Sayfalar

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Satranç

Geçen sene bolca gördüğüm, duyduğum bir kitap Satranç..
Kısa ama çarpıcı bir hikaye...

Satrançta kendi karşı oynamak, kendi gölgenin üstünden atlamak gibi bir çelişkidir....




SATRANÇ
New York'tan Buenos Aires'e giden bir yolcu gemisinde yolcular arasında
bulunan bir milyoner, dünya satranç şampiyonu Mırko Czentovıc'e, ücreti
karşılığında, bir parti satranç oynamayı teklif eder. İkisinin oyununu izleyen
Avusturyalı bir göçmen, Dr. B., oyun sırasında kendini tutamayıp onlara
karışınca şampiyonla karşılaşması önerilir kendisine. Gestapo tarafından bir otel
odasına kapatılan ve uzunca bir süreyi bu odada, tek başına ve oyalanacak hiçbir
şeyi olmadan geçiren, yalnızca sorgulama için odadan çıkarılan Dr. B., bir gün
rastlantıyla eline geçirdiği bir satranç kitabı sayesinde bu oyunun inceliklerini
öğrenmiştir. Satranç tahtası ve taşları olmamasına rağmen, önce ekmekten
yaptığı satranç taşlarıyla sonra da tümüyle zihninden oynayarak kuramsal bir
satranç ustası olup çıkar. Ancak bu tutkusu yüzünden sinir krizine, beyin ateşine
yakalanır. Tedavi olur, arkasından da serbest bırakılır. Yirmi yıldır eline satranç
taşı almamış olsa da, Dr. B., gemide satranç şampiyonuyla oynadığı oyunu
inanılmaz bir biçimde kazanır. Kendini olayın heyecanına kaptırarak maçın
rövanşını oynamayı isteyince şaşırtıcı, bir şon bekler onu. Stefan Zweig'm
büyük bir ustalıkla kaleme aldığı kısa, ama yoğun romanı Satranç, gerilimli
kurgusu, kahramanının ruhsal gelgitlerinin incelikle işlendiği dokusuyla bir
solukta okunuyor.
Stefan Zweig - Satranç

Çekiliş

Lavantalı bir çekiliş için;
tık..


11 Mayıs 2012 Cuma

Fahrenheit 451

Popüler distopya (ya da kara ütopya) romanlarından birisi.




Gelecekte geçen bir hikaye, kitap okumanın ve hatta bulundurmanın suç olduğu bir toplum..Bu suçun cezası ise kitapların ve karşı koyması durumunda sahibinin de kitaplarla birlikte yakılması..
Bir zamanlar yangınları söndürmekle görevli itfaiyeciler artık omuzlarında Fahtenreit 451(kitapların tutuşmaya başladığı sıcaklığı ifade eden) yazısıyla kitapları yakmakla sorumlular..Gece-gündüz demeden baskınlar yaparlar..
Ama bir yerlerde hala umut vardır...Yazılı olan kitapların bulunma ve yakılma riski olduğundan, kitaplardaki bilgileri bir sonraki nesillere aktarmanın tek bir yolu vardır...

"Evin arka kısmındaki avluya geçip, arka sokağa çıktı, Beatty diye düşündü, artık benim için bir problem değilsin. Daima söylerdin 'bir problemle yüzleşme, onu yak' diye, artık ikisini de yaptım. İyi geceler Yüzbaşım..."

"Onlardan biri yanmayı durdurmalıydı, güneş yanmak zorundaydı. Bunun için yanmayı durdurmak Montag'a düşüyordu. Tasarruf yapmak da şarttı. Birisinin tasarruf yapması gerekliydi. Kitapların, kayıtların şu ya da bu şekilde saklanması lazımdı."

"İsanın doğuşundan önce yandıktan sonra tekrar kendi külünden vücut bulan efsanevi bir kuş varmış. Bu kuş zaman zaman kendisini ateşte yakarmış. İnsan oğlunun ilk benzeri. Ateşte yanıp kül olduktan sonra birden alevlerin arasından tekrar fırlar hayat bulurmuş. Biz de şimdi aynı şeyi yapar görünüyoruz.  Fakat bu kuşun sahip olmadığı bir şeye sahibiz biz. Yaptığımız şeyin saçmalığını kavrayabiliyoruz. Binlerce yıldan beri yaptıklarımızı biliyoruz. Bunu hatırlayan insanlar da bu dünyada yaşıyor, bunu hiç unutmamak gerekir."

Distopik kitaplar ve çoğunluğu kitaplardan uyarlanmış filmlerle ilgili uzayan listeler bulmak mümkün. Okumayı  düşündüğüm (ancak konusu hakkında henüz çok fikir sahibi olmadığım) 1984'ün de bu gruba dahil olduğunu öğrendim ( uygun bir zamanda okuyacağım). Daha çok karamsar işleyişleriyle ön plana çıkan bu kitaplardan şimdilerde en popüler olanı da Açlık Oyunları Serisi. Seride anlatılan on iki mıntıka ve sürdürülmek zorunda kalan yaşam tam bir kara ütopya örneği. Bu arada filmini hala izlemediğimi hatırladım şimdi..

Fahrenheit 451 de filme uyarlanan kitaplardan, ancak filmi çok başarılı bulunmamış.
Bu arada eşime bitirdiğim kitabı anlatırken (ki rahatlıkla konusunu ve sonunu anlatabilirim çünkü kitabı okuma ihtimali yoktur ;) Belki okur düşüncesiyle Açlık Oyunlarını anlatmamıştım, onun da filmi çıktı, hayatta okumaz. artık.) "ben de buna benzer bir film izlemiştim" dedi:) Eşimin film kartelası geniştir, genelde ben kitabını okumayı sever, daha çok zevk alırım; o da okumaya hiç yanaşmaz illa ki filmini izler..
İleride kızımın tercihini okumaktan yana kullanmasını istiyorum ama, bakalım..:)

10 Mayıs 2012 Perşembe

Bu bu nedir bu?

Eski bir reklamın meşhur sorusu, hatırlayanınız vardır muhakkak :) Kaan Girgin oynardı, bir de bankacı kız vardı ama onu tam hatırlayamıyorum...
Neyse benim soruma gelirsek;


Bu küreyi dün bir köy okulunun bahçesinde gördüm. Sordum okulun Müdür Yetkili Öğretmenine (bu kavramı yeni duydum da yazasım geldi:)), Beyşehir Gölü'nden çıkarmış balıkçılar, muhtemelen 100 yıllıktan fazla. Bu ters halde duruşu, diğer tarafı açıkmış, bir tür küp yani..Oldukça büyük, boyu 1,5 metre civarında, üst kısmındaki çıkıntılı kısım üzerinde gayet dengeli bir şekilde duruyormuş bulunduğunda..
İlgili kurumlara haber verdiniz mi diye sorduk, resmi yazı yazılmış ama sahiplenen bir kurum olmamış, daha önce okulun içindeymiş ama şimdi tozun toprağın ve hatta yıkılmak üzere olan bir duvarın dibinde bekliyor.
Tabii kimsenin ilgilenmemesine de kızdık, kırılıp parçalanmadan alınsa buradan keşke..
Bu kadar büyük bir şeyi nasıl bu kadar muntazam yapabilmişler şaşırdım doğrusu, üzerinde yiv gibi çıkıntılar var...Zamanında yiyecek depolanmasında kullanıldığını düşündük...
Siz ne dersiniz, var mı bilen gören daha önce?

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Aferin...

Uzun zamandır yaptığım bir şey için bana "Aferin" diyen olmamıştı, taa ki düne kadar..



Dün işlerimi erken bitirince biraz da kendime bakayım diye siyah maske yaptım yüzüme. İçeriye girince Eylül yüzüme bakıp "Niye sürdün onu yüzüne ?" diye sordu. Anlattım, yüzüm daha güzel olsun diye sürdüm dedim, "Hiç güzel olmamışsın, çabuk yıka onu!" diye dikildi başıma. Yarım saatlik süreyi doldurmak için oyalamaya çalıştım ama bana mısın demedi, tuttu elimden lavaboya götürüyor, ben banyoda yıkarım diyorum, "olmaaz lavaboda yıka" diye ağladı ağlayacak, görecek illa yıkadığımı...
Zar zor yarım saati doldurup yüzümü yıkadım, içeri girince en ciddi haliyle Eylül bakıp "Aferin, yıkamışsın yüzünü" dedi. Bir an o anne olan Eylül, yaramazlık yapıp elini yüzünü kirleten benmişim gibi hissettim:)

Mim (Kitaplar)

Mimlendim, hem de tam benlik bir konuyla; Kitaplar...
Kitapladans / Gonca Hanım 'dan gelmiş, teşekkür ederim..


Gelelim sorulara:
1. Ne sıklıkla kitap okursunuz?
Hemen her fırsatta okurum; yolculukta, serviste, öğle arasında, uyumadan önce, yemeğin pişmesini beklerken mutfakta, eliptik bisiklet üzerinde, telefonumdan okuyorsam servis beklerken ...

2. En sevdiğiniz yazarlar?
Hakan Günday, Alper Canıgüz, Emrah Serbes, Ahmet Ümit, Ayfer Tunç, Vedat türkali, İhsan Oktay Anar, Jean Christophe Grange, Tess Gerritsen, Margaret Mazzantini...diye uzar.

3. En beğendiğiniz kitaplar?
Kara Kitap, Yeni Hayat, Amat, Nietzsche Ağladığında, Az, Göçebe, Bizim Köy, Tutunamayanlar, Dünyanın İlk Günü, Yeşil Peri Gecesi, Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi, Sakın Kımıldama, Açlık Oyunları, Mavi Karanlık, Kayıp Romanlar, Az, Kinyas ve Kayra, Zargana, Cerrah ve devamı, Sis ve Gece, Kabil...

4.(Yerli/Yabancı) hangi yazarların kitaplarını daha çok tercih edersiniz?
Aslında net bir ayrım yapmam yerli veya yabancı oluşuna göre. Ama bazen üst üste yerli yazarları okumayı severim, özellikle son dönem yazarları çok beğeniyorum (Afilli Filintalar, Yeraltı edebiyatı..)

5. Bugüne kadar en beğendiğiniz kitap serisi?
Seri deyince en iyisi diyebileceğim bir örnek yok ama Açlık Oyunları Serisini oldukça sürükleyici bulmuştum..

6.Daha çok hangi tarz okumaktan hoşlanırsınız?
Gerilim, polisiye, macera..

7. En son hangi kitabı okudunuz?
Sis ve Gece-Ahmet Ümit



8. Şu anda hangi kitabı okuyorsunuz?
Fahrenheit 451-Ray Bradbury.



9. Kitap blogları hakkında ne düşünüyorsunuz? Yeterli mi?
Bir kitabı araştırırken, satış siteleri ya da gazete haberleri yerine bir blog yazısı bulmak çok güzel tabii. Son yıllarda hızla arttı kitap blogları, keşke artsın daha da artsın..İnsanlar okusun, okutsun, kitaplarını paylaşsın anlatsın..Bundan güzeli var mı?



10. Kitap okumak sizin için ne ifade ediyor?
Bir tür terapi (strese, depresyona karşı birebir)...
Bir tür tedavi (kitaplarla ağrımı sızımı unuturum)...
Bir tür eğlence (bana özel bir sinema izlemek, ışık hızıyla dünyayı dolaşmak gibi)..
Bir tür eğitim (anneliğin yan etkisi/çocuğum için iyi bir örnek olmak, onun için her şeyin en iyisini araştırmak)...
Bir tür dekorasyon (kitaplarımı raflara sıralamak; rengine göre, boyuna göre, yazarına göre).......uzar gider..:)

Bloğunun isminde "kitap" geçenler, sizlere gönderiyorum...







Çekiliş

Yeni haftaya bir çekilişi duyurarak başlıyorum..
Kitap Bahçesi  iki güzel kitap veriyor ..Katılmak isteyenler bu sıcak bloğu ziyaret edebilir..


6 Mayıs 2012 Pazar

Düğme...

Bugün hummalı bir çalışma ile tüm yazlık gömlek ve pantolonları ütüledim. Allahtan buhar kazanlı ütüler var, yarı yarıya kar ediyorum zamandan..



Ütülediğim gömleğin düğmesinin kopmuş olduğunu görüp diktim ve her düğme dikişimde olduğu gibi çocukluğumu hatırladım; her arefe akşamında bizim evde aynı şeyler yaşanırdı..Alınan bayramlıklar çorabına varıncaya kadar giyilir, prova edilirdi. Sonra annem elime bir iğne-iplik verir tüm yeni kıyafetlerin düğmelerini sıkıştırmamı isterdi. Her düğmenin üzerinden geçer, yeniden diker, sağlamlaştırırdım. Eskiden kıyafetlerin düğmesi zayıf mı dikilirdi yoksa bu benim için bir alıştırmamıydı emin değilim ama usanmadan hepsini elden geçirirdim.
Şimdi ise nadiren düğme dikiyorum...Artık kıyafet çokluğundan düğmesi kopuncaya kadar bir kıyafet giyilmiyor bile sanırım, ya da daha sağlam dikiliyor düğmeler..
Şimdiki kıyafetlerin bir güzelliği de yedek düğmelerinin oluşu. Eskiden bir düğme kopup kaybolmuşsa düğme kutusu dökülür, düğme uydurulmaya çalışılırdı..Annemin metal bir kutusu vardı dikiş malzemelerini koyduğu, çok orjinal ve sağlamdı, hep aklıma gelir keşke alıp saklasaymışım diye...

Sis ve Gece

Ahmet Ümit'in öykü kitaplarından sonra yazdığı ilk roman, bana göre en iyilerden..



İstihbaratçı Sedat'ın saldırıya uğraması, sevgilisi Mine'nin ortadan kaybolması ve her iki olayda da başrolde olan örgüt üyesi Fahri...Teşkilat içinde yaşanan fırtınalar, Sedat'ın içinden çıkamadığı bilinmezler..
Bir yanda karısı ve çocukları, diğer yanda beraberinde götürdüğü soru işaretleri ile Mine..
Oldukça sürükleyici bir hikaye, yerliyerine oturan taşlar ve sürpriz final..Polisiye kitaplarda final beklentileri karşılamazsa insanda "boşuna okumuşum" düşüncesi oluşuyor haliyle, Sis ve Gece bu açıdan tüm beklentileri karşılayan ve tadı damağınızda kalacak bir kitap...
Bu kitap kütüphanemde yoktu ve daha önce okuyup okumadığım konusunda emin değildim, kitaba başladım ve çok da tanıdık gelmedi gidişat, ama kitabın yaklaşık dörtte birine geldiğimde okuduğum bir cümle ile kafamda bir ampül yandı resmen :) Yani kalanını finali bilerek okudum ama yine de müthiş zevk aldım...
Tavsiye edeceğim A. Ümit kitaplarının başında geliyor..

Yine filmi yapılan bir Ahmet Ümit kitabı Sis ve Gece, kadro tek kelime ile süper. Sadece isimlere bakarak kimin hangi rolde oynayacağını tahmin edebildim:) Yani karakterler ve oyuncuların uyumu müthiş..



En kısa zamanda filmini de izlemek istiyorum.



4 Mayıs 2012 Cuma

Bir Sis Böler Geceyi

Bu hafta Ahmet Ümit'ten gidiyorum. Okumadığım 2-3 kitabı kalmıştı, elimdekilerle devam ediyorum. Aynı yazarın birkaç kitabını üst üste okumak rahat oluyor, kitabın diline aşina oluyorsun az çok, tanıdık birisiyle sohbet etmek gibi. Tabi sayıyı çok tutunca sıkıcı da olabiliyor. (Hatta Tess Gerritsen gibi yazarlar da insanı paranoyak yapabiliyor:))



Bir Sis Böler Gece'yi alışıldık A. Ümit kitaplarından biraz farklı; öncelikle kısa bir kitap, bir günde bitiyor. Tarzı da farklı biraz, beklenen cinayetler-soruşturmalar yerine daha gizemli...Alevilik ekseninde işlenmiş bir hikaye ve ona paralel olarak  (ya da teğet geçen mi demeliyim-ki bu terime gıcık oluyorum artık, matematikten- teğetten-çemberden soğuttular beni!!) sorgulanan bir geçmiş..
Kitabı okurken filminin de çekilmiş olduğunu öğrendim. 



Mart ayında vizyona girmiş, fragmanı çok cazip görünmedi ama geneli nasıldır bilemiyorum. Cem Davran varmış başrolde, çok başarılı bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum, Ali Sürmeli dışında da pek tanıdık isimler yok, o yüzden çok gündeme gelmemiş sanırım (ya da ben duymamışım)..

Kitabı ilgiyle okudum,  tasvirler oldukça etkileyiciydi olayların geçtiği köyü çok net canlandırabildim gözümde ama final çok tatmin edici gelmedi açıkçası, daha net bir yere bağlanmasını umuyordum..

Okumak isteyenlere farklı bir Ahmet Ümit kitabı olduğunu tekrar hatırlatmak isterim...
(Farklı deyince Ninatta'nın Bileziği de çok farklı bir kitaptı ve ben çok sevmiştim, okumayanlara onu da tavsiye ederim..)

Ahmet Ümit kürüne devam ediyorum, sırada Sis ve Gece var....

3 Mayıs 2012 Perşembe

Bahar geldi...(Gelecek:)

...Nihayet baharımız geldi, güneşi hissedebiliyoruz...Göl kenarında üşümeden oturabiliyor, çiçeklerimizi balkona çıkarabiliyoruz. Lülü durumdan son derece memnun :)...
Bunlar dün hazırladığım cümlelerdi, ben yazımı tamamlayıncaya kadar yağmur geldi kapıya dayandı..
Ben de 23 Nisan'dan kalma güneşli fotoğraflarla durumu dengelemeye karar verdim...


















2 Mayıs 2012 Çarşamba

Vanilya Club Mayıs Kutusu

Akşam eve dönüşte beni Vanilya Club kutusu bekliyordu. İzin dönüşü telaşeden unutmuşum, sürpriz oldu:)
Güzel kokulu bir kutu olmuş...


Yüz ve vücut için güneş kremi-Lancaster Sun Beauty
Dudak kalemi-Alessandro Lip Liner
Çok hoş bir oje-China Glaze
Boya korumalı şampuan/krem-Global Keratin
Vücut losyonu  (güzel  ve kalıcı bir kokusu var)-Bath&Body Works Collection
Parfüm testerları-Azzaro Pour Homme L'eau/Swarovski Aura (bunun kokusuna bayıldım)
Tırnak sitckerları (buna da Lülü bayıldı:)







Sultanı Öldürmek

Ahmet Ümit'in gündemdeki kitabı Sultanı Öldürmek.
Fetih ve Fatih'in ön plana çıktığı günümüzde, popüler olmaya aday bir kitap..
Aslında yeni çıkan kitaplarla arama hep mesafe koyarım ama bir kaç yazar söz konusu olduğunda bu geçerli olmuyor. Ahmet Ümit de bunlar arasında..



Kitaba  başlarken (belki pek çok insan gibi ) sadece Fatih döneminde geçen bir konusu olduğunu düşünmüştüm, işin içinde başka "Sultan"lar da varmış. Aslında konu birbirini güzel tamamlıyor ama Fatih'in hikayesinin finali biraz havada kalıyor.
Gerçi beklentiyi karşılamasa da ben Fatih ve Fetih'in gündemde kalmasını, daha iyi çalışmalar ortaya çıkabilmesi için yapılanlara (eksik de kalsa / yanlış olmadığı sürece) destek olunması taraftarıyım. Kıytırık Vietnam hikayeleri ile büyüyen bir nesil olarak, Fetih'in işlenmeye fazlasıyla müsait olduğunu düşünüyorum. (Haremli halvetli diziler bu kapsamda değil tabii:)

Kitaba dönersek, biraz daha derinlerden, psikolojik açıdan işlemiş konuyu A. Ümit. Tarzını biraz Masumiyet Müzesine (evlerden ırak) ve Orhan Pamuğa benzettim (gerçi artık kendisine sinir olmakla birlikte, Orhan Pamuğun tarzını daha doyurucu bulurum). Dönem itibariyle Benim Adım Kırmızı'ya da benzetilebilir ama Sultan'ı Öldürmek çok daha zayıf kalır yanında..
Neyse ne çok kıyaslama yaptım.
Kitap vesvesesi bol, finali şaşırtıcı, Fetih'in anlatıldığı kısımlar ise oldukça heyecanlı. Hemen alın okuyun diyemeyeceğim ama aklınızın bir köşesinde dursun, okunacaklar arasına ekleyin...
(Fetih'le ilgili Beyazıt Akman'ın kitabı Dünyanın İlk Günü'nü öneririm, okuyun ve de özellikle gençlere okutun)



25 Nisan 2012 Çarşamba

LilaKutu Nisan

Geçen hafta geldi LilaKutular ama ben bir hafta gecikmeyle alabildim. Bu ay da diğer aylar gibi kutu gelmeden içinde ne olduğuna (internetten) bakmama kararı aldım ve yine yarım saat kadar uygulayabildim bu kararı :)
İşin ilginç yanı bu ay ki kutumun içeriği internette gördüklerimden epeyce farklı..Büyük bir çoğunluğa çıkan takma kirpik falan yok bende (iyiki de yok, pek kullanabileceğim bir ürün değildi:))
Bu ay miktarlar hep küçük ama çeşitlilik fazla. Öne çıkan ürün Inglotun ojesi ama rengini pek sevmedim ben..Onun dışında bolca krem var denenecek..


 Kartta da bahar çiçekleri var :)

 Genel görünüm..


 Bu ay benim olan süpriz olan ürün Argan Yağıydı. Dün internetten araştırmış, Watsondakilere falan göz atmıştım, akşam kutumdan çıktı :) Saçlarıma bir bahar bakımı şart zaten, iyi oldu...
Meşhur Bioderma H2O'yu da deneyebileceğim :)
Decleor seti (farklı bir seçenekle) daha önceki kutularda da çıkmıştı. Birazcık zahmetli bir iş olduğu için denemeyi ertelemiştim. Bu güneş korumalıymış, öncelikli kullanırım..

 Bu ay hanımların hızla diyet mevsimine girdiğini de göz önünde bulundurarak metabolizma hızlandırıcı form içecek göndermişler. Şeker içermiyor yerine elma suyu konsantresi var, Krom var (ki şeker metabolizmasını dengeliyor), yüksek oranda yeşil çay ekstresi var, paprika ekstresi de metabolizmayı hızlandırıyor (belki bağırsakları da çalıştırabilir çünkü bir tür biber ekstresi bu), soğuk olanın içinde kafein, sıcak içilenin içinde  de L Karnitin var. Ve sıvı formda olduğu için de kaçınılmaz olarak koruyucu var. (Gıdalar işimin bir parçası, ayrıca dombili bir hatun olunca bu mevzularda coşuyorum :))
 Sabah  işe geldiğimde hevesle hazırladım soğuk olanı. Yeşil çay nedeniyle epey buruk bir tadı var, belli belirsiz de acılığı. Bir ara sıcak hazırlananı da denerim. Uzun süreli kullanım uygun olmaz ama belki 1-2 paketlik (15'er taneymiş içinde) bir kür yapılabilir..


Boş bir hafta sonu denk getirip ürünlerin bir çoğunu denemek istiyorum...

24 Nisan 2012 Salı

İzmir...

!!Bol bol fotoğraf içerir!!

Hizmet içi eğitim bahanesiyle yaptığımız İzmir gezisi...

 Otel Çeşme'de, Sakız Adası karşımızdaydı..Ulaşım biraz zordu, Çeşme'ye gitmek isteyenler zaman zaman yürümeyi tercih etti, Allahtan biz arabayla gitmiştik kafamıza göre gezebildik..

 Toplantı salonumuz pek uygun dizayn edilmemişti ve zaman zaman termal havuzdan gelen koku ile yeşile döndük!!
Buna rağmen verimli bir eğitim oldu bizim için..


 Çeşme'de adım başı bir kedi görmek mümkün :)

Kendi yapımım yüzük, 24 ayar çikolata kağıdı ;)

 Çeşme Kalesine mesai saatleri içinde denk gelemedik, o yüzden dışarıdan izlemekle yetindik..

 Damla sakızlı dondurma :) Gayet güzeldi, damla sakızlı her şeyi çok severim zaten..

 Kahve molası...

 Adının ne olduğunu bilmiyorum ama bayıldım buna..


 Çarşamba günü, birçok yerde olduğu gibi şiddetli bir fırtına vardı..Planladığımız İzmir gezisini de erteledik bu yüzden, uçan dal parçaları ile ilgili pek iyi anılarımız yok da..

 Parlayan iki nokta, otelin kadrolu kedisine ait:)

Sakız Adası karşımızda..Gitmesek de görmesek de ..:)

Ekip olarak yaptığımız geziden;
Ildır, Fatmagül'ün köyü:))



 Tarihi Ildırı...

 Tarihi enginarlar ;) Ben ilk kez gördüm tarlasında enginarı..


 Ildır sokakları, bol çiçekli..

 Bu da kafese kapatılmış vahşi bir  çiçek :) Çok da çirkin bir şey, nice (hem türkçe hem de ingilizce yorumlanabilir bu sıfat:) çiçekler varken böyle bir şey neden konur ki pencereye..


 Ildır...

 Ve Alaçatı..

 Çatladı Kapı Çarşısı, bol incikli boncuklu bir çarşı. Ekip olarak talan ettik :)


 Bu yavrular da İzmir'den..

 İzmir'in "gevrek" arabalarından heveslendim, Çeşme'de simit alalım dedim eşime, ama o ne kötü bir simittir kardeşim!! Hani cidden gevrek olsa tadına aldırmayacağım da, tatsız tuzsuz, kayış gibi bir şeydi. Bundan sonra Konya'nın kötü simidine bile laf etmeyeceğim. (Ah ahh bir çıtır Samsun simidi olsa da yesek)


Kula'nın da Peri Bacaları varmış, hiç bilmiyordum. Kapadokya'daki kadar büyük olmasa da oluşum aynı..

Bu da internetten aldığım resim..

Bir nevi tatil oldu bizim için,  tek sıkıntı Eylül'ü çok özlememiz oldu. İlk kez bu kadar uzun süre ayrı kaldık..Dönüş yolunda söz verdiğimiz bebeği ararken Afyon'daki Migros'ta oyuncak indirimine denk geldik. Yemeği unutup alışverişe daldık. Sonuçta ellerimiz kollarımız dolu çıktık marketten, hatta yetinmeyip bir de Konya'da gittik Migros'a, farklı oyuncak buluruz diye. Oyuncak konu olunca biz anne-baba Eylül'den daha hevesliyiz galiba :)

Haa bir de Dukan vardı giderken bıraktığım, bir hafta boyunca da hiç anmadığım..(Aslında anmak isterdim ama otelde diyetime uyan hiç bir şey bulamayınca, ben de gözünü çıkardım diyetin.) Dönüşte valizler dışında yaklaşık 1 kg'ı da göbeğimde getirdim :( Yürüyüş yaparken bir yerlere gömmeyi planlıyorum :))

Bu sürede okuyabildiğim tek şey ciltli olarak aldığım Penguen oldu. 
Sultan'ı Öldürmek'i aldım kaşla göz arasında ama henüz başlayabildim..

Yokluğumda ağaçların tamamı çiçek açmış, saksıdaki soğanlarım büyümüş, Eylül'ün ektiği nohutlar çıkmış:)) Havalar ısınmaya karar verse de bahçe - balkon sezonunu açsak....
Şimdilik havadisler bunlar, devamı gelecek :))