Sayfalar

28 Aralık 2011 Çarşamba

İzlediklerim

Bu sıralar okuduğum Çatı Serisi biraz zorlamayla gidiyor. İlk kitap ilginç gelmişti, uzun bir aradan sonra seriye devam etmeye karar verdim. Ama ikinci kitap tam anlamıyla vasattı. Üçüncüya başladım, bakalım bunda gidişat nolacak. (Aslında aklım sırada bekleyen Grange kitaplarında ama...)

Araya birkaç film sıkıştırdım.



The Reader (Der Vorlesser)
Film seçimini tamamen tesadüfi yapmıştım ama izlemeden önce yaptığım ufak araştırma ile (IMDB ve ekşisözlüğe sordum tabii) bol ödüllü olduğunu gördüm.
Film Bernhard Schlink'in kitabından uyarlanmış.Nazi Almanyası ve 90'lı yıllara uzanan bir hikaye...
(Spoiler falan içerir.)
Film aslında birbirinden çok farklı iki kısımdan oluşmuş gibi, ya da iki ayrı film birleştirilmeye çalışılmış gibi.İlk kısımdaki duygusal (ve hatta erotik) gidişat bir anda soykırıma bağlanmış...
(Ayrıca film afişinde oyuncuların ikisinin de farklı zamanlara denk gelen orta yaş resimlerinin kullanılması saçma geldi..)




15 yaşındaki Michael'la 30'larındaki Hanna ile başlıyor film.Yaş farkının aslında çok da göze batmadığı ilişki ve gizemli halleriyle Hanna sıkmadan izletiyor kendisini ama çıplaklık ve cinsellik kısmını biraz abarttıklarını düşünüyorum.. (Zaten Kate Winslet'in çıplaklığıyla Oscar aldığı söylenmiş ...)


Ve kitaba ismini veren kısım burada ön planda. Hanna sürekli Michael'den kendisine kitap okumasını istiyor...
 Hanna işinde terfii edene kadar, Michael hergün okul çıkışı evine geliyor. (Ve nedendir bilinmez Hanna'nın bir camekandan ibaret olan kapısı hep açık!)
Filmin ikinci yarısında Hanna  bir yahudi toplama kampındaki işinden dolayı 300 kişiyi öldürmekle suçlaıyor ve yargılanıyor. Beraber yargılandığı hatunlar oturup örgü örerken (evet mahkemede örgü örüyordu abla), Hanna kendini savunmaya çalışıyor. Sakladığı bir sır yüzünden de suç onun üzerine kalıyor.
Bu kısım benim için kopukluğa neden oldu. Michael 30larında bambaşka bir adama(bir avukata) dönüşürken, Hanna berbat bir makyaj ile yaşlandırılmaya çalışılmıştı.




Filmde Kate Winslet'in yerine Nicole Kidman'ın oynayabileceği konuşulmuş ve ben tüm film boyunca bu role  Kidmanın daha çok yakışacağını düşündüm.
Filmin ikinci kısmı yahudi propagandasına ayrılmış gibiydi ve sonlardaki "yahudilerin herşey için bir organizasyonu vardır / cehalet yahudiler için hiç sorun olmamıştır" sözleriyle de reklam tavan yaptı...



Daha çok olumsuz yönleri vurgulamış gibi oldum ama ben genel olarak filmi beğendim..Özellikle filmin isminin gayet etkileyici olduğunu düşünüyorum. Hapishane günleri, kaydedilen kitaplar, hiç yüzyüze gelinmemesi ve hikayenin sulandırılmaması güzeldi...(Bu aradam imdb puanı 7.6)
Bu filmle soğuk bir günde ve çay eşliğinde sinema keyfi yapılabilir...

Diğer bir film;
The Names Of Love..



Burada da kadın genç, adam yaşlı. Olaylar benim için dengelendi yani :))
Bu daha fasafiso olan bir fransız filmi.
Muhafazakar fransızları yoldan çıkaran ve meslek olarak da kendini fahişe olarak nitelendiren cezayir asıllı Baya ile (ilk filmle tamamen tesadüfen uyumlu olarak) annesi yahudi toplama kampından kaçırılan, ismi bir fırın markası olan Arthur Martin'in ilişkisi ve de fransa siyaseti üzerine kurulu bir film..
Komedi olduğu iddia edilmekle birlikte benim güldüğüm tek nokta baya'nın yanlışlıkla Sarkozy' e oy vermesi oldu:)




Giyinmeyi unutup çırılçıplak metroya binebilen Baya gayet sevimli ve güzelken, Arthur da Civan Canovanın fransız versiyonu gibiydi...
Bu filmi izlemenize gerek yok, tamamen zaman kaybı...

26 Aralık 2011 Pazartesi

Leyleklerin Uçuşu




Rampalı Çarşı ganimetlerinden; Leyleklerin Uçuşu-Jean Christophe Grange...
Genel olarak Grange kitaplarını severim, hayal kırıklığına uğramayacağımı bilirim. Aynı şey Ahmet Ümit kitapları için de geçerlidir.
Grange kitapları ilk 100 sayfa sıkar beni, sonra akış biraz hızlanır, mevzunun çerçevesi netleşir ve elimden bırakamayağım hale gelir. Finali genelde olmadık yerlerde ve zamanlarda yaparım (mutfakta yemek pişerken, eylülün oyuna dalıp beni unuttuğu dakikalarda ya da servisten inmeme 5 dakika kala..)
(spoiler içerebilir)..
Leyleklerin Uçuşu şimdilik okuduklarım içinde bana en tatsız gelen Grange kitabı oldu. Konu ve kurgu (kaçakçılık mevzu,Tek Dünya vs) iyi düşünülmüş olabilir ancak esas oğlanla aranan cerrah arasındaki bağlantı zorlama olmuş, yeşilçamvari yada 'Lisbeth Sallander'imsi olmuş gibi. Gerçi ortada hiç ilgi çekici bir yön yokken Antioche'nin o kadar yok katetmesinden, iki leylek göreceğim umuduyla dağ tepe aşmasından ve analığının piskopatça aramasından kıllanmıştım ama...
Bi de anlamadığım, bir adama kaç kez kalp nakli yapılır yahu! fermuarlı mı bu adam!!
Birçok kişi gibi kitapların ters köşeye yatıranlarından hoşlanırım. Mevzu daha kitabın ortalarında netleşip, katil/kaçakçı vs de kolaylıkla tahmin edilince birisi bana kitabın sonunu fısıldamış gibi hissediyorum..
Neyseki son 100-150 sayfa bol kanlı olmakla birlikte sürükleyiciydi. İşte beklenen aksiyon diyerek bir (olmasa da iki-üç) solukta bitirdim :)
bitti bitti :)

Yine de birçok yazara göre Grange "tavsiye edebileceğim" yazarlardan. Ha okumaya bu kitaptan başlanmasa olur :)
Ve ben kitabımı okurken lapa lapa yağan kar...




Bilimum krem


Geçen hafta  Senem'in bloğunda düzenlediği çekilişten Activar Göz Kremi kazandım :))
İki gün sonrasında elimdeydi (Tekrar teşekkür ederim Senem). Düzenli krem kullanma özürlü olmama rağmen iki akşamdır itinayla sürüyorum kremimi:)
Ucundan kıyısından göz kremlerine bakıyordum. Öyle ufacık kremlere eşek yükü para verecek aşamaya gelmedim ama yine de bir tane edinmiştim. Üstüne LilaKutu'dan bir göz kremi çıktı, derken Senemin çekilişi ve hangisini deneyeceğimi şaşırdım. Zaten hangisi işe yaradı onu da anlayamayacağım galiba:))
Birçok hatun gibi kremlere bayılıyorum. Yoğun bakımından softuna, elma kokulusundan çikolata kokulusuna, ambalajını beğendiklerim, indirime girenler, sudan ucuz olanlar derken atıyorum sepete. Elim olmadı ayağıma sürerim..Zaten Eylül de krem canavarı.... Bir ara çantamda taşıyacağıma işyerinde çekmeceme bulundurayım bir krem dedim. En son çekmece düzenlememde 3 tane krem çıktı çekmeceden!!
Bu aralar evde bekleyenler,  Watsons'a kavuşmanın sevinciyle aldıklarım ve LilaKutu ile Vanilyaclub'tan gelen deneme boyları ile epeyce krem stoğum oldu. Yanlız Eylül yakın takipte..Fark ettirmeden sürüyorum kremi ama daha yakınıma gelmeden "sen ne kokuyorsun? Krem mi sürdün?" deneyem başlıyor..Tazı annenin tazı kızı :))

22 Aralık 2011 Perşembe

Çekilişe devam

Leopar desenli bir parfümüm olsun diyorsanız; http://kucukperinindukkani.blogspot.com/2011/12/vee-gelelim-benim-hediye-cekilisimee.html

Yok yok illa kitap da isterim diyorsanız; http://yuruyenkurabiye.blogspot.com/2011/12/bir-cekiliste-bendenn.html

Bir de uğur böceği var ki, siz sakın katılmayın benim olsun..
http://hayatreceli.blogspot.com/2011/12/recel-gibi-bir-yeni-yil-cekilisi.html
:))

21 Aralık 2011 Çarşamba

(Yeni) Bakıcımız...


Bakıcımızı değiştirdik. Bu değişim kızımdan çok beni strese soktu. İhtimallerle boğuştum bir hafta boyunca.
 Avantajımız bu kez evimize gelecek olması; havalar ısınınca balkonda bahçede oynayabilir, bisiklet sürebilir...
Bugün ikinci günümüz .Ben de izin aldım alıştırma sürecindeyiz. Bugün müdahil olmuyorum, evdeki ufak tefek işlerle oyalanıyorum (ve de post yazıyorum:))
Şimdilik sıkıntı yok gibi....
Umarım memnun kalırız..

LilaKutu Aralık


Aralık kutum geldi. Dopdolu bir kutuydu karşımdaki...
Fotoğraflarda net olduğu için tek tek ürünleri yazmayacağım. Ama 2-3 tanesi orjinal boy ürün! Diğer kutu bunun yanında epey cimri kalıyor hemen belirteyim (üstelik o kutunun fiyatı da epeyce arttırıldı).
Kutu içeriklerinde bana en uymayan ürün oje oluyor ama bu gidişle onları da kullanacağım gibi çünkü renkleri çok güzel.
İlginç bir ürün var kutuda; PCO Whitening Mask -Kırışık, sarkma vs içinmiş ve içinde koyun plasentası (ekstr edilmişmiş) varmış!!
Ozoxlive Cilt Bakım Jeli (orjinal boy!) Yanlız itici (laboratuvarımsı) bir kokusu var.Ozon vs içeriyor galiba, net inceleyemedim.
Max Factor'ün kalemi siyah olmasa daha çok sevinirdim açıkçası...
Rareblossom El Kremi, çevresel faktörlerden korur diyor ancak ben pek beğenmedim. Elime hiç sürmemişim gibi. Tabii çaktırmadan koruyorsa başka:))
Fikir edinebildiğim ürünler bunlar. Denediklerimi yazarım demeyeceğim artık çünkü yazmıyorum, üşeniyorum.Artık kozmetik blogları halleder bu işi..
Bu arada kutudan çıkan pullara da kızım çok sevindi.Unutmadan, kutu çook güzel, kumaş kaplı.Kadınların kutu zaafını bildikleri için epey özenmişler:)
Bunlar da fotoğraflarımız.....










16 Aralık 2011 Cuma

Aklından Bir Sayı Tut

Merak ettiğim kitaplardan biriydi Aklından Bir Sayı Tut.
Popülaritesinin azalmasını bekleme kararı almıştım ve ancak bu kadar bekleyebildim :)
Haftasonu yaptığım sahaf çıkarmasının ganimetlerinden biri oldu.
Konuya gelirsek (arka kapaktan);
Mark Mellery, posta kutusuna bırakılmış imzasız bir mektup alır. Mektupta şöyle yazmaktadır;"Aklından herhangi bir sayı tut 1 ila 1000 arasında herhangi bir sayı." Mellery öylesine 658 sayısını tutar. Not şöyle devam etmektedir; "Sırlarını nasıl bildiğimi göreceksin. Küçük zarfı aç."
"Aldıklarını geri vereceksin
Vermiş olduklarını aldığın zaman
Biliyorum ne düşündüğünü,
Ne zaman uyuduğunu,
Nereye gittiğini,
Nereye gideceğini.
Seninle bir randevumuz var, Bay 658."

Spoiler!
Kitabın başında Dave Gurney-Madeleine ilişkisini bişeye benzetemedim, koca kitap bitti dertleri ne hala anlamadım (Menopoz/Andropozun etkili olduğunu düşünüyorum)
Bu garip evliliği ve de kahvaltı anlayışlarının bir fincan kahveden ibaret olduğunu bir kenara koyarsak kitap konuya uzatmadan giriyor ve gidişat gayet akıcı...
Özellikle titiz katilleri severim ki Charybdis de bu gruba dahil olabilir (ve sevdiğim bir diğer unsur bir çok katil gibi dini saplantısının olmaması). Konu çok dağıtılmamıştı, lüzumsuz yer tasvirleri ya da içsel yolculuklar yoktu.
Ancak kitabı okumadan önce rastladığım yorumlar nedeniyle beklentilerim biraz yüksekti. Özellikle sayıların tahmininin çok etkileyici bir yöntemle yapıldığının ortaya çıkmasını bekledim.
Bir de katile çok yaklaşılan son kısımda beklediğim heyecan yoktu.Normalde kitabı elimden düşürememem gerekirken, bıraktım kitabı alakasız işlerle uğraştım.
Bir de olayı araştırmak üzere oluşturulan ekipte ne çok lüzumsuz kişi vardı.(Zaten pek çoğunun neci olduğunu anlamadım, anlamaya uğraşmadım. Bu mıymıntı adamların konuyu aydınlatamayacağı açık olduğu için isimlere odaklanamadım.)


Genel bir değerlendirme ile kitabı aksiyon/polisiye severlere tavsiye edebilirim. Soluksuz olmamakla birlikte sıkılmadan okunabilecek bir kitap...

14 Aralık 2011 Çarşamba

Sepetimdekiler...




Nihayet rahat bir Konya gezisi yapabildim. Salı günü İl Müd.'de toplantı vardı, haftasonuna bir gün de izin ekleyince toplam 3,5 gün oldu ve baya baya tatil gibi oldu benim için. Her seferinde koşturmacayla yaptığım alışverişlerimi bu kez sindire sindire yaptım, özlediğim yerlerde dolaştım.

Bolca teknoloji mağazası gezdikten sonra D&R a uğrayıp bir iki kitabı kolumun altına kıstırmıştım ki aklıma sahaflar geldi. Küçük bir pazarlıkla aldıklarımı yerine koyup yerine "Rampalı Çarşıya gitme sözü" aldım :))


(Kitapları görünce fotoğraf çekmek aklıma gelmedi, netten bulduklarım da pek iç açıcı değil:( )


Rampalı Çarşı Konyanın en eski kitapçılarının, sahaflarının, bilimum hobi malzemelerinin satılan dükkanların bulunduğu çarşısı. Öğrencilik yıllarımda bolca aşındırdığım, kitap alabilecek bütçem olmadığı için daha ziyade değiş tokuş yaptığım, bolca ikinci el test kitabı aldığım, ÖSS ye girdikten hemen sonra kitaplarımı sırtlanıp yok pahasına sattığım (ki o zaman sadece satmış olmak bile zevkti, yerine bir iki roman almıştım), kokusunu ayrı bir sevdiğim çarşı...
Nerdeyse 7-8 senedir uğramaya fırsatım olmuyordu. Eşime de bıkmadan usanmadan anlatıyordum çarşıyı...Gerçi ufak değişiklikler olmuş gibi, henüz aradığım kitapları elimle koymuş gibi bulamıyorum, kimin ne tür kitap sattığını unutmuşum ama söz konusu kitap olunca aramak bile ayrı bir zevk benim için..

Aslında aklımda alınacak bir kitap ismiyle gitmemiştim. Dolayısıyla rastgele bir alışveriş oldu, zaten aklımda kalmış olan kitaplar da popüler kitaplardı ve ikinci elleri henüz yoktu.

Aldıklarıma gelince;

Grange okumayı sevdiğim için, üç tane kitabını aldım (Koloninin sıfırdan hiç farkı yok). Çatı serisinin de ilk kitabını okumuştum, beri seriyi tamamlayayım dedim.V.C. Andrews'in başka bir kitabı, bir adet Stephen King, Perihan Mağden'in kitabı, bir tane Ted Dekker ve en popüler olan da Aklından Bir Sayı Tut (Sabah serviste başladım :) 

Diğer ganimetler de küpeler:))
Özellikle baykuş olan favorim. Kıyafetime uysun uymasın aldığımdan bu yana sürekli takıyorum :)



Bu da bloglar sayesinde haberdar olup aldığım ıvır zıvır çekmecem ..



Bir de Konya'ya Watsons açılmış ki ona ayrı bir sevindim. Tabi sevinmekle kalmadım ama abartıp ordan aldıklarımı da anlatmayayım, bloğum 16'lık kız bloğuna dönmesin :)

Kitapların sevinciyle işe bile istekli geldim yahu!!
Hevesim kaçmadan biraz çalışayım artık...


8 Aralık 2011 Perşembe

Aşureye Giriş...

Her ne kadar hafta içinde ve dar zamanda aşure yapmayı sevmesem de, haftasonu evde olamayacağım için bugün yapıp aradan çıkarmaya karar verdim. Akşamdan hazırlık yapayım ki ertesi akşama çok iş kalmasın, hemen sıcak sıcak dağıtayım dedim. Benim yaptıklarım hazırlıktan biraz öteye mi geçti, yoksa ben mi işin meşakkatini unuttum bilemem ama 11den önce çıkamadım mutfaktan...
Aşure olmaya aday topluluk;

Ve kıyıma uğramış halleri ;

Aşure olmuş hallerini de görürüz inşallah (Oğlumun mürüvvetini görmek istiyormuşum gibi oldu)
Bu arada ikinci resimde sol arkada bulunan malzeme benim koçbaşı diyerek aldığım ama bildiğin atkafası çıkan nohutlarım!!Pişince devasa boyutlara geldi, neden renginin karardığını da çözemedim. Sanırım kabuklarını soymam gerekecek, sütle falan da rengini ayarlayacam artık. Olmadı Titanyum Dioksit eklerim canım, okulda boşuna mı öğrendim bunları:))
Not: Resimdeki gülsuyu aşure için değil tabii, güllü şeyleri yemeyi hiç sevmem, koklasam yeter. Bu gülsuyuna da ayva çekirdeği koyup beklettim ve yüzüme sürüyorum, beklediği için gülsuyundan dolayı kötü kokmakla beraber yüzümü geriyor gibi...(Posta yanlışlıkla incir çekirdeği yazmışım, son anda gördüm! Deneyen çıksa sonuç ne olurdu hiç düşünmek istemiyorum:)



Vanilya Club Aralık Kutum

Evet benim kutum da geldi nihayet..Kasım kutusunu fotoğraflamaya fırsatım olmamıştı, bu kez es geçmeyeyim dedim, sakın kimse kutumu açmasın diyerek terör estirdim. Ama yine de ilk açan olamadım:(
Bunların erkek versiyonunu da yaparsanız sevinirim sayın kutucular...Zira eşim ne varmış diyerek kutumu dalıyor :)







Önceki gün kargodan mesaj gelince, (paketimin yola çıktığı şeklinde) acaba hangisi gelecek dedim; Vanilya Club mı Lila Kutu mu? Tabii ufak bir araştırma ile Vanilya Clubı'ın aralık kutularını gördüm. Ufaktan beliren beklentilerle açtım yani kutumu.(Acunun yarışması gibi bişey oldu bu!)
Bu ambalaj daha güzel olmuş, amblem de değişmiş, gerçi biraz V For Vandetta imajı oluşturdu bende ama olsun o da kabulüm:)
 Bahtıma çıkanlara gelirsek;

-Prioi Coffeeberry Serisinden Üç Sample (Bunları kullanmak hiç içimden gelmiyor, vanilya paketi gibi!)

-Nuxe Paris Huile Prodigieuse Kuru Yağ (Bunu nereme sürsem bilemiyorum :)


-L'Occitane Verbena El Kremi (Geçen paketten de aynı markalı el ve ayak kremi çıkmıştı)Çok güzel limonumsu bir kokusu var, kış için uygun değil tabii...


-Jane Iredale Just Kissed Lip Plumper (Mentollü gibi bişey, ilk kez kullanacağım, nasıl bişey ortaya çıkar hiiç bilmiyorum, ama ince dudaklarımla iyi bir adayım:)


-Jane Iredale Pure Pressed Base (pudra, fondoten, kapatıcı bilimum şey yerine geçen bir ürün)


-Fruttini Meyveli Vücut Losyonu (Krem, losyon zaten ayrı bir zaafım var:)



-Bodysol SOS Lipstick (Ki en faydalısı bu olacak benim için)

Bu defa kullanıpta beğendiklerimi yazmayı planlıyorum....
(Ve sıra Lila Kutuda :)