Sayfalar

10 Şubat 2012 Cuma

Yes Man


Klasik Jim Carrey filmi. Filmin konusunu anlatsalar, kim oynamalı deseler cevap belli.
Liar Liar benzeri, Bruce Almighty kadar zevkli değil..





İzleyecek başka filminiz yoksa, izleyin :)

Sinek Isırıklarının Müellifi



2011'in öne çıkan kitaplarından birisi Sinek Isırıklarının Müellifi...Ve hacmi küçük ama kendisi dopdolu, övgüyü hak eden bir kitap...
Okuduğum ilk Barış Bıçakçı kitabı. Beğendiğim kitap genç bir yazara aitse ayrı bir  gurur duyuyorum. Hani artık yaşlanmış olan sanatçının yerini alabileceğini düşündüğünüz birisini dinleyince hissedilen rahatlama gibi...
Sinek Isırıklarının Müellifi, Cemil'in kitabını yayımevine teslim etmesiyle başlıyor...Günler ilerlerken Cemil düşünüyor, editörle konuşuyor, çilek reçeli yapıyor, üst komşuya çıkıp banyonun aktığını söylüyor... Günlük yaşama dair tespitleri insanı hem hüzünlendirip hem de gülümsetiyor, okuyanda 'yan dairede oturan komşu' izlenimi uyandırıyor.
Ankara'da geçiyor öykü. Son dönemde kitaplarda İstanbul tekeli yavaş yavaş kalkıyor ve bence daha sıcak ve samimi bir Ankara anlatımı başlıyor. Ya da deniz olmayan bir ilde büyüyen insanlara sıcak ve tanıdık geliyor :)
Pek çok kitapta okuduklarımı not almam, dönüp bir kaç kez okumakla yetinirim ama Sinek Isırıklarının Müellifi alıntı yapmadan duramayacağım kitaplardan...
Nazlı, çocukken balık yedikten sonra ailecek ellerini mutfak lavabosunda Pril ile yıkadıklarını anlattığında Cemil derinden sarsıldı. Mutsuzluğun formülüyle bulaşık deterjanının formülünün aynı olduğunu ileri sürdü.
Zaten bu dünyada çoğunluğu, herkesin kendisine hayran olduğunu düşünenler ile kimsenin kendisini sevmediğini düşünenler oluşturur. Geri kalanlar ise Vüs'at O. Bener okurudur.
Yaz gelince sır diye bişey kalmıyor. Açık pencereler çarpmasın diye pervazlara konulan minderler dışarı sarkıyor, binalar insanlara dil çıkarıyor.
Herşey çok anlamsız! Hayat, kendi kendilerini kopyalayan dev moleküllerden başka birşey değil. Hayat dediğimiz sadece kimyadan ibaret. Periyodik tabloyu ezberlesek yeter. Evrendeki en bol iki elementin, hidrojen ile helyumun ,aynı zamanda en hafif iki element olması herşeyi açıklıyor zaten. Böyle hafif bir evrende anlam ne arasın? Anlam ağırdır. Dibe çöker. Falcılar bu nedenle kahvenin telvesine bakarlar..

Ben büyük bir zevkle okudum...Ve Barış Bıçakçı'nın diğer kitaplarını da okunacaklar listeme ekledim..

Okul Kütüphanesine Destek

Karasüleymanlı Uzunköy İlköğretim Okulu için bir kitap toplama kampanyası başlatılmış. Detaylar aşağıdaki alıntıda. İnternette bir okulun web sitesini buldum. Bu okulun kütüphanesine katkım olsun diyorsanız;
 
 


Okul öğretmeni Mahmut Bey'in kaleminden:
Hatay'ın Reyhanlı ilçesindeki Karasüleymanlı Uzunköy İlköğretim Okuluna kütüphane kurmak için kitap toplama kampanyası başlattık. Köy okulu olduğumuzdan dolayı imkanlar maalesef çok kısıtlı. Öğrencilerin de kitap almaya ayırabilecekleri maddi güçleri olmadığından dolayı kütüphanemiz için tek seçeneğimiz sizlerden gelecek yardımlardır. Yardımlarınızı esirgemeyeceğinizi düşünüyoruz.



Kütüphane projemize destek olmak için ne mi yapabilirsiniz?

- Hikaye, roman, dergi, ansiklopedi türü kitapları okulumuza kargo olarak yollayabilirsiniz.

- Projemizi arkadaşlarınıza, akrabalarınıza vs duyurarak daha geniş kitlelere ulaşmamızı sağlayabilirsiniz.

- Facebook, twitter, friendfeed ve bloglarınızda projemizi duyurarak ve sayfaya dair linki sosyal mecra hesaplarınızda paylaşarak destek olabilirsiniz.


Okul Bilgileri: HATAY'ın Reyhanlı ilçesine bağlı Karasüleymanlı Uzunköy İlköğretim Okulu

Kargo Adresimiz: Karasüleymanlı Uzunköy İlköğretim Okulu, Reyhanlı/HATAY


İletişim: mahmutadin@hotmail.com

Kitapsız Kütüphanemizi Kitaplandıralım

Önemli Not: Okulumuz köy okulu olduğundan dolayı bazı kargo firmaları tarafından sorun/gecikme olabilir. Bu yüzden kitapları kargoya verdikten sonra; kargo firmasını ve kargo bilgilerini mahmutadin@hotmail.com e-posta adresine yollarsanız daha iyi olur. Böylece kargonun takibini daha iyi yapabiliriz.

9 Şubat 2012 Perşembe

How To Train Your Dragon


How To Train Your Dragon?
Bir çizgi film sever olarak bir çok seçenek arasında benim için önceliğe sahiptir çizgi filmler..Kaliteli bir yapımsa bir çok komedi aksiyon filmine taş çıkartır ...
Ejderhanı Nasıl Eğitirsin, 2010 yapımı oldukça eğlenceli bir çizgi film.1999'ların çizgi sineması Mulan'ı anımsatıyor, onun kadar da sevimli ejderhaları var. Özellikle 'Gecenin Öfkesi'ni çok sevimli çizmişler :)




Karakterlerin isimleri de ilginç; hıçkıdık, geğirti :))
Küçük savaşçı kızın seslendirmesi çok tanıdık geldi önce, tanıdık ama nedense bi o kadar da itici. Kim olduğunu çıkaramadım tabii ve Google'dan kopya çektim. Meğer Serenay Sarıkaya'ymış, sevimsiz ve yeteneksiz dizi karakterlerinden birisi. Ama seslendirdiği karakter de ilk etapta gıcık bir kız olduğu için uymuş gibi seslendirme :)




Ejderhaların dövüş sahnesi Transformers'dan kat kat daha gerçekçiydi :)) Transformers'a ayrı bir gıcığım var, sevmiyorum o pat diye dönüşen makinaları, onun yerine tekrar tekrar Road Runner izlemeyi tercih ederim...
How To Train Your Dragon'u çizgi film severlere gözüm kapalı öneririm...

Aile Hekimi


Pencereye dön ağzını aç diyen, filmleri pencereye tutup bakan, parazit teşhisi koyup size bir "solucan ilacı" yazayım diyen bir aile hekimimiz var. Teknolojiye ve tıp terminolojisine bu kadar hakim olması beni korkutuyor...
Ama yine de kötünün iyisi sağolsun. Çok fazla doktor alternatifimiz yok :( 30bin küsür nüfuslu ilçede özel hastane yok! Devlet hastanesindeki iki çocuk doktoru da gideni pişman eden cinsten!!
Akşam başlayan ateş gece de devam edince, saat kurarak takip ettim Eylül'ü. İlaç verdik, olmadı üzerindekileri çıkardık, eline ıslak mendiller verip oyun bahanesiyle boynunu bacaklarını sildirdik :) Bu arada evdeki infrared termometrenin 1-2 derece hatalı, kulaktan ateş ölçerin ise yaklaşık yarım derece hatalı ölçtüğünü fark edip klasik termometreyle ölçüm yapabilmek için Eylül'ü ikna etmeye çalıştık..Pek başarılı olamayınca devreye "anne eli yöntemi" girdi :) Geriye dönük hafızası yok ama gayet iyi ölçüyor :))

Ve doktor demişken buyrun ;





8 Şubat 2012 Çarşamba

Dahi Çocuk Yetiştirme Klavuzu

Annelere, babalara, dedelere, anne/babannelere okutun:)
Tavsiyelere bayıldım ama sanırım uygulamayacağım :)

http://uzuncorap.com/2012/01/20/dahi-cocuk-yetistirme-kilavuzu/#comment-79

Yedi adımda Filiz..

Bu mim işine ilk girişim. selinka 'dan geldi mim; hakkımda yedi gerçek
(niye yedi bilmiyorum ama yedi madde deyince benim aklıma direkt HACCP İlkeleri geldi :)...


  • Tanıştığım insanlarda oluşturduğum ilk izlenim hep aynıdır; soğuk, suratsız, mesafeli..Sadece bir defaya mahsus görüştüğüm insanlar beni öyle bilmeye devam eder, 2-3 kez daha görüştüklerim de aslında hiç de göründüğüm gibi olmadığımı söyler. Karşımdakinin kendini cümleye hazırlayışından anlarım, geliyordur "aslında soğuk ve suratsız değilmişsin" :)
  • Klasik bir ikizlerim. Sağım solum belli olmaz, neşe saçarken bi bakmışsın diplerde gezerim. Çok konuşurum ve bazı kişilerle birlikteyken hep ben konuşurum.Kullandığım, okuduğum, izlediğim, yediğim şeyleri begenmişsem mutlaka birilerine tavsiye ederim..
  • Simetrik, geometrik şekilli, çift sayılı şeyleri severim. Asal sayılara gıcık olur, elimde bıçak varsa yiyeceklerimi karelere üçgenlere bölerek yerim...
  • Elimde sayılabilecek birşey varsa, kaç tane olduğunu tahmin etmeye çalışır, çevremdekilere de sorar sonra da üşenmeden sayarım :)
  • Türk kahvesini çok severim, telvesini de hiç bırakmayacak şekilde içerim, bırakana da kahveyi heba etmiş gözüyle bakarım. Evdeyken babam kahvenin telvesini içmeme kızardı, fincanımı mutfağa götürür gizlice kaşıklardım :) (Bu arada Allah Shazilliyi bulandan razı olsun)
  • Abur cubur severim, yeni çıkan çikolata vs'yi muhakkak alır denerim. Eti Cin ve Eti Puf değişmez favorilerimdir..Mesela cips gibi çikolata çıkmış, bitterini mutlaka yiyin:))
  • Kitaplarım çok kıymetlidir. Altının çizilmesine, sayfasının kıvrılmasına ve de kağıda bişeyler yazılacağı zaman kitabımın üstünde yazılmasına çok kızarım. Emanet verdiğim kitabın kapağında yazı izi var mı diye bakarım.Kitaplığımın düzeninin (ya da düzensizliğinin) değiştirilmesine, kitaplığa alakasız eşyalar koyulmasına sinir olurum, cıngar çıkarırım..
  • Elmaya bayılırım. Sabah, akşam, gece yarısı, aç-tok karna elma yerim. Kabuğunu özenere soyar, ikiye bölüp içindeki karpeli (çekirdek yuvasını) şekline uygun olarak çıkarırım. Özenmeden elma soyan birisini izlemeye bile dayanamam, elinden almak kendim soymak isterim..
  • Yazınca daha iyi anladım; ne gıcık biriymişim..:)
Dur ben de yazayım bişeyler diyeniniz varsa buyursun...:)

Günahkar..

Cerrah ve Çırak'tan sonra ara verip Sinek Isırıklarının Müellifi'ne başlamıştım. Araya izin, misafirler girince evde kitap okuyamadım. Pazartesi sabah çantama kitabımı atarken Tess Gerritsen'in cazibesine kapıldım (kitabın cazibesi tabii yoksa kadının kendisi pek bi korkunç:) ve Günahkarı da aldım yanıma.



Uyku mahmuru olduğum için kitaba sert kahve muamelesi yaptım ve uykumu açsa açsa Tess Gerritsen açar diyerek başladım okumaya..
Günahkar, Cerrah ve Çırak'ın yanında sadece "polisiye"  bir kitap. Daha az tıbbi yaklaşım, daha az gerilim. Grange kitaplarına da benzettim konuyu ama işleyiş baya bir kadınsıydı. Kahramanlar kadın olması ve özel hayatlarındaki gidişat yazarın cinsiyetini ele veren cinsten..
Bir de Grange'le örtüşen örgüt var tabi işin içinde; One Earth. Leyleklerin Uçuşu'nda da işin içinde Tek Dünya örgütü vardı. Gerçekten varsa böyle bir örgüt ya da kurulursa önyargım hazır :)
Bu kez cinayetler bir Manastırda başlıyor ve birbirinden bağımsız paralel cinayetlerle ilerliyor.
Ve yine bir solukta okunuyor. Aksiyon/Polisiye severlere rahatlıkla tavsiye edebilirim.

Bu aralar servise de uyuklayarak bindiğim için bu aksiyon kitaplarını daha rahat okuyorum. Zaten kaldırımlar diz boyu kar,yollar gölet,  insanın içini açacak hiç birşey yok o yüzden hevesle aldığım Hakan Günday kitaplarını bekletiyor, çok kafa yormayacak kitaplarla devam ediyorum...


Hazır şikayet moduna girmişken işyerinin çayı da berbat!!Bakıyorum kullandıkları çay da iyi ama, demek ki sadece malzemeyle olmuyor, çayı demleyende de maharet olmalı, bi de su çok kireçli sanırım...Eve gidip de kendi bergamut aromalı çayımı, temizliğinden şüphe etmediğim bir bardaktan içmek gibisi yok...
Şu 'Sinek Isırıklarının Sorumlusu' kimmiş devam edeyim bari.. 

7 Şubat 2012 Salı

Kar..

Kara doyduk bu sene, yıllardır bu kadar çok kar yağmamış buralara, bizi bekliyormuş sanırım. Kayseride bile görmedik yahu bu kadar kar!!

 Öğleye doğru çektiğim fotoğraf, akşama kadar devam etti kar..


Ve kardan ailemiz. Karı çok bulunca kardanadam yanlız kalmasın dedik :)

5 Şubat 2012 Pazar

Haftasonu

Bol koşuşturmalı ve hareketli bir haftasonunu bitirdik. Ve havalar nispeten ısındığı için sevindik. Artık buzla değil yollardaki erimiş karla mücadelemiz başlayacak, bolca paça ıslatacağız.
Cumartesi günü haftaiçine göre daha ılık bir hava vardı ama göl hala donmuş vaziyetteydi.

 Gölün üzerinde yürüyüşe çıkanlar..Kırılan bir kısımdan buzun oldukça kalın olduğu görülüyor ama yine de tehlikeli ...

 Ve garibim Karabataklar..Artık batamıyorlar, buzun üstünde ordan orada koşturuyorlar, atılan simitleri yiyorlar..

 Neredeyse 10 ay oldu biz taşınalı ama Eşrefoğlu Camii ve Medreseye gitmemiştik, bu karda kışta kısa bir tur yapabildik. Cami de kapalıydı zaten, baharda tekrar görmek lazım..




Caminin kapısı çok güzel, her karesinde farklı bir detay var...

2 Şubat 2012 Perşembe

Evde olmak...



Evde olmak güzel şey, özellikle dışarıda dondurucu soğuklar varken, evde şirin bir yavru (Eylül) varken, mutfakta demlenmiş mis gibi çay varken....



Dün sabah Eylül hiçbirşey yemek istemeyip, sonra da yediği bir tanecik balık krakerden sonra kusunca korkmuştum. Allahtan ciddi bişey değilmiş, biraz sıcak tutup öğleye kadar çizgi film tedavisi uyguladım :) Kendisi isteyinceye kadar yemek vermedim ve midesi rahatlayınca en sevdiği çorba olan yayla çorbasından neredeyse 3 tabak yedi :)
Bugünse annesi evde olduğu için halinden çok memnun..Ben elimde çayım gezinip duruyorum ortalıkta, yanımda da sandalyesi ile Eylül :)



 Ve ayrıca akşama annemle yeğenim geleceği için anne-kız ayrıca mutluyuz..Hafta sonuna da ailenin kalanları geliyor. Bol hareketli 3 gün bizi bekliyor :)


31 Ocak 2012 Salı

1.Kişisel Oyun Hamuru Sergimiz :)

Anne-Kız gururla sunar :)



 Chicco Poly Magic :)



 Sünger Bob ve Patrick


 Çay saati petibörsüz olmaz dimi :)

İzin...



Dün yengeme telefonda "bu karda kışta bir yere kımıldayamayız, siz gelin biz gelemeyiz" diyordum..

Bu sabah servis gelinceye kadar burnum, kulağım hatta gözüm bile dondu, -10 C civarındaydı sıcaklık. Sabaha kadar bi 30 cm kar daha yağmış, buzlar iyice kamufle olmuş, nereye basacağımı şaşırdım, nasıl kibar kibar yürüyorum :) Neyse karları buzları aştık geldik ki işyeri buzz gibi, çünkü kazan dairesinin kapıdı donmuş!! 3-5 kelli felli adam + 1 çaydanlık kaynar su ile 15-20 dakika sonunda ancak açıldı. İşyeri ise öğleye doğru kısmen ısındı.
Ve Halil Sezai kıvamına geldim ve isyeeaaan ettim, sessizce tabi :)
Haftasonuna kadar izin almaya karar verdim, ne diye bu sıkıntıyı çekiyorum ki . İlla ki deniz kum için izin alınmaz ki, kar buz için de alınır . Evde otururuz kızımla sıcacık.. Hummalı bir çalışma ile acil denetim ve yazışmaları yaptım.
Bu arada izin imzadan çıkınca yavaştan kanıma nüfuz etti, dün bir yere kımıldamayacak olan ben Eylülü de alıp annemlere mi kaçsam 3 günlüğüne diye düşünmeye başladım. Eylül Elifle oynardı, yengemle ben de mağazaları fethederdik. Azıcık medeniyet görürdüm fena mı..
Akşama netleştiririz artık, yol durumunu bir sormak lazım tabii, karda kışta rezil olmayalım...


30 Ocak 2012 Pazartesi

Çırak

Korku filmlerinden hiç hazzetmem; adı üstünde korkarım. İzlediğim korku filmi bir elin parmağı kadar bile değildir. Ancak sinemada izlemişimdir. Gerilim filmlerini de nadiren izlerim...
Ama gerilim kitapları oldukça cazip geliyor bana, sanırım kontrolün bende olması benim için kitapları okunur kılıyor..



Kitaba gelirsek; Cerrahla başlayan hikaye Çırak'la devam ediyor. İkinci kitapla karakterlere daha iyi hakim olduğum için midir, kitabın tarzına alıştığım için midir ya da Martı yayınevinin kullandığı yazı puntosu daha büyük olduğundan mıdır bilinmez, Çırağı daha bir severek okudum.
Gerilimin dozu daha yüksek bu kitapta, vahşilik de azıcık artmış gibi. Olaylara bir de gizemli FBI ajanı dahil edilerek soru işaretleri arttırılmış. Azıcık klişe olmuş bu yakışıklı ajan ama olsun yoksa Rizzoli'nin sakalları çıkmaya başlayacaktı :)
Bence bu amerikalıların yaşamlarındaki en büyük eksiklik pencere demiri... Onu yaptırsalar ne Cerrah korkusu kalacak ne Çırak ne Kalfa! Adamların kapıları kale gibi ama pencerenin önünde yangın merdiveni var, ne anladık??Acilen Türk mütahhit ve demirci göndermek lazım bunlara :))

Bir de bu ciltli kitabı sevemedim yahu. Zaten almadan önce de tereddütlüydüm, normal baskı olsun istemiştim ama son anda siparişimi değiştirip bunu gönderdiler. Soğuk bir kere, tahta tutar gibi oluyorum elimde. Dışındaki ikinci kapak içinde kayıp duruyor kitap!!!Neyse sevmedim işte..

Sırada üç tane daha Tess Gerritsen kitabım var ama araya birkaç farklı kitap alacağım. Yoksa evin kilitlerini falan kontrol etmeye başlayacağım yakında!!

26 Ocak 2012 Perşembe

Cerrah

Nihayet Tess Gerritsen'le tanıştım..
Cerrah okuduğum ilk kitabı, bol kanlı bir kitap. Biryerlerde kitap için "içinden kan sızan bir kitap" denilmiş ki oldukça yerinde bir tanım olmuş.
Ama nedense kitabın kapağı kendisinden daha ürpertici geldi bana..

(Fotoğrafı nasıl bu hale getirebildim hiç bir fikrim yok ama Cerrah'ın tarzına uygun bir kesik oldu :))

Erkek egemen bir büroda var olma savaşı veren Dedektif Rizzoli, "Aziz" Dedektif  Thomas Moore ve olayların ortasındaki Dr. Cordell..
Oldukça sürükleyici bir hikaye, hayal kırıklığı yaşatmayan bir son.
Son zamanlarda okuduğum en iyi Polisiye/Gerilim kitaplarından birisi..Polisiye sevenlere gözü kapalı önerebilirim.
Elimde dört Tess Gerritsen kitabı daha var:) Çırak'la seriye devam ediyorum, bakalım diğerleri de bu kadar sürükleyici mi?

25 Ocak 2012 Çarşamba

Tatlı Rüyalar

Tatlı Rüyalar, kendi tanımıyla bir Psiko-Absürd Romantik Komedi... Evet tam anlamıyla böyle bişey:)


Alper Canıgüz kitabı yazarken ne içmiş bilmiyorum ama çok eğlenceli bir kitap ortaya çıkmış...
Kendinizi kitaba bırakın, klasik ve olası hikayelerden arının.
Yok ben mantık sınırları dahilinde ilerleyen bir kitap istiyorum diyorsanız, Alper Canıgüzden uzak durun..
Oğullar ve Rencide Ruhlar'ı da almakla çok iyi etmişim, Gizli Ajans da kesinlikle okunacaklar listemde artık :))

Oda

Oda, 2011'in çok konuşulan kitaplarından.
New York Times da "2010'un en iyi 10 kitabı"ndan birisi demiş..

Kitapları en popüler olduğu dönemde okumayı sevmiyorum. Üzerinden biraz zaman geçmeli, kitapla ilgili daha objektif yorumlar yapılmalı ve kitap benim gözümde kıymetli hale gelmeli...



Büyük bir hevesle başladığım kitabın ilk 5-10 sayfasından hiçbirşey anlamadım. Tamam olaylar 5 yaşındaki bir çocuğun gözünden anlatılıyor ama cümleler bir garip, eksik gibi. (Uçaklar gerçekte yok, onlar sadece televizyon..gibi) Kitapla ilgili yorumlara baktım ufaktan (tabi kitapla ilgili bir detay olmasa bari korkusuyla). Okuyanlar ilk 50 sayfanın sıkıcı olabileceğini söylüyor, gönül rahatlığı ile okumaya devam ettim.
Artık 5 yaşına giren Jack ve annesinin bir odada kurdukları yaşam...Annenin azabı ama Jack'in dünyası 'oda'..Ve geceleri Yaşlı Nick'in geleceği için Jack'in içinde uyuduğu gardırop...
Spoiler içerir...
Annesinin Jack için oluşturduğu dünya çok muntazam, uydurulan oyuncaklar, onaltı adımlık bir alanda düzenli yapılam jimnastik, tek bir parçası bile ziyan edilmeyen yiyecekler ve 'pazarikramı'..
Bu izole dünyadan gerçek dünyaya geçiş..Çocuk sahibi olunca insan çok gereksiz durumlarda bile empati kuruyor (anne olmak geri dönüşü olmayan bir duygusallık-ki ben bile duygusallaşabiliyorsam son derece etkili demektir). Büyük firardan sonraki kısım beni daha çok etkiledi açıkcası..


Kitaba ara verip bir kenara koysanız da anne-oğulun hala o odada olduğunu düşünüyorsunuz, dolayısıyla çabucak okumak istiyorsunuz.Ve kitap bitse de etkisi uzun sürüyor..Bir de web sitesi var kitabın, odayı 360 derece gösteren..

Oda bana biraz 'Çatı Serisi'nin ilk kitabını, biraz da 'Küp Film Serisi'ni anımsattı.



Kitabı ve gerilim sevenlere de film serisini öneririm..

23 Ocak 2012 Pazartesi

Erken Kaybedenler



Afilli Filintalar dan tanımıştım Emrah Serbes ve Alper Canıgüz'ü. Uzun zamandır  aklımdaydı kitaplar ve Erken Kaybedenlerle başladım okumaya..
10'lu yaşlardaki oğlan çocuklarının (evet tam tanım bu "oğlan çocuğu" :)) hikayelerini dinliyoruz, sürekli bir tebessümle...Evden kaçanlar, öğretmenine aşık olanlar, tatilde zorla kitap okuyanlar, üst komşusunu terörist sananlar (ki favori hikayem bu), sokakta top koşturanlar, hoşlandığı kızı hırpalayanlar...

"unutmanın acısı, ayrılığın acısından farklı. ayrılık hüzne yakın, unutmak kasvete. yani birini er geç unutmaya mahkûm olduğunu bilmenin kasvetinden bahsediyorum. birini yavaş yavaş unuttuğunun bilincine vardığın anların sıkıntısından bahsediyorum. o kişinin parça parça silinip alakasız hatıraların arasına karışmasından bahsediyorum. belki de neden bahsettiğimi bilmiyorum, sadece üzülüyorum, vasıfsız keder."

Mevzuyu basit çocuk hikayeleri gibi düşünmemek lazım, çünkü anlatım çok güzel ve zevkle okunuyor..

"Ayrıca imkan olsa terör örgütlerine veririm oyumu çünkü bu devletin yıkılmasını istiyorum, çünkü annem babam öldüğü zaman hiçbir şey yapmadı bu devlet, ayrıca yasemin düşünmek için süre istediği zaman hiçbir devlet büyüğünün araya girip işleri yoluna koymak için çaba sarf ettiğini de görmedim. hep boş vaatler; yaralar sarılmadı."




Hikayeler "oğlan çocuklarının" etrafında geçiyor ya ufaktan da bir kıskançlık duymadım değil. Kabul edelim kızlar daha masum ve evcimen o dönemlerde, erkekler daha bi yaratıcı düşünüyor:)

Leyla ile Mecnun sevgim malum, baktım L&M sevenler Behzat Ç'yi mehtediyor (L&M na misafir de olmuşlardı), işin içinde Emrah Serbes de varmış deyip 1-2 bölüm izledim internetten. Devamını getiremedim ama bu kitaptan sonra tekrar izleme kararı aldım :)


Bu aralar tekrar tekrar ve tekrar dinlediğim tek sanatçı; Halil Sezai. İncir Reçelinde bayılmıştım zaten şarkılara..Ya yeni şarkılarda iş yok ya da ben yaşlanıyorum diye düşünürken, nihayet etkileyici bir albüm...Halil Sezai - Seni Beklerken2011

Gözlerinizi kapatıp, arkanıza yaslanıp dinleyin...

Kar

Ve kardan nasibimizi aldık.
Akşam yağmur yağıyordu en son, pek ihtimal vermemiştim karın yağacağına. Sabah sürpriz oldu, sakin sakin yağmış ve çok güzel görüntüler oluşturmuş.
Dün, kar evde olduğumuz gün yağdığı için sevinmiştim. Bu tür durumlarda insan dışarıda hiç bir işi olmasın, evde oturup kitabını okusun, sıcacık çayını içsin istiyor...
Bugün ise karlı-buzlu yollardan geçip de işe gelince, keşke kar bugün yağsaymış dedim, yollar kapalı olacağı için işe gelmezdik en azından...





Sabah kar yağarken..


Öğleden sonra güneş çıkınca bahçe daha da güzelleşti...