Sayfalar

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Tatil, Bekleyiş vs

Tam da tatil hazırlığı yaparken izinler durdurulmuştu. Çocukların tüm hevesi kaçmış, ben de bir kenara ayırdığım mayoları dolabın derinliklerine kaldırmıştım. Geçen hafta izinlerin açılmasıyla bende bir ipten boşanma hali hasıl oldu :) Yarım saat içinde eşimi tatile, müdürü izine, diyetisyeni yeni bir listeye ikna ettim...Devamındaki 3-4 saat sonunda bu tatil denen şeyin ne kadar yorucu bir şey olduğunu hatırlamıştım, yorgun ama mutluydum...

Komşuma göre biz kazana düşmüştük, tatil neyimizeydi :))
İptal ettiğimiz tatili güncelleyerek yola çıktık. Az molalı, çok müzikli üç saatlik yolculuk sonunda Manavgat'a ulaştık. Mecburi bir Migros molasından sonra istikamet Belek, az kaldı Duru uyuma :)

 Gerisi bol sulu bir tatil işte...


 Diğer annelerin tatil formatı nasıl oluyor bilemiyorum ama bizde süreç; kahvaltı ve hevesli birkaç havuz saati, 'biz acıkmadık ama Duru uykudan önce birşeyler yemeli' saati, 'anne beni uyut' halleri, 'Duru uyurken ben kitap okuyacağım, başınızın çaresine bakın' dakikaları, bir gölgeye sığınma-bu şezlong neden bu kadar sert acaba düşüncesi, azıcık okuma, Eylül'ün on-yüz-bininci kez yanıma gelip birşeyler sorması, Duru'nun uyanması, birlikte havuz faslı, beni annem tutsun halleri, tepeden tırnağa dondurmaya bulanma, havuzdan sıkılıp etrafı keşfetme, mini clupta oyun ve boyama, tekrar çocuk havuzu, altıdan sonra odada duş faslı, park-yemek-tekrar park saati, mini diskoda zıplama zamanı, çay-kahve isteği tavan yapmış annenin bebelerinin uykusunun gelmesi, çocukların yatağa serilmesiyle 'tatili' başlayan annenin balkon sefası, babadan içecek servisi :)
 


Şu hamaklarla ilgili pek çok hayal kurmuştum ama yatanları sallamak dışında bir şey yapamadım. Dur ben de seni sallayayım diyen bile çıkmadı iyi mi?

Duru'nun miniclup'a ilgi göstermesiyle içimde umut tohumları yeşerdi, acaba anaokulunu düşünsek mi? Antalya'da  bir süre babaannesiyle vakit geçirmesini planlıyoruz, olmazsa okul alternatifi de şurada biryerde dursun...

 Eylül sırf sahneye çıkabilmek  için çanta boyamak istedi, hayhay dedik ama en zor ve detaylı figürü seçmiş olduğunu geç fark ettik. Kendisi  istediği gibi boyasın dedim ama görevli abla illa düzgün olsun, güzel görünsün deyince iş başa düştü. Tatil için gittiğim otelde bana zorla boyama yaptırdılar blog, üç renk verip ten rengi de istediler, buz rengi de!!! Muhtelif uzuvlarımdan ter damlatarak boyadım!!! Eylül Oscar alacakmış gibi mağrur adımlarla çıktı sahneye, çantasını alıp döndü :)
 
Bu da Duru'nun sandalye ile temas ettiği ender akşamlardan. Tatil dediğin bir kaykılma halidir zaten :)

Tatilde Napoli Romanları'na başladım, bu aralar o kadar çok kişi bu seriden bahsetti ki daha fazla erteleyemedim...

Ben tüm bunları anlatırken içinizde 'acaba odalarındaki gece lambası nasıldı?' diye merak edeniniz varsa hizmet ayağınıza geldi, Eylül sizin için fotoğraflamış :) Daha ne acayip fotolar çekmiş de şimdi ekleyip bloğun selametini riske atmayayım...

Duru'sal anlardan birisi... Uykusunu iyi almış olduğu günler tüm danslara 'kendince' eşlik etti, uykusu varsa illa salıncağa binelim diye tutturdu...
 
Her sene olduğu yorgun ama mutlu döndük...
 
NOT: İki çocuklu ikinci tatilimde kendimi biraz daha 'olmuş' gördüm... Çocuklardan birisi kenarda ağlarken ben yemeğimi yiyip çayımı içebildim. Bu çocuk neden böyle yapıyor deyip tatili kendime zehir etmedim, yemeğini yemedi deyip dertlenmedim....Artık annelik olgunluğu mu yaşlılık belirtisi mi bilemeyeceğim :)
 
 
İşin bekleyiş kısmı da anlaşılacağı üzere devam ediyor. Taşınma süreciyle ilgili attığım tek adım Marie Kondo kitabı almak oldu, e işin çoğunu halletmiş sayılırım di mi :)))

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Bugünlerde

Pazartesi yazılan bir 'bugünlerde' postundan pek pozitif çıkarımlar beklememek gerek di mi?
 
Şimdi şöyle yeşilli mavili fotoğraflar ekleyip gözümüzü gönlümüzü açar, üst üste izlediğim filmlerden, yaptığımız kahve keyfinden görseller paylaşırdım ama malum teknoloji detoksundayım.
Çok afilli bir bahane oldu di mi? Ama işin aslı bir ay önce denize düşürdüğüm telefonumun yerine yenisinin alınmamış olması, halen kullanmak zorunda kaldığım 'alet'in de hesap  makinesi kadar teknolojik oluşu. Haa detoks kısmının  doğruluk payı da yok değil; Ramazandan bu yana ödem atabilmek için suyunu içmediğim ot-çöp-püskül vs nebatat kalmadı.

Beni gözünüzde üç aşağı beş yukarı şu şekilde canlandırabilirsiniz. Ruhen daha çok benziyorum tabi...
 
Yılan hikayesine dönen tayin işimizde hiç bir ilerleme kaydedebilmiş değiliz. İnternetten ev ilanlarına bakmak ve beğendiğim evlerin birkaç gün içerisinde tutulmuş olmasına üzülmek esas vazifem. Karton koli tedariği konusunda eşimi taciz etmek de günlük rutinlerim arasında. Dün sonunda birkaç koli getirmiş, hem de tabanı açık olanlardan, sağolsun!!
 
Eşyaların bir kısmını annemlerin depoya bırakacağım, şimdilik herşeyi kafamda kolileyip bir kenara ayırıyorum. Fiziken yorulmayı yeğlerdim.
 
Bahaneyle ev detoksu da yapacağım (detoksa takmışım şimdi fark ettim), işe oyuncaklardan başlamalı, yaş grubuna göre ayırmalı, büyük bir kısmını da dağıtmalıyım. İşin en zor kısmı da bunları kızlara çaktırmadan yapmak olacak. Off ki ne offf!!!
 
Bu sene ilk kez kendim için tatil planı yapmıştım, ailecek tatilin üstüne bir kaç gün de çocuksuz dinlenecektim. Geçen hafta ellerim titreyerek onu da iptal ettirdim. Artık tatil hayalim de yok, ne kadar hafifledim bilemezsiniz.

İşin içinde küçük bir belirsizlik olmasından rahatsız olurken şimdilerde önümdeki 1-2 ay bir imzanın ucunda ve flu ...


Duru ile 'terrible two' dönemine hızlı bir giriş yaptık, Eylül de sağolsun boş durmayıp kendince 'horrible seven' dönemi icat etmiş, uygulamada. Evde atacağım her adım için 'atmaaa' diye ağlayan bir bebe, 'Duru ağlıyorsa ben de ağlarım' diyen bir abla, başında hunisiyle bir anne var. Kadrodaki eksik mi var? Hiç fark etmemiştim...

Son bir ayda 5-6 tane kitaba başladım, ikisini bitirebildim, bir ikisinin de hangileri olduğunu unuttum. Anlayacağınız üst üste harika seçimler yapmışım :)

Hunimi çıkarıp hepinizi selamlıyorum.

29 Temmuz 2016 Cuma

GÖZ (CARRIE)


Kitaplarla özellikle de gerilim kitaplarıyla ilgili olup henüz Stephen King okumamış bir 'okur' düşünün. Yazarın bir sürü fanatiği, çeşit çeşit kitabı olsun ama o 'okur'un kütüphanesinde bir tane bile S.King kitabı olmasın (tamam bir tane varmış da hala okuyamamış onu)...
Evet eshefle kınama faslını geçersek okuduğum bu ilk King kitabından bahsedeyim biraz.
Bir kitaba beklentiyle başlamayı sevmiyorum, ama işte bu beklenti denen şeyin dozunu ayarlayabileceğimiz bir mekanizma da yok, kendiliğinden oluşuveriyor işte. Bu durumda o kitabı okumayı geciktirmek, zihninin biriktirdiklerini unutmasını beklemek en iyisi. Ama bu durum yazar için aynı şekilde işlemiyor, hele de yazarın habire yeni kitabı çıkıyorsa!
 
Göz'ü neye göre seçtiğim belli değil aslında; belki yazarın popüler olduğu ilk  kitabı olduğundan, belki e-kitap okuyucumda elimin altında olduğundan, belki de kanlı kapak resminin vaad ettiği (ve pek bulunamayan) gerilim/heyecan yüzünden...
 
Spoiler içerir..
 
Kitap telekinetik güçlere sahip bir kızı, Carrie'yi ve yaşanan doğa üstü olayları ele alıyor. Annesinin baskıcı dini öğretileri ile büyüyen, okulda da arkadaşları tarafından aşağılanan Carrie'nin spor saatinde başına gelen 'talihsizlik' ile başlayan olaylar, Tommy tarafından mezuniyet balosuna davet edilmesiyle başka bir boyut kazanıyor.
Olaylar hikayenin kahramanları yanında; yapılan araştırmalar, tutanaklar ve şahitlerin gözünden de anlatılarak detaylandırılıyor. Bir bakıma da yaşanılacak olan olaya dair kuvvetli ipuçları veriliyor.
Kitap beni heyecanlandırmadı, meraklandırmadı kısaca sarmadı.
 
Bir sonraki Stephen King kitabını daha hevesle okumayı diliyorum...
 
 

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Tayin

Büyük bir merakla beklediğimiz tayin sonuçları açıklandı. Geçtiğimiz on gün boyunca kah hayal kurduk kah umudumuzu tamamen yitirdik. Son günlerin karmaşasında, tam da izinlerin/tatilin iptal olduğunu öğrendiğimiz saatlerde tayin sonuçları bizim için yeşeren bir umut oldu...

Demre mi Finike mi olur, merkezi herkes yazar bizim şansımız düşük derken Antalya merkez oldu :)

Şimdi yazışmalarla start verip, kolilerle samimi olma, ev/okul seçme, taşınma kısaca 'yenilik' zamanı.


Bekle bizi Beydağları...

18 Temmuz 2016 Pazartesi

İlk Aşk-John Green


Aklımda yazarın Kağıttan Kentler'ini okumak vardı. Sahafta dolaşırken ciltli bir İlk Aşk gördüm, iç kapak da siyah, eski kütüphane kitapları gibi. En fazla yüksek doz romantizme maruz kalırım dedim.
 
Çıka çıka tatsız tuzsuz bir ergen hatta erken-ergen kitabı çıktı. İçindeki üç beş formülasyon ilginç geldiği için okudum, bir aydan fazla süründü elimde!!!

Uzak durun...

15 Temmuz 2016 Cuma

Çöl Akrebi

Yine bir Osman Aysu kitabı...
Sanki rastgele karşıma çıkıyormuş da ben de mecburen okuyormuşum gibi oldu di mi?
Aslında daha önce okuduğum bu ve şu Aysu kitaplarını düşününce işin içine mutlaka bir zorlayıcı unsur girmiş olmalı diyeceksiniz.
Ramazan ayında elimde yarım ergen kitabımla kalakalınca e-book okuyucumdan azıcık aksiyon dozu yüksek kitap bakmaya başladım. Pek çoğunun soluk benizli kapak fotoğraflarını beğenmeyince bari Osman Aysu okuyayım dedim. Yine kendim ettim kendim buldum yani.

Spoiler içermez...
(Kitabın büyüsünü bozabilecek kadar çok spoiler yazmaya sayfalar yetmez zaten, sürpriz garanti !!!)
 
Hikaye bolca eleman, örgüt, girişim, boş bulunuş, gafil avlanış, fiziksel cazibe içermekte.
Günümüzde geçmediğini kahramanlarımızın hala marketten telefon etmeye gitmesinden anladığım hikaye, günümüzde de cazibesini koruyan silah kaçaklığı üzerine kurulu. Anlatım tarzı çok dolambaçlı ama az bilinmeyenli, hareketli ama vasat, kahramanlar güzel/yakışıklı ama alık...
 
Okuduğum üç kitap sonunda yazarın güzel (ve güzel olduğu 2-3 sayfaya bir tekrar edilmesi gereken) esas kadın ve safça erkek kahraman takıntısı var. Çok güzel, manken gibi olunca sevmiyorum ben, bana Lisbeth Salander'lerle gelin :)
 
Yerli yazarlara öncelik vermek istiyorum ama polisiye/gerilim konusunda Ahmet Ümit kitapları dışında pek heyecanlı kitaplara rastlayamadım. Bu arada Elvada Güzel Vatanım'ı da bitiremedim, beklemede...

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Bayram, Tatil Vs

Ramazan'ı sağ salim bitirdik, ufak çapta bayram çokça yol yaptık döndük.
Bugünlerde atacağımız her adımı erteleyip 'şu tayin işi bi netleşsin' diyoruz. Her iki alternatifte de beni farklı boşluklar bekliyor, kafam karışık. Ve tek kelimeyle 'hayırlısı'...
 
Bayram'ın ilk günlerinde Antalya'daydık ve bayram olduğu belli değildi. Ama normaldi, zaten komşuluk bitmişti, yakında akraba yoktu, sıcaktı, herkes tatildeydi, yayladaydı...
Bayramın son günü Konya'ya geçtik, ilginç yine ortalıkta bayram yoktu...
Duru el öpüldüğünü sadece bir kez gördü, garip garip baktı ve de unuttu gitti.
Bayramda çikolata ve kolonya ikram edildiğini de hafızaya kaydedemedi ama anneannesinin çikolatasının yerini öğrendi...
Bayram öncesi bizi uğurlayan komşumuza 'iyi bayramlar' diyerek bizlere 'konuştuğunuz herşeyi kaydediyorum, ayağınızı denk alın' mesajı verdi :)



Eylülümüzü de aldık döndük...
 
O kadar yer gezip iki fotoğrafla döndüm. Neden? Çünküü daha bir ayını tamamlamayan (yeni)telefonumu denize düşürdüm!!!
 
Sadece alo diyebildiğim bir telefonum var, şarjı hiiç bitmiyor...
 
Tatile kadar iki hafta bolca çalışmalıyım.
Sağlıcakla kalın...
(telefonlarınızı boynunuza asın :) )

24 Haziran 2016 Cuma

Bir Atama Listesi, Bolca Hayal, Azıcık Umut...

Bu yazı bir atama listesinden yola çıkılarak kurulan hayallerden bahsetmektedir. Az da olsa umut içermektedir, bolca da sıcak.

İlk görev yerim/yerimiz Kayseri'ydi. 7 seneye yakın kaldık, Eylül kuzumun doğum yeri aynı zamanda. Mutlu mesut çalışırken bir anda atama listelerinin açıklanmasıyla tayin istedik Beyşehir'e. Maksat ailelerin bulunduğu Konya ve Antalya'ya yakın olsun, hafta sonları üç saatte ayaklar denize girsin, yıllık izinler bayram tatillerinde heba olmasın, bize de zaman kalsın, çocuk(lar) ayağı toprağa değerek büyüsün... Kayseri'den üzgün ve endişeli ayrıldık, bolca 'acaba' getirdik, şimdilerde hemen hepsini 'iyi ki' ye dönüştürmüşüz...

Burada da 6. yıla girdik, yine bir atama listesiyle adım attık.
Antalya'nın listeye girmesiyle fitil ateşlendi. İkisi merkez ilçe diğerleri de Finike ve Demre. Merkezle ilgili aklımızda soru işareti yok ama Finike hele de Demre nasıl olur? Sorarak yol alsak binbir çeşit yorum alacağız, en iyisi gidip görmek.


İki saat içerisinde karar verip yola çıktık. Tabi bu kare yolculuğun en ütopik anlarından, sonrasında kitaptan sıkılanlar, tablet paylaşamayanlar, ikinci tableti sırf bu kavgaların önüne geçmek için almadık mı? neden onu da almadın diye atarlanan anneler, tabletten sıkılanlar, midesi bulananlar, abur cubur isteyenler, molada kuduranlar, tüm çabalarıma rağmen yolun son yirmi dakikasında sızanlar, evde uykuyu dağıtıp ikiye kadar 'men uyumak istemiyomm' diye diretenler...
 
 
Ertesi sabah kızları babaanne ve dedeye bırakıp yola düştük.

 
İstikamet Finike ve Demre...
 
 Ağaçlara ve gölgesine bayıldığım Kumluca. Listede yok ama Finike'ye 15-20 dakika...

Finike
 
 

 
 Kıvrımlı yollar ve ufukta Demre...


 Bu harika deniz de Demre'den. Tayin vs bir yana tatil için çok isabetli bir yer olacağına karar kıldık. Henüz büyük oteller tarafından işgal edilmemiş, denizi tertemiz...


Ve dönüş yolu, her bir koyda minik plajlar...
 
Bu kare de temelli dönüşten :)
 
Bu iki günlük tatil provası sonrasında dün itibariyle tayin tercihlerimi yaptım. Hizmet puanım/puanlarımız az olduğundan şansımız düşük ama hayallerimiz büyük :)
 
Bir de Eylül Antalya'da kalmak istedi, zaten 10 gün sonra tekrar gideceğimiz için tamam dedik. Biraz kendi kendine zaman geçirsin, tek çocuk olduğu dönemlere döndün istedik.
Ev sessizlikten çınlıyor iki gündür, Duru her sabah ablasını uyandırmak için odaya gidip eli boş dönüyor :( Bir hafta kaldı ama uzun bir hafta olacak sanki...
 
Tayin sonuçları Temmuz sonuna doğru netleşecek, hakkımızda hayırlısı olsun...

14 Haziran 2016 Salı

İyi Kız

Benim için uzun soluklu bir okuma oldu. Hikayenin yer yer durağan anlatımı ve Ramazan'ın gelişi nedeniyle süreç uzadı.
 
Spoiler İçermez
 
 
 
Kitap iki farklı zaman dilimini farklı kişilerin gözünden anlatıyor.
Mia, önemli bir yargıcın kızıdır, ailesiyle sorun yaşayan, bir türlü babasının istediği kriterlere sahip olamamış bir çocuktur. Kendini ispat etmeye çalışsa da pek başarılı olamamış, kardeşinin gölgesinde kalmıştır.
Olaylar Mia'nın ortadan kayboluşu ile başlar.
 Bu işi araştırmakla görevli dedektif Gabe, Mia'nın annesi Eve ve ilerleyen zamanda olaylara dahil olan Colin'in anlatımıyla olayların öncesini ve sonrasını okuyoruz.
 
Hikaye sonlara doğru kısmen heyecanlansa da genel olarak durağan bir anlatımı var, psikolojik gerilime yakın denebilir.
Mia'nın kayboluşuyla kendisini sorgulamaya başlayan anne Eve bana biraz sevimsiz ve duygusuz göründü, hissettiklerine ortak olamadım.
Kitabın finaline doğru hikaye biraz daha etkileyici bir hal aldı.

Kitap umduğum kadar heyecanlı, akıcı değildi. Hikaye tanıdık olsa da kısmen etkileyiciydi.
 

10 Haziran 2016 Cuma

Duru İki Yaşında

Evimizin çokbilmişi, yerinde duramayanı, profesyonel tırmanıcısı, ikna olmayanı, pamuğu, neşesi, Duru'su iki yaşına girdi. Çok şükür...


 
Bu sene artık herşeyin farkındaydı. Birgün öncesinden başladı 'yarın benim doğumgünüm, ben püff diyeceğim, siz iyi ki doğdun diyeceksiniz' diyerek dolaşmaya. Doğum gününde de bir heyecan, bir yerinde duramama, dolabı açıp açıp pastaya bakma, tepeye en tepeye tırmanma hali vardı :)


Eylül'ün doğum günlerinde Antalya'ya gitme geleneğimiz olsa da Duru da şimdilik Ramazan nedeniyle evde kutluyoruz. Komşularımız sağolsun bizi yalnız bırakmıyorlar.



Aklımdaki Duru'nun seveceği bir şekilde pasta siparişi vermekti ama bir gün öncesinden pastane denetimi denk gelince işler değişti, kendimi kollarımı sıvamış pasta yaparken buldum. Ramazanda mideleri yormayalım şöyle meyveli bir pasta yiyelim dedim ( ya da başka bir tabirle bunu yapmayı becerebildim :) ).
Neyse ki Duru da yiyenler de beğendi :)
 
Sıra hediyelere geldiğinde bizim minik kız coşkudan ne yapacağını şaşırmıştı :)

Paketi açıp 'bebeeeekkk' değişi vardı ki hepimizin aklına şu sahneyi getirdi ;

:)))

Sağlıklı nice yılların olsun kuzum, kara möcüğüm....

6 Haziran 2016 Pazartesi

Ramazan Öncesi Son Piknik

Merhaba, bloğa göz kırpmayı özledim.
Yaklaşık üç hafta önce telefonumu kırınca blogdan, instagramdan uzakta devam ediyorum. Piknik fotoğrafları da okuduğum kitaplar da telefonda mahsur kaldı.

Geçtiğimiz hafta sonu Ramazan öncesi son bir piknik sefası yapalım dedik, dağların arasında sakin bir göl kenarına sığındık. Manzarayla dinlenip keşif yürüyüşü ile yorulduk ama huzur dolduk.
















Piknik sezonuna bir aylık ara veriyoruz, sonra kaldığımız yerden devam :)

Bugün Ramazan'ın ilk günü, huzurla ibadetimizi yapabileceğimiz, ihtiyaç sahiplerini unutmadığımız bir ay olur inşallah...

Haa bir de 06.06.2016 itibariyle 'İyi ki doğdum ben ' :)

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Ölümden Daha Derin


Polisiye-gerilim kitaplarını seviyorum.
Bu konuda Tess Abla kadar olmasa da popüler olan diğer bir yazar Tami Hoag. Ölümden Daha Derin'i kitap hakkında hiç bilgi sahibi olmadan seçtim. Genel olarak heyecan dozu yeterli, sıkıcı detaylara girmeyen, akıcı bir hikayeydi. Sadece finalin daha detaylı olmasını umardım, benzeri kitaplarda son sahneler 40-50 sayfa sürer, heyecan doruğa çıkar ama Ölümdan Daha Derin'de bu kısım geçiştirilmiş gibiydi. Son 50 sayfada kitabı bırakıp uyumaya gittim, gerisini siz düşünün artık.
 
Kitap park içinde koşturan çocukların kısmen gömülmüş olan bir ceset bulmalarıyla başlıyor. Ve herkesin sakinliğine sığındığı Oak Knoll'u gergin günler bekliyor.
Çocukları içine düştükleri zor durumdan çıkarmak, onlara destek olmak isteyen öğretmenleri Anne Navarre, çocuklar ve ailelerini çok bilinmeyenli bir denklemin bileşenleri olarak düşünebiliriz. Peki bu kadar bilinmeyenin olduğu bir kasabaya ne lazım, tabi ki bir FBI ajanı :) Hem de en bıyıklısından :)
 
Hikaye çok gerilim dolu olmasa da heyecanlıydı. Polisiye severlerin ilgisini çekebilir.
 
Anne Navarre bana Matilda'nın öğretmeni, Bayan Honey'i hatırlattı, benzer derecede naifler. Tommy'nin hikayesi de Matilda'yı anımsatıyor gibi...
 
Diğer bir Tami Hoag kitabı olan Paranoya'yı da tam bir sene önce okumuşum. Demek ki 'Baharda Gerilim Bir Başka'ymış :)

18 Mayıs 2016 Çarşamba

Dublörün Dilemması


Bir kitap düşünün, okurken her bir cümleyi bir kenara not etmek istiyorsunuz.
Yapılan benzetmeler, kelime oyunları, alıntılara hayran kalıyorsunuz.
Karakterlerin isimleri kendi başına birer hikaye;
Nuh Tufan
İbrahim Kurban
Umur Samaz
Su Samaz
Dilara Dilemma
Pembe Pepe
Ferruh Ferman ( Ve sevdiği kadın Gönül)
Rıza Silahlıpoda
 
Hikayenin esas adamı Nuh, yetimhanede yetişmiş bir albino. Yaptığı işlerde pek dikiş tutturamasa da edindiği deneyimlerle farklı bir boyut kazanıyor hayatı. Yol arkadaşı da ilginç icatlara imza atan İbrahim.
Gizemli komşuları Umur Samaz ve köpeği Havana hikayeye dahil olduğunda mermi çoktan silahtan çıkmıştır. Yolları bebek bezi kralı Ferruh Ferman ile kesiştiğinde ise artık kitabı elinizden bırakma ihtimaliniz yok...
 
İşin içinde Afilli Filintalar varsa o kitabı zevkle okuyacağım garantidir.

12 Mayıs 2016 Perşembe

Olduğu Kadar Güzeldik

Mahir Ünsal Eriş'i Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde ile tanımıştım. O yüzden zevkle okuyacağımdan emin bir şekilde başladım kitaba.

 
 
 
İlk kitaptakine benzer kısa öykülerle devam ediyoruz. Yazarın yer seçimi yine memleket odaklı; Bandırma, Erdek, Manyas. Hikayeler ise çok samimi...
 
"Yaşamak, hayata karşılık hayallerden vazgeçtiğimiz bir kaybetme biçimidir."
 
"Hani telaş anlarında yedekte bekleyen bir akü devreye girer de senin yerine her şeyi düşünüverir ya saniyelerin bile azı bir zamanda."
 



11 Mayıs 2016 Çarşamba

Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?


Kitap bir süredir okuma listemdeydi, ne zaman ekledim hiç bilmiyorum. Ama ilginç ismi ile hep yarım yamalak aklımın bir köşesindeydi; ne zaman kitap almaya kalksam adını tam çıkaramıyor, bir görsem hatırlayacağım da diyerek dolanıyordum :)
Nihayet okudum.

Spoiler İçermez
 
Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi? esas itibariyle distopik bir kitap. Olaylar bilinmeyen bir gelecekte ve bugünkü Amerika civarında geçiyor. Üçüncü Dünya Savaşı'nın ardından dünya yoğun ve radyoaktif bir toza maruz kalmış, doğal yaşam ciddi oranda zarar görmüş, hayvanların pek çoğunun nesli tükenmiştir. Birleşmiş Milletler'in girişimi ile insanlardan yeni koloniler oluşturmak üzere Mars'a göç etmeleri önerilmiş, orada kendilerine hizmet edecek olan Androidler de bir avantaj olarak sunulmuştur. Mars'a göç edebilmek için insanlar zeki testine tabi tutulduğundan belirli bir seviyenin altında kalanlar (duruma göre 'özel' veya 'tavukkafa' olarak tanımlanan) ve kendi istedi ile göç etmeyen insanlar dünyada kalmıştır.
Yeni dünya düzeninde insanların günlük yaşamları içerisine en kıymetli varlıklarının başında, evlerinin çatılarında besledikleri evcil hayvanlar gelmektedir. Pek çok hayvanın neslinin tükendiğinden kalan canlı hayvanlar sadece zengin insanların elde edebileceği paralarla satılırken diğer insanlar için sahte(android) hayvanlar piyasaya sürülmektedir. Bu hayvanların tüylerinin arasına gizlenmiş kontrol panelleri dışında canlılardan ayırt edilmesi çok zordur; normal beslenmelerine devam edip gerektiğinde hasta bile olmaktadırlar. Yine bu hayvanlara hizmet eden hastane (tamirhane) ve nakil ambulansları bulunmaktadır. Bazı hayvan sahipleri ise yapay hayvanları gerçek sanarak satın almış ve beslemeye devam etmektedir...
 
Hikayenin kahramanı San Francisco Polis Teşkilatında çalışan ikramiye avcısı Rick Decker. Görevi yasak olmasına rağmen Mars'tan kaçak yollarla dünyaya gelmiş olan androidleri yakalayarak 'emekli' etmek, yani öldürmektir. Androidler fiziksel olarak insanlarla aynı olduğu için onları tespit edebilmek için Voight-Kampff  testi yapılmalı ve insanlardan tek eksik tarafı olan empati yetenekleri değerlendirilmelidir. Ancak bunu tespit etmek yeni nesil Nexus-6 androidlerle birlikte giderek zorlaşmaktadır. Bazı androidler ise kendilerine yüklenmiş olan sahte hafıza nedeniyle canlı olmadıklarının farkında bile değildir.
 
İnsanların günlük yaşamı oldukça değişmiş; ruh hallerini kontrol altında tuttukları 'duyarıcı'lar ve empati kutuları hayatlarına yön vermeye başlamışlardır.
 
Kitap 1960'larda yazılmış olmasına rağmen iyi bir öngörünün eseri olduğu aşikar. Anlatım dili kullanılan farklı terimler ve nesneler yüzünden ilk etapta biraz zorlasa da zamanla daha akıcı bir hal alıyor.
Kitap aynı zamanda filme de uyarlanmış.
 
Bu kitabın üzerine Asimov'ın I Robot'unu da okuma listemde başlara çeksem iyi olacak.

10 Mayıs 2016 Salı

Yarbükü

Hafta sonu sabırsız kızlarım sayesinde erken kavuştum anneler günü hediyeme. Hediye sponsoru  baba teknolojisever, hediye alınan anne de kitapsever olunca  ortaya kaçınılmaz olarak şu hediye çıktı;

 
 
PocketBook :)
Yeni okuyucumun hevesiyle başladım Yarbükü'ne...
Yazar Talip Apaydın'ı ve Köy Edebiyatı'nı keşfedişim ortaokul yıllarıma denk gelir. Kütüphanenin 'yine' arkaya saklanmış salonlarından birisinden seçmiştim Köy Enstitüsü kitaplarını. Heyecanla okumuş sonra da Köy Enstitüsü mezunu yazarları tanımıştım; Mahmut Makal, Talip Apaydın, Fakir Baykurt, Mehmet Başaran...Özellikle Mahmut Makal'ın Bizim Köy'ü hala özel bir yere sahiptir benim için.
 
Talip Apaydın sırasıyla Çifteler Köy Enstitüsü ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nü bitirmiş. Emekliliğine kadar da Amasya ve Turhal'da öğretmenlik yapmış.
Yarbükü, adını pirinç tarlalarının yer aldığı ve hikayenin geçtiği bir mevkiden alıyor. Tüm günlerini ve enerjilerini yetiştirdikleri çeltiğe harcayan köylülerin hikayeleri, çekişmeleri, sıkıntıları anlatılıyor.
 
 

Kitabın anlatımı çok samimi, benim de için de tanıdık. Belki hiç köy yaşamına tanıklık etmeyen kişiler için tekdüze gelebilir ama ben zevk alarak okudum.
Talip Apaydın ve kitapları aklınızın bir köşesinde dursun....



9 Mayıs 2016 Pazartesi

Katilin Uşağı

Uzun zamandır bir Algan Sezgintüredi kitabı okumak istiyordum. Geçenlerde hevesle sepete attığım bir kitap da son anda tedarik edilemediği için siparişten  çıkarılınca 'beklemeye devam' dedim.

 
 
 
Ve beklediğim yazarla bir şekilde yollarımız kesişti.
Katilin Uşağı, benzer isimlere sahip kitaplar içerisinde üçüncü olarak yayımlanmış. Birbirinin devamı olmasa da karakterlerin aynı olduğu seriye ortasından dalmış bulundum :)
 
Özel bir dedektiflik bürosu olan Vedat ve Tefo ile iz sürmeye başlıyoruz. Olayları aktaran Vedat bildiğimiz diğer cool dedektiflere nazaran biraz fazla konuşuyor, geçmişe yönelik detay vermeyi seviyor, aklına geleni (karşısındakine olmasa da bize) söylüyor. Alışılagelmiş polisiyelerden bu yönüyle ayrılabilir, bazı okurlar tarafından fazla uzatılmış cümleler bıktırıcı bulunsa da ben kitabın tarzını çok sevdim :)
Polisiye noktasına gelirsek; hikayede gerilim yok, şüpheliler pek karanlık karakterler değil, öyle hızla sayfa çevirtecek bir merak da uyandırmıyor. Zaten kitabın farklılığı da burada ortaya çıkıyor sanırım...
Vedat ve Tefo'nun maceralarının işlendiği diğer kitaplar da;
-Katilin Şeyi,
-Katilin Meselesi,
-Katilin Şahidi

 

Yani daha okunacak bolca kitap var.