Sayfalar

30 Aralık 2011 Cuma

2011 EN'ler...

2011'i bitirdik...
Okuduğum kitapları gözden geçirip EN İYİ ve EN KÖTÜleri seçtim..
Bu seneyi 47 kitapla bitirmişim. Aslında net bir rakam değil, çünkü blog yazmaya Temmuz gibi başladım ve o zamana kadar okuduklarımı net olarak kaydetmemiştim.(Aslında öğrenciyken okuduğum kitapları, tarihini ve yorumlarımı bir ajandaya yazardım. Keşke devam ettirseydim..) Üç aşağı beş yukarı oluşturdum listemi. Artık 2012 daha net verilere dayanacak :)

En beğendiğim 10 kitap:

1-Az : Okuduğum ilk Hakan Günday romanı. Oldukça etkiledi beni ve 2011'in belki de en beğenilen kitabı olma yolunda. Hakan Günday'ın diğer kitapları artık okunacaklar listemde..










2-Sakın Kımıldama: Umutsuz ama fazlasıyla etkileyici bir hikaye, zaman zaman da fazlasıyla karamsar.  Ruh halime uyan bir kitaptı. İleriki dönemde tekrar okumayı istiyorum..













3-Yeşil Peri Gecesi: Bu da Ayfer Tunç'la ilk tanıştığım kitap. Kimilerinden tam not alan, kimilerinin de sevmediği ama benim için Ayfer Tunç'un ENleri arasından olan kitap. Kitap kapağını da çok beğenirim..











4-Göçebe: Fantastik kitaplar revaçta malum. Vampirlerden, mermer suratlardan sıkılanlar için bir alternatif. Sıradışı bir öyküsü var.









5-Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi: Ayfer Tunç'un adını duymadığım dönemlerde ismi ilgimi çekmişti bu kitabın. Ufak bir araştırma ile aslında çok methedilen bir kitap olduğunu gördüm. Ayfer Tunç seti ile de kavuştum kitabıma..İlk etapta beni kendine çok bağlamayan hikaye giderek eğlenceli hale geldi. Hem merakla okudum, hem bitmesin istedim. Olayların örgüsü karşısında da hayran oldum yazara. Bir nev'i Kreps Çemberi bu :)




6-Dünyanın İlk Günü: İzlediğim filmlerde ya da okuduğum kitaplarda çok fazla milliyetçi duygu vurgusundan hoşlanmam. Ama bu kitap benim için ilk oldu. Yıllardır izlediğimiz amerikan askerlerinin "özgürlük dağıtan" filmlerine inat İstanbul'u fethetmek, fetihi gözümde canlandırmak, "belki biraz abartılı ama kim abartmıyor ki kendi hikayesini "diyerek okumak bana iyi geldi. Çok da sevdim. Özellikle çevremdeki gençlere öneriyorum. Zamanında Metal Fırtına ile estirilen 'komik fırtınayı' düşününce bu kitaba hak ettiği değer verilir diye ummuştum ama pek kimse fark etmedi sanırım.








7-Bizim Köy: Lise yıllarımda ilçe kitüphanemizin 'terk edilmiş kitaplar' salonundan bulup okumuş, Mahmut Makal sayesinde Köy Enstitüleri hakkında yazılan bir çok seriyi keşfetmiştim. Bu sene  tekrar okudum, kitaplığımın başköşesini ona ayırdım.50'li yıllarda öğretmenlik yaptığı köyleri yazmış Makal. Yokluk ve sıkıntı yılları..Köy Edebiyatı Akımının başlangıcı sayılmış bu kitap ve yazarının tutuklanmasına neden olmuş.1966'da ise UNESCO ‘Dünya Kültürüne Hizmet Ödülü’nü almış. 'Her başarıyı en iyi şekilde cezalandıran güzel ülkemin' insanını anlatan kitap her kitaplıkta olmalı bence..







8-Kinyas ve Kayra: Ahmet Günday...Yeraltı Edebiyatı...Okuyun...


9-Millennium Serisi: Kitapları ayıramadım birbirinden. Lisbeth'in duracağı yoktu ama yazarın ömrü yetmemiş. Sıkılmaya fırsat bulamadan okudum ..

10-Bir Gün Tek Başına: Vedat Türkali'nin kitaplarını çok severim, ard ardına olmasa da aralara serpiştirerek okurum. Bu kitap da 80'li yıllar ve askeri darbe öncesi karmaşada filizlenmeye çalışan hayatları anlatıyor.


Ve 2011'de bana zaman kaybından başka birşey vermeyen kitaplar..Bunların bir kısmı öncesinde hiç bilgi sahibi olmadığım halde market rafında, indirim sepetinde görüp; ismini, kapağını beğenip aldığım kitaplar. Neden o sepete konduklarını anladım :)
Bir kısmı da çok satanlar listesinde kendisine tesadüfen yer bulduğunu düşündüğüm kitaplar.(Bir Gün, Harem, Leyla, Azap, Düşüş...)
Listenin başını çeken Bir Gün'ü henüz bitiremedim :((
1- Bir Gün
2-Şeftali Bahçesinin Sırrı
3-Yalancının Günlüğü
4-Vasiyet
5-Rozanın Gözleri
6-Leyla
7-Harem
8-Ayna
9- Düşüş
10-Azap













Fotoğraflarını da ekleyeyim ki gördüğünüz yerde arkanıza bakmadan kaçabilin :))

28 Aralık 2011 Çarşamba

İzlediklerim

Bu sıralar okuduğum Çatı Serisi biraz zorlamayla gidiyor. İlk kitap ilginç gelmişti, uzun bir aradan sonra seriye devam etmeye karar verdim. Ama ikinci kitap tam anlamıyla vasattı. Üçüncüya başladım, bakalım bunda gidişat nolacak. (Aslında aklım sırada bekleyen Grange kitaplarında ama...)

Araya birkaç film sıkıştırdım.



The Reader (Der Vorlesser)
Film seçimini tamamen tesadüfi yapmıştım ama izlemeden önce yaptığım ufak araştırma ile (IMDB ve ekşisözlüğe sordum tabii) bol ödüllü olduğunu gördüm.
Film Bernhard Schlink'in kitabından uyarlanmış.Nazi Almanyası ve 90'lı yıllara uzanan bir hikaye...
(Spoiler falan içerir.)
Film aslında birbirinden çok farklı iki kısımdan oluşmuş gibi, ya da iki ayrı film birleştirilmeye çalışılmış gibi.İlk kısımdaki duygusal (ve hatta erotik) gidişat bir anda soykırıma bağlanmış...
(Ayrıca film afişinde oyuncuların ikisinin de farklı zamanlara denk gelen orta yaş resimlerinin kullanılması saçma geldi..)




15 yaşındaki Michael'la 30'larındaki Hanna ile başlıyor film.Yaş farkının aslında çok da göze batmadığı ilişki ve gizemli halleriyle Hanna sıkmadan izletiyor kendisini ama çıplaklık ve cinsellik kısmını biraz abarttıklarını düşünüyorum.. (Zaten Kate Winslet'in çıplaklığıyla Oscar aldığı söylenmiş ...)


Ve kitaba ismini veren kısım burada ön planda. Hanna sürekli Michael'den kendisine kitap okumasını istiyor...
 Hanna işinde terfii edene kadar, Michael hergün okul çıkışı evine geliyor. (Ve nedendir bilinmez Hanna'nın bir camekandan ibaret olan kapısı hep açık!)
Filmin ikinci yarısında Hanna  bir yahudi toplama kampındaki işinden dolayı 300 kişiyi öldürmekle suçlaıyor ve yargılanıyor. Beraber yargılandığı hatunlar oturup örgü örerken (evet mahkemede örgü örüyordu abla), Hanna kendini savunmaya çalışıyor. Sakladığı bir sır yüzünden de suç onun üzerine kalıyor.
Bu kısım benim için kopukluğa neden oldu. Michael 30larında bambaşka bir adama(bir avukata) dönüşürken, Hanna berbat bir makyaj ile yaşlandırılmaya çalışılmıştı.




Filmde Kate Winslet'in yerine Nicole Kidman'ın oynayabileceği konuşulmuş ve ben tüm film boyunca bu role  Kidmanın daha çok yakışacağını düşündüm.
Filmin ikinci kısmı yahudi propagandasına ayrılmış gibiydi ve sonlardaki "yahudilerin herşey için bir organizasyonu vardır / cehalet yahudiler için hiç sorun olmamıştır" sözleriyle de reklam tavan yaptı...



Daha çok olumsuz yönleri vurgulamış gibi oldum ama ben genel olarak filmi beğendim..Özellikle filmin isminin gayet etkileyici olduğunu düşünüyorum. Hapishane günleri, kaydedilen kitaplar, hiç yüzyüze gelinmemesi ve hikayenin sulandırılmaması güzeldi...(Bu aradam imdb puanı 7.6)
Bu filmle soğuk bir günde ve çay eşliğinde sinema keyfi yapılabilir...

Diğer bir film;
The Names Of Love..



Burada da kadın genç, adam yaşlı. Olaylar benim için dengelendi yani :))
Bu daha fasafiso olan bir fransız filmi.
Muhafazakar fransızları yoldan çıkaran ve meslek olarak da kendini fahişe olarak nitelendiren cezayir asıllı Baya ile (ilk filmle tamamen tesadüfen uyumlu olarak) annesi yahudi toplama kampından kaçırılan, ismi bir fırın markası olan Arthur Martin'in ilişkisi ve de fransa siyaseti üzerine kurulu bir film..
Komedi olduğu iddia edilmekle birlikte benim güldüğüm tek nokta baya'nın yanlışlıkla Sarkozy' e oy vermesi oldu:)




Giyinmeyi unutup çırılçıplak metroya binebilen Baya gayet sevimli ve güzelken, Arthur da Civan Canovanın fransız versiyonu gibiydi...
Bu filmi izlemenize gerek yok, tamamen zaman kaybı...

26 Aralık 2011 Pazartesi

Leyleklerin Uçuşu




Rampalı Çarşı ganimetlerinden; Leyleklerin Uçuşu-Jean Christophe Grange...
Genel olarak Grange kitaplarını severim, hayal kırıklığına uğramayacağımı bilirim. Aynı şey Ahmet Ümit kitapları için de geçerlidir.
Grange kitapları ilk 100 sayfa sıkar beni, sonra akış biraz hızlanır, mevzunun çerçevesi netleşir ve elimden bırakamayağım hale gelir. Finali genelde olmadık yerlerde ve zamanlarda yaparım (mutfakta yemek pişerken, eylülün oyuna dalıp beni unuttuğu dakikalarda ya da servisten inmeme 5 dakika kala..)
(spoiler içerebilir)..
Leyleklerin Uçuşu şimdilik okuduklarım içinde bana en tatsız gelen Grange kitabı oldu. Konu ve kurgu (kaçakçılık mevzu,Tek Dünya vs) iyi düşünülmüş olabilir ancak esas oğlanla aranan cerrah arasındaki bağlantı zorlama olmuş, yeşilçamvari yada 'Lisbeth Sallander'imsi olmuş gibi. Gerçi ortada hiç ilgi çekici bir yön yokken Antioche'nin o kadar yok katetmesinden, iki leylek göreceğim umuduyla dağ tepe aşmasından ve analığının piskopatça aramasından kıllanmıştım ama...
Bi de anlamadığım, bir adama kaç kez kalp nakli yapılır yahu! fermuarlı mı bu adam!!
Birçok kişi gibi kitapların ters köşeye yatıranlarından hoşlanırım. Mevzu daha kitabın ortalarında netleşip, katil/kaçakçı vs de kolaylıkla tahmin edilince birisi bana kitabın sonunu fısıldamış gibi hissediyorum..
Neyseki son 100-150 sayfa bol kanlı olmakla birlikte sürükleyiciydi. İşte beklenen aksiyon diyerek bir (olmasa da iki-üç) solukta bitirdim :)
bitti bitti :)

Yine de birçok yazara göre Grange "tavsiye edebileceğim" yazarlardan. Ha okumaya bu kitaptan başlanmasa olur :)
Ve ben kitabımı okurken lapa lapa yağan kar...




Bilimum krem


Geçen hafta  Senem'in bloğunda düzenlediği çekilişten Activar Göz Kremi kazandım :))
İki gün sonrasında elimdeydi (Tekrar teşekkür ederim Senem). Düzenli krem kullanma özürlü olmama rağmen iki akşamdır itinayla sürüyorum kremimi:)
Ucundan kıyısından göz kremlerine bakıyordum. Öyle ufacık kremlere eşek yükü para verecek aşamaya gelmedim ama yine de bir tane edinmiştim. Üstüne LilaKutu'dan bir göz kremi çıktı, derken Senemin çekilişi ve hangisini deneyeceğimi şaşırdım. Zaten hangisi işe yaradı onu da anlayamayacağım galiba:))
Birçok hatun gibi kremlere bayılıyorum. Yoğun bakımından softuna, elma kokulusundan çikolata kokulusuna, ambalajını beğendiklerim, indirime girenler, sudan ucuz olanlar derken atıyorum sepete. Elim olmadı ayağıma sürerim..Zaten Eylül de krem canavarı.... Bir ara çantamda taşıyacağıma işyerinde çekmeceme bulundurayım bir krem dedim. En son çekmece düzenlememde 3 tane krem çıktı çekmeceden!!
Bu aralar evde bekleyenler,  Watsons'a kavuşmanın sevinciyle aldıklarım ve LilaKutu ile Vanilyaclub'tan gelen deneme boyları ile epeyce krem stoğum oldu. Yanlız Eylül yakın takipte..Fark ettirmeden sürüyorum kremi ama daha yakınıma gelmeden "sen ne kokuyorsun? Krem mi sürdün?" deneyem başlıyor..Tazı annenin tazı kızı :))

22 Aralık 2011 Perşembe

Çekilişe devam

Leopar desenli bir parfümüm olsun diyorsanız; http://kucukperinindukkani.blogspot.com/2011/12/vee-gelelim-benim-hediye-cekilisimee.html

Yok yok illa kitap da isterim diyorsanız; http://yuruyenkurabiye.blogspot.com/2011/12/bir-cekiliste-bendenn.html

Bir de uğur böceği var ki, siz sakın katılmayın benim olsun..
http://hayatreceli.blogspot.com/2011/12/recel-gibi-bir-yeni-yil-cekilisi.html
:))

21 Aralık 2011 Çarşamba

(Yeni) Bakıcımız...


Bakıcımızı değiştirdik. Bu değişim kızımdan çok beni strese soktu. İhtimallerle boğuştum bir hafta boyunca.
 Avantajımız bu kez evimize gelecek olması; havalar ısınınca balkonda bahçede oynayabilir, bisiklet sürebilir...
Bugün ikinci günümüz .Ben de izin aldım alıştırma sürecindeyiz. Bugün müdahil olmuyorum, evdeki ufak tefek işlerle oyalanıyorum (ve de post yazıyorum:))
Şimdilik sıkıntı yok gibi....
Umarım memnun kalırız..

LilaKutu Aralık


Aralık kutum geldi. Dopdolu bir kutuydu karşımdaki...
Fotoğraflarda net olduğu için tek tek ürünleri yazmayacağım. Ama 2-3 tanesi orjinal boy ürün! Diğer kutu bunun yanında epey cimri kalıyor hemen belirteyim (üstelik o kutunun fiyatı da epeyce arttırıldı).
Kutu içeriklerinde bana en uymayan ürün oje oluyor ama bu gidişle onları da kullanacağım gibi çünkü renkleri çok güzel.
İlginç bir ürün var kutuda; PCO Whitening Mask -Kırışık, sarkma vs içinmiş ve içinde koyun plasentası (ekstr edilmişmiş) varmış!!
Ozoxlive Cilt Bakım Jeli (orjinal boy!) Yanlız itici (laboratuvarımsı) bir kokusu var.Ozon vs içeriyor galiba, net inceleyemedim.
Max Factor'ün kalemi siyah olmasa daha çok sevinirdim açıkçası...
Rareblossom El Kremi, çevresel faktörlerden korur diyor ancak ben pek beğenmedim. Elime hiç sürmemişim gibi. Tabii çaktırmadan koruyorsa başka:))
Fikir edinebildiğim ürünler bunlar. Denediklerimi yazarım demeyeceğim artık çünkü yazmıyorum, üşeniyorum.Artık kozmetik blogları halleder bu işi..
Bu arada kutudan çıkan pullara da kızım çok sevindi.Unutmadan, kutu çook güzel, kumaş kaplı.Kadınların kutu zaafını bildikleri için epey özenmişler:)
Bunlar da fotoğraflarımız.....










16 Aralık 2011 Cuma

Aklından Bir Sayı Tut

Merak ettiğim kitaplardan biriydi Aklından Bir Sayı Tut.
Popülaritesinin azalmasını bekleme kararı almıştım ve ancak bu kadar bekleyebildim :)
Haftasonu yaptığım sahaf çıkarmasının ganimetlerinden biri oldu.
Konuya gelirsek (arka kapaktan);
Mark Mellery, posta kutusuna bırakılmış imzasız bir mektup alır. Mektupta şöyle yazmaktadır;"Aklından herhangi bir sayı tut 1 ila 1000 arasında herhangi bir sayı." Mellery öylesine 658 sayısını tutar. Not şöyle devam etmektedir; "Sırlarını nasıl bildiğimi göreceksin. Küçük zarfı aç."
"Aldıklarını geri vereceksin
Vermiş olduklarını aldığın zaman
Biliyorum ne düşündüğünü,
Ne zaman uyuduğunu,
Nereye gittiğini,
Nereye gideceğini.
Seninle bir randevumuz var, Bay 658."

Spoiler!
Kitabın başında Dave Gurney-Madeleine ilişkisini bişeye benzetemedim, koca kitap bitti dertleri ne hala anlamadım (Menopoz/Andropozun etkili olduğunu düşünüyorum)
Bu garip evliliği ve de kahvaltı anlayışlarının bir fincan kahveden ibaret olduğunu bir kenara koyarsak kitap konuya uzatmadan giriyor ve gidişat gayet akıcı...
Özellikle titiz katilleri severim ki Charybdis de bu gruba dahil olabilir (ve sevdiğim bir diğer unsur bir çok katil gibi dini saplantısının olmaması). Konu çok dağıtılmamıştı, lüzumsuz yer tasvirleri ya da içsel yolculuklar yoktu.
Ancak kitabı okumadan önce rastladığım yorumlar nedeniyle beklentilerim biraz yüksekti. Özellikle sayıların tahmininin çok etkileyici bir yöntemle yapıldığının ortaya çıkmasını bekledim.
Bir de katile çok yaklaşılan son kısımda beklediğim heyecan yoktu.Normalde kitabı elimden düşürememem gerekirken, bıraktım kitabı alakasız işlerle uğraştım.
Bir de olayı araştırmak üzere oluşturulan ekipte ne çok lüzumsuz kişi vardı.(Zaten pek çoğunun neci olduğunu anlamadım, anlamaya uğraşmadım. Bu mıymıntı adamların konuyu aydınlatamayacağı açık olduğu için isimlere odaklanamadım.)


Genel bir değerlendirme ile kitabı aksiyon/polisiye severlere tavsiye edebilirim. Soluksuz olmamakla birlikte sıkılmadan okunabilecek bir kitap...

14 Aralık 2011 Çarşamba

Sepetimdekiler...




Nihayet rahat bir Konya gezisi yapabildim. Salı günü İl Müd.'de toplantı vardı, haftasonuna bir gün de izin ekleyince toplam 3,5 gün oldu ve baya baya tatil gibi oldu benim için. Her seferinde koşturmacayla yaptığım alışverişlerimi bu kez sindire sindire yaptım, özlediğim yerlerde dolaştım.

Bolca teknoloji mağazası gezdikten sonra D&R a uğrayıp bir iki kitabı kolumun altına kıstırmıştım ki aklıma sahaflar geldi. Küçük bir pazarlıkla aldıklarımı yerine koyup yerine "Rampalı Çarşıya gitme sözü" aldım :))


(Kitapları görünce fotoğraf çekmek aklıma gelmedi, netten bulduklarım da pek iç açıcı değil:( )


Rampalı Çarşı Konyanın en eski kitapçılarının, sahaflarının, bilimum hobi malzemelerinin satılan dükkanların bulunduğu çarşısı. Öğrencilik yıllarımda bolca aşındırdığım, kitap alabilecek bütçem olmadığı için daha ziyade değiş tokuş yaptığım, bolca ikinci el test kitabı aldığım, ÖSS ye girdikten hemen sonra kitaplarımı sırtlanıp yok pahasına sattığım (ki o zaman sadece satmış olmak bile zevkti, yerine bir iki roman almıştım), kokusunu ayrı bir sevdiğim çarşı...
Nerdeyse 7-8 senedir uğramaya fırsatım olmuyordu. Eşime de bıkmadan usanmadan anlatıyordum çarşıyı...Gerçi ufak değişiklikler olmuş gibi, henüz aradığım kitapları elimle koymuş gibi bulamıyorum, kimin ne tür kitap sattığını unutmuşum ama söz konusu kitap olunca aramak bile ayrı bir zevk benim için..

Aslında aklımda alınacak bir kitap ismiyle gitmemiştim. Dolayısıyla rastgele bir alışveriş oldu, zaten aklımda kalmış olan kitaplar da popüler kitaplardı ve ikinci elleri henüz yoktu.

Aldıklarıma gelince;

Grange okumayı sevdiğim için, üç tane kitabını aldım (Koloninin sıfırdan hiç farkı yok). Çatı serisinin de ilk kitabını okumuştum, beri seriyi tamamlayayım dedim.V.C. Andrews'in başka bir kitabı, bir adet Stephen King, Perihan Mağden'in kitabı, bir tane Ted Dekker ve en popüler olan da Aklından Bir Sayı Tut (Sabah serviste başladım :) 

Diğer ganimetler de küpeler:))
Özellikle baykuş olan favorim. Kıyafetime uysun uymasın aldığımdan bu yana sürekli takıyorum :)



Bu da bloglar sayesinde haberdar olup aldığım ıvır zıvır çekmecem ..



Bir de Konya'ya Watsons açılmış ki ona ayrı bir sevindim. Tabi sevinmekle kalmadım ama abartıp ordan aldıklarımı da anlatmayayım, bloğum 16'lık kız bloğuna dönmesin :)

Kitapların sevinciyle işe bile istekli geldim yahu!!
Hevesim kaçmadan biraz çalışayım artık...