21 Aralık 2011 Çarşamba
(Yeni) Bakıcımız...
Bakıcımızı değiştirdik. Bu değişim kızımdan çok beni strese soktu. İhtimallerle boğuştum bir hafta boyunca.
Avantajımız bu kez evimize gelecek olması; havalar ısınınca balkonda bahçede oynayabilir, bisiklet sürebilir...
Bugün ikinci günümüz .Ben de izin aldım alıştırma sürecindeyiz. Bugün müdahil olmuyorum, evdeki ufak tefek işlerle oyalanıyorum (ve de post yazıyorum:))
Şimdilik sıkıntı yok gibi....
Umarım memnun kalırız..
LilaKutu Aralık
Aralık kutum geldi. Dopdolu bir kutuydu karşımdaki...
Fotoğraflarda net olduğu için tek tek ürünleri yazmayacağım. Ama 2-3 tanesi orjinal boy ürün! Diğer kutu bunun yanında epey cimri kalıyor hemen belirteyim (üstelik o kutunun fiyatı da epeyce arttırıldı).
Kutu içeriklerinde bana en uymayan ürün oje oluyor ama bu gidişle onları da kullanacağım gibi çünkü renkleri çok güzel.
İlginç bir ürün var kutuda; PCO Whitening Mask -Kırışık, sarkma vs içinmiş ve içinde koyun plasentası (ekstr edilmişmiş) varmış!!
Ozoxlive Cilt Bakım Jeli (orjinal boy!) Yanlız itici (laboratuvarımsı) bir kokusu var.Ozon vs içeriyor galiba, net inceleyemedim.
Max Factor'ün kalemi siyah olmasa daha çok sevinirdim açıkçası...
Rareblossom El Kremi, çevresel faktörlerden korur diyor ancak ben pek beğenmedim. Elime hiç sürmemişim gibi. Tabii çaktırmadan koruyorsa başka:))
Fikir edinebildiğim ürünler bunlar. Denediklerimi yazarım demeyeceğim artık çünkü yazmıyorum, üşeniyorum.Artık kozmetik blogları halleder bu işi..
Bu arada kutudan çıkan pullara da kızım çok sevindi.Unutmadan, kutu çook güzel, kumaş kaplı.Kadınların kutu zaafını bildikleri için epey özenmişler:)
Bunlar da fotoğraflarımız.....
16 Aralık 2011 Cuma
Aklından Bir Sayı Tut
Merak ettiğim kitaplardan biriydi Aklından Bir Sayı Tut.
Popülaritesinin azalmasını bekleme kararı almıştım ve ancak bu kadar bekleyebildim :)
Haftasonu yaptığım sahaf çıkarmasının ganimetlerinden biri oldu.
Konuya gelirsek (arka kapaktan);
Mark Mellery, posta kutusuna bırakılmış imzasız bir mektup alır. Mektupta şöyle yazmaktadır;"Aklından herhangi bir sayı tut 1 ila 1000 arasında herhangi bir sayı." Mellery öylesine 658 sayısını tutar. Not şöyle devam etmektedir; "Sırlarını nasıl bildiğimi göreceksin. Küçük zarfı aç."
"Aldıklarını geri vereceksin
Vermiş olduklarını aldığın zaman
Biliyorum ne düşündüğünü,
Ne zaman uyuduğunu,
Nereye gittiğini,
Nereye gideceğini.
Seninle bir randevumuz var, Bay 658."
Spoiler!
Kitabın başında Dave Gurney-Madeleine ilişkisini bişeye benzetemedim, koca kitap bitti dertleri ne hala anlamadım (Menopoz/Andropozun etkili olduğunu düşünüyorum)
Bu garip evliliği ve de kahvaltı anlayışlarının bir fincan kahveden ibaret olduğunu bir kenara koyarsak kitap konuya uzatmadan giriyor ve gidişat gayet akıcı...
Özellikle titiz katilleri severim ki Charybdis de bu gruba dahil olabilir (ve sevdiğim bir diğer unsur bir çok katil gibi dini saplantısının olmaması). Konu çok dağıtılmamıştı, lüzumsuz yer tasvirleri ya da içsel yolculuklar yoktu.
Ancak kitabı okumadan önce rastladığım yorumlar nedeniyle beklentilerim biraz yüksekti. Özellikle sayıların tahmininin çok etkileyici bir yöntemle yapıldığının ortaya çıkmasını bekledim.
Bir de katile çok yaklaşılan son kısımda beklediğim heyecan yoktu.Normalde kitabı elimden düşürememem gerekirken, bıraktım kitabı alakasız işlerle uğraştım.
Bir de olayı araştırmak üzere oluşturulan ekipte ne çok lüzumsuz kişi vardı.(Zaten pek çoğunun neci olduğunu anlamadım, anlamaya uğraşmadım. Bu mıymıntı adamların konuyu aydınlatamayacağı açık olduğu için isimlere odaklanamadım.)
Genel bir değerlendirme ile kitabı aksiyon/polisiye severlere tavsiye edebilirim. Soluksuz olmamakla birlikte sıkılmadan okunabilecek bir kitap...
15 Aralık 2011 Perşembe
Yılbaşı çekilişleri
İsteyenler için tık
İsteyenler için tık
İsteyenler için tık
Bir de bunlar var ki, siz katılmayın benim olsunlar :) http://roseangel-sslkokovekozmetikaii.blogspot.com/2011/11/hediye-etkinligime-katlmak-istermisiniz.html
14 Aralık 2011 Çarşamba
Sepetimdekiler...
Nihayet rahat bir Konya gezisi yapabildim. Salı günü İl Müd.'de toplantı vardı, haftasonuna bir gün de izin ekleyince toplam 3,5 gün oldu ve baya baya tatil gibi oldu benim için. Her seferinde koşturmacayla yaptığım alışverişlerimi bu kez sindire sindire yaptım, özlediğim yerlerde dolaştım.
Bolca teknoloji mağazası gezdikten sonra D&R a uğrayıp bir iki kitabı kolumun altına kıstırmıştım ki aklıma sahaflar geldi. Küçük bir pazarlıkla aldıklarımı yerine koyup yerine "Rampalı Çarşıya gitme sözü" aldım :))
(Kitapları görünce fotoğraf çekmek aklıma gelmedi, netten bulduklarım da pek iç açıcı değil:( )
Rampalı Çarşı Konyanın en eski kitapçılarının, sahaflarının, bilimum hobi malzemelerinin satılan dükkanların bulunduğu çarşısı. Öğrencilik yıllarımda bolca aşındırdığım, kitap alabilecek bütçem olmadığı için daha ziyade değiş tokuş yaptığım, bolca ikinci el test kitabı aldığım, ÖSS ye girdikten hemen sonra kitaplarımı sırtlanıp yok pahasına sattığım (ki o zaman sadece satmış olmak bile zevkti, yerine bir iki roman almıştım), kokusunu ayrı bir sevdiğim çarşı...
Nerdeyse 7-8 senedir uğramaya fırsatım olmuyordu. Eşime de bıkmadan usanmadan anlatıyordum çarşıyı...Gerçi ufak değişiklikler olmuş gibi, henüz aradığım kitapları elimle koymuş gibi bulamıyorum, kimin ne tür kitap sattığını unutmuşum ama söz konusu kitap olunca aramak bile ayrı bir zevk benim için..
Aslında aklımda alınacak bir kitap ismiyle gitmemiştim. Dolayısıyla rastgele bir alışveriş oldu, zaten aklımda kalmış olan kitaplar da popüler kitaplardı ve ikinci elleri henüz yoktu.
Aldıklarıma gelince;
Grange okumayı sevdiğim için, üç tane kitabını aldım (Koloninin sıfırdan hiç farkı yok). Çatı serisinin de ilk kitabını okumuştum, beri seriyi tamamlayayım dedim.V.C. Andrews'in başka bir kitabı, bir adet Stephen King, Perihan Mağden'in kitabı, bir tane Ted Dekker ve en popüler olan da Aklından Bir Sayı Tut (Sabah serviste başladım :)
Diğer ganimetler de küpeler:))
Özellikle baykuş olan favorim. Kıyafetime uysun uymasın aldığımdan bu yana sürekli takıyorum :)
Bu da bloglar sayesinde haberdar olup aldığım ıvır zıvır çekmecem ..
Bir de Konya'ya Watsons açılmış ki ona ayrı bir sevindim. Tabi sevinmekle kalmadım ama abartıp ordan aldıklarımı da anlatmayayım, bloğum 16'lık kız bloğuna dönmesin :)
Kitapların sevinciyle işe bile istekli geldim yahu!!
Hevesim kaçmadan biraz çalışayım artık...
9 Aralık 2011 Cuma
Çekiliş
Hazır çekilişlere başlamışken
Kozmetik Dosyasının Rossmann çekilişi için ;
http://kozmetikdosyasi.blogspot.com/2011/11/kozmetik-dosyasnda-cekilis-zaman.html
Hobilemecenin süpriz hediyesi için;
http://hobilemece.blogspot.com/2011/12/100u-devirdim-cekilisi.html
Kozmetik Dosyasının Rossmann çekilişi için ;
http://kozmetikdosyasi.blogspot.com/2011/11/kozmetik-dosyasnda-cekilis-zaman.html
Hobilemecenin süpriz hediyesi için;
http://hobilemece.blogspot.com/2011/12/100u-devirdim-cekilisi.html
Bu üzellik için de;
Çekiliş (Senemin Yemekleri)
Onarıcı göz kremi isteyenler buyursun;
http://lezzetlibiseyler.blogspot.com/2011/12/activardan-onarici-goz-cevresi-kremi.html
http://lezzetlibiseyler.blogspot.com/2011/12/activardan-onarici-goz-cevresi-kremi.html
8 Aralık 2011 Perşembe
Aşureye Giriş...
Her ne kadar hafta içinde ve dar zamanda aşure yapmayı sevmesem de, haftasonu evde olamayacağım için bugün yapıp aradan çıkarmaya karar verdim. Akşamdan hazırlık yapayım ki ertesi akşama çok iş kalmasın, hemen sıcak sıcak dağıtayım dedim. Benim yaptıklarım hazırlıktan biraz öteye mi geçti, yoksa ben mi işin meşakkatini unuttum bilemem ama 11den önce çıkamadım mutfaktan...
Aşure olmaya aday topluluk;
Aşure olmaya aday topluluk;
Ve kıyıma uğramış halleri ;
Aşure olmuş hallerini de görürüz inşallah (Oğlumun mürüvvetini görmek istiyormuşum gibi oldu)
Bu arada ikinci resimde sol arkada bulunan malzeme benim koçbaşı diyerek aldığım ama bildiğin atkafası çıkan nohutlarım!!Pişince devasa boyutlara geldi, neden renginin karardığını da çözemedim. Sanırım kabuklarını soymam gerekecek, sütle falan da rengini ayarlayacam artık. Olmadı Titanyum Dioksit eklerim canım, okulda boşuna mı öğrendim bunları:))
Not: Resimdeki gülsuyu aşure için değil tabii, güllü şeyleri yemeyi hiç sevmem, koklasam yeter. Bu gülsuyuna da ayva çekirdeği koyup beklettim ve yüzüme sürüyorum, beklediği için gülsuyundan dolayı kötü kokmakla beraber yüzümü geriyor gibi...(Posta yanlışlıkla incir çekirdeği yazmışım, son anda gördüm! Deneyen çıksa sonuç ne olurdu hiç düşünmek istemiyorum:)
Vanilya Club Aralık Kutum
Evet benim kutum da geldi nihayet..Kasım kutusunu fotoğraflamaya fırsatım olmamıştı, bu kez es geçmeyeyim dedim, sakın kimse kutumu açmasın diyerek terör estirdim. Ama yine de ilk açan olamadım:(
Bunların erkek versiyonunu da yaparsanız sevinirim sayın kutucular...Zira eşim ne varmış diyerek kutumu dalıyor :)
Önceki gün kargodan mesaj gelince, (paketimin yola çıktığı şeklinde) acaba hangisi gelecek dedim; Vanilya Club mı Lila Kutu mu? Tabii ufak bir araştırma ile Vanilya Clubı'ın aralık kutularını gördüm. Ufaktan beliren beklentilerle açtım yani kutumu.(Acunun yarışması gibi bişey oldu bu!)
Bu ambalaj daha güzel olmuş, amblem de değişmiş, gerçi biraz V For Vandetta imajı oluşturdu bende ama olsun o da kabulüm:)
Bahtıma çıkanlara gelirsek;
-Prioi Coffeeberry Serisinden Üç Sample (Bunları kullanmak hiç içimden gelmiyor, vanilya paketi gibi!)
-Nuxe Paris Huile Prodigieuse Kuru Yağ (Bunu nereme sürsem bilemiyorum :)
-L'Occitane Verbena El Kremi (Geçen paketten de aynı markalı el ve ayak kremi çıkmıştı)Çok güzel limonumsu bir kokusu var, kış için uygun değil tabii...
-Jane Iredale Just Kissed Lip Plumper (Mentollü gibi bişey, ilk kez kullanacağım, nasıl bişey ortaya çıkar hiiç bilmiyorum, ama ince dudaklarımla iyi bir adayım:)
-Fruttini Meyveli Vücut Losyonu (Krem, losyon zaten ayrı bir zaafım var:)
-Bodysol SOS Lipstick (Ki en faydalısı bu olacak benim için)
Bu defa kullanıpta beğendiklerimi yazmayı planlıyorum....
(Ve sıra Lila Kutuda :)
Bunların erkek versiyonunu da yaparsanız sevinirim sayın kutucular...Zira eşim ne varmış diyerek kutumu dalıyor :)
Önceki gün kargodan mesaj gelince, (paketimin yola çıktığı şeklinde) acaba hangisi gelecek dedim; Vanilya Club mı Lila Kutu mu? Tabii ufak bir araştırma ile Vanilya Clubı'ın aralık kutularını gördüm. Ufaktan beliren beklentilerle açtım yani kutumu.(Acunun yarışması gibi bişey oldu bu!)
Bu ambalaj daha güzel olmuş, amblem de değişmiş, gerçi biraz V For Vandetta imajı oluşturdu bende ama olsun o da kabulüm:)
Bahtıma çıkanlara gelirsek;
-Prioi Coffeeberry Serisinden Üç Sample (Bunları kullanmak hiç içimden gelmiyor, vanilya paketi gibi!)
-Nuxe Paris Huile Prodigieuse Kuru Yağ (Bunu nereme sürsem bilemiyorum :)
-L'Occitane Verbena El Kremi (Geçen paketten de aynı markalı el ve ayak kremi çıkmıştı)Çok güzel limonumsu bir kokusu var, kış için uygun değil tabii...
-Jane Iredale Just Kissed Lip Plumper (Mentollü gibi bişey, ilk kez kullanacağım, nasıl bişey ortaya çıkar hiiç bilmiyorum, ama ince dudaklarımla iyi bir adayım:)
-Jane Iredale Pure Pressed Base (pudra, fondoten, kapatıcı bilimum şey yerine geçen bir ürün)
-Fruttini Meyveli Vücut Losyonu (Krem, losyon zaten ayrı bir zaafım var:)
-Bodysol SOS Lipstick (Ki en faydalısı bu olacak benim için)
Bu defa kullanıpta beğendiklerimi yazmayı planlıyorum....
(Ve sıra Lila Kutuda :)
2 Aralık 2011 Cuma
Şeftali Bahçesinin Sırrı
Nihayet!
Uzun zamandır elimde sürünen bu renksiz kitabı bitirebildim.
Efendim kitabımız üç adet genç kız, bunların etrafındaki 3-5 kişi ve de bir şeftali bahçesinden oluşmakta. Aslında ele alınan konular o kadar sıkıcı değil ama anlatım pek bir durağan, basit ve kısa kısa partlar halinde anlatıldığından sayfa sayısını şişirmeye çalışılmış gibi geldi.
Benim gibi market sepetinde görüp de, "çok ucuzmuş yahu, alayım da kitapsız kalırsam okurum" demeyin. Denk gelirseniz de arkanıza bakmadan kaçın.
Bu arada ortada SIR falan da yok boşuna beklemeyin...
Ha bir de bu üç hatunun sıkıcı maceralarının devamı mı ne varmış. Hiiç işim olmaz valla!
Neyse diğer bir yarım kitabım Bir Gün'e geldi sıra. Bu hafta vicdanımı rahatlatıyorum. Yarım kitaplar bitsin de rahat rahat yenilerini alabileyim:) (Zaten idefix'ten sipariş vermemek için zor duruyorum.)
Vee bugün Cuma. Eve gidip hummalı bir hazırlık yapıp, haftasonumu kuzenlerime ayıracağım:) Özlemişim yahu, nostalji yapacağız......
1 Aralık 2011 Perşembe
Yazı-Tura
Efeendiim yaptığım çekiliş (daha ziyade atılış, çünkü yazı tura attım:)) neticesinde kitaplar zoitsa'ya gidiyor.
Özge adresini netleştirelim..
Şimdiden iyi okumalar..
25 Kasım 2011 Cuma
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi
Şimdiye kadar okuduğum en bol karakterli kitap...Ayfer Tunç'a okuduğum her kitabıyla daha çok bağlanıyor, beklediğim tadı alacağımı biliyorum.
(spoiler içerir)
Kitap bir nevi Kreps Çemberi. Dönüp dolaşıp başladığı yere dönüyor.
Karadenizde sırtındenize dönmüş bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesinden yola çıkıyoruz ve emin olun uğramadık yer bırakmıyoruz...
Aslında kitabın farklı tarzı ilk etapta kitabın akıcılığını engelliyor, bir an önde kaldığım yerden devam edeyim isteği duymuyorsunuz. Çünkü kaldığınız bir yer yok..
Lisede arkadaşımla "kim his susmadan en uzun süre saçmalayacak yarışması" yapardık, bir an onu hatırladım. Çünkü kitapta es yok, bir karakterden diğerine farkına varmadan geçiyorsunuz.
Kitabı okumayı barakacağım zaman genelde sayfa başında bir paragraf belirler orda bırakırım ama bu kitapta o da yoktu:)
Dediğim gibi yaklaşık ilk 100 sayfayı konunun dağınıklığı nedeniyle kitaba bağlanamadan okudum. Her anlatılan karakterde ister istemez buraya kimden yola çıkarak gelmiştik diye düşünüyordum bir yandan (Bu kitapta düşünülecek en yorucu şey de bu olur, beyin fırtınası yaptırıyor resmen:)..
Siyah harfle yazılan karakterlerin hikayesinin anlatıldığını da geç fark ettim:))
Ama bir anda kitabın tarzı çok zevkli gelmeye başladı, kişilere daha hakim olunca her anlatılan konuda bi süpriz bekler oldum.
Yanlız birşey dikkatimi çekti; bu kitapta herkes birbirini aldatıyor kardeşim! Karısını/kocasını aldatanlar, üvey oğluna kaçanlar, genç kızlar için evlerini dağıtan 50'lik adamlar....umarım toplumu yansıtmıyordur yoksa vay halimize!
Hastanedeki karakterler birbirinden renkli; sol elini karısı sananlar, oğlu öldüğü için gülme krizine girenler, madde bağımlıları (ki bir de 'ot'lu kek yapan doktorumuz var ki evlere şenlik).
Barış ve Gülnazmiye, Demir Demir, Tavşan Dudak Jinekolog ve kek dehası doktorumuz benim favorilerimdi....
Genelde kitabı detaylı anlatmayı sevmem ama nedense bu kitabı nerdeyse özetleyesim geldi (Ha ha bu kitabın hakkaten özeti çıkarmı ki?:))
spoiler bitti:)
Diyorum ki okuyun, okutun, anlatın, övün bu kitabı.Pişman olmazsınız valla:))
24 Kasım 2011 Perşembe
Öğretmenler Günü
Kutsal meslek öğretmenlik, özveri isteyen, sabır isteyen, insan hayatına yön veren.....
Tüm öğretmenlerin hak ettiği değeri gördüğü ve harcadığı emeğin karşılığını aldığı, tüm öğrencilerin hak ettiği okul ve öğretmene sahip olduğu, eşitlik denen (ve kaf Dağının tepesinde ikamet eden) kavramın eğitim sistemimizde ön plana çıktığı günler diliyorum........
Hayatımda kalıcı izler bırakan, bana hayata dair pek çok doğrular öğreten tüm öğretmenlerime saygılarımı gönderiyorum....
Öğretmenler Gününz kutlu olsun....
22 Kasım 2011 Salı
Kaybedenler Kulübü
Haftanın ilk günü mide bulantısı ve devamında iç açıcı olmayan sahnelerle başladı...
Evde dinlenme zorunluluğu ile öğleye kadar "bulantı baskılama" eylemi, öğleden sonra da nisbeten gözümün açılması sonucu "ne izlesem" e dönüştü:)
Uzun zamandır izlemeyi planladığım Kaybedenler Kulübü'nü izledim.
Ruh halime çok uyan bir filmdi...Zaten Nejat İşleri hep beğenirim. Nedense onu gördüğüm rolleri bi başka oyuncuya yakıştıramam (Barda'yı izleyemedim ama, dayanılacak gibi değildi!!), bir de Serra Yılmaz, reklamını bile izlerken zevk alıyorum, aklımın bir köşesinde kutu içinde yaşıyor hala (Sıdıkadan hatırlarsınız..)
Ama filmdeki 'adamım' Murattı:) Cuk oturan bir oyuncu seçimi olmuş..
Evde dinlenme zorunluluğu ile öğleye kadar "bulantı baskılama" eylemi, öğleden sonra da nisbeten gözümün açılması sonucu "ne izlesem" e dönüştü:)
Uzun zamandır izlemeyi planladığım Kaybedenler Kulübü'nü izledim.
Ruh halime çok uyan bir filmdi...Zaten Nejat İşleri hep beğenirim. Nedense onu gördüğüm rolleri bi başka oyuncuya yakıştıramam (Barda'yı izleyemedim ama, dayanılacak gibi değildi!!), bir de Serra Yılmaz, reklamını bile izlerken zevk alıyorum, aklımın bir köşesinde kutu içinde yaşıyor hala (Sıdıkadan hatırlarsınız..)
Ama filmdeki 'adamım' Murattı:) Cuk oturan bir oyuncu seçimi olmuş..
Hepsi iyi hoş da Ahu Türkpençe olmamış gibi geldi..Hülya Avşar'ın Türkiyede jön yok demesi gibi olacak ama nedense bu aralar filmlerde 'işte bu!' de bir kadın oyuncu yok...
Asıl kaybedenler kulübüne sanırım nesil olarak yetişemedim ve hiç dinlemedim. Ama filmdeki yayın akışına tek kelimeyle bayıldım. Dediğim gibi ruh halime çok uydu, Bukowski okuyacak haldeyken bu film ilaç gibi oldu, birisi benim için okumuş gibi oldu..Angut Kuşu ve normalde hiç hazzetmediğim Ferdi Özbeğen bile kulağıma müthiş geldi...
Yanlız film insanda çok fazla sigara ve bira içme isteği uyandırıyormuş ona göre:)
Filmin müzikleri de güzeldi. Geldiğimden beri bir Melancholy Man-The Moody Blues dinliyorum, bir Sigaramın Dumanı...
Yine 'okuyamama' günlerine girdim, akşam hava erken kararıyor yolda okuyamıyorum, sabah da uyku mahmurluğunu atıncaya kadar yol bitiyor, bunca bahane sıralatan kitabım da 'Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi'...Aslında eğlenceli bir kitap, farklı bir kurgu ama nedense bugünlerde beni sarmadı. Beni çağıracak bir hikayeye ihtiyacım var gibi (Bu kadar Lisbeth'den sonra bünye durağanlık istemiyor haliyle:)
Bir de bu işyeri görünümündeki buzhanede ellerimi şalımın altından çıkarmak gelmiyor içimden. Klavyede kısıtlı hareket katlanılır ama sabit bir şekilde kitabı tutmak riskli!!Neyse yarın elektrikli ısıtıcı getireceğim, ayakkabımı yakmadan ısınırım umarım...
Son olarak sinemada Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesini izlemek istiyoruumm. İlgililere duyrulur....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




























