Sayfalar

24 Haziran 2013 Pazartesi

Haftasonu, Bahçe, Kitap, Dikiş vs...

Hızlı bir haftasonunu daha geride bıraktık. Susuz ve de uykusuz işbaşı yaptık :)
Cumartesi anne-kız evde yalnızdık, Eylül'ün isteği üzerine kahvaltımızı balkonda yaptık, sonrasında tüm gün evde amaçsız gezinip durduk. Eylül boya yaparken ben de kitabımı bitirdim.

Takasla gelen kitaplardan.
Bir ileri bir geri Önder'in hikayesi...Aslında o kadar da kötü bir adam değil sanki...

Pazar günü tüm bina sakinleri için bahçe ve çalışma günüydü. Beyler bahçede masa yapım işlerine devam etti, ben bahçedeki otları çapaladım, kızlar bahçede toza toprağa bulanıp oynadı.

 Bu masanın verniklenmemiş hali. Masayı bitirip taburelere geçtiler. Takım tamamlanınca bahçe keyfine bu ekiple devam edeceğiz :)

 Minik seramızın içinde çekirdekten yetiştirdiğimiz domates ve salatalıklar. Gözümüz gibi baktık onlara :) Salatalıkları yemeye başladık, darısı diğerlerinin başına.

 Bahçenin genel görüntüsü, geçen hafta çekmiştim fotoğrafı, bir haftada epeyce büyüdüler. Duvar dibinde de haşmetli patateslerimiz var, bu sene yüksek bir rekolte bekliyoruz kendilerinden :)
Duvarın üzerinde kirazlara dadanan bir ikili var ama belli olmuyor.

 
 Çilekler ve marullar.

 Duvarın üzerine çıkıp dallar arasında kaybolan Eylülle teyzesi. Tabi kirazı dalından yemesi bir başka :)


Ve pazar sabahı tamamladığım şortum. Kumaş esnek değil o yüzden rahat olsun diye bir beden büyük kesmiştim. Ama çok bol oldu, yanlardan daraltmama rağmen pantolon-etek gibi durdu :) Uzun uğraşlar sonunda cep diktiğim için daha fazla oynama yapamıyorum. Bu haliyle giyeceğim artık.
Yalnız kumaş mütkiş renk verdi. Elim, yüzüm, makina herşey boyandı. Makinayi alkolle temizledim, kumaşı da tuzlu suya yatırdım. Umarım işe yarar yoksa şortu giyince şirinlere döneceğim...

Uzun zamandır aklımda olan Murakami kitaplarından Yaban Koyununun İzinde'ye başladım, bakalım nasılmış...



En hızlısından bir hafta diliyorum :)

20 Haziran 2013 Perşembe

Saklambaç

Saklambaç-Lisa Gardner
Takas kitaplarımdan.



Okuduğum ilk Lisa Gardner kitabı Saklambaç.
Oldukça sürükleyici bir konusu var kitabın, olaylar eski bir akıl hastanesinin bahçesinde mumyalanmış altı çocuk cesedinin bulunmasıyla başlıyor. Ve hayatı bilmediği bir tehlikeden kaçmakla geçmiş olan Annabelle okuduğu gazeteden 'ölü olarak bulunduğunu' öğreniyor. Sonrası çok bilinmeyenli, bol heyecanlı...
Olayların kurugusu güzeldi, tam bir şüpheli için 'aranan adam bu olmalı' derken yeni bilgiler devreye giriyor. Gerçi işin içinde fazlaca polisiye/macera kitabı okumanın verdiği 'bazı klişelere aşinalık' olsa da (ikili ilişkiler, polislere has 'ben birini vurdum suçluluğu', 'girme oraya girme' dedirten bodrumlar ...vs) bence gayet güzel bir kitaptı. Bir günde bitti (tabi uykumdan, bahçe keyfinden, Eylülle oyun oynamaktan feragat ederek)...

Tavsiye edebileceğim polisiyelerden...
Elimde okunacak bir Gardner kitabı daha var (Tek Başına), yazara ait önerebileceğiniz kitaplar varsa duymak isterim :)

19 Haziran 2013 Çarşamba

Öldüm...Ve Yazdım

Öldüm...Ve Yazdım-Alkım Uysal



Takasla kütüphaneme giren kitaplardan.
Ayrılık acısı üzerine yazılmış kısa bölümlerden oluşuyor kitap. Bir kadının dilinden büyük özlemini, acısını, sevgisini dinliyoruz...



Peki okuduklarım bana etkileyici geldi mi? 
Gelmedi..

Yirmili yaşlarımın başında Cezmi Ersöz okumayı çok severdim (hala da severim ama okuma sıklığım azaldı). Ayrılığa ve hüzne dair hikayelerde C.Ersöz her zaman bir numaram olmuştur. Kitaplarını okumak belli bir döngüydü benim için, ruh halimden anlardım zamanının geldiğini. Hatta kitabı okurken dinlediğim şarkılar bile değişmezdi, illa ki Leman Sam...

Öldüm...Ve Yazdım bu yüzden biraz yüzeysel geldi bana, içime işleyemedi. 

Tabi dillendirmekten çekindiğim 'yaş faktörü' de etkili olmuş olabilir ...;)

18 Haziran 2013 Salı

Hikayem Paramparça

Hikayem Paramparça-Emrah Serbes

Erken Kaybedenler ile tanıştım E.Serbes'le. Yine kısa hikayelerden (ve metinlerden) oluşan bir kitap Hikayem Paramparça. Kitapta yer alan metinlerin büyük bir kısmı Afili Filintalar da yayınlanan 'afili parçalardan' seçilmiş, kitaptaki son hikaye 'Galip İşhanı' ise ilk kez yayımlanmış.



Yazarın Behzat Ç serisini okumadım ama bu kitapta da bir 'erken kaybedenler' tınısı var. İki üç  sayfalık hikayeler yanında bir iki cümlelik metinlerle 'bizden' tespitler yapmış yazar...

Alıntı yapabilmek zor, insanın tüm kitabı yazası geliyor. Çok beğendiğim kısımları fotoğrafladım, en çok da 'kapanış konuşmasını' sevdim.




Bir ara da Behzat Ç. serisini okumalıyım.

 Emrah Serbes'i okuyun, okutun...

Kahperengi

Hande Altaylı'nın üçüncü kitabı. İlk kitabını (Aşka Şeytan Karışır) okumuştum, öyle çok da akılda kalıcı bir hikayesi yoktu, kadın-erkek ilişkisi eksenli olduğu için kolayca okunduğunu hatırlıyorum.
Kahperengi'nin de ismi dikkatimi çekmişti daha sonra da diziye uyarlandığını duydum. Diziye ise hiç şans tanımadım (zaten biz evde belgesel izliyoruz :)) yok valla belgesel bile izleyemiyoruz. "Arka Bahçede Bilim" ve "Mr. Maker" çizgifilm dışında insan yüzü görebildiğimiz programlar)



Kitaba büyük beklentilerle başlamadım ama hikaye oldukça akıcıydı. Kitaptaki karakterler kötü (ve haliyle kötülüğü, terk edilmeyi hak eden) ve iyi (gözü kapalı güvenilen) olarak ayrılmış gibi, o yüzden olaylar üzerinde kafa yormaya lüzum kalmayacak şekilde tasarlanmış. Okuyorsunuz bitiyor. Final biraz zorlama gibi geldi ama zorlanmadan kadın-erkek ilişkisi olmaz di mi? :)

Tek sıkıntı, diziyi izlememiş olmama rağman Narin'i Özgü Namal'ın canlandırdığını biliyor olmamdı. Kitabı okurken kafamda kendi karakterimi çizemedim, gözümün önüne hep Namal geldi, kart sesiyle hep o konuştu!!

Yolculukta veya tatilde rahat okunabilecek kitaplardan, parça parça okuduğunuzda 'en son ne olmuştu' demeden devam edebilirsiniz. Kitaplığınızda durmasına gerek yok bence, kütüphaneden, eşten dosttan ödünç alıp okuyun ;)

17 Haziran 2013 Pazartesi

Kardeşimin Hikayesi

Zülfü Livaneli'nin son kitabı Kardeşimin Hikayesi,

Büyük beklentilerle  başladım kitaba.Kapak resmini çok orjinal buldum, kendimce gizemli kurgular yaptım.
 Karadeniz kıyısında gözlerden uzak bir köy, emekli bir inşaat mühendisi, işlenen bir cinayet, meraklı bir gazeteci, ve gizemli kardeşin öyküsünü konu alan (modern) Binbir Gece Masalları...
Ama kitap başından sonuna kadar cazip hale gel(e)medi. Kitabın büyük bir kısmını kardeşin hikayesi başladı başlayacak diyerek okudum, hikayeye sıra geldiğinde ise gizemli olan kısmı anladığım için olayın sürprizi kalmadı.Bir an önce bitsin düşüncesiyle okudum kitabı.
Kardeşimin Hikayesini heyecanlı, akıcı bulanlar da var. O yüzden net bir tavsiyede bulunmayacağım. Okuyup karar vermek gerek...

12 Haziran 2013 Çarşamba

İki yıl aradan sonra Kayseri

Kayseri'den ayrılalı iki yıldan fazla oldu, son ziyaretimizi de Haziran 2011'de yapmıştık.
Kayseri'yi ve oradaki dostlarımızı özlemiştik, arkadaşımızın düğünü vesile olduk, özlem giderdik.

Erkenden olamasa da erkene yakın bir saatte düştük yollara :)

 Aksaray'a kadar manzara hiç değişmez malum. Bizim sevdiğimiz kısım Nevşehir'e yaklaşınca başlıyor. Bu açıdan çekilmiş en az on fotoğraf vardır bende. Bıkmadan her geçişimde fotoğraflamışım :)

 Adım adım bildiğimiz yollara baktık değişen bir şey var  mı diye...

 Ve bizi ilk karşılayan Erciyes oldu..

 Bu iki yolcu Nevşehir Forum'dan gizlice arabamıza binmiş ;)

 Ve geniş caddeleri ile Kayseri..

 "Anne tıpkı kumdan kalelere benziyor" dedi, Kayseri doğumlu olup Kayseri'yi bilmeyen Eylül :)

 Atatürk'ü de selamlayıp devam ettik.

Eski sokağımız..Yollar tanıdık, ağaçlar tanıdık..Eşimle aynı anda deriin bir nefes aldık :(
 
Eylül'ün büyüdüğü, ilk adımlarını attığı park...

 İşyerine giderken kullandığımız yol, tersi istikamet Nato Caddesi. (Oradan damla sakızlı (Kayseri tabiriyle mezekeli ) lokum alacaktım güya, unutmuşum, yoldan telafi ettik artık.

 Giderayak Eylül'ün de gönlünü ettik, ve dönüş...

 Avanos'ta bizi pek iyi şeyler beklemiyor gibi!!

 Ve beklenen fırtına, yetişemeyen silecekler, görünmeyen yol!!

 Yağmuru atlattık ama resmen kışa girdik. Klima soğuktan sıcağa alındı...

 Aksaray'da bizi güneş ve her daim bozuk olan yollar karşıladı. Ağaçlı Tesislerinin hatrını giderken sormuştuk, dönüşte yolumuz uzun dedik, yüz vermedik :)

Babasının çayına ortak olan Eylül'e topitopla tatlandırılmış soğuk çay ikramım :)

Tabi iki gün hiçbirşeye yetmiyor :(
Ali Dağından manzaraya göz atacaktık, 7 km yürüyüp şehre gittiğimiz yolu hatırlayacaktık, başka bir sefere artık.
Bagajda mantılar döndük evimize :)

Eylül için kısa bir Kapadokya turu düşünmüştük ama mantıları çözünmeden yetiştirmek gerekti, artık bir hafta sonunu da oraya ayırırız dedik.

Kayseri'de sevincin arkasına gizlenmiş ince bir sızı hissettik, "sevmediğimizden değil uzaklığın nedeniyle vazgeçtik senden" deyip gönlünü aldık Kayseri'nin...
 Bakalım bir daha ne zaman görüşürüz...

10 Haziran 2013 Pazartesi

Son 10 günde...

Son yazımın üstünden 10 gün geçmiş...
Bu on günde ben;
Daha doğrusu biz; heyecanlandık, umut ettik, kızdık, üzüldük, küfür ettik, yetsin dedik, bitmesin sürsün dedik...Velhasıl gündemle oturduk gündemle kalktık, geçen bir hafta sonunda bakıcı teyzemiz gibi büyük bir çoğunluğun da "ne olmuş ki?" dediğini fark ettik...

Ve düzen devam etti...

 Bir köy kahvesinde, bu sandalyeler üstünde içtim çayımı, orjinaller ama rahat değiller :)


 Uzun zamandır merak ettiğim Fasıllar (Hitit) Anıtını gördüm.

 Bahçeden kiraz topladık, ikili olanları küpe yapıp teklileri yedik :)


 Pikniklere devam ettik.

 Hamakta yatıp uzun uzun seyrettim.

 Son kitap takasımla bunları edindim.

 Görevli gittiğim en tenha köylerden birisi..

 Bu da yeşil köylerden...

 Bu köyde de Okuma Salonu vardı ama 3-4 tane kitap ancak vardı.

 Yağmurla birlikte ürkütücü bir hal alan yemek manzaramız.

Bu kitabı okudum.

 Ve bunu, bayıldım tabi.
(Balıklı kitaplar tesadüfi oldu :))
 
 Bunu da okuyorum...

 Kızım gözlük takmaya başladı, tembel olan gözü de kapatacağız.

 İkinci memleketimiz Kayseri'ye kısa ama dopdolu bir ziyaret.

Kayseri,  Eylül'ün ilk adımlarını attığı park.

 Bu güzellik ile tanıştık :) Çantamıza saklayıp getirmeyi düşündük ;)

Yaş haneme bir sayı daha ekledim...

İlerleyen günler neler getirecek bilinmez..
Dileğim hoşgörü, saygı...