Sayfalar

24 Nisan 2013 Çarşamba

Konuşmayan Tavus Kuşu Camio

Konuşmayan Tavus Kuşu Camio-Berrak Yurdakul
Kütüphaneden...
 
 
 
Bilinen dünya tarihinde rastlanılan en sıradışı günler yaşanıyordu. Aslına bakılırsa, dünyanın dört bir yanındaki tüm insanların alnının ortasına birer sayının yerleştiği o lanetli andan itibaren hiçbir günün sıradan olması beklenemezdi. Dünyanın artık Sayılardan Önce (S.Ö.) ve Sayılardan Sonra (S.S.) olarak ayrılmıştı. Yeryüzüne ayak basmış en vurdumduymaz kişiler dahi bu duruma karşı kayıtsız kalamıyordu.
 
Eser miktarda spoiler, fındık ve soya içerir...
 
Kitabın ismi ve kapağı ile dikkat çekiyor, daha da çekici kısmı da içinde saklı bence.. Fantastik ve eğlenceli bir kitap..
İlk sayfaları okurken epeyce güldüm. Özellikle Avidya ile Ajnana'nın muhabbetleri haybeden gerçek üstü konuşmalar gidiydi :)
Seraphim'in meditasyonlarına kadar gayet eğlenceli devam eden kitap, Astraroth'un ortaya çıkışı ile biraz karmaşıklaştı. Hem karakterlerin çokluğu hem de kitabı kısa kısa okuyabilmem nedeniyle benim için kitap anlaşılmaz bir hal aldı.Ta ki sayıların belirmesine kadar..En çook sevdiğim kısımlar SS dönemine aitti. Yüzümde sabit bir gülümseme ile okudum:)
Favorilerim Kutsanmış Varlıklar Biraderliği, Bayan Hiç, Bayan Yedi Milyar Küsür ve Ajan Yirmidokuz'du...
Uzaylıların üstün teknolojili aletini okuyunca kahkaha attım resmen :))
Kitabın son üçte birlik kısmını bir solukta okudum. Kitaba yakışır bir finalle de bağlamış bence Berrak Yurdakul...
Anlatımı da çok berraktı, bu kitap tercüme olsaydı bu kadar zevk alarak okuyamazdım kesinlikle..
 
Tarzı itibariyle çok da detaylı bilgi verilebilecek bir kitap değil . Ben severek okudum ama gözüm kapalı tavsiye edemem.  Okumadan önce kısa bir göz atıp karar verin derim...

17 Nisan 2013 Çarşamba

Gizli Anların Yolcusu

Gecikmeli okudum Ayşe Kulin'in kitabını.
Gündeme gelen tartışmalarla konusunu az çok tahmin edebiliyordum, bu yüzden kitaba karşı hem önyargılıydım hem de merak ediyordum.
 
 
 
(Spoiler içerir.)
 
Kitaba gümdende tutan Bora'nın hikayesinin, asıl olayların yanında paralel ilerleyeceğini, ne bileyim ince bir tül arkasında kalacağını düşünmüştüm.
Okumaya başlayınca öyle olmadığını gördüm, en azından hikayenin boyutu değişir diye umdum bu kez de. Ama kitap bitince anladım ki başından sonuna hep birşeylerin değişmesini beklemişim.
 
Tüm hikaye aheste bir şekilde ilerlerken, finalin alel acele yapıldığını düşündüm. Kim kime neyi anlatmış kafam karıştı biraz.
 
Sevmedim hikayeyi, sevemedim. Empati kurmak isteyeceğim, kitabın kahramanı adına üzüleceğim/sevineceğim bir hikaye değildi benim için. Baştan sona zorlama bir hikayeydi bence. (Mesela Zenne'yi izlerken etkilenmiştim, anlatımı samimiydi.)Yazarın bir kadın olduğunu bilmek de beni olumsuz etkiledi, bir sürü "belki"li cümle kurdum...
 
Aslında kitabı satın almaktansa kütüphaneden ya da ikinci el alabilmeyi ummuştum ama olmadı. (Fazla beklenti içne girmediğim ama bir yandan da merak ettiğim kitaplara genelde para vermek istemiyorum) Bir de işgüzarlık edip devam kitabıyla birlikte aldım. Üstelik okuyanların çoğu Bora'nın Kitabını ilk kitaba göre zorlama/gereksiz bulunmuş. Devam kitabı olmasının verdiği "baskı" ile onu da okurum artık bir ara....
 
Tavsiye notuyla bağlayayım; okunacak onca güzel kitap var.(Belki bu konuda daha naif kitaplar da vardır). Daha iyi bir seçim yapabilirsiniz bence.

15 Nisan 2013 Pazartesi

Haftasonu

(Bol miktarda fotoğraf içerir)
Son gaz dağ tepe gezmeye devam :)
Bu haftasonu komşuların köyüne gittik. Köy yakınında iki üç evden oluşan bir mahallede misafir olduk. Arabadan inip savaş boyalarımızı sürdük (güneş kremi de olabilir tabii sürdüğümüz), şapkalarımızı taktık, üşürsek diye montlarımızı belimize sardık ve dağlara yollandık..
Asıl amacımız gezip dolaşmak ama bir yandan da göbek mantarı aradık. Beyşehir'de çok seviliyor bu mantar, biz de yeni tanıştık. Nasıl bir şey olduğunu görebilmek için tüm ağaç altlarına, kıyıya köşeye baktık ama bulamadık. Zaten ayak basılmamış yer kalmamıştı, bizen önce epeyce toplayan olmuş gibi..
Çoluk çocuk epey dolaşıp bir dere bulma umuduyla aşağılara indik. Ve sarp bir yere gelince pes edip oturduk. Meğer mantarların ortasına oturmuşuz, kalkınca fark ettik. Hevesle aramaya başladık tekrar, 8-10 tane bulabildik. Üç beş mantar sonuçta ama tüm yorgunluğumuzu aldı :)
Evlere yakın tarlalarda da yemlik bulduk, artık değmeyin keyfimize :)

Eşimin makinasında;

 Meşhur göbek mantarı..

  Her adımda kaplumbağa gördük..

 Çebiçlerle tanışan "bizim çebiç" :)




 Derenin yanında içtik çayımızı..


Hava serinlemişti ama ateşi bırakıp gidemedik. Uzun uzun çay keyfi yaptık..

Bunlar da benim objektifimden (havalı oldu, bildiğin telefondan yani :))

 Bekle bizi dere akşama sendeyiz..

 İşbaşında :)
 



Papatyalar harikaydı.
 

 "Anne bak, Eylül'ün E'sini buldum."
 



 Bunun ne olduğunu öğrenmiştim ama unuttum..


Bu da kılavuz mantarmış..

 Yorgun savaşçı.




 

Epey yorulduk ama hepsine değdi doğrusu...
Yağmurlu bir hafta bekliyor bizi, fotoğraflara bakıp avunuruz artık...




12 Nisan 2013 Cuma

Kitap Siparişim ve Kütüphane Ganimetleri

Bu seferki kitap siparişim hiç hesapta yoktu. Eşimin hepsiburada'dan hediye çeki varmış hemmen değerlendirdim :)
Ben sipariş verirken 30 TL'lik kitap alışverişine kargo bedava, seçeçeğim bir kitap da hediyeydi. Ertesi gün limit 15TL'ye inmişti. "Seçeceğiniz bir kitap" hediye duyurusuna fazla iyimser yaklaşmışım, en kötü ihtimalle listemdeki en ucuz kitap hediye olur derken, belirlenmiş 7-8 kitap içinden seçim yapabileceğimi öğrendim. Neyse hiç yoktan iyidir dedim :) (Kitap olsun da çamurdan olsun yaklaşımı, bedava sirke de olabilir :))

 
Sen Dünyaya Gelmeden, uzun zamandır kapağına bakıp bakıp iç geçirdiğim bir kitap. Uzun uzun bakmak istiyor insan kapak resmine... Filmi duyunca hevesim daha da artmıştı. Açıkçası indirim-kampanya vs bekledim çünkü fiyatı normalin üzerindeydi . Mazzantini'nin Sakın Kımıldama'sını çok ama çok severek okumuştum, filmini de en kısa zamanda izleyeceğim.
 
Uyumsuz Defne Kamanın Maceraları-Su da listemin üst sıralarındaydı.
 
Ayşe Kulin'in bu kitaplarına hem mesafeli duruyor, hem de kitap üzerine yapılan tartışmaları duyunca merak ediyordum. Onları da attım sepete..
 
Saklı Geçit hediye olarak seçtiğim kitap. Kitaba dair en ufak bir fikrim yok...Okuyup göreceğim. 
 
Gelelim kütüphane genimetlerine ;)
 
 
Bu dörtlüyü seçerken çok haklı gerekçelerim vardı;
 
Masum Adam gözüme çok masum göründü,
Konuşmayan Tavuş Kuşu Camio'nun kapağını çok sevdim,
İntihar Cinayet çifte gerilim vaad ediyordu,
Filiz, Nerdesin beni çağırıyordu :)
Daha ne olsun di mi?
 
Burdayım burdayım, sesime gelll....
 
Haftasonuna bir kucak dolusu kitapla giriyorum, mutluyum :))))

10 Nisan 2013 Çarşamba

Feraye

Feraye-Naşide Gökbudak
Kütüphaneden..
 
 
 
Naşide Gökbudak'ın ilk olarak Ben Eşkiya Değilim adlı kitabını okumuş, çok içten bir anlatımı olduğunu düşünmüştüm. Sonra Özge 'nin de benimle aynı zamanlarda Feraye'yi okuduğunu gördüm, kitabı beğendiğini yazmıştı. Kütüphaneye bir sonraki gidişimde Feraye'yi görünce hiç düşünmeden aldım.
 
Kurtuluş Savaşı dönemleri anlatılıyor kitapta. Ben Eşkiya Değilim yazarın kendi amcasının hayatından yola çıkılarak hikayeleştirilmişti, bu kitap da savaş yıllarını yaşayan köylülerin anlattığı hikayelerden esinlenerek kurgulanmış. Kurtuluş Savaşı döneminde yaşanan sıkıntıların ve yapılan fedakarlıkların anlatılmış olması kitabı sevmemdeki en önemli etkendi. Bu konuda yeni nesile yeterince bilgi aktarılmadığı düşüncesindeyim. Herşey okullarda gördüğümüz ve sıkıldığımız İnkilap dersleri ile sınırlı kalmamalı. İzlediğimiz filmler sayesinde Vietnam'da yaşananları bile kendi geçmişimizden daha iyi bilir olduk.
 
 
 
Kitabın sonunda oluşan tablonun da nice Debbie Macomber kitaplarından daha inandırıcı olduğunu düşündüm..
 
Kitabın sonunda "...Bugün İstiklal Marşı'mızı söyleyebiliyorsak, gururla 'Türküm' diyebiliyorsak... bunu bütün dünyanın kabul ettiği eşsiz Atatürk'e ve ona inanan kadın ile erkeği, çocuğu-yaşlısı ile eşsiz Türk milletine borçluyuz." demiş yazar...Derin bir nefes alabildim sadece...
 
Karmaşık hikayelerden uzaklaşmak istediğiniz dönemlerde bir Naşide Gökbudak kitabı okumanızı öneririm. Kütüphanelerin bir çoğunda yazarın kitapları vardır diye tahmin ediyorum...
 
(Hevesle sipariş ettiğim kitapların gelişini bekliyorum. Eşimin indirim çekleri benim işime yaradı :))
 
 

8 Nisan 2013 Pazartesi

Eflatun Pınarı

Pazar gezimiz Eflatun Pınarı'naydı.

 2011 yılında gitmiştim ilk kez. O zaman oldukça bakımsız ve korumasızdı. Köylü kadınlar pınarda gübre çuvalı yıkıyordu. Taşların üzerinden zor geçiliyordu.


Şimdi etrafı çitlerle çevrilmiş, tanıtıcı bir tabela dikilmiş, köprü ve oturmak için banklar yapılmış.

 Bu mevsimde suyu bol olduğu için daha güzel.




Boğa figürleri...
 
Dün sabahtan itibaren güzel hava yerini fırtınaya bıraktı :(
Güneşli ve sıcak bir hafta dileğiyle...

Yılın İlk Pikniği

Cumartesi havanın da torpili ile ilk pikniğimizi yaptık..
Bu tür gezmelere genelde abimlerle gideriz, biz sohbete çocuklar da oyuna doyar.
Rüzgardan, kalabalıktan uzak bir koy bulduk kendimize. Çocuklar için bulunmaz nimetti; oynayacak sahili ve düzlüğü vardı.

 Ağaçlar henüz yapraklanmadığı için gölgemiz çok koyu değildi ama bize yetti..


 Yukarıdan manzara..

 Yengemle etrafı keşfe çıktık..Manzara güzel, hava tertemizdi..


 Yavrular yemekte :)


Kısa kollu birşeyler giysek mi, yoksa erken mi derken piknik yerinde terledik resmen. Eve geldiğimizde hepimizin burnu kırmızıydı, yanmışız ...
Piknik fiziken insanı dinlendiriyor mu yoruyor mu bilinmez ama ruhen çok dinlendirdiği kesin :)
Artık piknik sezonu açılmıştır, vatana millete hayırlı olsun :)