuduğumda ancak ısınabildim kitaba. Sonrasında ise elimden bırakmakta zorlandım...
 
Etkileyici bir kitap okumak isteyenlere öneririm.
 
Eğer "Ölüm'ün anlattığı bir hikayeyi okumak ilginç olmalı" diyorsanız da  Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u okumanızı tavsiye ederim..
 
Yüzünüze bir tokat yedikten sonra gülümsediğinizi düşünün. Sonra da bunu günde yirmi dört saat yaptığınızı. Bir Yahudi'yi gizlemek böyle bir şeydi...

26 Mart 2013 Salı

Haftasonu, Dukan vs...

Yorucu bir haftasonundan daha da yorucu bir pazartesiye geçiş yaptım...Bugün mümkünse enerji tasarrufu modunda çalışmak istiyorum...
Cuma günü annem ameliyat olacağı için apar topar yola çıktık. Bahar yağmuru eşliğinde yeni uyanan doğayı izleyerek gideceğimizi sanmıştık..
 

 Bizi bu güzeller yolcu etmişti..


 Yağmur damlaları yavaştan yayılmaya başladı camda. Acaba mı? desek de pek ihtimal vermedik.

 Ve az sonra ihtimalin kendisini gördük!

 Geçen sene bu rampada kalmıştık, gelen otobüs de kayıp bize çarpmıştı. O yüzden tedirgin devam ettik yola.

Tüm kış boyunca görmek istediğimiz manzarayı yakaladık ama gözümüze hiç şirin görünmedi..

Sağ salim vardık, bizimkilere yolda kar vardı dediğimde inanmak istemediler..Fotoğrafları görünce fikir değiştirdiler tabi :)
İki gün hiç oturmaya fırsatım olmadı. Annem biraz toparlandı, Eylül fazlasıyla kudurdu, ben yorgunluktan sızdım..
Konya'ya dair tek kare aşağıdaki, bu yavrular büyüyüp bizim için yumurtlayacak :)
 

Nispeten ılık hafta içinden kalanlar;

 Yeni bisikleti ile Eylül..Dört gözle havaların ısınmasını bekliyor yavrum..


 Akşam rehaveti çökmüş olan karabataklar..

Ve son resimler dukan menümden; kurabiye ve ekmek;
 Ara öğün için ideal bir tatlı ama ben fazla kurutmuşum. Daha nemli tutmalıydım..(sol üstteki tarif, ben ıslatmadan yaptım)

Favori dukan ekmeğim. (Tarif buradan ) İnce ince dilimleyip tost makinasında kızartıyorum, çok güzel oluyor..
Şimdilik -3 'teyim. Devamının gelmesi dileğiyle...

Kitabım ah kitabım :(
Kitap Hırsızını hevesle okuyorum, bitti bitecek ama zamanım yoook...