Sayfalar

15 Temmuz 2016 Cuma

Çöl Akrebi

Yine bir Osman Aysu kitabı...
Sanki rastgele karşıma çıkıyormuş da ben de mecburen okuyormuşum gibi oldu di mi?
Aslında daha önce okuduğum bu ve şu Aysu kitaplarını düşününce işin içine mutlaka bir zorlayıcı unsur girmiş olmalı diyeceksiniz.
Ramazan ayında elimde yarım ergen kitabımla kalakalınca e-book okuyucumdan azıcık aksiyon dozu yüksek kitap bakmaya başladım. Pek çoğunun soluk benizli kapak fotoğraflarını beğenmeyince bari Osman Aysu okuyayım dedim. Yine kendim ettim kendim buldum yani.

Spoiler içermez...
(Kitabın büyüsünü bozabilecek kadar çok spoiler yazmaya sayfalar yetmez zaten, sürpriz garanti !!!)
 
Hikaye bolca eleman, örgüt, girişim, boş bulunuş, gafil avlanış, fiziksel cazibe içermekte.
Günümüzde geçmediğini kahramanlarımızın hala marketten telefon etmeye gitmesinden anladığım hikaye, günümüzde de cazibesini koruyan silah kaçaklığı üzerine kurulu. Anlatım tarzı çok dolambaçlı ama az bilinmeyenli, hareketli ama vasat, kahramanlar güzel/yakışıklı ama alık...
 
Okuduğum üç kitap sonunda yazarın güzel (ve güzel olduğu 2-3 sayfaya bir tekrar edilmesi gereken) esas kadın ve safça erkek kahraman takıntısı var. Çok güzel, manken gibi olunca sevmiyorum ben, bana Lisbeth Salander'lerle gelin :)
 
Yerli yazarlara öncelik vermek istiyorum ama polisiye/gerilim konusunda Ahmet Ümit kitapları dışında pek heyecanlı kitaplara rastlayamadım. Bu arada Elvada Güzel Vatanım'ı da bitiremedim, beklemede...

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Bayram, Tatil Vs

Ramazan'ı sağ salim bitirdik, ufak çapta bayram çokça yol yaptık döndük.
Bugünlerde atacağımız her adımı erteleyip 'şu tayin işi bi netleşsin' diyoruz. Her iki alternatifte de beni farklı boşluklar bekliyor, kafam karışık. Ve tek kelimeyle 'hayırlısı'...
 
Bayram'ın ilk günlerinde Antalya'daydık ve bayram olduğu belli değildi. Ama normaldi, zaten komşuluk bitmişti, yakında akraba yoktu, sıcaktı, herkes tatildeydi, yayladaydı...
Bayramın son günü Konya'ya geçtik, ilginç yine ortalıkta bayram yoktu...
Duru el öpüldüğünü sadece bir kez gördü, garip garip baktı ve de unuttu gitti.
Bayramda çikolata ve kolonya ikram edildiğini de hafızaya kaydedemedi ama anneannesinin çikolatasının yerini öğrendi...
Bayram öncesi bizi uğurlayan komşumuza 'iyi bayramlar' diyerek bizlere 'konuştuğunuz herşeyi kaydediyorum, ayağınızı denk alın' mesajı verdi :)



Eylülümüzü de aldık döndük...
 
O kadar yer gezip iki fotoğrafla döndüm. Neden? Çünküü daha bir ayını tamamlamayan (yeni)telefonumu denize düşürdüm!!!
 
Sadece alo diyebildiğim bir telefonum var, şarjı hiiç bitmiyor...
 
Tatile kadar iki hafta bolca çalışmalıyım.
Sağlıcakla kalın...
(telefonlarınızı boynunuza asın :) )

24 Haziran 2016 Cuma

Bir Atama Listesi, Bolca Hayal, Azıcık Umut...

Bu yazı bir atama listesinden yola çıkılarak kurulan hayallerden bahsetmektedir. Az da olsa umut içermektedir, bolca da sıcak.

İlk görev yerim/yerimiz Kayseri'ydi. 7 seneye yakın kaldık, Eylül kuzumun doğum yeri aynı zamanda. Mutlu mesut çalışırken bir anda atama listelerinin açıklanmasıyla tayin istedik Beyşehir'e. Maksat ailelerin bulunduğu Konya ve Antalya'ya yakın olsun, hafta sonları üç saatte ayaklar denize girsin, yıllık izinler bayram tatillerinde heba olmasın, bize de zaman kalsın, çocuk(lar) ayağı toprağa değerek büyüsün... Kayseri'den üzgün ve endişeli ayrıldık, bolca 'acaba' getirdik, şimdilerde hemen hepsini 'iyi ki' ye dönüştürmüşüz...

Burada da 6. yıla girdik, yine bir atama listesiyle adım attık.
Antalya'nın listeye girmesiyle fitil ateşlendi. İkisi merkez ilçe diğerleri de Finike ve Demre. Merkezle ilgili aklımızda soru işareti yok ama Finike hele de Demre nasıl olur? Sorarak yol alsak binbir çeşit yorum alacağız, en iyisi gidip görmek.


İki saat içerisinde karar verip yola çıktık. Tabi bu kare yolculuğun en ütopik anlarından, sonrasında kitaptan sıkılanlar, tablet paylaşamayanlar, ikinci tableti sırf bu kavgaların önüne geçmek için almadık mı? neden onu da almadın diye atarlanan anneler, tabletten sıkılanlar, midesi bulananlar, abur cubur isteyenler, molada kuduranlar, tüm çabalarıma rağmen yolun son yirmi dakikasında sızanlar, evde uykuyu dağıtıp ikiye kadar 'men uyumak istemiyomm' diye diretenler...
 
 
Ertesi sabah kızları babaanne ve dedeye bırakıp yola düştük.

 
İstikamet Finike ve Demre...
 
 Ağaçlara ve gölgesine bayıldığım Kumluca. Listede yok ama Finike'ye 15-20 dakika...

Finike
 
 

 
 Kıvrımlı yollar ve ufukta Demre...


 Bu harika deniz de Demre'den. Tayin vs bir yana tatil için çok isabetli bir yer olacağına karar kıldık. Henüz büyük oteller tarafından işgal edilmemiş, denizi tertemiz...


Ve dönüş yolu, her bir koyda minik plajlar...
 
Bu kare de temelli dönüşten :)
 
Bu iki günlük tatil provası sonrasında dün itibariyle tayin tercihlerimi yaptım. Hizmet puanım/puanlarımız az olduğundan şansımız düşük ama hayallerimiz büyük :)
 
Bir de Eylül Antalya'da kalmak istedi, zaten 10 gün sonra tekrar gideceğimiz için tamam dedik. Biraz kendi kendine zaman geçirsin, tek çocuk olduğu dönemlere döndün istedik.
Ev sessizlikten çınlıyor iki gündür, Duru her sabah ablasını uyandırmak için odaya gidip eli boş dönüyor :( Bir hafta kaldı ama uzun bir hafta olacak sanki...
 
Tayin sonuçları Temmuz sonuna doğru netleşecek, hakkımızda hayırlısı olsun...

14 Haziran 2016 Salı

İyi Kız

Benim için uzun soluklu bir okuma oldu. Hikayenin yer yer durağan anlatımı ve Ramazan'ın gelişi nedeniyle süreç uzadı.
 
Spoiler İçermez
 
 
 
Kitap iki farklı zaman dilimini farklı kişilerin gözünden anlatıyor.
Mia, önemli bir yargıcın kızıdır, ailesiyle sorun yaşayan, bir türlü babasının istediği kriterlere sahip olamamış bir çocuktur. Kendini ispat etmeye çalışsa da pek başarılı olamamış, kardeşinin gölgesinde kalmıştır.
Olaylar Mia'nın ortadan kayboluşu ile başlar.
 Bu işi araştırmakla görevli dedektif Gabe, Mia'nın annesi Eve ve ilerleyen zamanda olaylara dahil olan Colin'in anlatımıyla olayların öncesini ve sonrasını okuyoruz.
 
Hikaye sonlara doğru kısmen heyecanlansa da genel olarak durağan bir anlatımı var, psikolojik gerilime yakın denebilir.
Mia'nın kayboluşuyla kendisini sorgulamaya başlayan anne Eve bana biraz sevimsiz ve duygusuz göründü, hissettiklerine ortak olamadım.
Kitabın finaline doğru hikaye biraz daha etkileyici bir hal aldı.

Kitap umduğum kadar heyecanlı, akıcı değildi. Hikaye tanıdık olsa da kısmen etkileyiciydi.
 

10 Haziran 2016 Cuma

Duru İki Yaşında

Evimizin çokbilmişi, yerinde duramayanı, profesyonel tırmanıcısı, ikna olmayanı, pamuğu, neşesi, Duru'su iki yaşına girdi. Çok şükür...


 
Bu sene artık herşeyin farkındaydı. Birgün öncesinden başladı 'yarın benim doğumgünüm, ben püff diyeceğim, siz iyi ki doğdun diyeceksiniz' diyerek dolaşmaya. Doğum gününde de bir heyecan, bir yerinde duramama, dolabı açıp açıp pastaya bakma, tepeye en tepeye tırmanma hali vardı :)


Eylül'ün doğum günlerinde Antalya'ya gitme geleneğimiz olsa da Duru da şimdilik Ramazan nedeniyle evde kutluyoruz. Komşularımız sağolsun bizi yalnız bırakmıyorlar.



Aklımdaki Duru'nun seveceği bir şekilde pasta siparişi vermekti ama bir gün öncesinden pastane denetimi denk gelince işler değişti, kendimi kollarımı sıvamış pasta yaparken buldum. Ramazanda mideleri yormayalım şöyle meyveli bir pasta yiyelim dedim ( ya da başka bir tabirle bunu yapmayı becerebildim :) ).
Neyse ki Duru da yiyenler de beğendi :)
 
Sıra hediyelere geldiğinde bizim minik kız coşkudan ne yapacağını şaşırmıştı :)

Paketi açıp 'bebeeeekkk' değişi vardı ki hepimizin aklına şu sahneyi getirdi ;

:)))

Sağlıklı nice yılların olsun kuzum, kara möcüğüm....

6 Haziran 2016 Pazartesi

Ramazan Öncesi Son Piknik

Merhaba, bloğa göz kırpmayı özledim.
Yaklaşık üç hafta önce telefonumu kırınca blogdan, instagramdan uzakta devam ediyorum. Piknik fotoğrafları da okuduğum kitaplar da telefonda mahsur kaldı.

Geçtiğimiz hafta sonu Ramazan öncesi son bir piknik sefası yapalım dedik, dağların arasında sakin bir göl kenarına sığındık. Manzarayla dinlenip keşif yürüyüşü ile yorulduk ama huzur dolduk.
















Piknik sezonuna bir aylık ara veriyoruz, sonra kaldığımız yerden devam :)

Bugün Ramazan'ın ilk günü, huzurla ibadetimizi yapabileceğimiz, ihtiyaç sahiplerini unutmadığımız bir ay olur inşallah...

Haa bir de 06.06.2016 itibariyle 'İyi ki doğdum ben ' :)

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Ölümden Daha Derin


Polisiye-gerilim kitaplarını seviyorum.
Bu konuda Tess Abla kadar olmasa da popüler olan diğer bir yazar Tami Hoag. Ölümden Daha Derin'i kitap hakkında hiç bilgi sahibi olmadan seçtim. Genel olarak heyecan dozu yeterli, sıkıcı detaylara girmeyen, akıcı bir hikayeydi. Sadece finalin daha detaylı olmasını umardım, benzeri kitaplarda son sahneler 40-50 sayfa sürer, heyecan doruğa çıkar ama Ölümdan Daha Derin'de bu kısım geçiştirilmiş gibiydi. Son 50 sayfada kitabı bırakıp uyumaya gittim, gerisini siz düşünün artık.
 
Kitap park içinde koşturan çocukların kısmen gömülmüş olan bir ceset bulmalarıyla başlıyor. Ve herkesin sakinliğine sığındığı Oak Knoll'u gergin günler bekliyor.
Çocukları içine düştükleri zor durumdan çıkarmak, onlara destek olmak isteyen öğretmenleri Anne Navarre, çocuklar ve ailelerini çok bilinmeyenli bir denklemin bileşenleri olarak düşünebiliriz. Peki bu kadar bilinmeyenin olduğu bir kasabaya ne lazım, tabi ki bir FBI ajanı :) Hem de en bıyıklısından :)
 
Hikaye çok gerilim dolu olmasa da heyecanlıydı. Polisiye severlerin ilgisini çekebilir.
 
Anne Navarre bana Matilda'nın öğretmeni, Bayan Honey'i hatırlattı, benzer derecede naifler. Tommy'nin hikayesi de Matilda'yı anımsatıyor gibi...
 
Diğer bir Tami Hoag kitabı olan Paranoya'yı da tam bir sene önce okumuşum. Demek ki 'Baharda Gerilim Bir Başka'ymış :)

18 Mayıs 2016 Çarşamba

Dublörün Dilemması


Bir kitap düşünün, okurken her bir cümleyi bir kenara not etmek istiyorsunuz.
Yapılan benzetmeler, kelime oyunları, alıntılara hayran kalıyorsunuz.
Karakterlerin isimleri kendi başına birer hikaye;
Nuh Tufan
İbrahim Kurban
Umur Samaz
Su Samaz
Dilara Dilemma
Pembe Pepe
Ferruh Ferman ( Ve sevdiği kadın Gönül)
Rıza Silahlıpoda
 
Hikayenin esas adamı Nuh, yetimhanede yetişmiş bir albino. Yaptığı işlerde pek dikiş tutturamasa da edindiği deneyimlerle farklı bir boyut kazanıyor hayatı. Yol arkadaşı da ilginç icatlara imza atan İbrahim.
Gizemli komşuları Umur Samaz ve köpeği Havana hikayeye dahil olduğunda mermi çoktan silahtan çıkmıştır. Yolları bebek bezi kralı Ferruh Ferman ile kesiştiğinde ise artık kitabı elinizden bırakma ihtimaliniz yok...
 
İşin içinde Afilli Filintalar varsa o kitabı zevkle okuyacağım garantidir.

12 Mayıs 2016 Perşembe

Olduğu Kadar Güzeldik

Mahir Ünsal Eriş'i Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde ile tanımıştım. O yüzden zevkle okuyacağımdan emin bir şekilde başladım kitaba.

 
 
 
İlk kitaptakine benzer kısa öykülerle devam ediyoruz. Yazarın yer seçimi yine memleket odaklı; Bandırma, Erdek, Manyas. Hikayeler ise çok samimi...
 
"Yaşamak, hayata karşılık hayallerden vazgeçtiğimiz bir kaybetme biçimidir."
 
"Hani telaş anlarında yedekte bekleyen bir akü devreye girer de senin yerine her şeyi düşünüverir ya saniyelerin bile azı bir zamanda."
 



11 Mayıs 2016 Çarşamba

Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?


Kitap bir süredir okuma listemdeydi, ne zaman ekledim hiç bilmiyorum. Ama ilginç ismi ile hep yarım yamalak aklımın bir köşesindeydi; ne zaman kitap almaya kalksam adını tam çıkaramıyor, bir görsem hatırlayacağım da diyerek dolanıyordum :)
Nihayet okudum.

Spoiler İçermez
 
Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi? esas itibariyle distopik bir kitap. Olaylar bilinmeyen bir gelecekte ve bugünkü Amerika civarında geçiyor. Üçüncü Dünya Savaşı'nın ardından dünya yoğun ve radyoaktif bir toza maruz kalmış, doğal yaşam ciddi oranda zarar görmüş, hayvanların pek çoğunun nesli tükenmiştir. Birleşmiş Milletler'in girişimi ile insanlardan yeni koloniler oluşturmak üzere Mars'a göç etmeleri önerilmiş, orada kendilerine hizmet edecek olan Androidler de bir avantaj olarak sunulmuştur. Mars'a göç edebilmek için insanlar zeki testine tabi tutulduğundan belirli bir seviyenin altında kalanlar (duruma göre 'özel' veya 'tavukkafa' olarak tanımlanan) ve kendi istedi ile göç etmeyen insanlar dünyada kalmıştır.
Yeni dünya düzeninde insanların günlük yaşamları içerisine en kıymetli varlıklarının başında, evlerinin çatılarında besledikleri evcil hayvanlar gelmektedir. Pek çok hayvanın neslinin tükendiğinden kalan canlı hayvanlar sadece zengin insanların elde edebileceği paralarla satılırken diğer insanlar için sahte(android) hayvanlar piyasaya sürülmektedir. Bu hayvanların tüylerinin arasına gizlenmiş kontrol panelleri dışında canlılardan ayırt edilmesi çok zordur; normal beslenmelerine devam edip gerektiğinde hasta bile olmaktadırlar. Yine bu hayvanlara hizmet eden hastane (tamirhane) ve nakil ambulansları bulunmaktadır. Bazı hayvan sahipleri ise yapay hayvanları gerçek sanarak satın almış ve beslemeye devam etmektedir...
 
Hikayenin kahramanı San Francisco Polis Teşkilatında çalışan ikramiye avcısı Rick Decker. Görevi yasak olmasına rağmen Mars'tan kaçak yollarla dünyaya gelmiş olan androidleri yakalayarak 'emekli' etmek, yani öldürmektir. Androidler fiziksel olarak insanlarla aynı olduğu için onları tespit edebilmek için Voight-Kampff  testi yapılmalı ve insanlardan tek eksik tarafı olan empati yetenekleri değerlendirilmelidir. Ancak bunu tespit etmek yeni nesil Nexus-6 androidlerle birlikte giderek zorlaşmaktadır. Bazı androidler ise kendilerine yüklenmiş olan sahte hafıza nedeniyle canlı olmadıklarının farkında bile değildir.
 
İnsanların günlük yaşamı oldukça değişmiş; ruh hallerini kontrol altında tuttukları 'duyarıcı'lar ve empati kutuları hayatlarına yön vermeye başlamışlardır.
 
Kitap 1960'larda yazılmış olmasına rağmen iyi bir öngörünün eseri olduğu aşikar. Anlatım dili kullanılan farklı terimler ve nesneler yüzünden ilk etapta biraz zorlasa da zamanla daha akıcı bir hal alıyor.
Kitap aynı zamanda filme de uyarlanmış.
 
Bu kitabın üzerine Asimov'ın I Robot'unu da okuma listemde başlara çeksem iyi olacak.

10 Mayıs 2016 Salı

Yarbükü

Hafta sonu sabırsız kızlarım sayesinde erken kavuştum anneler günü hediyeme. Hediye sponsoru  baba teknolojisever, hediye alınan anne de kitapsever olunca  ortaya kaçınılmaz olarak şu hediye çıktı;

 
 
PocketBook :)
Yeni okuyucumun hevesiyle başladım Yarbükü'ne...
Yazar Talip Apaydın'ı ve Köy Edebiyatı'nı keşfedişim ortaokul yıllarıma denk gelir. Kütüphanenin 'yine' arkaya saklanmış salonlarından birisinden seçmiştim Köy Enstitüsü kitaplarını. Heyecanla okumuş sonra da Köy Enstitüsü mezunu yazarları tanımıştım; Mahmut Makal, Talip Apaydın, Fakir Baykurt, Mehmet Başaran...Özellikle Mahmut Makal'ın Bizim Köy'ü hala özel bir yere sahiptir benim için.
 
Talip Apaydın sırasıyla Çifteler Köy Enstitüsü ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nü bitirmiş. Emekliliğine kadar da Amasya ve Turhal'da öğretmenlik yapmış.
Yarbükü, adını pirinç tarlalarının yer aldığı ve hikayenin geçtiği bir mevkiden alıyor. Tüm günlerini ve enerjilerini yetiştirdikleri çeltiğe harcayan köylülerin hikayeleri, çekişmeleri, sıkıntıları anlatılıyor.
 
 

Kitabın anlatımı çok samimi, benim de için de tanıdık. Belki hiç köy yaşamına tanıklık etmeyen kişiler için tekdüze gelebilir ama ben zevk alarak okudum.
Talip Apaydın ve kitapları aklınızın bir köşesinde dursun....



9 Mayıs 2016 Pazartesi

Katilin Uşağı

Uzun zamandır bir Algan Sezgintüredi kitabı okumak istiyordum. Geçenlerde hevesle sepete attığım bir kitap da son anda tedarik edilemediği için siparişten  çıkarılınca 'beklemeye devam' dedim.

 
 
 
Ve beklediğim yazarla bir şekilde yollarımız kesişti.
Katilin Uşağı, benzer isimlere sahip kitaplar içerisinde üçüncü olarak yayımlanmış. Birbirinin devamı olmasa da karakterlerin aynı olduğu seriye ortasından dalmış bulundum :)
 
Özel bir dedektiflik bürosu olan Vedat ve Tefo ile iz sürmeye başlıyoruz. Olayları aktaran Vedat bildiğimiz diğer cool dedektiflere nazaran biraz fazla konuşuyor, geçmişe yönelik detay vermeyi seviyor, aklına geleni (karşısındakine olmasa da bize) söylüyor. Alışılagelmiş polisiyelerden bu yönüyle ayrılabilir, bazı okurlar tarafından fazla uzatılmış cümleler bıktırıcı bulunsa da ben kitabın tarzını çok sevdim :)
Polisiye noktasına gelirsek; hikayede gerilim yok, şüpheliler pek karanlık karakterler değil, öyle hızla sayfa çevirtecek bir merak da uyandırmıyor. Zaten kitabın farklılığı da burada ortaya çıkıyor sanırım...
Vedat ve Tefo'nun maceralarının işlendiği diğer kitaplar da;
-Katilin Şeyi,
-Katilin Meselesi,
-Katilin Şahidi

 

Yani daha okunacak bolca kitap var.

6 Mayıs 2016 Cuma

Hıdırellez

(Bi çeşit 'nerde o eski bayramlar!!' yazısı.)

Bahçede boy gösteren kandillerimiz.
 
İlkokulun son üç yılını bir kasabada okudum. Hıdırellez ile ilgili en berrak anılarım o döneme denk gelir. 6 Mayıs beni heyecanlandıran tarihlerden birisiydi; baharın gelişi demek, annelerle eğlence demek, doğumgünüme doğru son düzlük demek...
Kasabanın hemen hemen tüm kadınları hıdırellezde birlikte pikniğe giderlerdi. İşin içine 'anne' girdiği için menüler coşmuş, elişleri çantalarda yerini almış olurdu.
Kaldığımız üç sene boyunca 6 Mayıs hep hafta içlerine denk gelmiş olmalı ki her defasında 'keşke bugün okula gitmesem' diye hayıflandığımı hatırlarım. Mecburen yolunu tuttuğum okuldan öğleden sonra 3 gibi çıkar, koşa koşa pikniğin yapıldığı ağaçlık alana (o zamanki adıyla elmalığa ) giderdim.
Tabi yemek faslı coşkusunu kaybetmiş, salıncak ve yedi kiremit zamanı gelmiş olurdu. Akşama kadar geçen birkaç saatte çoluk çocuk bolca yemek yer, oyun oynar, yorgun ve de kirli eve dönerdik.
 
Sonraki yıllarda Hıdırellez'e dair hissettiğim kıpırtılar azalarak da olsa devam etti. Sanırım son 6-7 yılda da kayboldu.
Artık Hıdırellez gelirken bahçeye ekeceğim fasülye tohumlarını hazırlıyor, bu sene ne kadar fide alsak diye hesaplar oluyorum.
Sevinen çocuktan anneliğe terfi ettiğime göre belki de kızlarımın heyecanla bekleyeceği Hıdırellez programları ben yapmalıyım, kim bilir....

5 Mayıs 2016 Perşembe

Pi

Serinin son kitabı biraz uzun tutulmuştu. Final mantığı mı maddi bir girişim mi bilemem ama okuru sıktığı bir gerçek.
Birkaç koldan ilerleyen her bir hikayenin finalini merak ederek okudum. Özge'nin hikayesi çokça ütopik gelse de sevdim. Can Manay dalgalı bir hikayeydi, bazen bu kaçıncı diye sordum.
Deniz'in hikayesi beni en çok şaşırtanlardan birisiydi, sanki kendi bölümünü sahneleyip ortadan kaybolacakmış gibi gelmişti.
Ada'yı pek sevemedim, Göksel'e şefkat gerekli diye düşündüm.
Bilge adına yakışır bilgelikteydi.


Önceki kitaplarda yer alan 'kişisel gelişim' kısımlarına Pi'de o kadar çok yer verilmişti ki bazı kısımları atlamamak için çok direndim.

Azra Kohen'le üç kitaplık serüvenim burada bitti...
Bu üçlemeyi hep yürüyüş saatlerimin motivasyonu olarak hatırlayacağım :)

3 Mayıs 2016 Salı

'Challenge'cı Geldi Hanııımmm :)

Sevgili Esra 'dan gelen topu dizimde sektirip saymaya başlıyorum;

1. Müzik listenizdeki ilk 10 şarkıyı paylaşın. Dinlerken nasıl hissediyorsunuz?
 Öyle liste yapıp müzik dinlemeyeli çok oldu, artık sevdiklerimizi bir yerlere not alıp arabanın müzik çalarına aktarıyoruz. Bu aralar ben Mabel Matiz'e taktığım için herkes onu dinlemek zorunda kalıyor :) Arabanın demirbaşları Leman Sam, Ahmet Kaya, Yücel Arzen ve Mini Clup (Özellikle de A Ram Sam Sam :) )



2. Göbek adınız nedir? Sizin için önemini anlatabilir misiniz?
Şimdiye kadar hiç 'senin göbek adın şu' diyen olmadı, sanırım öyle birşeyim yok :)

3. Cüzdanınızda neler olduğunu bizimle paylaşın.
 Hımm para, kredi kartı, bolca vesikalık foto, benim ve kızların kimlikleri, kütüphane kartlarımız, bir iki önemli harcama slibi...
Allahtan çanta sorulmamış :))

4. Kim veya ne olmadan yaşayamazsınız? Neden?
 Kızlarım olmadan asla...
 'Ne' sorusuna tabi ki kitap...

5. Koleksiyonunu yaptığınız herhangi bir şey var mı?
Çocukken geniş bir düğün davetiyesi koleksiyonum vardı; bakar, sıralar, tasnif eder huzur bulurdum .

6. Evcil hayvan olarak ne beslemek isterdiniz?
 Köpekleri seviyorum ama onun için çiftlik gibi bir ev olmalı ki hayvancık da hayatından zevk alsın.
Eskiden kedi, köpek, balık, muhabbet kuşu beslemişliğim var.
 
7. Yatarken ne giyersiniz?
 Pijama :) Gecelik denilen kıyafetin içinde çıkıp gidiyorum ben !
 
8. Sizi gülümseten bir şeyleri bizimle paylaşır mısınız?




9. Hangi alanda iyi olmak isterdiniz?
İyi bir sporcu olmak isterdim ama ola ola göbekli bir hatun oldum :)
 
10. Bize biraz güçlü yönlerinizden bahseder misiniz?
Özgüvenim yüksektir. Laf kalabalığı yapmayı beceririm :)..
 
11. Biraz da zayıf yönlerinizden?
Çabuk sinirlenirim...
 
12. İlk arabanız neydi? Peki ya şuan kullandığınız araç?
İlk arabamız Hyundai Accent'ti. Bize ne eziyet ederdi, Kayseri ayazına dayanamaz, çalışmaz, kapısı donardı. Sattığımız günü hala bayram olarak kutlarız :)
Şimdi bir Sportage'ımız var.
 
13. Favori şiiriniz ya da sizin için anlamı olan bir şiir var mı?
Şiirle aram çok iyi değildir ama Ahmet Arif şiirlerini ayrı bir severim. En çok da Hasretinden Prangalar Eskittim i.

14. Özel bir yeteneğiniz var mı?
Hiç denk gelmedim :)

15. Favori mevsiminiz hangisi? Neden?
İlkbahara has uyanışı, sonbahara has renk cümbüşünü seviyorum. Bahar olsun da...

Eğlenceli işmiş :)
Hala yapmayan kaldıysa buyursun...

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Bir Nisan Klasiği; Antalya

Her sene Nisan sonunda Antalya yolu görünüyor bize, Eylül'ün doğumgününü babaannesi-dedesi ve halasıyla birlikte kutluyor, bu bahaneyle baharın en güzel halini kucaklayıp geliyoruz.

 

 
Yolculuk günü aynı zamanda Eylül'ün yaş günü. Sabah kahvaltı öncesi şiş gözlerle mum üfleyip yola koyulduk.
 
 
Herkes yerleştiyse başlıyoruz!!!
Rotamız Isparta üzerinden Antalya; yeşillik ve manzara garanti, tabletten çizgi film, yetişkinler için 90'lar yayınımız mevcut, elmalar müesseseden :)
 
 
 
Her geçişimizde tekrarladığımız 'Neden Eğirdir Gölü bizimkinden daha mavi?' muhabbeti yapıldı :) Onyüzbininci defa manzara fotoğraflandı...
 

 
 
Akşama hızlı bir organizasyon ile doğum gününü kutladık. Duru da dahil üfleme faslı birkaç kez tekrarlandı, Duru'nun mumu avuçlama girişimi yine annesi tarafından son anda engellendi :)
 
 
Sıra gezmeye gelince ilk durak Çakırlar. Hafta sonu kahvaltısı için en çok tercih edilen yerlerden birisi, biz hafta içi sükûnetinde yudumladık çaylarımızı. Tüm salıncaklar da bize kalmıştı tabi :)
 

 





 Duru etrafı seyrederken ayıcığını mavi arabanın üzerinde unutmuş. Allahtan son anda eksikliğini fark ettik de olası bir mızmızlığı önledik.

Bu da meşhur ayıcığımız, bizimle her yeri dolaştı, demli çayını içti :)

 
 
Sonraki günü piknik günü ilan ettik.
Deniz kenarı dört mevsim gibiydi; hırkayla gezenler, tişörtle gezenler, denize girenler...
Biz taşlarla epeyce vakit geçirdik, Eylül ıslanmayı göze alıp suyla oynasa da Duru her zamanki nine haliyle 'üşüdüm, üşüdüm' diye sudan uzakta oynamayı seçti :)
 

 Çizgi film izlemek ciddiyet işidir :)


 Kumla oynarken ciddiyete gerek yok :)

 Ağaca kendin tırmanmış gibi poz vermek de serbest ;)





Dört günlük mini tatil bundan ibaret. Artık devamı deniz sezonunda...