Sayfalar

9 Nisan 2012 Pazartesi

Haftasonu

En hızlısı ve yorucusundan bir haftasonuydu..
Hafta içi yürüyüş yorgunluğu ile yapabildiğim tek iş bulaşıkları makineye doldurmak olduğu için beş gün sonunda   ev müthiş dağılmıştı. Mecburi temizliği iki güne yayıp toparlamaya çalıştık.
Cumartesi hafif bir esinti var, uçurtma uçurabiliriz dedik ama göl kenarında değil uçurtma biz bile uçacaktık. Yüzümüzü göle döndüğümüz zaman şu sakız reklamındaki kadın gibi  oluyorduk :)



 Ama yılmadık, uçurduk uçurtmamızı. Rüzgar nedeniyle boş kalan parkta da Eylül oynadı bolca. Her ne kadar yanımızda götürdüğümüz hiç birşeyi yiyemesek de, halimizden memnunduk..







Ve bahçemizden..





6 Nisan 2012 Cuma

Vanilya Club Nisan Kutusu




Dün gelen Vanilya Club kutum..Aslında çok tatmin edici bulmadığım kutuları paylaşmak içimden gelmiyor. Bu ay içerikten ziyade fiyat tablosu göz doldurucuydu.



Yani gelen Chantecaille Lip Sheer'in tam boy olduğunu görüp fiyatını da okuyunca, bu ay ki kutuyu beğenmeyenler için "nankör" denilebileceği anlaşılıyor.
Pekii ben beğendim mi? Nankörlüğü kabul ederek kutunun bana biraz fakir geldiğini söyleyebilirim.





Ruj çok şık, şimdiye kadar kullandığım en pahalı ruj falan ama rengi kötü yahu. Gençseniz ve de gotik değilseniz size de uygun değildir eminim:) Kutunun en favori ürününü beğenmeyince kalanlar pek birşey ifade etmiyor haliyle...
Akşam tüm kutu içeriğini denedim.
Chantecaille köpük temizleyici ve kremi; yüzümü hafif bir karıncalanma hissiyle birlikte güzel temizledi ve nemlendirdi. Bitirinceye kadar devam edip genel bir kanıya varabilirim umarım..
Roberto Cavalli tanıdık bir koku, kalıcılığı iyi gibi geldi..
Ve Alessandro El Peelingi; uyguladıktan sonra parmaklarım ve tırnaklarımda pek bir değişiklik olmamakla birlikte ellerim çok güzel yumuşadı. Kutu ürünlerinden en çok bunu sevdim:)

Kutudan çıkan broşürde Pandakutu'dan bahsediyor. Okul öncesi çocuklar için uygun materyallerle hazırlanacakmış kutular. Kutu işinin çocuk versiyonu da yaygınlaşacak gibi. Eylül için üye olduğumuz, yaşına(ayına) göre hazırlanan bir kutumuz var (http://www.adimadim.com/adimadim/adimadim-setlerimiz) tabii dergiyle birlikte gelen oyuncakları her zaman ilgi çekici olmayabiliyor (kutudan üst üste pastel boya ya da balon çıkabiliyor). Ama hazırlanan dergiyi beğeniyorum, bazen nasıl anlatacağımı bilmediğim konularda işime yarıyor, akılda kalıcı bir anlatımı var Eylül için.
Pandanın fiyatı biraz yüksek gibi (49TL), bakalım içinden neler çıkacak, üye olanlar memnun kalacak mı?

5 Nisan 2012 Perşembe

Öç Yuvası




Ne öcmüş ne yuvaymış kardeşim, bunalttı beni!!
Dört gündür iyi dayandım bu kitaba, nihayet bitirdim.
V.C. Andrews'in Dollaganger Ailesi (Çatı) Serisini ararken sahafta, bu kitaba denk gelip almıştım. Çatı Serisi de iç karartıcıydı ama bu kitap ayrı bir işkenceymiş. Yazdıklarını düşününce bu kadının garip bir yaşamı olmuş galiba diye düşünmeye başladım.
V.C. Andrews'in resmini görünce de Türk Filmlerinin kötü sarışın karakterleri aklıma geldi .



Kitabı okurken hava da bulutlanıp yağmur da başladı, tam karabasan oldu.
Hiiç tavsiye etmiyorum, bu kitabı okumakla zaman kaybetmeyin . Gördüğünüz yerde de arkanıza bakmadan kaçın...

4 Nisan 2012 Çarşamba

Nisan

 Baharın ikinci ayında da olsa uzun zamandır beklediğimiz sıcaklıklara erişebildik. Tabi bu İç Anadolu standartlarında bir bahar, yani öyle çiçek-böceğe karışmadık henüz, sadece termometreler (-)'yi göstermiyor o kadar :)
Nisan ayına hızlı bir giriş yaptık, haftasonu ısınan havanın kısmen de olsa tadını çıkardık ama yeni hafta zor ilerliyor..İleri saat uygulamasına nispeten alışan bünyem konu işe gelmek olunca yine de nazlanıyor. İşyerinde de evrak işleri ile oyalanıyor, dışarı görevinden kaçınıyor, okuduğum kitabı masamda- çantamda süründürüyorum.
Nisana hareket katan tek şey komşum ile başladığımız yürüyüş oldu. Ağaçlık alanlarda köpekle karşılaşma riski, göl kenarında sert rüzgar nedeniyle sabit bir rota çizemesek de azimle yürüyoruz :)Amacımız katılımcı sayısını arttırmak suretiyle köpeklere kafa tutmak..

Haftasonu bağ bahçe gezerken yol kenarında ot toplayan kadınlara imrendim, arabadan bir meyve bıçağı kapıp kendi çapımda yemlik toplamaya çalıştım (yemlik diğer illerde de toplanır mı bilmiyorum ama, Konya'nın vazgeçilmezlerinden. Yanında yufka ile tabii). Netice fiyasko oldu, çünkü nereye bakacağım, nasıl arayacağım hiç bilmiyormuşum meğer. Bir tane bile bulamadım yahu!! 10-15 gün sonra bir bilenle gitmeye karar verdim :)


Uğruna yollar aşındırılan yemlik :))




 Aşınan yollar:)


Ağacın etrafında Eylül ile bilimum Türk Filmi pozları verildi..

Göl rüzgarlı havalarda hiç çekici değil, bulanıp çamurlu gibi bir renk alıyor. O yüzden hiç pas vermedik kendisine...


Ve sürünen kitaplarım. Sahaftan aldığım V.C. Andrews kitabı ağır gidiyor, Ateş Yolu'na da başladım ama çok iç açıcı gelmedi, beklemede. (Bu hafta pek kitap okumak gelmiyor içimden, her bir kitap için envai çeşit bahane bulabiliyorum)


31 Mart 2012 Cumartesi

Elmalı Tart

Ee  kitap  kitap nereye kadar :)Biraz da yediğimi içtiğimi anlatayım. (Gerçi ben tadına baktım sadece, malum Dukan)
Ve bugün evde olmanın neticesi; elmalı tart...



Malzemeler:
Oda sıcaklığında bir margarin (ben yarı yarıya tereyağ kullandım)
2 yumurta
6-7 kaşık pudra şekeri
Kabartma tozu
Vanilya
Un
Harcı için:
4-5 Elma
5-6 kaşık şeker
1 bardak kadar ceviz
Tarçın
(Şeker miktarı opsiyonel, hamur ve harç için daha az kullanılabilir)

Hamur çok sert olmayacak şekilde yoğrulur, yumurtadan biraz büyük bir parça dondurucuda 15 dakika bekletilmek üzere kaldırılır.




 Elmalar şekerle suyunu çekinceyekadar pişirilir, soğutulup içine tarçın ve ceviz eklenir. Hamur tepsiye eşit kalınlıkta yayılıp üzerine harç yayılır. Donmuş olan hamur harcın üzerine rendelenir.
200 C fırında üzeri pembeleşinceye kadar pişirilir, ılıkken üzerine pudra şekeri serpilir..



Afiyet olsun...

30 Mart 2012 Cuma

Oyun

Kitaplığımda bekleyen Ted Dekker'a sıra geldi..




Aslında Tess Gerritsen'den sonra biraz önyargılı almıştım kitabı elime, vasat bir kitaptır düşüncesiyle. En son okuduğum Dekker kitabı yüzünden böyle düşünüyordum, Kutsal Meclis sonlara doğru çok sıkıcı gelmişti bana.


 Ama Oyun okuduğum ilk Dekker kitabı olan ve çember serisine dahil olan Siyah'a çok benziyor. Oldukça enterasan bir konusu, sürükleyici bir hikayesi var.Adından anlaşılacağı üzere bir Oyun var işin içinde. Devamında da......Okuyun görün :)


Çember Serisi demişken, şu Beyaz'ı da alıp okuyayım bir ara da, evde öksüz kalan Yeşil'i de olaya dahil olabilsin :) Seride hem olayların nasıl ilerleyeceğini, hem de nasıl ilk kitaba bağlanacağını merak ediyorum..


 Ve bugün Cuma :) Haftanın en umut vaad eden günü...Sıcak bir hafta sonu geçirmek istiyorum..


27 Mart 2012 Salı

Mefisto Kulübü

Rizzoli&Isles'e devam..



Mefisto Kulübü'nde de heyecan dozu yüksek, gizem ve satanizmle ilgili bilinmeyenler var..Ama konu çabucak toparlanıp bitirildi gibi, yani önceki kitaplardaki detaylar, hedef saptırmalar pek yok. Bazı noktalar da zorlama gibi geldi (Maura'nın olaylara dahil oluşu gibi). Ve pat diye bitti sanki..Yanlız içime kurt düştü şimdi, ben e-book olarak okudum ya, lüzumsuzun birisi özetlemiş olmasın  kitabı?
Yok yok değildir herhalde...

Kitabın konusu hakkında detaya girmeyeceğim, polisiye severlere gönül rahatlığı ile tavsiye ederim..
(Tess Gerritsen kitaplarına alıştım galiba, konu artık çok çetrefilli gelmiyor. Sırf Tess Abla'nın kıymetini anlayayım diye bir Ted Dekker kitabı okuyacağım :))

Rizzoli ve Maura için kafamda canlandırdığım yüzler vardı, ama diziye göz atınca tepetaklak oldu benim imajlar. Dizidekiler bildiğin çıtır ablalar. Özellikle Maura'yı çok farklı düşünmüştüm, bunlar şirine gibi. Iıı olmamış..

Salı gününün en güzel tarafı Leyla İle Mecnun izlemek. Televizyon yerine internetten izlemeyi tercih ediyorum ben, reklamsız, keyfime göre..Henüz izleyemedim yeni bölümü ama İsmail Abi'nin soyunun taa Mona Lisa'ya kadar uzandığını öğrendim:))Kaçırmayın..

26 Mart 2012 Pazartesi

Haftasonu

Nihayet güneşli günler gördük...
(Nazım şiiri gibi oldu:)

Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz, güneşli günler
......
Koşuşturması bol bir haftasonu oldu; bizim koşturma mecazi anlam taşıyıp, yapılanların yoğunluğunu ifade ederken, Eylül iki gün boyunca resmen koştu.Özellikle köyde, bol güneş ve ilgi çekici bir bahçe sayesinde hiç oturmadı. Uykuyu es geçti, dönüş yolundaysa ise kelimenin tam manasıyla "sızdı" :)
Kuzuları sevip, kendi oyuncakları gibi yumuşak olduğunu; römorkun üzerinde evcilik oynarken de "daha önce böyle bir arabaya binmediğini, çok sevindiğini" söyledi. Benim için kısmen tanıdık olan köy hayatı, eşim ve kızım için turistik gezi kıvamındaydı ...

Vee kuzularımız ...

 Bu kuzu her uzatılan parmağı emiyordu :)




Bu da benim kuzum :))

Haftasonu kilo verdiğimin fark edilmesi nedeniyle motive oldum, annemin yaptığı balkabağı yüzünden de sanırım yarım kilo kadar aldım :)) Neyse olacak o kadar artık..Dukan'a devam...
Mefisto Kulübü okuyorum hala, ama e-book olarak okuduğum için kitabın ne kadarını okuduğumu pek anlamıyorum. Pat diye bitecek korkarım :))



22 Mart 2012 Perşembe

Hac



Uzun zaman önce almıştım bu kitabı. Hemencecik okunacaklar arasında olmadığı için, elimdeki hevesle okunan kitaplar bitip de sıra yeniden klasiklere gelirken arada okunabildi ancak...Her siparişle 1-2 tane aldığım dünya klasikleri nedense bende ödev psikolojisi oluşturuyor. O yüzden kütüphaneyi silkeleyip okunacak diğer kitapları arayıp buluyorum.
Simyacı'yı ortaokulda okuduğumu ve çok sevdiğimi hatırlıyorum. Ama sonrasında bu tarz kitaplar, yapılan içsel yolculuklar, mistik serüvenler, ferrarisini satanlar, secret'lar vs beni sıkmaya başladı. Zaten kişisel gelişim kitaplarını da sevmem, yani çok teoriktir benim için yazılanlar. Hem ben dengesiz bir ikizlerim, gitmez bana böyle doktrinler..
Hac da bu kategorideydi. Tamam çok sıkıcı bir konu değil ve bir günde bitiyor ama beni pek açmadı...
Zaten kitabı da nerelerde gezdirdiysem, ıslanıp kurumuş, sararmış, epeyce "çile" çekmiş :))
Bu tarz kitapları sevenlere, hristiyanlıkla ilgili detaylı anlatımlardan sıkılmayanlara tavsiye edebilirim. (Nezaketen tavsiye ediyorum yani, zaman kaybetmeyin, daha okunulası bir kitap seçin :))

Ve "okunacak kitabım kalmadı" psikolojisine girmiş bulunmaktayım. Tabii ki okunacak kitap var evde ama aklımdaki kitaplar değil..İşin kötüsü eşimle anlaştım, aslında sen istediğim e-kitapları bul ben de normal kitap almayayım diye blöf yapmıştım. Ama epeyce kitap buldu. Bir çoğu ıvır zıvır kitaplar, bazıları fotoğraflanarak yüklenmiş ama önce okunabilecekleri seçmeli ve (bir süre de olsa) sözümde durmalıyım...

21 Mart 2012 Çarşamba

Ziyan



Neredeyse bir haftadır sürünüyor elimde kitap..Umduğumun aksine kitabın ilk kısımları zor ilerledi. Adapte olamadım bir türlü kitaba. Bir de yazıları ufacık geldi bu kitabın, beni bu ilkokul çocuğu bahanesine iten sanırım Martı Yayınları'nın ciltli kitapları!!Öyle büyük puntolarla yazıyorlar ki insan normal bir kitaba geçtiğinde bocalıyor..
Ziyan, okuduğum diğer Hakan Günday kitaplarından farklı (bu iyi bir durum benim için çünkü Kinyas ve Kayra'dan sonra Az ve Zargana biraz tekrar gibi gelmişti.) İşin içinde askerlik oluşu benim için konuyu çok cazip kılmasa da kitap ilerledikçe ilginç bir hal almaya başladı. Ve bu kitap benim favorim olan Az'ın bir adım ötesine geçti diyebilirim..
Pek çok kitabı okumakla yetinirken, Ziyan alıntı yaptıranlar arasında yerini aldı.
Spoiler korkusu olmadan okuyabilirsiniz, çünkü yazacaklarımdan kitabın seyrine dair hiç bir kırıntı yakalayamazsınız merak etmeyin:)



Bir gaziye, bedeninin yarısını vatan uğruna rehin bırakmış birine söylenebilecek hiçbirşey yoktu. Kahramanlık kelimesinin sözlük karşılığı can bulup yanımızda durmuşken kendimizi o kadar aciz ve güçsüz hissetmiştik ki!! Ne yapacağımızı bilememiştik. Her ne kadar onlar yaralandıkları anı çok gerilerde bırakmış gibi görünseler de bizim için hala savaşmakta olan üstün varlıklardı. Belki de insanların çekingen bakışlarına alışkın oldukları için ilk lafı onlar atmışlardı: "Şafak kaç ?" Söylemeye utanmıştık. Askerlik hizmetlerinde gazi olmuş insanlara, askerlik hizmetimizin her gününü saydığımızı söylemeye utanmıştık.
Daha önce de söylemiştim. Analitik zekayla aramda çelik duvarlar vardı. Ve amaç için bütün araçların kurban edilebileceğini vaaz eden Macchiavelli'den nefret ediyordum!Ben bi romantiktim. Ve Descartes'in, insan tanımayan soğuk mantığından iğreniyorum! Ben bir romantiktim. Ve Rousseau'nun Kuvvetler Birliği ilkesini alıp İsviçre'nin kalbine saplamak istiyordum. Ben romantizmin kendisiydim. Ve Gazi Mustafa Kemal'in göz yumduğu her çirkinliği, bir daha görmemek için gömmek istiyordum.   
Tabii ki bir günde olmadı bunlar. Bir günde terk etmedim Kahramanımı. Bir günde kırılmadı hayallerim. Bir günde vazgeçmedim, Mustafa Kemal'den. Bir günde karar vermedim peşini bırakmaya. Ben bir romantiktim Asker. Bir saniyede karar verdim onu öldürmeye! Bir saniyenin içinde!!!
Önümde sekiz yıl vardı. Devrilince sonsuzlukmuş gibi duran sekiz koca yıl. Sonsuzluk simgesinin anlamını çözeceğim kadar uzun. ∞ 'un anlamını. Soldakinin sonsuz hayat dairesini, sağdakininse sonsuz ölüm dairesi olduğunu kanıtlayacak kadar...
Belki de bir bedende iki ruh taşıyorum. Ama ben ruhlara inanmam. Ruh, bir insan icadıdır. Bedeni yaralandığı gün, varlığının bir parçası olan ancak asla zarar görmeyen bir şey hayal etmiş, adını da Ruh koymuştur. "Bedenimi parçalayabilir ama ruhuma dokunamazsınız" demenin keyfini yaşamak için kendisine hayali bir sığınak inşa etmiştir.

Önerebileceğim bir kitap...

20 Mart 2012 Salı

Eylül..




Baba bahçede çalışmaktadır, budanan ağaç dallarını temizlemektedir.
Eylül: Anne, babamlar bahçede çalışıyor dimi?
Anne: Evet kızım..
Eylül: Anne, babamlar bahçeyi dikenliyor dimi?
Anne: O ne demek kızım?
Eylül: İşte anne dikenliyorlar babamlar bahçeyi..
Anne: Kızım ne demek istediğini anlamadım ben..
Eylül'ün yüzünde "doğru kelime bu değildi galiba" bakışı, annesinde "ne demek istiyor ki?" bakışı..
1-2 dakika sonra koşarak annesinin yanına gelen Eylül:
-Anne babamlar bahçeyi tırmıklıyor değil mi?
Bahçeyi dikenleyen şey tırmıkmış :))

Odasında en kaprisli haliyle yatar Eylül. Kahvaltıya çağırmak için gelen bakıcısını da kovar
-Sen kendi işine bak, beni rahat bırak..
-Ama benim işim sensin zaten, seni bırakıp gidemem..
- O zaman şu oyuncakları falan topla!!
Temizlikçiye bile hatırla iş yaptıran ben, ipleri Eylül'e bırakmaya karar verdim :))

Soğuk havalardan iyice bunalan Eylül akşam Survivor'daki oyunlara imrenerek baktı, tatilde aynısını yapacağımıza dair söz aldı :))
Acun'a, Mustafa Topaloğlu'na katlanmaya bile razıyım...Off hakkaten gelse artık bahar...........................