Sayfalar

17 Mart 2014 Pazartesi

Bugünlerde, Gebelik Diyabeti vs...

Raporlu geçirdiğim bir haftanın ardından işbaşı yaptım. Faranjitle başlayan hafta getirdikleriyle bana faranjiti-sinüziti unutturdu.
Zor bir haftaydı...
Hormonları ve de kan şekeri tavan yapmış bir gebe olarak gündeme kayıtsız kalmakla, takip edip ağlamak arasında gidip geldim...'İnsan'ların duygusuzluğundan, hırsından ben utandım, anne olmanın ağırlığı altında ezildim...
Bu bir haftayı da tamamlasak da artık bu insan görünümündeki varlıkların daha ne kadar çirkinleşebileceğine tanık olmasak...
 
Geçen hafta rutin 26. hafta gebelik takibi kapsamında kan şekeri ölçümü yaptırdım. Benim için 'çalışmadan sınava girmek' gibiydi çünkü sonucun iç açıcı olmayacağını az çok biliyordum. Geçen ay içerisinde yaşadığım ani şeker düşmesi sonucunda evde kendim şeker ölçümü yapmış, tokluk şekerimin yüksek olduğunu görmüştüm. Ailede de diyabet yaygın durumda, dal gibi bir hatun olmadığım da göz önünde bulundurulunca :( Ve netice yüksekti (50 gr'lık yüklemede sonuç 205!)
 
Çarşamba gününü doktor, diyetisyen, diyebet eğitimi üçgeninde tamamlayıp kolumun altında diyet listem ve eğitim kitapçıklarımla eve döndüm.
 
 
 
Diyetisyenin verdiği liste oldukça haşmetliydi, ben bunları yesem daha da kilo alırım diye düşünmedim değil!!!
 
İlk gün neyi ne kadar yiyeceğimi bilememenin stresiyle geçti, yediklerimi not ederek bir düzen yakalamaya çalıştım. Sonraki günlerde diyet listesinden belirlediğim miktarlarla devam ettiğimde (mesela uygun miktarda kıymalı pide yediğimde) şekerimin yükseldiğini fark ettim. Rafine unu tamamen çıkarıp, süt yerine ayran içip, meyve porsiyonunu küçülttüğümde ise daha sağlıklı sonuç aldım. Yıllardır bildiğim diyet şekilleri ve ailemden aşina olduğum diyabet diyeti gebelikle pek uyuşmuyor, tecrübe ise en büyük yol gösterici...
Evde kısmen oturttuğum düzeni işyerine uyarlama zamanı, umarım sıkıntısız adapte olabilirim.
 
Geçtiğimiz haftadan kareler;
 Son iki aydır çaydan kahveye yönelmiş durumdayım. Sadece kokusu bile benim için çok cezbedici.

 Yere temas edebilecek kadar ömrü olmasa da kar yağdı...


 Akşam yeşilleri :)
 
 Eylül profil resmimi çizmiş :) Saçlarımın dağınıklığını mazur görün lütfen :)

Yeni başladığım kitabım, azıcık yavaş ilerliyor...

Bu da akşam Eylül'e okuduğumuz kitap.
 
Yeni haftadan sağlık ve sabır bekliyorum...

Ve Dağlar Yankılandı

Khaled Hosseini benim için vurucu kitapların yazarıdır. Uçurtma Avcısı'nı okuduktan sonra anlatılanları hazmetmekte ve kendime gelmekte zorlanmıştım. Son kitabını da Bin Muhteşem Güneş'te olduğu gibi merakla ama diken üstünde okudum.


Hikayemiz yine Afganistan'da başlıyor, farklı ülkelere yol alarak devam ediyor. Olayların odak noktasında iki kardeş yer alsa da farklı dillerden dinlediğimiz hikayelerle birçok sancılı yaşama tanıklık ediyoruz...
 
Khaled Hosseini romanları anlatım ve olayların örgüsü nedeniyle rahat okunabilen, akıcı kitaplar arasında. Siyasi baskı ve savaşın etkisini uygun bir dozda anlatıyor, okurken  yaşananlara bunalmadan tanıklık edebiliyorsunuz. Diğer iki kitapta benim rahatsız eden 'kahraman ABD' vurgusunun bu kitapta fazlaca yer almaması da benim için sevindiriciydi.
 
Yazarın diğer iki kitabına aşina olanların son kitaba kayıtsız kalmadığının farkındayım ama yine de okumanızı tavsiye edeceğim...
 
Not: Üçüncü kitabını okumuş olduğum ve hakkında kendimce çıkarımlar yaptığım yazarın (nedendir bilinmez) ismini ilk okuduğum andan bu yana kadın olduğunu düşünmüştüm. Belki Afganistan'da yaşayan kadınların mevzut baskıdan daha çok etkilenmiş olduğu düşüncesiyle belki de hikayelerdeki hassas yaklaşımı bir kadına uygun görmüş olmamdan...Bu cahil okur yazarın asıl adını daha geçenlerde öğrendi; Halit Hüseyni :)
Aynı okur Kirpinin Zarafeti'nin yazarı Muriel Barbery'nin de (aynı bilinmeyen nedenle) erkek olduğunu düşünmekteydi ;)
 
Huzurlu bir hafta dileğiyle...

Kirpinin Zarafeti

Uzun zamandır listemde alınmayı bekledi kitap, bir ara hediye etmek istedim ama alışveriş yaptığım sitede kalmamıştı...Nihayetinde uzun bir aradan sonra kitaplığıma dahil olabildi.
 
 
 
Kitabı okunacaklar listeme büyük bir hevesle eklemiş ve de satın almış olsam da kitabın diline, tarzına dair fikir sahibi değildim, başlamadan önce ise biraz 'ağır' bir üsluba sahip olduğunu öğrendim.
 
Kitabın yazarı bir Felsefe Profesörü, bunun da etkisiyle kitap derin felsefik incelemeler ve çıkarımlarla başlıyor, zaman zaman daha anlaşılır ifadeleri okumak eğlenceli gelse de çoğunlukla iki kez okusam da söylenmek isteneni tam olarak anlayamadığım sayfalarla karşılaştım. Bu şekilde yaklaşık 100 sayfa ilerledikten sonra kitabın tarzı kısmen rahat anlaşılan bir romana dönüşüyor ( ya da okuyan alışıyor:) ).
Kitabın ağır topu, kapalı kutusu Renee...Zarafeti dillere destan olan kahramanımız bir kapıcı ama dairesinin dışında kalan yaşamla içerideki çok farklı. Renee'nin gözünden apartmanda yaşayanların sosyal statülerinin ve günlük yaşamlarının detaylarını öğrenirken bir yandan da Paloma'nın hikayesine kulak veriyoruz. On üçüncü yaş gününde intihar etmeyi planlayan Paloma ile zarif Renee'nin yollarının kesişmesiyle hikayenin boyutu da derinleşiyor.
 
Kirpinin Zarafeti dünya genelinde büyük ilgi görmüş, filme de uyarlanmış bir roman. (Benim gibi) felsefeyle ucundan kıyısından ilgilenmemiş olanlar için kitaba adaptasyon biraz zor olsa da devamında dingin hikayesiyle huzurla okunabilecek bir kitap. Gördüğünüz üzere kitabın  harika da bir kapağı var :)
Bol kitaplı günler dilerim...

3 Mart 2014 Pazartesi

Venüs

Venüs-Şebnem İşigüzel
 
Şebnem İşigüzel aklımda Eski Dostum Kertenkele ile kalmıştı, çok severek okumuştum o kitabı. Oradan yola çıkarak karar verdim Venüs'ü okumaya, zaten harika kapağı ile okuyucuyu cezbeden bir tarafı da var kitabın.
 
Ama gelin görün ki hevesle başladığım, bir çırpıda okunabilecek bu kitap on gün süründü elimde!! Okuyabilmek için zamanım da vardı ama hikayeye adapte olamadım. Aslında konu ve karakterleri düşününce ortaya tadından yenmeyecek bir hikaye çıkmalıydı; bir aile ve de ailedeki kadınların hikayesi, geçmişi saray ve hareme dayanan Nergis, yaşadığı döneme inat çalkantılı hayatıyla Şekina Hala, Führer'e özenen Doktor Adnan, yaşı (!) itibariyle Gırtlakçı, denizin ortasında dünyaya gözlerini açan Venüs...Tabi bir de 'kapağı bu kadar güzel olan bir kitap sıkıcı olmamalı' saplantısı...
 
Başladığım kitabı bitireyim düşüncesiyle okudum, ne yazık ki listelerinizin başına eklenmeli diyemeyeceğim, onun yerine Eski Dsotum Kertenkele'yi deneyin :)
 
Yağmurlu bir pazartesi ile bahara ve yeni haftaya merhaba dedik burada, yağmuru-bereketi bol günler dilerim...

Akşam okuması posizyonu :) Eylül'e kitabı okunur, sıra bana gelir (tabi okuma lambasıyla). Öyle 5-10 dakika sürdüğünü de sanmayın, uykusevmeyengillerden olan kızım 1,5 saat kadar yatakta dönecek, binbir ahiret sorusu sorduktan sonra sızacaktır...

20 Şubat 2014 Perşembe

Beyoğlu'nun En Güzel Abisi

Bir polisiye-sever olarak Ahmet Ümit kitaplarının birçoğunu zevkle okumuşumdur.
 
 
 
Beyoğlu'nun En Güzel Abisi de detaylı tasvirleri ile ön plana çıkan bir  'İstanbul' romanı. Bize Tarlabaşı'nın geçmişini, asıl sahiplerini anlatıyor. Kitapta karşımıza çıkan insanlar 'yaşayan' karakterler, anlatılan toplumsal olaylar -insanlar kabullenmekte zorlansa da- yakın geçmişimize ait...
 
Hikaye tıkanmadan, okuyucuyu sıkmadan devam ediyor, karakterler -diğer kitaplardan- aşina olduğumuz insanlar olduğu için 'kaldığımız yerden devam ediyormuş' gibi geliyor ama sayfaları heyecanla çevirdiğimi söyleyemeyeceğim, aksiyon dozu diğer kitaplara göre biraz düşük.
 
 
Arka kapağın büyük harflerle yazılmış olmasının sevimsizliği dışında kitabın kapak resmini ve rengini çok beğendim...
 
Polisiye sevenlere öneririm...
Nevzat Başkomiserimden daha nice hikayeler dinleyebilmek dileğiyle...

17 Şubat 2014 Pazartesi

Çatıdaki Pencere

Çatıdaki Pencere-Jose Saramago
 
Kitap Saramago'nun ilk romanı, aynı zamanda da yayımlanan son kitabı.
Yazar ilk kitabını yayınevine gönderir ama aradan uzun zaman geçmesine rağmen kitabın basılıp/basılmayacağına dair bir cevap gelmez. Ta ki Saramago ün kazanmış bir yazar oluncaya dek...Unutulduğu tozlu raflardan indirilen kitap için yayınevi yazarı arayıp onay almak ister ama Saramago kitabın basılmasını istemez, kitabını geri alır, yaşadığı sürede de kitabın yayımlanmasına karşı çıkar.
 
Kitap Saramago'nun ölümünün ardından eşi Pilar Del Rio tarafından yayımevine teslim edilmiş ve 'Saramago'ya giriş kapısı' olarak tanımlanmış.
 
 
Kitap 1940'larda Lizbon'da geçiyor, bir nev'i Bizimkiler apartmanı anlatılıyor :) Kitabın anlatımı aşina olduğumuz Saramago tarzından farklı, herhangi bir roman gibi. Ben sadece yazara has sert eleştirilere denk gelebildim, onun dışında tekrar okumak isteyeceğim cümleler göremedim.
 
Her ne kadar Pilar Del Rio kitabı 'Saramago'ya  giriş kapısı' olarak tanımlamış olsa da girişin ilerisinde bizi bekleyen diğer kitapların tarzı, dili çok daha farklı olduğu için Çatıdaki Pencere'nin onlara rehberlik edebileceğini düşünmüyorum.
Beklenti içerisinde olmadan bakabilirseniz kitap ilgiyle okunabilir ama (benim gibi) bir çok Saramago kitabını hayranlıkla okuyanlar aradığını bulamayacaktır... 

13 Şubat 2014 Perşembe

Kün

Kün, 2013 yılında okunacaklar listeme dahil olmuş, yıl sonunda da kütüphanemde yer edinebilmişti, okuduğum yorumlar sayesinde ön sıralara almıştım, çok da iyi yapmışım...




(Yazı spoiler içermemektedir)

 Arka kapaktan;

Ankara Çayı, bağrına şefkatle basıp muhafaza ettiği sivrisinek larvalarını usul usul kabuğundan salıyor, evlad-ı haşerattan dokunmuş vızıltı pikesini, ana avrat sövmüşmüş sövmemişmiş hiç aldırmadan civardan geçenlerin burun deliklerine, kulak memelerine doğru sallıyordu. Şımarık şımarık bahar müjdesi vereceğiz diye uçuşan kavak pamukları, terli enselere, çıplak alınlara yapışıp kaşındırarak milleti illet ediyordu. Börtü böcek antenini sallıyor, kıllı bacaklarını sıvazlıyordu. Danaburnu topraktaki tohuma, uçuç böceği yapraktaki bite, tırtıl yaprağa, solucan toprağa saldırıyor, peygamberdevesi alayına saldırıyordu. Çocuk yaşta beyaz bulutlar havai gökyüzünde uzun eşek oynuyor, kararsız tavırlarla kah yavşayıp kıç kıça sokuluyor, kah gavur görmüş gibi kopup birbirinden uzaklaşıyorlardı.
Bahar gelmişti.
 
Kün, yani 'Ol'...Neleri neleri olduran bir roman, Kün. Ölülerin daha da ölebildiği-ya da tam ölemediği-, cami imamıyla ateistin birbirini 'aydınlatabildiği', köpeklerin (hem Konya ağzıyla!) konuşabildiği, el kadar oğlanın kendisine el kaldıranı haşat ettiği bir aleme kapı aralanıyor. Şerefsizler şerefsizliğin gözüne vuruyorlar, 'iyiler' canını dişine takıyor, feleğin zarı hepyek de gelse bir bakıyorsunuz altı kapı alıyor.
Segzin Kaymaz, kendine özgü üslubu ve hȃlesiyle, yine eğlenceli ve ürpertili bir hikaye anlatıyor. Anlattığı hikayenin heyacanıyla anlatışın neşesi yine birbirini coşturuyor.
'Sıradan' denen insanların 'sıradan' denen hallerinin ve dillerinin usta yazarı, Angara'nın kıyısına, rengahenk bir Konya dekoru kuruyor ayrıca -Eski Konya. Eski Taşra yaşantısı...Sezgin Kaymaz'ın gizemine, mizahına, olay örgüsüne, anlatıcılığına tutulan kadar, 'yerliliğine' tutulanlar yok mu? Kün, her zevke yetişiyor, her şeyi olduruyor!
 
Sezgin Kaymaz, eski Konya ile Ankara arasında ve hatta yaşayanlar ile hergün biraz daha ölen ölülerin arasında gidip gelen bir hikaye anlatıyor; yerel unsurları, tarihi mekanları, şiveyi ve hatta otu-böceği hikayenin içine öyle ustaca yerleştiriyor ki kitap tadından okunmuyor...
 
 
 
Belki Konya'lı olmanın verdiği 'aşinalıkla' daha da kolay anlıyorum anlatılanların abartılmış şiveler olmadığını, günlük hayata dair gözden kaçmış detayların gün yüzüne çıkarılmış olduğunu, ölüye 'ölük' diyen Angara'lıların gabalığını :)
Büyük bir zevkle, bitirmeye kıyamayarak okudum. Benim için 2014'ün 'en iyi' kitaplarından birisi olacağı kesin.
Mutlaka okumanızı öneririm...
 

31 Ocak 2014 Cuma

Cennette Kabus

 
 
Takasla gelen kitaplardan Cennette Kabus, konusu umduğumdan çok daha sürükleyici ve farklıydı.
Bir vadide herkesten uzak doğal yaşamını sürdüren bir komünün arazilerini tehdit eden baraj inşasına karşı çıkmalarıyla başlıyor olaylar, işi ilginç kılan kısım da bu konuda ellerinde bulundurdukları tehdit unsuru...
 
Hikayeye hem komünü hem de FBI ajanlarının gözünden bakıyor olmak kitabın akıcılığını arttırmış.
 
Kitap eski basım, satış sitelerinde bulunmuyor ama kütüphanede/takasta denk gelirseniz sürükleyici bir polisiye olduğunu göz önünde bulundurun...
 
Mutlu haftasonları dilerim, ben iş çıkışı kızıma gidiyorum :)

30 Ocak 2014 Perşembe

Bugünlerde...

Bol dalgalanmalı günler yaşıyoruz, işin psikolojik boyutu yanında ben fiziksel olarak da gel-gitler yaşıyorum, kimi gün bulantıdan yeşerirken kimi gün rahat oluyorum, bir de 'ben burdayım' dalgalanmaları' var ki tadından yenmez :)




Eylül ilk karnesini aldı, hepimiz heyecanlandık. Devamında ise yarıyıl tatili sorunuyla tanıştık, güvendiğimiz bakıcımız ameliyat olunca Eylül'e anneanne yolu göründü. Günler öncesinden Eylül'ü bu duruma adapte etmeye çalışırken kendimi alıştırmayı unutmuşum!! Pik yapan hormonlarımın da etkisiyle iki gün oturup ağladım!!!
 
Neyseki elimi ayağımızı nereye koyacağımızı şaşırdığımız haftayı tamamladık sayılır...
 
Kış ortasında yaşadığımız bahara 4-5 günlük yağmur arası vermiştik, bereketimizi de aldıktan sonra güneşli günlere döndük :)




 
Bu haftanın en güzel gününü de sevgili Özlem Hanım sayesinde yaşadım. Sağolsun hepimizi düşünüp koccaman bir paket göndermiş :)



 Bebişin ilk hediyeleri bu şirin yelekler :) Pembe atkı da Eylül'ün ;)

Eşimle çay keyfimize artık bu bardaklar eşlik edecek...


 
Bu arada Ruhi Mücerret'i de büyük bir hevesle okudum, kitabın neredeyse tamamını alıntı yapmak istedim. Murat Menteş'in kendine haz mizah anlayışı ile 100 yaşındaki savaş gazisi Ruhi Mücerret ve diğer ilginç karakterlerle tanıştığıma çok memnun oldum :) Benim gibi Alper Canıgüz severlere de ayrıca tavsiye ederim kitabı...

Haftaya kızımla evde keyif yapmayı planlıyoruz, çaya bekleriz :)
Sağlıcakla...

24 Ocak 2014 Cuma

Peri Gazozu

2013'ün son günlerinde yaptığım en iyi şey Peri Gazozu'nun da dahil olduğu kitapları kendime yılbaşı hediyesi olarak almak olmuş....


 
 Pazar gününün akşam üstünde, yemek hazırlamak için henüz erken olan 'boş' bi zaman aralığında başladım kitaba. O gün akşam yemeğine biraz 'geç' oturduk; bende hüzün, gurur, aşinalık karışımı duygular kalmıştı.
 
Peri Gazozu'nun Peri Bacalarından esinlenilerek adlandırıldığını öğrendim, tadını komşusu Niğde Gazozu ile özdeşleştirerek okudum :)



Yaşanmış olaylardan örülü kitabı okurken hüzünlendim...
Ülkenin gidişatı ile ilgili karamsar düşüncelere sahipken, benim gibi düşünebilen, üstüne üstlük bu garip düzeni sorgulayabilen insanların varlığı ile gururlandım...
Orta Anadolu'nun ortak coğrafyasını gülümseyerek okudum, böreğin içine konan malzemelere aşina olduğum için mutlu oldum :)
 
Derim ki Peri Gazozu'nu okuyun, okutun...

20 Ocak 2014 Pazartesi

Nar Ağacı

Nazan Bekiroğlu ile ilk tanışmam...
Nar Ağacı, Kitapkardeşliği Ocak ayı kitabıydı bu vesileyle ben de okudum.
 

 
Nazan Bekiroğlu çevremde sıkça duyduğum bir isim olmasına rağmen mesafeli durduğum bir yazardı, nedense İskender Pala ile çok özdeşleştirmiştim kafamda. Pala'nın da Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk'ını okumuş, kitabın konusunu çok beğenmeme rağmen kitabı yorucu bulmuştum. Sonrasında İskender Pala okumaya hiç heveslen(e)medim. Nar Ağacı'nda da benzer şeyleri hissettim, konu ilginç olmasına rağmen kurgu 'çekici' değildi.



 
Osmanlı'nın son dönemleri ve cephe gerisinde yaşanan savaş oldukça net anlatılmış kitapta. Hep gururla hatırladığımız 'kurtuluş'un öncesinde bir 'çöküş' yaşanmış olduğunu hep unutuyoruz maalesef. Daha önce nüfus mübadelesiyle ilgili okuduğum kitabın (Çalı Harmanı) üstüne, bu hikaye sanki devam niteliğinde oldu. Anlatılan 'nehir'lerden Tranzon ayağındakinin hikayesi yerli yerindeydi benim için de diğer 'nehir'in yaşadıkları biraz zorlama geldi sanki. Setterhan fazlasıyla düzeltilmiş bir karakterdi bence, 'beşer' olma vasıflarından arındırılmış gibiydi...
 
Giriş kısmına pek ısınamadığım kitabı ortalara doğru daha 'meraklı' okudum, son kısma ise 'gidişat belli' hissi hakimdi. Hikayenin çıkış noktası fotoğraflar olmasına rağmen, kitabı bitirdikten sonra eksikliğini hissettiğim, görmek istediğim şey bir kaç fotoğraf oldu. Her ne kadar detaylı tasvir edilmiş olsa da Taht-ı Süleyman, Yezd, Ateşgahlar ve Sessizlik Kulesi okuyucunun aklında netleştirilebilirdi...



 

3 Ocak 2014 Cuma

Kitaplarla 2013

Bu yıl kitap okuma performansım diğer yıllara göre daha düşüktü. İşlerimin daha yoğun olması, evde de vaktimin büyük kısmını Eylül'e ayırmam bunda etkili oldu tabi...



Genelde kendime kitap hedefi belirlemiyorum ama en azından haftada bir kitap okumalıyım diye de aklımın köşesinden geçirmiyor değilim :) Bu sene haftada bir kitaba ulaşamadım, 40'ta kaldım. Kitapların hemen hepsinin yorumunu bloğa yazdım.
 
Bu kitaplardan;
 
- Bu yıl daha çok yerli yazar okumuşum, 40 kitaptan 25'inin yazarı Türk. Bunda biraz da kütüphaneden kitap almam etkili oldu sanırım, daha önce kitabını okumadığım ama ismen aşina olduğum yazarları tercih ettim.
 
-Birçok yeni yazarla tanışmakla birlikte, bu yıl keşfedip en çok kitabını okuduğum yazar Jodi Picoult oldu. Kitapları gayet akıcıydı, favorim Bir Daha Bak .
 
 
 
-Okuduğum kitaplardan 12'sini kütüphaneden aldım, mayıs ayında yaptığım toplu kitap alışverişi sonrasında kütüphaneye sıra gelmedi :) Bu yıl kitaplarla ilgili yaptığım en iyi etkinlik kitap takası oldu. İlk etapta kafamda birçok soru işareti olsa da sonuç benim için mükemmeldi, hem 35 tane kitabımı takas ettim hem de birçok kitapseverle tanışma fırsatı buldum :) Kütüphaneme yeni katılan bu kitapların hepsini okuyamasam da, kitaplığın karşısında mutlu mutlu oturmayı ihmal etmedim :)
 
-Okuduklarım içinde en beğendiğim ve gözü kapalı önerdiğim kitap; Mino'nun Siyah Gülü. Hüsnü Arkan'ın müzisyenliği kadar kalemi de harika, ben kütüphaneden aldığım için kitabın ekinde gelen cd'den haberdar olamasam da kendimce Arkan müzikleri dinleyerek okumayı ihmal etmedim.
 
 
 
-Okuduklarım içinde en etkileyici hikayeye sahip olanlar Çalı Harmanı ve Aşkın Ötesinde oldu.
 


 
 
-Okuduklarım içerisinde heryerde methedilmesine rağmen benim hiç sevemediğim kitap Kardeşimin Hikayesi'ydi. Bir an önce bitsin diye okudum, benim için bir hayal kırıklığıydı.
 

 
 
-2013'ün listesinde umduğumu bulamadığım bir kitap da Kukla. Ahmet Ümit kitaplarının hemen hepsini heyecanla okurken bu kitabın hikayesi bana çok zorlama ve sıkıcı geldi.
 
-Ve kitaplar içerisinde saçlarımı ağartan, en sıkıcı-basit bulduğum ise Piruze.
 

 
 
2013 yılında Eylül'e aldığımız/okuduğumuz çocuk kitaplarını da detaylı yazmayı planlamıştım ama pek başarılı olamadım. Blogda sadece 25'ine yer verebildim.
 




Bunlar içerisinde Eylül'ün ve benim favorilerimiz;
-Üç kedi Bir Dilek

-Köpekler Bale Yapmaz
-Gergedanlar Krep Yemez
 
-Karda Ayak İzleri
 
Sadece Eylül'ün favorisi olan kitaplar ise Kötü Kedi Serisi.
 

Bana göre berbat bir çevirisi var, saçma sapan şeylerden bahsediyor ama Eylül belli yerlerini tekrar tekrar okutup, artık ezberlediği kısımları da kendince okuyarak kahkahalarla gülüyor :)


 
2014'e kütüphanemde okunmayı bekleyen çok sayıda kitapla giriyorum ama muhtemelen önceliği daha önce okumuş olduğum Bebek Bakımı kitaplarına veririm :)
 
Herkese bol kitaplı bir yıl diliyorum...
 
 
 
 
 



31 Aralık 2013 Salı

Mutlu Yıllar

'Yeni yıla nasıl girersen, öyle devam eder' iddiasının işe yaramadığını defalarca tecrübe ettiğimden bu kez kendim için 'eski yıl nasıl biterse, yenisi de öyle devam eder' desturunu uydurup yılın son iki gününde kendime kitap aldım :)

 Evde okunacak kitaplarım olsa da , 'kendime yılbaşı hediyesi alıyorum' bahanesiyle ve de yukarıdaki kitapları 2013 yılında okuyamamış olmanın verdiği gazla aldım gitti. Sevine sevine eve götürdüm kitaplarımı.

 Maymun iştahımın da devreye girmesiyle çok merak ettiğim Aile Çay Bahçesi'ni okumaya başladım,

kıyıda köşede okuyup bitirdim. 2013 bitmeden Müzeyyen ile tanışabildiğim için memnun oldum. Kendisini yılın son kitabının kahramanı olarak kenara not ettim.

 Yılın son günü, işini son ana bırakanlar sayesinde epeyce yorucu geçti ama aldığım bir zarfla tüm yorgunluğumu unuttum :) Sevgili Özlem Hanım'a iyi dilekleri için çook teşekkür ederim..


Kitap siparişim iki parça olarak geldi, 2013'ün kendinden söz ettiren kitabı Peri Gazozu sona kalmıştı, artık 2014'te okunacaklar arasına girdi..

Yeni yıla yarım kalan kitabımla gireceğim...

2013 sancılı bir yıldı, bazı karmaşaları da 2014'e devredecek gibi. Umuyorum ki yaşadığımız olaylardan ders alır, şişirilmiş gündem konularının etkisinde kalıp bu günleri unutmayız...

Yeni yılın sevgi, saygı, hoşgörü, adalet ve de sağlık getirmesini diliyorum.

Vee 2014'ün (hayırlısıyla) bize vereceği hediyelerden birisi yeni bir bebek :) Yeni aile ferdimizin de sağlıklı bir şekilde aramıza katılmasını diliyorum.

Mutlu yıllar...