Sayfalar

24 Nisan 2012 Salı

İzmir...

!!Bol bol fotoğraf içerir!!

Hizmet içi eğitim bahanesiyle yaptığımız İzmir gezisi...

 Otel Çeşme'de, Sakız Adası karşımızdaydı..Ulaşım biraz zordu, Çeşme'ye gitmek isteyenler zaman zaman yürümeyi tercih etti, Allahtan biz arabayla gitmiştik kafamıza göre gezebildik..

 Toplantı salonumuz pek uygun dizayn edilmemişti ve zaman zaman termal havuzdan gelen koku ile yeşile döndük!!
Buna rağmen verimli bir eğitim oldu bizim için..


 Çeşme'de adım başı bir kedi görmek mümkün :)

Kendi yapımım yüzük, 24 ayar çikolata kağıdı ;)

 Çeşme Kalesine mesai saatleri içinde denk gelemedik, o yüzden dışarıdan izlemekle yetindik..

 Damla sakızlı dondurma :) Gayet güzeldi, damla sakızlı her şeyi çok severim zaten..

 Kahve molası...

 Adının ne olduğunu bilmiyorum ama bayıldım buna..


 Çarşamba günü, birçok yerde olduğu gibi şiddetli bir fırtına vardı..Planladığımız İzmir gezisini de erteledik bu yüzden, uçan dal parçaları ile ilgili pek iyi anılarımız yok da..

 Parlayan iki nokta, otelin kadrolu kedisine ait:)

Sakız Adası karşımızda..Gitmesek de görmesek de ..:)

Ekip olarak yaptığımız geziden;
Ildır, Fatmagül'ün köyü:))



 Tarihi Ildırı...

 Tarihi enginarlar ;) Ben ilk kez gördüm tarlasında enginarı..


 Ildır sokakları, bol çiçekli..

 Bu da kafese kapatılmış vahşi bir  çiçek :) Çok da çirkin bir şey, nice (hem türkçe hem de ingilizce yorumlanabilir bu sıfat:) çiçekler varken böyle bir şey neden konur ki pencereye..


 Ildır...

 Ve Alaçatı..

 Çatladı Kapı Çarşısı, bol incikli boncuklu bir çarşı. Ekip olarak talan ettik :)


 Bu yavrular da İzmir'den..

 İzmir'in "gevrek" arabalarından heveslendim, Çeşme'de simit alalım dedim eşime, ama o ne kötü bir simittir kardeşim!! Hani cidden gevrek olsa tadına aldırmayacağım da, tatsız tuzsuz, kayış gibi bir şeydi. Bundan sonra Konya'nın kötü simidine bile laf etmeyeceğim. (Ah ahh bir çıtır Samsun simidi olsa da yesek)


Kula'nın da Peri Bacaları varmış, hiç bilmiyordum. Kapadokya'daki kadar büyük olmasa da oluşum aynı..

Bu da internetten aldığım resim..

Bir nevi tatil oldu bizim için,  tek sıkıntı Eylül'ü çok özlememiz oldu. İlk kez bu kadar uzun süre ayrı kaldık..Dönüş yolunda söz verdiğimiz bebeği ararken Afyon'daki Migros'ta oyuncak indirimine denk geldik. Yemeği unutup alışverişe daldık. Sonuçta ellerimiz kollarımız dolu çıktık marketten, hatta yetinmeyip bir de Konya'da gittik Migros'a, farklı oyuncak buluruz diye. Oyuncak konu olunca biz anne-baba Eylül'den daha hevesliyiz galiba :)

Haa bir de Dukan vardı giderken bıraktığım, bir hafta boyunca da hiç anmadığım..(Aslında anmak isterdim ama otelde diyetime uyan hiç bir şey bulamayınca, ben de gözünü çıkardım diyetin.) Dönüşte valizler dışında yaklaşık 1 kg'ı da göbeğimde getirdim :( Yürüyüş yaparken bir yerlere gömmeyi planlıyorum :))

Bu sürede okuyabildiğim tek şey ciltli olarak aldığım Penguen oldu. 
Sultan'ı Öldürmek'i aldım kaşla göz arasında ama henüz başlayabildim..

Yokluğumda ağaçların tamamı çiçek açmış, saksıdaki soğanlarım büyümüş, Eylül'ün ektiği nohutlar çıkmış:)) Havalar ısınmaya karar verse de bahçe - balkon sezonunu açsak....
Şimdilik havadisler bunlar, devamı gelecek :))

13 Nisan 2012 Cuma

Mim

Buyrunuz Kitap Bahçesi 'tan gelen sıcağı sıcağına bir mim :)

1.Yemek olsan hangi yemek olurdun?



Been olsam olsam zeytinyağlı sarma olurdum..Azcık zor biriyimdir :) Sarmanın da hem yapmasını hem de yemesini çok severim..

2. Müzik aleti olsan ne olurdun?



Türküleri hep çok sevmişimdir. O yüzden bağlama olurdum galiba. Babam çok güzel çalar, bir dönem ben de çalmaya uğraştım ama tam Hekimoğlu'nu çalar gibi olmuştum ki tayin oldum, kaldı bağlama işi :)

3. Araba olsan hangisi olurdun?



Oo ben Mini Cooper olurdum. Kendim mini değilim ama bu şirin arabaya bayılırım..

4. Aylardan hangisi olurdun?



Mayıs olurdum; doğa uyanmış, ağaçlar yeşile dönmüş, mis gibi çiçek kokularıyla bahar kendini eksiksiz göstermiştir...

5. Ayakkabı olsan nasıl olurdun?



En rahatından ve cicisinden bir sandalet olurdum :) Rahatça hopla zıpla...

6. Kıyafet olsan hangisi olurdun?



Ee sandalet giyince üzerinde de kot pantolon ve renkli bir tişört olmalı dimi?

7. Renk olsan hangisi olurdun?



Ee adı üstümde pembeee:)

8. Hayvan olsan hangisi olurdun?



Şüphesiz kedi..Uysallığımdan değil ama daha şirini var mı?

9. Şu anda okuduğun kitabın 137. sayfasında ne var?
Henüz bitirdiğim kitabım Kırık Kalpler Oteli;
"Hep birlikte Panama Oteli'nin görkemli lobisine girdiler. Lobi toz ve küf kokuyordu ama zımparalanmış, kumlanmış, temizlenmiş, yılların dökülmüş boyasından arındırılmış duvarlara elini değdirdiğinde, toz ve küf kokusu bile yeni gibi gelmişti Henry'ye."

Benden de Lila ve tatlı telaşlar yaşayan Dejawu ya gitsin :)

Kırık Kalpler Oteli




Uzun zaman önce marketteki (muhtemelen Metrodaki) indirimli kitap sepetinden almıştım bu kitabı. İsminden yola çıkarak en kötü ihtimalle acemi bir aşk romanıdır demiştim. Beklentim yüksek olmadığı için okumak için elimdeki kitapların azalmasını bekledim.
Ve sıra geldi Kırık Kalpler Oteline...





Yazarı Jamie Ford, Çin'den San Francisco'ya göç eden ve "Ford" soyadını alan bir madencinin torunu. Seattle'daki Çin Mahallesi'nin yakınındaki bir semtte yetişmiş. Yazarın geçmişi düşünüldüğünde, bence bu kitaba bir "vefa borcu " demek doğru olur.
1980'ler ile 1940'lar Amerikası arasında gidip gelen bir hikaye. 1942;  Amerika-Çin-Japonya arasındaki savaşlar, aynı mahalleyi paylaşan Amerikalılar-Çinliler-Japonlar...



Savaş dönemleri en etkili şekilde bir çocuğun dilinden anlatılabilir. Özellikle de anlatan; en iyi arkadaşı bir Japon olan Çinli bir çocuksa..
Konusu benim için son derece etkileyici, anlatımı berrak, finali buruk da olsa gülümseten bir kitap Kırık Kalpler Oteli.
Denk gelirseniz mutlaka okuyun...

9 Nisan 2012 Pazartesi

Haftasonu

En hızlısı ve yorucusundan bir haftasonuydu..
Hafta içi yürüyüş yorgunluğu ile yapabildiğim tek iş bulaşıkları makineye doldurmak olduğu için beş gün sonunda   ev müthiş dağılmıştı. Mecburi temizliği iki güne yayıp toparlamaya çalıştık.
Cumartesi hafif bir esinti var, uçurtma uçurabiliriz dedik ama göl kenarında değil uçurtma biz bile uçacaktık. Yüzümüzü göle döndüğümüz zaman şu sakız reklamındaki kadın gibi  oluyorduk :)



 Ama yılmadık, uçurduk uçurtmamızı. Rüzgar nedeniyle boş kalan parkta da Eylül oynadı bolca. Her ne kadar yanımızda götürdüğümüz hiç birşeyi yiyemesek de, halimizden memnunduk..







Ve bahçemizden..





6 Nisan 2012 Cuma

Vanilya Club Nisan Kutusu




Dün gelen Vanilya Club kutum..Aslında çok tatmin edici bulmadığım kutuları paylaşmak içimden gelmiyor. Bu ay içerikten ziyade fiyat tablosu göz doldurucuydu.



Yani gelen Chantecaille Lip Sheer'in tam boy olduğunu görüp fiyatını da okuyunca, bu ay ki kutuyu beğenmeyenler için "nankör" denilebileceği anlaşılıyor.
Pekii ben beğendim mi? Nankörlüğü kabul ederek kutunun bana biraz fakir geldiğini söyleyebilirim.





Ruj çok şık, şimdiye kadar kullandığım en pahalı ruj falan ama rengi kötü yahu. Gençseniz ve de gotik değilseniz size de uygun değildir eminim:) Kutunun en favori ürününü beğenmeyince kalanlar pek birşey ifade etmiyor haliyle...
Akşam tüm kutu içeriğini denedim.
Chantecaille köpük temizleyici ve kremi; yüzümü hafif bir karıncalanma hissiyle birlikte güzel temizledi ve nemlendirdi. Bitirinceye kadar devam edip genel bir kanıya varabilirim umarım..
Roberto Cavalli tanıdık bir koku, kalıcılığı iyi gibi geldi..
Ve Alessandro El Peelingi; uyguladıktan sonra parmaklarım ve tırnaklarımda pek bir değişiklik olmamakla birlikte ellerim çok güzel yumuşadı. Kutu ürünlerinden en çok bunu sevdim:)

Kutudan çıkan broşürde Pandakutu'dan bahsediyor. Okul öncesi çocuklar için uygun materyallerle hazırlanacakmış kutular. Kutu işinin çocuk versiyonu da yaygınlaşacak gibi. Eylül için üye olduğumuz, yaşına(ayına) göre hazırlanan bir kutumuz var (http://www.adimadim.com/adimadim/adimadim-setlerimiz) tabii dergiyle birlikte gelen oyuncakları her zaman ilgi çekici olmayabiliyor (kutudan üst üste pastel boya ya da balon çıkabiliyor). Ama hazırlanan dergiyi beğeniyorum, bazen nasıl anlatacağımı bilmediğim konularda işime yarıyor, akılda kalıcı bir anlatımı var Eylül için.
Pandanın fiyatı biraz yüksek gibi (49TL), bakalım içinden neler çıkacak, üye olanlar memnun kalacak mı?

5 Nisan 2012 Perşembe

Öç Yuvası




Ne öcmüş ne yuvaymış kardeşim, bunalttı beni!!
Dört gündür iyi dayandım bu kitaba, nihayet bitirdim.
V.C. Andrews'in Dollaganger Ailesi (Çatı) Serisini ararken sahafta, bu kitaba denk gelip almıştım. Çatı Serisi de iç karartıcıydı ama bu kitap ayrı bir işkenceymiş. Yazdıklarını düşününce bu kadının garip bir yaşamı olmuş galiba diye düşünmeye başladım.
V.C. Andrews'in resmini görünce de Türk Filmlerinin kötü sarışın karakterleri aklıma geldi .



Kitabı okurken hava da bulutlanıp yağmur da başladı, tam karabasan oldu.
Hiiç tavsiye etmiyorum, bu kitabı okumakla zaman kaybetmeyin . Gördüğünüz yerde de arkanıza bakmadan kaçın...

4 Nisan 2012 Çarşamba

Nisan

 Baharın ikinci ayında da olsa uzun zamandır beklediğimiz sıcaklıklara erişebildik. Tabi bu İç Anadolu standartlarında bir bahar, yani öyle çiçek-böceğe karışmadık henüz, sadece termometreler (-)'yi göstermiyor o kadar :)
Nisan ayına hızlı bir giriş yaptık, haftasonu ısınan havanın kısmen de olsa tadını çıkardık ama yeni hafta zor ilerliyor..İleri saat uygulamasına nispeten alışan bünyem konu işe gelmek olunca yine de nazlanıyor. İşyerinde de evrak işleri ile oyalanıyor, dışarı görevinden kaçınıyor, okuduğum kitabı masamda- çantamda süründürüyorum.
Nisana hareket katan tek şey komşum ile başladığımız yürüyüş oldu. Ağaçlık alanlarda köpekle karşılaşma riski, göl kenarında sert rüzgar nedeniyle sabit bir rota çizemesek de azimle yürüyoruz :)Amacımız katılımcı sayısını arttırmak suretiyle köpeklere kafa tutmak..

Haftasonu bağ bahçe gezerken yol kenarında ot toplayan kadınlara imrendim, arabadan bir meyve bıçağı kapıp kendi çapımda yemlik toplamaya çalıştım (yemlik diğer illerde de toplanır mı bilmiyorum ama, Konya'nın vazgeçilmezlerinden. Yanında yufka ile tabii). Netice fiyasko oldu, çünkü nereye bakacağım, nasıl arayacağım hiç bilmiyormuşum meğer. Bir tane bile bulamadım yahu!! 10-15 gün sonra bir bilenle gitmeye karar verdim :)


Uğruna yollar aşındırılan yemlik :))




 Aşınan yollar:)


Ağacın etrafında Eylül ile bilimum Türk Filmi pozları verildi..

Göl rüzgarlı havalarda hiç çekici değil, bulanıp çamurlu gibi bir renk alıyor. O yüzden hiç pas vermedik kendisine...


Ve sürünen kitaplarım. Sahaftan aldığım V.C. Andrews kitabı ağır gidiyor, Ateş Yolu'na da başladım ama çok iç açıcı gelmedi, beklemede. (Bu hafta pek kitap okumak gelmiyor içimden, her bir kitap için envai çeşit bahane bulabiliyorum)