20 Mart 2012 Salı
Eylül..
Baba bahçede çalışmaktadır, budanan ağaç dallarını temizlemektedir.
Eylül: Anne, babamlar bahçede çalışıyor dimi?
Anne: Evet kızım..
Eylül: Anne, babamlar bahçeyi dikenliyor dimi?
Anne: O ne demek kızım?
Eylül: İşte anne dikenliyorlar babamlar bahçeyi..
Anne: Kızım ne demek istediğini anlamadım ben..
Eylül'ün yüzünde "doğru kelime bu değildi galiba" bakışı, annesinde "ne demek istiyor ki?" bakışı..
1-2 dakika sonra koşarak annesinin yanına gelen Eylül:
-Anne babamlar bahçeyi tırmıklıyor değil mi?
Bahçeyi dikenleyen şey tırmıkmış :))
Odasında en kaprisli haliyle yatar Eylül. Kahvaltıya çağırmak için gelen bakıcısını da kovar
-Sen kendi işine bak, beni rahat bırak..
-Ama benim işim sensin zaten, seni bırakıp gidemem..
- O zaman şu oyuncakları falan topla!!
Temizlikçiye bile hatırla iş yaptıran ben, ipleri Eylül'e bırakmaya karar verdim :))
Soğuk havalardan iyice bunalan Eylül akşam Survivor'daki oyunlara imrenerek baktı, tatilde aynısını yapacağımıza dair söz aldı :))
Acun'a, Mustafa Topaloğlu'na katlanmaya bile razıyım...Off hakkaten gelse artık bahar...........................
14 Mart 2012 Çarşamba
Kabil
Kabil-Jose Saramago
Son dönemlerde okuduğum en aykırı kitap..
Kabil; insanlık tarihinin ilk cinayetini işler. Ve Tanrı ile bir tür pazarlık ve hatta düello başlar.
Ama konu Adem ve Havva'nın cennetten kovulmasıyla başlayıp, Kabil merkezli olarak zaman sıçramaları ile geçmişle şimdiki zamanı birbirine katıp Nuh'a, Eyüb'e, İbrahim'e , Sodom ve Gomore'ye kadar uzanıyor. Ama alternatif bir bakış açısıyla. Yazarın tabiriyle "Efendi" yani Yaradan, kimi zaman insan sıfatında, kimi zaman duman halinde ama sürekli olarak insana özgü egolarla çıkıyor karşımıza..
Kitabın içeriği bi nevi Bukowski ya da Nietzsche'den Tanrı'yı ve yaşanan mucizeleri yorumlamasını beklemek gibi..Olayın felsefe açısından yorumlanması ilginçken, bazı yakıştırmalar da rahatsız edici.
Jose Saramago ile yeni tanıştım. Aslında diğer bir kitabı "Körlük" çok ses getirmiş ama henüz onu okumadım. Saramago Portekiz doğumlu ve koyu bir komünist olarak tanınıyor. 1998 Nobel Edebiyat Ödülü'nü almış. İsrail'e karşı taktir edilesi bir tepki vermiş, işgal altındaki yerleri Nazi Almanyasının kamplarına benzetmiş..Dini konulara yaklaşımı Vatikan'dan da tepki almış. Hayatının kalanını 1993'te yerleştiği Kanarya Adaları'nda geçirmiş.
Kitap yoğunlaşılan okumayı gerektiriyor. Yazarın tarzına sadık kalınarak çevrilmiş ve diyaloglar düz bir metin şeklinde, sadece virgülle ayrılarak ve büyük harfle başlatılarak yazılmış. O yüzden sakin bir ortamda kitaba konsatre olunmalı..
Farklı bir kitap okumak isteyenlere öneririm. Körlük de merak ettiğim kitaplar arasında...
12 Mart 2012 Pazartesi
Siliniş
Elimdeki son Tess kitabını da bitirdim.
Siliniş
Rizzoli-Isles serisine ait bir kitap daha. Bu kez klasik bir polisiye olmuş. Cerrah ve de Çırak'ın konularına dayanarak daha kanlı, cesetli, gizemli bir kitap bekliyordum ama Millenium serisi benzeri olmuş..
Jane çoluk çocuğa da karışınca tempo biraz düşmüş, psikopat katillerin favorisi olmaktan da çıkmış..(Bebek kısmını spoiler kabul etmiyorum artık çünkü zaten Jane önceki iki kitap boyunca hamileydi. Müjdeler olsun ki doğurdu, nur topu gibi bi kızımız oldu :))
Bence Tess doktorluğunu ilk kitaplarda gösterip yeterince kesip biçtirdi, geriye klasik polisiyeler kaldı..Kitabın kapağına da takıldım biraz, klasik polisiyeye neden enfejtörlü kanlı falan bir kapak yapmışlar ki? Cerrah gibi bir konuya hevesleniyor insan..(Kulağa psikopatça gelse de heveslendim evet :))
Peki kitap sürükleyicimiydi, kesinlikle! Bir çırpıda okunuyor mu, kesinlikle!
Tess Gerritsen'in bundan önceki kitaplarını okuyanlara "sakın okumayın" desem de (ki böyle birşey demiyorum zaten), Tess'in temposuna alışanlar okuyacaktır mutlaka:)
O yüzden okuyun :))
Şimdi Mefisto Kulübü
Ruh Koleksiyoncusu da edinilmeli, okunmalı...
'Tava'landım..
Nihayet seramik kaplama tavalarıma kavuştum. Gerçi bir ara umudumu kesmiştim ama süpriz oldu:)
Evdeki tüm teflon alet edevatlar toplandı..
Biraz naif ve kırılgan bir yapıda olan tavalarımla seviyeli bir ilişki kurmayı, kendi elcazımla yıkayıp keselemeyi planlıyorum :)
Beni yarı yolda bırakmazlar umarım..
Fotolar netten alıntı. Benimkiler yeşil. (Ama aklınıza hemen öyle iktidar yeşili gelmesin, tatlı bir renk :))
10 Mart 2012 Cumartesi
Çekiliş
Şirin mi şirin bir çekiliş :)
http://neselioyuncaklar.blogspot.com/2012/03/hediye-veriyorum.html?showComment=1331304122390#c4307614956422088389
http://neselioyuncaklar.blogspot.com/2012/03/hediye-veriyorum.html?showComment=1331304122390#c4307614956422088389
8 Mart 2012 Perşembe
Oğullar ve Rencide Ruhlar
Bence Alper Canıgüz'le Emrah Serbes sırt sırta vermişler birer kitap yazmışlar; Oğullar ve Rencide Ruhlar ile Erken Kaybedenler :) Canıgüz azıcık daha etkileyici yazmış...
Kahramanımız Alper Kamu (ama öyle böyle değil hakkaten kahraman), beş yaşında yani en olgun döneminde :) Kitabın kendi tanımıyla hem filozof hem fırlama..Islıkla klasik besteler çalan, Posbıyık Nietzsche ile arası iyi olan, Werther'in acılarına kayıtsız kalmayan bir lafebesi..
Kocaman bir gülümseme ve hatta yer yer kahkahalarla okudum kitabı. Ve Leyla ile Mecnun izlerken aldığım zevki aldım:))
Alıntı yapmak istediğim o kadar çok yer var ki..
Seçmeler;
Birgün toz zerrecikleri sizi bağrına basarsa, bilin ki ya nirvanaya ulaştınız ya da çıldırdınız. Hangisi olduğuna kendiniz karar vereceksiniz.
Eve dönüş yolunda bütün gün ne halt ettiğimi sorduğunda anneme vereceğim cevabı düşünüyordum; "Adam vurdum, haneye tecavüz ettim ve hırsızlık yaptım. Ama yine de benimle gurur duyabilirsin anneciğim çünkü geride sadece bir tek tanık bıraktım: Sırıtkan bir porselen eşek."
"Masumiyet her zaman avantajdır" diye kendi çapında dahice bir cevap verdi Öztürk. "Yolun açık olsun. Kral'ı öldür ve gel." O zaman ben de tarihe geçecek bir laf etmeliydim; "Bir kralın çıkınında ne olduğunu asla bilemezsin."
En zevk aldığım kısım Alper'in Öztürkle muhabbetiydi..
ENO (Egonükleikasit) kahramanımsın :))
Gerçi Alper'in kahramanlığını ve cesaretini de es geçmemek lazım, nihayetinde 'geçmişyiyen'lerin kralı Castratus'a psikanaliz yaptı ya:)
Yapılan göndermeleri bir mesaj kabul edip, Genç Werther'in Acıları'nı okumaya başlıyorum hemen..
Alper Canıgüz'ün Gizli Ajans'ı da en kısa zamanda okunmalı..
Kapanış cümlemiz Alper Kamu'dan;
Dünya hala dönüyordu işte, bütün pespayeliğiyle...
7 Mart 2012 Çarşamba
Vanilya Club Mart Kutusu
Bakım ürünleri ağırlıklı, dört tam boy ürünle oldukça göz doldurucu bir olmuş bu ayki kutu...
Kutudan ayak kremi çıkmasına ayrıca sevindim. Uzun zamandır bakıyordum kremlere, geçen hafta da Avondan sipariş vermiştim ama bu ondan önce geldi :)
Bir de inci tozlu maske ilginç geldi, onu deneyeceğim öncelikle.
Cosmed'in tüy azaltıcı serum ve losyonu Lilakutudan da çıkmıştı, pek etkisini göremeyeceğim için beğenmemiştim ama bununla birlikte miktar denenebilecek kadar oldu..
You+Eye mineral pudranın rengi allık için uygun, hafif ışıltılı. Ama ben en çok kutusunu sevdim, kocaman bir mücevher gibi:)
Essie ojenin rengi de kızımın talebine uygun, pembe:) Şeker gibi bir rengi var..
(Kalan fotoğrafları bir türlü ekleyemedim)
Bu kutu geçen ay yaşadığım "keşke şubat kutusunu alsaydım" yakınmamı unutturdu...
6 Mart 2012 Salı
İkiz Bedenler
Tess Gerritsen bu işi iyi biliyor...Soyismine yakışır bir şekilde okuru gerim gerim geriyor:)
Üst üste okumuyorum Gerritsen kitaplarını çünkü o zaman ipin ucunu kaçırıyorum. Aralara serpiştirerek okuyorum, ne zaman okuma tempom yavaşlarsa araya bir Tess Gerritsen kitabı alıyorum, bir nevi katalizör benim için :)
İkiz Bedenler kurgu olarak Cerrah'tan sonra en beğendiğim kitap oldu. Okurun beklediği üzere hikaye farklı kollardan ilerliyor. Heyecanın dozu hiç azalmıyor, konunun bağlanışı da pat diye iki sayfada olup bitmediği için, oldukça tatmin edici bir kapanış oluyor.
Spoiler korkusu ile konuya değinmiyorum ama söylemeden edemeyeceğim; Rizzoli'nin yerinde ben olsam pat diye doğurmuş, Maura'nın yerinde olsam da rahibeliğe geçiş yapmıştım...
Neyse artık vuslat başka bahara, daha okunacak kitap var nasıl olsa :))
(Rizzoli-Isles Serisi devam ediyor mu bilmiyorum, süpriz olacak artık)
Haftasonu
Güneşi özledik...Artık Eylül bile 'havalar ısınınca...' diye başlayan cümleler kuruyor. Upuzun bir yapılacaklar listesi var ..
Cumartesi anne-kız market dönüşü yürüyüş yaptık, mahalleyi keşfettik. Eylül 3 tur sonunda eve girmek istemediği için mahalleli de bizi keşfetti haliyle :)
Pazar günü güneş daha belirgindi ama gölden gelen rüzgar çok soğuktu. Kendimize kuytu bir köşe bulup, sadece martıların yiyebileceği nefasette üretilmiş olan simitlerin bir kısmını herşeye rağmen kemirdik, kalanını da kuşlara ikram ettik...
Yeni yine yeniden Dukan'a başladığım haftanın beni çok yormamasını diliyorum. Ha bi de kar yağmasın artık....
(Akşam serviste tulumba tatlısı ikram ettiler iyi mi?? Sabrımı denediler amaaa yemedim :)))
2 Mart 2012 Cuma
Şah Mat
"Ölümle yapılan bir satranç maçı..Her hamle bir cinayet ve her cinayet karmaşık bir planın parçası..."
Bu kitabımın ilk hali, üzerine çay döktüğüm için tipi biraz kaydı :(
Son dönemlerde okuduğum sürükleyici ve şaşırtıcı polisiye kitaplardan Şah Mat. Özellikle son 200 sayfayı hız kesmeden, son yüz sayfayı da yemek yemekten vazgeçerek okudum (üstelik diyetteyim, anlayın artık ne kadar sürükleyici olduğunu:))
Her polisiye kitap okurunun beklediği ters köşelerle, sıkılmaya fırsat bulamadan okunabilecek bir kitap.
Geçtiğimiz ay içerisinde Şah Mat'ın A101'de indirimli olarak satıldığını düşünürsek , ödenen parayı fazlasıyla hak ediyor, 'markette indirimde satılan kitap' kategorisinde değil yani ...
Kitabın kahramanları da beklentileri karşılayacak şekilde (cevval genç gazeteci Greta, deerin psikolojik analizleri ile Claps, senli-benli olabileceğiniz polisler Sensi ve Benni, pasaklı hacker Mitnick :))
Tavsiye ederim...
Not: Eşimin benim için aldığı tüm kitaplar tesadüf eseri bir serinin kitabı oluyor.O yüzden Şah Mat'ın da devamını beklemekteyim. Çırak, Kalfa, Yamak kabulümdür :))
Sen misin rüzgardan şikayet eden!!
Dünkü rüzgar isyanımın üzerine bugün dışarıda tipi var, okullar tatil...
(Gördüğünüz üzere hiiç isyan modunda değilim. Daha bunun çığı var, kapanan yolları var Allah korusun :))
Ve bugün Cuma :))
1 Mart 2012 Perşembe
Mart geldi mi cidden?
Teorik olarak kış bitti bugün..Her ne kadar etrafın çiçeğe böceğe bürünmesini beklemesem de isyanıma az kaldı!!!
Dışarıdaki uğuldayarak rüzgar esiyor, yer gök buz tutmuş halde, kardan kıştan arabamızı servisten almaya gidemiyoruz..
Küresel Donma mı ne yaşıyorsak bitsin artık!!!!!
29 Şubat 2012 Çarşamba
28 Şubat 2012 Salı
Keloğlan Kabusumuz Oldu!
Lafın gelişi değil hakikaten Keloğlan Eylül'ün kabusu olmuş durumda!!
Gün içinde Eylül çizgi film izlemek istediğinde TRT Çocuk izleyebilir diyoruz bakıcı teyzesine. Yayınlanan çizgi filmleri az çok biliyoruz (aslında ezbere biliyoruz :)) diye..Bir de mutfaktaki TV sadece o çocuk kanalını çektiği için tabii!!
Peppe, Sid ve Keloğlan favori çizgi filmleri Eylül'ün. Aslında eşim başından beri Keloğlan'ın içeriğinin küçük çocuklar için uygun olmadığını söylese de ben biraz ağırdan aldım, ama artık kabul ediyorum..Her bölümde istisnasız bir fantastik öğe var (canlanan korkuluk, konuşan karga, kuyu canavarı...vs). Eylül'ün en büyük saplantısı da Hırsız!!Çizgi filmdeki kötü karakterleri olabildiğince sempatik kılmaya çalışsalar da, hemen her bölümde birşeyler çalarken görüyoruz. Bu da Eylül'ün bilinçaltında epeyce yer ediyor sanırım. Ne zaman pür dikkat izlese Keloğlanı gecesine ağlayarak uyanıyor. En son dün gece ağlayarak ısrarla odasında hırsız olduğunu söyledi. Uyku öncesi "Tatlı rüyalar, rüyanda beni gör.." dediğimde "Hırsız görmeyeyim değil mi anne?" diyor..(böyle İstanbul Türkçesiyle konuşmuyor tabii:))
TV'ye bağladığımız hard diskten bizim seçtiğimiz çigi filmleri izleyecek artık ama bu sefer de olmadık saatlerde izlemek istiyor ya da aynı karakterden sıkılıyor. Ortaya karışık yapmak lazım yani:)
Aslında bu şekilde günlük izlediği Televizyonu da sınırlayabiliriz ama ne kadar uygulanabilir olur bilemiyorum..Bana inadı pek sökmese de küçük hanımın teyzesine cıngar çıkarma ihtimli yüksek ..
Dekoltede Son Nokta
Bu kadın bacağının ya da sırtının tamamını göstermezse rahat edemiyor !!Dekolte dediğin biraz estetik olmalı, bununki küfür eder gibi..
"Kim ne giymiş?" pek benlik değil ama aşağıdaki fotoğrafı görünce paylaşmadan edemedim :))
Yeterli ilgiyi görmemişse, bir sonraki törende bu şekilde poz verme ihtimali yüksek:)
(Twitterdan aşırdığım fotoğraf ile )
27 Şubat 2012 Pazartesi
Küçük Mucizeler Dükkanı
Bir solukta olmasa da beş altı solukta rahatlıkla okunacak, okuyanı yormayacak, üzmeyecek, şaşırtmayacak, büyük yazı puntosuyla hızla akacak, ideal eş adayı gibi bir kitap :)
Bir nev'i "umutlu evkadınları"...
Bol kadın karakterli, yünlü şişli ve de sıcak kapaklı bir kitap..
Okumaya başladım kadın karakterler birdi, iki oldu, üç oldu, dört oldu..haydaa kaç tane kadın var, karıştırırım ben bunları birbirine diyorum ki Allahtan dört kişilermiş:)
Bakmayın karıştırırım dediğime, konu aynı dükkanın etrafında döndüğü için artık kafanızda detaylıca canlandırıyorsunuz Blossom Sokağını..
Şöyle sıcak bir kitap okumak isteyenlere önerebilirim..
26 Şubat 2012 Pazar
Şubat...
2 gün kısa olduğundan mı bilinmez Şubat ayı pek bir hızlı geçti..Parça parça izin kullanmam, bir hafta raporlu olmam da etkili oldu tabii :)
Kar bu ayın yegane yöneticisi oldu..Gün geldi izin aldırdı, gün geldi dizlerime kadar ıslattı ve de dağ başında mahsur bıraktı..Tabii bahaneyle bir hafta da zorunlu tatil yaptırdı.Bu son kısımdan memnun kaldım itiraf edeyim.Cuma eve döndük ve iki gün tam anlamıyla dinlendik.
İki gündür de kıyıda köşede birikmiş kara inat oldukça güzeldi hava. Bir haftalık güneşimizi de stokladık çünkü soğuklar dönüş yapacakmış!!!
Küçük Mucizeler Dükkanı benimle beraber gezdi dolaştı ama okumaya hiç fırsatım olmadı. Araba servise giderken içindeki eşyaları boşalttılar ve ben bıktırana kadar aynı soruyu sordum "torpidoda kitabım vardı, aldınız mı?" Okuyamadım ama yerini sağlama aldım :))
Göl hala buzla kaplı..
Göle karşı çay keyfi..
Ve vazgeçilmezimiz Ayşe ile yeni favorimiz Karakaçan :))
20 Şubat 2012 Pazartesi
Karla İmtihanımız..
Cuma akşam üzeri Konya'ya doğru başlayan yolculuğumuz yaklaşık 1,5 saat sürmesi gerekirken 7 saat sürdü...Kar lastiğimize güvenirken önce yolda kaldık, sonra arabamıza kayan bir araba daha sonra da otobüs çarptı. Saatlerce bekleyip, herhangi bir yardım gelmeyeceğini de anlayınca, bize çarpan otobüsle (yarı ayakta, yarı oturur halde) gittik Konya'ya..
Aracın servisten çıkmasını bekliyor, zorunlu tatil(!) yapıyoruz...
Cuma akşamı biz hariç herkesin ciddi bir kar fırtınası olacağından haberi varmış...
(Eşim yaz kış zincir taşıma kararı aldı :)))
17 Şubat 2012 Cuma
16 Şubat 2012 Perşembe
Zargana
Klasik girişimi yapacağım; Hakan Günday'ı severek okuyorum...
Bu okuduğum üçüncü kitaptı ve ilk ikisinin verdiği aşinalıkla okudum Zargana'yı. Zargana'da biraz Derda gördüm, biraz Kayra, biraz Kinyas...
Kitabın garip bir akıcılığı var ama öyle bir oturuşta okuyup bitirilecek gibi değil. Zaten şöyle arkaya yaslanıp keyifle değil de sandalye üstünde okumaya müsait gibi, ya da okuyanı fiziken öyle etkiliyor...
İnsanların saçlarının dökülmeye başladığını onlardan daha önce anlayacak kadar uzun boylu olduğu gün geldiğinde, Zargana o cüce heykellerini hatırlayacaktı.
Hollywood filmlerinin kurallarından biri gereğince kameranın üç saniyeliğine bile olsa tek başına gösterdiği bir nesnenin hikayenin ilerleyen dakikalarında kullanılacağından nasıl emin olunursa, Zargana'nın içindeki Betty'yi terk etme isteğinin de bir gün mutlaka su yüzüne çıkacağı bir gerçekti.
Yine herkese gözü kapalı önermiyorum ama Hakan Günday'ın bir kitabını mutlaka okuyun, tarzını beğendiyseniz Zargana'yı da okunacaklara ekleyin..
Bir iki kitap okuduktan sonra Hakan Günday'a devam edeceğim.
Bu arada Antalya'daki kitap fuarının görüp heveslenmiş, Hakan Günday'ın fuarda olacağının öğrenince sevinmiş, (boş atıp dolu tutmam sayesinde) haftasonu Antalya'ya gitme kararı almıştık ama yeniden kar yağacak olması nedeniyle iptal ettik.
Sanırım Konya'ya gitmekle yetineceğiz (kar yolları kapamazsa)...
Not: Nihat Genç de kitap fuarında leman'daymış.. Ühüüüüü!!!!!!!!!!
Not: Nihat Genç de kitap fuarında leman'daymış.. Ühüüüüü!!!!!!!!!!
15 Şubat 2012 Çarşamba
Çekiliş
Şubat Ayı çekilişleri;
Şirin tepsi içinde hediyeler için; http://hayattanufaktefekesintiler.blogspot.com/2012/02/size-kucuk-bir-hediye-versem.html
Çok şık bir çanta için; http://classy-and-elegant.blogspot.com/2012/02/subat-ayi-cekilisi.html
Kırmızılı hediyeler için; http://arzuveazralblog-arzu.blogspot.com/2012/01/kirmizi-askina-hediyelerim.html
Bol farlı bir çekiliş için; http://bronzmakyaj.blogspot.com/2012/02/2-cekilisimi-baslatyorum.html
İncili kolya ve süpriz bir hediye için; http://siyahbeyazmutfak.blogspot.com/2012/02/siyah-beyaz-mutfaktan-hediyeler-var.html
Parfümle birlikte bilimum hediyeler için; http://delansey.blogspot.com/2012/01/ilk-hediye-cekilisim.html?spref=bl
Şirin tepsi içinde hediyeler için; http://hayattanufaktefekesintiler.blogspot.com/2012/02/size-kucuk-bir-hediye-versem.html
Çok şık bir çanta için; http://classy-and-elegant.blogspot.com/2012/02/subat-ayi-cekilisi.html
Kırmızılı hediyeler için; http://arzuveazralblog-arzu.blogspot.com/2012/01/kirmizi-askina-hediyelerim.html
Bol farlı bir çekiliş için; http://bronzmakyaj.blogspot.com/2012/02/2-cekilisimi-baslatyorum.html
İncili kolya ve süpriz bir hediye için; http://siyahbeyazmutfak.blogspot.com/2012/02/siyah-beyaz-mutfaktan-hediyeler-var.html
Parfümle birlikte bilimum hediyeler için; http://delansey.blogspot.com/2012/01/ilk-hediye-cekilisim.html?spref=bl
LilaKutu Şubat
LilaKutu Şubat iyi bir zamanlama ile 13 Şubatta elime ulaştı.
Önce fotoğraflar;
Önce fotoğraflar;
Şubat kutusuna dair beklentilerim daha yüksekti açıkçası. 14 Şubat temalı, kullananı şımartan, ya da erkeklere özel birşeyler bekledim. Gelenler (yine) şampuan (seyahat için bir köşede bekler), fondöten (tester) (kullanmıyorum), saç şekillendirici (tester), Loccitane vücut losyonu (deneme boyu), Inglot allık(herkesin övdüğü bir marka ama ben kullanmadım daha önce, allık da çok sık kullandığım bir ürün değil) , tüy azaltıcı serum ve losyon (çok manidar bir seçim olmuş!!14 şubat öncesi bunları kullanın, zamanınız yoksa gönderdiğimiz çorabı giyin de kamufle olun :))) Zaten deneme boyu da olsa etkisini nasıl anlayacağız?
Bir de Activardan zahmetli bir maske (yeşil çay demlenip karışıma eklenecek, yine yeşil çayla silinecek..)
Çorabı beğenmedim, illaki çorap olacaksa daha şık birşey olsaydı bari...
Ve kutudaki sevdiğim tek şey Durance El Kremi (Tester) oldu. Çok özenilerek ambalajlanmış ve kremin kokusuna bayıldım. Gerçi fiyatını biraz tuzlu buldum ama Loccitane ile birlikte almak istediğim kremlerin başında geliyor...
Bu ay ya ben huysuzum ya da kutu çok bana hitap etmedi..Bir de komşunun tavuğu bana kaz göründü :))
Artık önümüzdeki maçlara bakacağız...
Eylül de gelen kutulara alıştı, kedi gibi etrafımda dolanıyor, eline krem sürmemi ya da parfüm testeri vermemi bekliyor. Küçük losyonları heba edilmek üzere kendisine tahsis ediyorum :))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









